Güncelleme Tarihi:

Aile içi iletişimin çocuk ve gençlere olan yansımalarını görüyoruz. Sağlıklı, doyurucu ve verimli iletişimi olan ailelerde kişiler, kendilerini daha rahat ve güvenli ifade edebiliyorlar. Çatışma çözme becerisi olarak öfke, şiddet, bastırma gibi mekanizmaları kullanan ailelerde ise çocuklar, bunları çözüm olarak akran ortamlarında sergileyebiliyor. Ancak yıllar geçtikçe bazı ailelerin, “benim çocuğum ne yaparsa arkasındayım, biz görmedik o ne isterse yaparım” tarzında yüklemelerle birlikte maalesef, çocuk ve gençlerin daha hazcı ve bencil bir tarzda yetiştirildiğini de görüyoruz. Bu da bize zamanla bazı değişimlerin olduğunu gösteriyor.
DİJİTAL MEDYA ETKİSİ
Bu duruma ek olarak, günümüzde çocukları ile iletişimi nispeten daha iyi olan ailelerin çocuklarında dahi, bazı zorba davranışları görebiliyoruz. Burada da dijital medya devreye giriyor. Kontrolsüz, amaçsız bir şekilde video izleyen ve özellikle de eline verilen telefonda, sadece kaydırma davranışı ile rastgele içeriklere maruz kalan çocuklarda beklenilenin dışında davranışlar gözlemliyoruz. Artık 7’den 70’e herkes, çocukların izlediklerinin onları genel olarak olumsuz etkilediğinin farkında. Rastgele karşımıza çıkan içerikler kontrol edilmediğinde çocuklar; şiddet, müstehcenlik, zorbalık, şaka veya akım adı altında zararlı davranışlara maruz kalıyor ve bunları normalmiş gibi algılayabiliyor. Ünlü psikolog Albert Bandura’nın sosyal öğrenme kuramı ile bu konuyu açıklayabiliriz. Çocuklar, izledikleri videoda gördüğü şahısları model almakta ve bu kişiler, bahsettiğimiz zararlı davranışları gerçekleştirdiği zaman ödüllendirildiğinde veya birtakım kazanımlar elde ettiğinde, çocuklar da bu davranışları taklit etmeye başlayacaktır. Zaman zaman haberlerde gördüğümüz; bir çocuğun marketten bir çikolatanın yarısını yiyip diğer kısmını bırakması, arkadaşına zorbalık yapan gencin bunu videoya çektirip sosyal medyada paylaşması, akım adı altında arkadaşının bisikletinin aksamına zarar verip onun hayatını kaybetmesine yol açması gibi birçok örnek, maalesef modelden öğrenme ile gerçekleşiyor. Buraya kadar belki biraz karamsar bir tablo ortaya çıkmış olabilir ancak çözüm için de asla geç değil. Hep birlikte elimizi taşın altına koyarak bu durumu tersine çevirebiliriz. Bu sebeple düşündüğüm çözüm önerilerini aşağıda listeledim.
NELER YAPABİLİRİZ?
- Öncelikle her şeyin başı iletişim, iletişim kanallarını öğrendiğimiz ilk yer de aile. Bu sebeple öncelikle ailede iletişimi üst düzeye çıkarmamız gerekiyor. Anne ve babalar olarak bizler, her hareketimizle çocuklarımıza bir rol model olduğumuzu bilmeliyiz. Ayrıca eşler ve çocuklar arası iletişimde, onları her zaman dinleyebileceğimizi ve iletişime açık olduğumuzu belirtmemiz, birçok iletişim sorununu ilk etapta engelleyecektir. Mağdur anlamında; gerek fiziksel gerek de sanal ortamda tehdit edilen bir çocuğun aile iletişimi kuvvetli ise, ebeveynleri ne olursa olsun seni dinlemeye hazırız mesajı veriyorsa, o çocuğun bu tehditlere karşı ebeveynlerini bilgilendirmesi ve daha az zarar görmesi olası. Zorba açısından da, iletişim kuvvetli ve birbirine destek sunan, şiddet yerine konuşma ve ortak noktada uzlaşmanın var olduğu ailede çocuk, çoğunlukla zorbaca davranışlara tevessül etmeyecektir.
