GeriEğitim Teknoloji mahkumiyetinden kitabın özgürlüğüne yönelim
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Teknoloji mahkumiyetinden kitabın özgürlüğüne yönelim

Teknoloji mahkumiyetinden kitabın özgürlüğüne yönelim
Abone Olgoogle-news

Eğitimde yeni bir boyutla karşı karşıyayız. Çoğu kimsenin hesap etmediği, ailelerin yaşanan süreç içinde nasıl bir tutum takınacakları konusunda, eğitimcilerin planlama ve uygulamada çelişkiler yaşadığı bu sürecin içinden en az zararla ve az da olsa olabildiğince kazançla çıkmak için çeşitli planlamalar yapılıyor. Yapılan planlamaların önemli bir kısmı günü kurtarmadan ve geçici çözümler üretmeden öteye geçemiyor. Unutulmamalı ki, planlama yapabilmek için öncelikle durum tespitinin sağlıklı ve çok yönlü yapılması gerekiyor. Günü kurtarmak yerine geleceği inşa edecek planlamalara ve bunları uygulayacak yeterliliğe sahip eğitimcilere ihtiyaç var.

Git gide artan bir şekilde teknoloji bağımlısı olan çocuklarımız, bu yeni süreçle birlikte teknolojiye daha çok bağımlı hale geldi. Bir taraftan bilgisayar üzerinden yapılan uzaktan eğitim, diğer taraftan televizyon aracılığıyla yapılan yayınlar, çocukları farklı bir bağımlılığa ve gerçekliğe soktu. Bilgisayar ve televizyonun karşısında bu kadar uzun süre kalmak her ne kadar zorunluluk olarak görülse de yeterince kontrol edilmediğinde çocuklar, hem ruh hem de beden gelişimleri bakımından olumsuz bir biçimde etkilenebilir. Çocuklarımızı teknoloji bağımlılığından kurtarıp, onları kitap okumaya ve kitaba olan ilgilerini arttırmaya, her zamankinden daha çok ihtiyaç olduğu muhakkak. Ancak bunu nasıl başaracağız sorusunun cevabını vermeden önce, çocuğun genel özelliklerini çok iyi bilmek ve tanımak gerekiyor.

ÇOCUKLUK DÖNEMİ KENDİ İÇİNDE FARKLILIKLAR GÖSTERİR
Her ne kadar 0-15 yaş dönemi çocukluk olarak kabul edilse de bu süreç bir bütünlük arz etmez. Çocukluk dönemi de kendi içinde farklı dönemlere ayrılır ve her bir dönem de diğerinden belirgin farklılıklar gösterir. Söz gelimi 0-6 yaş grubu çocukları, fiziksel oyunları daha kolay oynar. Onların kelime hazineleri yavaş yavaş gelişir, konuşma onlar için bir zevk halini alır. Bu yüzden benzer tek heceli kelimeleri tekrarlamaktan hoşlanırlar. Hayal ürünü hikâyeler anlatırlar. Yakın çevresindeki insanların taklitlerini yapmaya çalışırlar. Arkadaş gruplarıyla oynama istekleri artar. Genellikle uysal ve uyumludurlar. Bu yaş grubundaki çocuklara yönelik yazılacak eserlerde ve onlara uygun kitap okurken, sayılan bu özelliklerin farkında olunması gerekiyor. 6-8 yaş grubu çocukların davranışlarında gelgitler olur. Bir an heyecanlıyken aniden üzgün, içe dönük olabilirler. Kız-erkek ayrımı yaparlar ve buna göre oyunlarda kendilerine uygun rol alırlar. Kelime dağarcıkları gelişmiştir. Büyükleriyle uzun cümleler kurabilirler. Guruba kendi varlıklarını hissettirmek isterler, liderlik eğilimleri vardır. 8-12 yaş çocukluk döneminin üçüncü sakin devresidir. Grup ilişkilerine önem verirler. Düşünce dünyasına girmeye başlar ve temel soyut kavramları elde ederler. Olaylar arasındaki ilişkileri kurmaya başlar, tabiat olaylarını daha mantıklı olarak kavrar, sosyal baskılara karşı duyarlı olurlar. Aile ilişkilerindeki olumsuzluklar onların kişiliğini olumlu ve olumsuz yönde etkiler. Sebep sonuç ilişkileriyle bütünden parçaya doğru muhakeme yaparlar. 12-15 yaş grubu çocukları ise teorik konulara ilgi duyar. Uzun ve dikkat isteyen çalışmalardan hoşlanmazlar. Okuma ilgi, düzey ve becerileri farklılık gösterir. Spor, eğlence, gülmece, fen ve tabiatla ilgili olaylara ve bunlarla ilgili yazılara ilgi duyarlar. Düşüncelerine önem verilmesinden hoşlanırlar. Esrarengiz şeylere ilgi duyarlar. Okudukları kitaplarda kendilerini görürler. Beğenilme istekleri fazladır.

