Sınav maratonunda matematik

Güncelleme Tarihi:

Sınav maratonunda matematik
Oluşturulma Tarihi: Mart 02, 2026 10:42

Ülkemizde merkezi sınavların çocuklarımızın eğitim yolculuğundaki belirleyici rolü çok büyük. Bu durum, erken yaşlardan itibaren yoğun bir kaygı ve stres üretirken; öğrenme motivasyonunu zayıflatabiliyor, derslere karşı olumsuz tutumları tetikleyebiliyor. Pek çok öğrenci sınav yılının ardından yeni bir döneme heyecanla değil, geride bıraktığı sürecin yüküyle başlıyor.

Haberin Devamı

Bu süreçte velilerin işi de hiç kolay değil. “Komşunun çocuğu geçen yıl şu okulu kazanmış”, “Arkadaşımın kuzeni şu okuldan burs almış” gibi karşılaştırmalar arasında sakin kalmak her zaman mümkün olmuyor. Çoğu zaman, iyi niyetle de olsa, çocuğumuzun sınav sürecini kendi sınavımız gibi yaşamaya başlıyoruz. Evde sıkça duyulan “Bu akşam gelemeyiz, ödevimiz var” cümlesi aslında durumu çok iyi özetliyor. Burada veli “çocuğumun ödevi var” demiyor, “ödevimiz var” diyor. Yani kendisini çocuğun öğrenme sürecinin merkezine koyuyor. Oysa bu süreçle sağlıklı biçimde başa çıkabilmek için, veli olarak rolümüzü; yapabileceklerimizi ve yapamayacaklarımızı net biçimde ayırt edebilmemiz gerekiyor.

MATEMATİK NEDEN AYRI BİR YERDE DURUYOR?
Evde sınav hazırlıklarına destek olmak hem bilişsel hem de duygusal açıdan zor. Matematik söz konusu olduğunda bu zorluk daha da belirginleşiyor. Matematiğin soyut yapısı, çok aşamalı problem çözme süreçleri ve yıllar içinde değişen öğretim yaklaşımları, velilerin kendilerini çoğu zaman yetersiz hissetmelerine yol açabiliyor. Araştırmalar, birçok velinin matematikte zorlanmasının yalnızca “konuyu bilmemekle” ilgili olmadığını gösteriyor. Asıl zorluk, bildiğini; çocuğun önceki öğrenmeleriyle uyumlu, okulda öğrenilenlerle çatışmayacak ve çocuğun anlayabileceği bir biçimde nasıl aktaracağını bilememek.

Haberin Devamı

Birçok veli, kendi öğrencilik yıllarında öğrendiği yöntemlerin bugün geçerli olmadığını fark ettiğinde şaşkınlık yaşıyor. Bu noktada genellikle iki yol izleniyor: Ya çocuğun öğrendiği yöntemi anlamaya çalışmak için yeniden öğrenme sürecine giriliyor, ya da bilinen yöntemler çocuğa dayatılmaya çalışılıyor. Her iki durumda da çoğu zaman çocukların tepkisiyle karşılaşılıyor. Çünkü çocuk, ebeveyninin konuyu öğrenmesini beklemek istemiyor; çoğunlukla bir soru soruyor ve net, anlaşılır bir cevap bekliyor. “Biz eskiden böyle yapardık” diye başlayan cümleleri ise güvenli bulmuyor. Çünkü bu yöntemin bugünün sınavlarında işe yarayıp yaramayacağını kestiremiyor ya da okulda öğrenilen yöntemle uyuşmadığında, öğretmenin anlattığını tercih ediyor. Sonuç olarak matematikte, evde sunulan destek ile okulda kullanılan yöntemler arasındaki uyumsuzluk çocuklarda kafa karışıklığına ve motivasyon kaybına yol açabiliyor. Bazı çocukların “Öğretmenim başka, babam başka anlatıyor” demesi bu durumu çok net ifade ediyor.

Haberin Devamı

Bu gerilim, kısa sürede ev içinde stres, karşılıklı suçlamalar ya da çocuğun matematikle ilgili aileden gelen desteği açık biçimde reddetmesine kadar gidebiliyor. En önemlisi, matematik öğrenmeye yönelik duygusal kopuşlar çoğu zaman tam bu noktada başlıyor. Sınav başarısı kaygısıyla benimsenen yanlış öğretme yaklaşımları, çocuğun “Ben matematik yapamıyorum” duygusuna kapılmasına ve matematikten uzaklaşmasına neden olabiliyor.

VELİLER MATEMATİKTE NASIL BİR ROL ÜSTLENMELİ?
Matematikte başarılı olmanın zekâ ile eş tutulduğu kültürlerde, matematik öğrenmeyle ilgili önemli engeller oluşuyor. Bu algı eve taşındığında ise durum daha da zorlaşıyor. Bu nedenle, öncelikle çocukla kurulan matematik öğretme–öğrenme ilişkisinin güvenli olması gerekiyor. Çocuğun, yanlış yaptığında ya da anlamadığını ifade ettiğinde yargılanmayacağını; kapasitesinin sorgulanmayacağını hissetmesi çok önemli. Ayrıca ebeveyniyle kurduğu bu ilişkinin yalnızca bilişsel değil, sosyal ve duygusal açıdan da destekleyici olduğunu deneyimlemesi gerekiyor. Çalışmalar, velilerin kendilerini matematikte yetersiz hissettiklerinde iki uç davranış sergilediğini gösteriyor: Ya aşırı kontrol edici olmak ya da tamamen geri çekilmek.