- Ailedeki diğer bir önemli husus da dijital kullanımdaki rol modellik. Evet, günümüzde birçoğumuz bilgisayar, telefon, tablet gibi araçları kullanıyoruz ancak en azından aile ile birlikte olduğumuz bir yarım saatlik zaman diliminde bu araçları bırakabiliriz diye düşünüyorum. Tüm ailenin birlikte olduğu özellikle akşam vakitlerinde ortak bir oyun, aktivite gibi planlayarak birbirimizi daha iyi tanıyabilir ve belki de ifade edilmemiş duygulara inebiliriz. Bir araya geldiğimiz zamanlarda sadece “dersler nasıl, bugün sorun var mıydı” benzeri beylik sorular yerine “bugün en mutlu hissettiğin an hangisiydi, bugün okulda en güzel ne oldu, benle paylaşmak istediğin, yardımcı olmamı istediğin bir şey var mı” gibi daha olumlu sorular sorarak daha pozitif düşünmeyi sağlayabiliriz.
İÇERİK TAKİBİ ÇOK ÖNEMLİ
- Bu noktadaki benzer bir önlem de, özellikle çocuklarda dijital mecraya maruziyetin sınırlı ve bilinçli hale getirilmesi. Buradan kastımız şudur ki, çocuklar tam olarak kendileri için neyin yanlış, neyin doğru olduğu konusunda sınırlı farkındalığa sahip olup rehberliğe ihtiyaç duyar. Bu sebeple “al çocuğum şu telefonu video izle, oyun oyna da beni rahat bırak” gibi bir yaklaşım maalesef çocukların, kendilerine uygun olmayan içeriklere maruz kalmasına sebep olacaktır. Bu sebeple özellikle 0-2 yaş aralığına kesinlikle ekrandan uzak tutarak, sonraki yaşlarda da günlük 30 dakika veya 1 saat arttırarak ama onların yaşına uygun ve yararlı içerikler sunarak, gelişimlerine katkı sağlayabiliriz. Özellikle okul çağındaki çocuklarda da sadece süre sınırlandırması değil, aynı zamanda anne veya babanın, çocuk video izlerken yanında bulunması ve içerik takibi de son derece önemli.
- Aile dışında çocukların en çok vakit geçirdiği yerlerden biri de okullar. Bu hususta okul yöneticilerine doyurucu hizmet içi eğitimler sağlanmalı, eylem planları oluşturulmalı, bu eylem planlarında çatışma çözme becerileri, etkili iletişimi arttırma, akran arabuluculuğu, doğru arkadaşlık ilişkileri, merhamet, empati, kişisel sınırlara saygı vb. konular önceliklenmeli. Bu konularda gerek okul psikolojik danışmanları, gerek sınıf rehber öğretmenleri ile ortak çalışmalar yapılarak sınıf içinde oyun, drama, rol oynama gibi etkinlikler vasıtası ile bu konular işlenmeli.
SOSYAL POLİTİKA OLMALI
- Özellikle görsel medyada doğru davranışları ve iletişim becerilerini gösteren ve bunları ödüllendirildiği video kesitlerinin ailelerin en çok TV izlediği saatlerde veya dijital medya platformlarında sıkça gösterilmesi, çocuk ve gençlerin sağlıklı davranışları görebilmesi ve uygulayabilmesi açısından örnek olacaktır.
- Dijitalizmin tüm topluma etkisi ve artan şiddet olayları tüm dünyanın sorunu haline geldiği için ülkeler bununla başa çıkmayı sosyal bir politika haline getirmeli ki daha etkili müdahaleler yapılabilsin.
PROF. DR. GAZANFER ANLI KİMDİR?
Prof. Dr. Gazanfer Anlı, Bursa Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapıyor. Lisans eğitimini Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri, yüksek lisans ve doktorasını ise Sakarya Üniversitesi Eğitimde Psikolojik Hizmetler programlarında tamamladı. Çalışma konuları pozitif psikoloji, eğitim psikolojisi, aile danışmanlığı, çözüm odaklı terapi, internet ve sosyal medya bağımlılıkları olarak çeşitleniyor. Ayrıca, Aile Danışmanlığı Program Koordinatörlüğü ve Sağlıklı Yaşam ve Bağımlılıkla Mücadele Koordinatörlüğü gibi görevleri yürütüyor. Bugüne dek MEB, Sağlık Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Kızılay gibi kurumlar bünyesinde; pozitif psikoloji, etkili iletişim, gençlik ve sosyal medya, toplumda ailenin önemi gibi birçok seminer verdi. Bugüne dek 30 makale, 36 kongre bildirisi, 3 kitap bölümü ve 1 kitap editörlüğü ve hâlihazırda araştırmacısı olduğu bir Avrupa Birliği projesi bulunuyor.