GENEL ÖZELLİKLER BİLİNMEDEN YAPILAN ÖNERİLER ANLAMSIZ OLUR
Bu genel özellikler bilinmeden, çocuğa yönelik önerilerin her biri anlamsız ve gereksiz olur. Öncelikle kitap okuma etkinlikleri ve kitap seçiminde her yaş grubunun özelliklerinin mutlaka göz önünde bulundurulması gerekiyor. Bilindiği gibi insan, genellikle elde etmek istediklerine çok fazla emek harcamadan ulaşmak ister. Bu genel tutum çoğu zaman hayatımızı ve geleceğimizi etkiler ve kalıtımsal bir miras olarak aktarılıp gider. Öncelikle çocuğun aile içindeki tutum ve davranışlardaki tutarlılığı keşfetmesi sağlanmadan, onun kendisinden istenen ve beklenenleri gerçekleştirmesi mümkün olmaz. Çocuğunu sanal gerçeklikten kurtarmak isteyen ebeveynlerin başta kendilerinin bundan uzak durması gerekiyor.

ÇOCUK KİTABIN VE OKUMANIN ÖNEMİNE İNANMALI
Bilindiği üzere okuma, anlamanın en önemli basamaklarından biri. Dinleme, konuşma ve yazma gibi diğer dört dil becerisini de içinde barındırmasından ötürü, okumanın gerekliliği ve önemi daha çok önemli. Çocukların teknolojik bağımlılıktan kurtulup, kitaba ve okumaya yönelmesi için yapılması gerekenleri sıralamaktan önce, çocuğun kitabın ve okumanın önemine inanması gerekiyor. Bu da başta eğitimciler olmak üzere, ailenin sorumluluğunda. Okuma, bir alışkanlıktan çok, zamanla gelişen ve ısrarla takip edilmesi gereken eğitim sonucu kazanılan bir davranıştır. Bununla birlikte okuma eğitimi, her yaş grubuna göre farklılık gösterir. Bu özellikler göz ardı edildiğinde, yapılacak her türlü eğitim başarısız olur. Okuma, kimilerine göre yazılı bir metnin gözle takip edilmesi, beyinle algılanması; kimilerine göre de başlı başına özel bir eğitime ihtiyaç duyulan ve birbiri içine girmiş farklı etkenlerin bir araya gelmesiyle gerçekleşen süreç. Bu süreç kendiliğinden ve doğal olarak yönetildiğinde istenilen sonucun elde edilmesi mümkün olabilir. Onun için okumanın zorla kazandırılacak bir alışkanlık olmadığı, aksine temel bir ihtiyaç olarak anlaşıldığı takdirde, süreklilik arz ettiği görülüyor. Bilgisayar veya herhangi bir teknolojik aracın okuma alışkanlığında ve yeterliliğinde hiçbir zaman kitabın yerini tutmayacağı açık. Uzun süre bilgisayara bakarak yapılan okumalar, göz bozukluklarına neden olur. Bunun için, bilgisayar ve tablet üzerinden okuma yerine, çocukların kitaba yönlendirilmesi gerekiyor. Bir yazı okunurken göz, satır üzerinde kayarak değil, birbiri arkasına sıçramalar yaparak ilerler. Asıl okuma, bu sıçramalardan sonra gözün belirli bir noktaya odaklandığı duraklama sırasında olur. İyi bir okuyucu için sıçramalar, zayıf okuyuculara nazaran daha geniş bir mesafeye sahiptir. Sıçramalardaki dengesizlik ve geriye kaymalar okuma güçlüğüne neden olduğundan, mümkün olduğunca bunu en aza indirmek gerekiyor. Özellikle okuma mesafelerinin ayarlanmasında ve okuma sırasında uyulması gereken kuralların doğru belirlenmesi, ortaya çıkabilecek sorunları en aza indirir.