Haberin Devamı

Oysa her iki uç da çocuğun öğrenmesini desteklemek yerine zorlaştırabiliyor. Alan bilgimize güvenmiyorsak, kendi yöntemlerimizi dayatmak yerine okulun nasıl bir çözüm yolu beklediğini anlamaya çalışmak daha sağlıklı bir yaklaşım olabilir. Bu, veli olarak vereceğimiz desteği tek seferlik bir “öğretme” çabası değil, çocuğun öğrenme yolculuğuna eşlik etme süreci olarak görmemiz gerektiğini gösteriyor.

Eğer veli ile çocuk arasında öğretme–öğrenme ilişkisi ciddi biçimde zedelenmiş ya da kopmuşsa, daha dikkatli ve bilinçli olunması gerekiyor. Bu ilişkinin yeniden inşası sabır istiyor. Zorlayıcı olmak yerine birlikte matematik konuşmayı destekleyecek doğal fırsatlar yaratmak bazı durumlarda işe yarayabiliyor. Bir zekâ oyunu oynamak, günlük hayattan bir matematik problemi üzerine birlikte düşünmek, aynı kavram hatasına beraber düşmek… Bu deneyimler, çocuğun matematikte yapılan hataları bir eksiklik değil, öğrenmenin doğal bir parçası olarak görmesine yardımcı olabiliyor.

Haberin Devamı

KISACA HATIRLAMAKTA FAYDA VAR
Peki neler yapılmalı?
• Çocukla sosyal ve duygusal açıdan güvenli bir öğretme–öğrenme ilişkisi kurulmalı.
• Hatalar yargılanmamalı; öğrenme sürecinin doğal bir parçası olarak görülmeli.
• “Bizim zamanımızda…”, “Ben senin yaşındayken…”, “Komşunun çocuğu…” gibi karşılaştırmalardan kaçınılmalı.
• Ebeveyn rolü ile öğretici rolü birbirine karıştırılmamalı; ev ortamı bir dershaneye dönüştürülmemeli.
• Okul, sınav ve matematik üzerinden olumsuz ve yargılayıcı bir dil kullanılmamalı.
• Matematik desteği; çocuğun istediği kadar, istediği zamanda ve kendini güvende hissettiği bir pedagojik yaklaşımla sunulmalı.

Unutmamak gerekir ki sınavlar geçici; çocukların matematikle kurduğu ilişki ise kalıcıdır. Velilerin bu süreçte yapabileceği en önemli katkı, matematiği bir stres kaynağına değil, birlikte düşünülüp anlamlandırılabilecek bir alan olarak çocuğun hayatında tutabilmek. Bu yazıyı bir akademisyenden ziyade, sınav maratonunu birkaç kez yaşamış ve bu yıl da deneyimleyen bir veli olarak kaleme aldım. Yazdıklarımı büyük ölçüde çocuklarımla yaşadığım olumlu ve olumsuz sınav süreci deneyimlerine dayandırdım. Dileğim, bu sürecin tüm velilerimiz ve çocuklarımız için bir gerilim noktasına değil; birbirlerini daha iyi tanıyabilecekleri bir fırsata dönüşmesidir.

Haberin Devamı

PROF. DR. ABDULKADİR ERDOĞAN KİMDİR?
Lisans eğitimini Gazi Üniversitesi’nde, yüksek lisans eğitimini Lyon 1 Üniversitesi’nde, doktora eğitimini ise 2006 yılında Paris-Diderot Üniversitesi (Université Sorbonne–Paris–Cité) bünyesinde tamamladı. Akademik kariyerine 2007 yılında Anadolu Üniversitesi’nde başlayan Prof. Dr. Abdulkadir Erdoğan, halen bu üniversitenin Eğitim Fakültesi’nde profesör olarak görev yapıyor. Prof. Dr. Erdoğan’ın ilgi ve uzmanlık alanları arasında matematik dersi öğretim programları, matematik tarihi ve felsefesi, özel yetenekli öğrencilere matematik öğretimi, zekâ oyunları, ebeveyn desteği ve matematik eğitimi kuramları yer alıyor.

2018 yılında, özel yetenekli öğrenciler için MEB–TÜBİTAK iş birliğiyle geliştirilen matematik dersi öğretim programlarının koordinatörlüğünü üstlenmiş; ardından TÜBİTAK Fen Liseleri öğretim programlarının ve K12 Ulusal Çerçevesi Türkiye Bütüncül Modeli’nin geliştirilmesine katkı sağlamıştır.

2024 yılında uygulamaya giren Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Matematik Dersi Öğretim Programlarının genel koordinatörlüğünü ve ders kitaplarının editörlüğünü yürütmüştür. Son yıllarda özellikle ulusal ve uluslararası düzeyde öğretmen eğitimi projelerine odaklanan Prof. Dr. Erdoğan, aynı zamanda Matematik Eğitimi Gelişim Ağı (MEGA) Derneği’nin kurucusu ve yönetim kurulu başkanıdır.

BAKMADAN GEÇME!