Güncelleme Tarihi:

İnsanlık tarihi, nadiren şahit olduğu devasa bir kırılma noktasının tam ortasında. Belki farkındayız, belki de günlük siyasetin ve geçim derdinin gürültüsünde bu devasa çarkların sesini duyamıyoruz; ancak dünya şu anda Sanayi Devrimi’nden sonraki en büyük dönüşümü yaşıyor. Bu sadece yeni bir “teknolojik araç” değil, topyekûn bir “çağ değişimi. Bugün Amerika ve Çin, yapay zekayı bir beka meselesi olarak görerek başı çekiyor. Hemen arkalarından, Sanayi Devrimi’nin meyvelerini hala yiyen Avrupa ülkeleri geliyor. Ancak sahnede yeni oyuncular da var: Petrol gelirini akılcı bir vizyonla yapay zekaya aktaran Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, geleceğin dünyasında söz sahibi olmak için devasa yatırımlar yapıyor. Peki, bu tablo bize ne anlatıyor? Çok net bir gerçeği: Bu çağda çok ciddi kutuplaşmalar olacak. “Gelişmekte olan ülke” kavramı tarihin tozlu raflarına kalkıyor. Artık sadece “yapay zekayı üreten, eğiten ve yönetenler” ile “yapay zekaya sömürge olanlar” ayrımı yaşanacak. Refah düzeyi, bir ülkenin yeraltı kaynaklarıyla değil, veriyi işleyecek beyin gücüyle ölçülecek.
YÜZEYSEL BOYUTTA ELE ALIYORUZ
Gelelim can yakıcı soruya: Biz ne yapıyoruz? Maalesef bugün Türkiye’de yapay zeka denildiğinde akla ya eğlence amaçlı fotoğraf düzenleme uygulamaları ya da ödev yaptıran sohbet botları geliyor. Yapay zekayı sadece bir “tüketici” olarak, yüzeysel bir boyutta ele alıyoruz. Eğer bu şekilde devam edersek, tarihin tekerrür etmesi kaçınılmazdır. Sanayi Devrimi’ni ıskalayan, o günün dünyasındaki büyük dönüşümü fark edemeyen Osmanlı İmparatorluğu, nasıl ki ekonomik ve siyasi olarak çöktü ve parçalandıysa; bugün yapay zeka devrimini ıskalayan ülkeler de “dijital sömürge” olmaktan kurtulamayacaktır. Dünün sömürgeciliği toprak üzerineydi, bugünün sömürgeciliği ise zihinler, veriler ve eğitim sistemleri üzerine olacak.
KURTULUŞ REÇETESİ ÜRETİM VE EĞİTİM
Vakit kaybetmeye tahammülümüz yok. Yarın çok geç olabilir, çünkü bu teknoloji katlanarak büyüyor. Bu girdaptan çıkmanın tek yolu, konuyu milli bir mesele haline getirmek:
• Liyakat odaklı ulusal yapay zeka seferberliği: Siyasi görüş, ideoloji veya yakınlık gözetmeksizin; bu ülkenin en yetkin beyinleri bir araya getirilmelidir. Ancak burada hayati bir kırmızı çizgimiz olmalı: Ulusal stratejimizi, sosyal medyada üç-beş komut (prompt) yazarak mucizeler vaat eden “fenomen yapay zeka tanıtım sayfası sahipleri” değil; laboratuvarlarda dirsek çürüten, algoritmanın matematiğini ve felsefesini bilen gerçek bilim insanları belirlemelidir. Popülizme değil, bilime kulak vereceğimiz acil bir ulusal yapay zeka sempozyumu toplanmalıdır.
• Tüketimden üretime geçiş: Mevcut yapay zeka araçlarını nasıl kullanacağımızı değil, “daha farklı, daha yeni ne üretebiliriz?” sorusunu merkeze almalıyız. TÜBİTAK ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı gibi kurumlar, güçlerini birleştirerek yeni modeller, yerli yapay zeka araçları ve uluslararası düzeyde kabul görecek etik standartlar geliştirmek için ciddi yatırımlar yapmalıdır.
• 'Eğitim Seferberliği': Sanayi Devrimi nasıl ki kendi eğitim sistemini yarattıysa, yapay zeka çağı da yepyeni bir eğitim modelini zorunlu kılıyor. Bütün bu dönüşümün kalbi eğitimdir. Şu an hem yetişkinler hem de gençler derin bir savrulma yaşıyor; kimisi yapay zekayı dünyayı kurtaracak bir mucize, kimisi ise her şeyi yok edecek bir canavar gibi görüyor. Okullarımızda yapay zekayı “ödev yapma aracı” olmaktan çıkarıp, bir “üretim ve analitik düşünme” aracı olarak müfredatın tam merkezine yerleştirmeliyiz. Edirne’den Kars’a kadar okullarda, üniversitelerde, gerekirse mahalle düzeyinde yüz yüze ve online eğitimlerle acil bir yapay zeka okuryazarlığı seferberliği başlatılmalıdır.
Şu an bir tarihin içindeyiz. Tarihe tanıklık ediyoruz ama pek çoğumuz, tıpkı fabrikaların tütmeye başladığı ilk günlerdeki insanlar gibi bunun farkında değil. Unutmayalım: Başkalarının ürettiği yapay zekayla harikalar yarattığını sananlar, o teknolojinin sadece modern köleleri olurlar. Türkiye, bu büyük devrimde kural koyanlar kulübünde yer almak istiyorsa, gerçek bilim insanlarının rehberliğinde, büyük bir eğitim seferberliğiyle bugün hemen şimdi ayağa kalkmalıdır. Çünkü bu tren kaçarsa, bir daha binilecek bir tren gelmeyebilir.
PROF. DR. KAAN ZÜLFİKAR DENİZ KİMDİR?
Prof. Dr. Kaan Zülfikar Deniz, 29 yıldır “Eğitimde Ölçme ve Değerlendirme” alanında çalışmalar yürütüyor, 2012 yılından beri dijital eğitim ve sınav yazılımları üzerine çalışmalar yapıyor. 2013 yılında Türkiye’de ilk kez bir üniversite bünyesinde sınav merkezi (ASYM) kurdu ve 2019 yılına kadar yöneticiliğini yaptı. 2023 yılından beri çok sayıda TÜBİTAK VE KOSGEB destekleri aldı, AB projesi olarak da verilmiş olan SOLOROTA yapay zeka destekli bireyselleştirilmiş dijital öğretim platformunu geliştirdi ve alana sundu. Prof. Dr. Deniz, yazdığı 4 kitapla, yaptığı pek çok ulusal ve uluslararası yayının yanı sıra ulusal ve uluslararası bir çok projede de yürütücü ve araştırmacı olarak görev alıyor.