BİLGİSAYAR OKUMA HIZINI YAVAŞLATIYOR
Bilimsel araştırmaların önemli bir kısmı, ışık yayan okumalarda, çocukların algı düzeylerinin git gide düşmeye başladığını, okuma yeterliliklerinin azaldığını, okuma kusurlarının ortaya çıktığını gösteriyor. Basılı ürünlerin okunması tek yönlü ve uzun süreli bir dikkat gerektiriyor. Bilgisayar ve benzeri araçlarda ise birçok etmen devreye giriyor, okuma hızı ve alışkanlığı yavaşlıyor. Diğer yandan, ekranda sunulan birçok görsel öge, okuma dikkatini başka alanlara kaydırıyor, sık sık okuma kesintileri oluşabiliyor. Kâğıttan okuma ile elektronik araçlardan okuma arasında 1997 yılında Baccino ve Nielsen tarafından yapılan araştırmanın sonucuna göre, ekran okumanın kitap okumaya göre yüzde 25 daha yavaş olduğu ortaya çıktı. Bu da basılı metinlerden yapılan okumanın, ekran okumaya göre daha hızlı ve etkili olduğu gerçeğini ortaya koyuyor. Bilindiği gibi ekran dikey; kitap, yatay bir hareketlilikle okunuyor. Okuma da yatay bir düzlemde gerçekleştiğine göre, ekranda yapılan bu okuma hem okuma hızını yavaşlatıyor hem de okuma bozukluklarına neden oluyor. Ekran, bilgileri bir bütün olarak değil, parça parça aktarır, bu da bölünmelere neden olur. Her ne kadar son yıllarda yapılan araştırmalar, elektronik okumalarda yapılan düzenlemelerle okuma hızının kitap okumalara yaklaştığı görülse de arada belirgin bir fark hâlen devam ediyor.

ARAŞTARMA İÇİN KÜTÜPHANELERE GİTMEYİ UNUTTUK
Son zamanlarda boş zamanlarınızda ne yaparsınız sorusuna aldığımız cevaplar arasında, kitap yerine, ‘İnternete bağlı bilgisayar ve telefonla araştırma yapıyor ve onlarla uğraşıyorum’ cevabının verilmesi manidar. Araştırma yapmak için kütüphanelere gitmeyi, oraların sakin ortamını unutur olduk. Bilgiye, mekân ve zaman fark etmeksizin ulaşabilmenin rahatlığını yaşamakla birlikte, elde ettiğimiz kazançlardan çok kayıplar yaşıyoruz. Sonuç itibariyle, içinde yaşadığımız bu süreç içerisinde, başta aileler olmak üzere, bütün eğitimcilerin yapması gereken, çocuklarımızı dijital dünyanın işgalinden sıyrılarak kitabın özgürlüğüne yönlendirmeleri, onların ruh gelişimleri açısından son derece önemli ve gerekli. Her fırsatta ve yeri geldiğince çocuklarımızı kitap okumaya ve kitabın dünyasına girmelerine teşvik etmeliyiz.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle