Güncelleme Tarihi:

Çünkü algoritmalar, nötr bir araç değil; veri temelli bir yönlendirme sistemidir. Her görünürlük, aynı zamanda bir görünmezliği üretir. Bir üniversitenin, bir markanın veya bir eğitim kurumunun algoritmik sistemler içinde daha fazla görünür olması, yalnızca kalitesinden değil; çoğu zaman veri ağına hâkimiyetinden, dijital pazarlama stratejisinden ve sistem içi yatırımlarından kaynaklanır. Dolayısıyla öğrencilerin, “en uygun tercih” olarak karşısına çıkan öneriler, aslında çoğu zaman algoritmik rekabetin ürünüdür. Bu da bireyin özerkliğini güçlendirmek yerine, onu farkında olmadan veri temelli yönlendirmelerin etkisine sokabilir.
AVANTAJLARI NELER?
Bu duruma tamamen olumsuz yaklaşmak da doğru değil. Çünkü algoritmaların sunduğu veri çeşitliliği ve hız, özellikle bilgiye erişimde fırsat eşitliğini artırır. Bir öğrencinin farklı ülkelerdeki üniversiteleri, burs olanaklarını ve bölüm içeriklerini birkaç saniyede kıyaslayabilmesi, geçmişte yalnızca danışmanlık firmalarının sağlayabildiği bir ayrıcalıktı. Şimdi bu ayrıcalık, demokratikleşmiş bir erişim olanağına dönüştü. Ayrıca yapay zekâ araçları, bireyin ilgi alanları, akademik geçmişi ve hedefleri doğrultusunda kişiselleştirilmiş öneriler sunarak, bilgi kalabalığı içinde yönünü bulmasına da yardımcı olabilir. Bu yönüyle YZ sistemleri, özellikle kararsız gençler için bilişsel yükü azaltan, yol gösterici bir rehber görevi görebilir. Kısacası, yapay zekânın algoritmik tercihlerde sunduğu avantaj, bilgiye hızla ulaşma ve seçenekleri rasyonel biçimde değerlendirme becerisidir. Bu, eğitimde zaman ve kaynak verimliliğini artıran güçlü bir araçtır.
SAKINCALARI NELER?
Ancak bu sürecin görünmeyen yüzü, çok daha derindir. Algoritmaların “öneri” olarak sunduğu şeyler, çoğu zaman veri akışının güçlü aktörleri tarafından biçimlendirilir. Yani bir kurumun dijital varlığı ne kadar kuvvetliyse, algoritmalar da onu o kadar “önerilebilir” hale getirir. Bu durum, eğitimde “algoritmik adalet” tartışmasını gündeme getirir. Eğer algoritma, yalnızca yüksek etkileşim alan, güçlü pazarlama verisine sahip kurumları öne çıkarıyorsa; nitelikli ama dijital görünürlüğü düşük eğitim kurumları geri planda kalacaktır. Bu da öğrencinin “doğru tercihi” değil, “algoritmanın uygun gördüğü tercihi” yapmasına neden olur. Yapay zekâ sistemleri nesnelliğin görünümü altında öznel bir yönlendirme üretir. Bu durumun psikolojik yansıması da dikkat çekicidir: Birey kendi kararını verdiğini zanneder; oysa karar, algoritmanın sunduğu seçeneklerin sınırları içinde şekillendi. Bu, özgürlük yanılsaması (illusion of autonomy) olarak adlandırılabilir.
Bir diğer sakınca ise kültürel homojenleşmedir. Yapay zekâ sistemleri genellikle belirli merkez ülkelerde geliştirildiği için, öneri algoritmaları da bu kültürel normları taşır. Sonuçta farklı coğrafyalardaki öğrenciler benzer yönlendirmelere maruz kalır. Böylece çeşitlilik değil, tek tip eğitim ideali öne çıkar.
Bu durum uzun vadede yerel kültürlerin, değerlerin ve pedagojik yaklaşımların silikleşmesine neden olabilir.
Benim kanaatime göre, yapay zekânın bu süreçteki rolü ne tamamen bir tehdit, ne de sınırsız bir fırsat olarak görülmeli. Önemli olan, teknolojinin insana hizmet eden boyutunu koruyabilmektir.
SADECE GÖRÜNÜRLÜK STRATEJİLERİ ÖNEMLİ DEĞİL
Algoritmaların gücü, insan aklını tamamladığı ölçüde değerli. Yönlendirdiği ölçüde değil. Bu nedenle eğitim kurumlarının, yapay zekâ sistemlerine dahil olurken yalnızca görünürlük stratejilerini değil; aynı zamanda etik, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerini de gözetmeleri gerekir. Ayrıca bireylerin ve özellikle gençlerin dijital farkındalık eğitimine tabi tutulması algoritmik sistemlerin nasıl çalıştığını, hangi verilerle beslendiğini ve önerilerin nasıl şekillendiğini eleştirel biçimde anlayabilmeleri elzemdir.
Bu bilinç gelişmeden, yapay zekâ her ne kadar rehberlik etse de, kararın gerçek sahibi insan olamayacaktır.
YAPAY ZEKA FARKINDALIKLA KULLANILMALI
Sonuç olarak; yapay zekâ çağında “karar verme” kavramı yeniden tanımlanıyor. Bugün algoritmalar bize yalnızca bilgi sunmuyor; neye bakacağımızı, neye inanacağımızı ve neyi seçeceğimizi de biçimlendiriyor. Bu durum, insanın bilişsel özerkliğini zayıflatma riski taşırken; aynı zamanda bilgiye ulaşma adaletini de güçlendirebiliyor. Dolayısıyla mesele, yapay zekâyı reddetmek değil. Onu farkındalıkla kullanmak ve her algoritmik önerinin ardında bir insan eli, bir veri niyeti ve bir kültürel yönlendirme olabileceğini bilmektir. Gerçek bilgelik, teknolojinin rehberliğini aklın terazisinde tartabiliyor.
PROF. DR. TUNCAY DİLCİ KİMDİR?
1970 yılında Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinde dünyaya geldi. İlk orta ve lise öğrenimini Kayseri’de tamamladı. 1990 yılında başladığı lisans öğrenimini Dicle Üniversitesi ve Ondokuzmayıs üniversitelerinde 1994 yılında tamamladı. Aynı yıl Milli Eğitim Bakanlığı’nda başladığı öğretmenlik görevini Şırnak ve Malatya illerinde sınıf öğretmeni ve beden eğitimi öğretmeni olarak sürdürdü. 2001 - 2002 yıllarında Fırat Üniversitesi sosyal bilimler enstitüsü eğitim yönetimi ve teftiş alanında yüksek lisans, yine aynı üniversitede eğitim programları ve öğretimi ana bilim dalında doktora derecesini aldı. Dilci, Gaziantep Üniversitesi, Kilis 7 Aralık Üniversitesi ve Cumhuriyet Üniversitesi Eğitim Fakülteleri’nde çalışırken; bu çalışmalarının yanı sıra, emniyet Genel müdürlüğü personeline suç piskolojisi ve davranış analizi üzerine çalışmalarıyla katkıda bulundu. ASELSAN, ASPİLSAN, Maliye Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde bulunan bir çok okul ve personele konferans ve danışmanlıklar gerçekleştirdi. Uluslararası Psikologlar Derneği ile işbirliği halinde çocuklarda davranış bozukluğu, ileri iletişim teknikleri, hipnotik tekniklerle bilinçaltı analiz, aile danışmanlığı ve benzeri alanlarda kişisel gelişim eğitimleri vererek son on yılı içerisinde yaklaşık 400 bin aile ve eğitimciye seminerler verdi. Çocuklarda öğrenme güçlüğü ve davranış bozuklukları üzerine akademik çalışmalarını doçentlik düzeyinde sürdürmüş, dünyada ilk olarak bilinen bilinçaltı yapay zeka algoritmik sistemle çalışan bilinçaltı ölçerin mucidi ve geliştiricisidir. Dijital yaşam üzerine yaptığı çalışmaları sadece ülkemizde değil uluslararası birçok platformda da kabul görmüştür. Gazi Üniversitesi merkezli oluşturduğu kısa adı DİYAM olan Dijital Yaşam Araştırma Merkezi’nin de kurucusu.