Güncelleme Tarihi:

Zaman zaman kendine güvensizlik, öz yeterlik algısının zedelenmesi, geleceğe dair umutsuzluk, bunalma hissi, bazen sessizce bastırılan korkular ile yoğun bir şekilde yaşanan hazırlık sürecinin ardından sonunda o büyük gün gelir ve geçer. Ancak sınavın ardından yeni bir dönem başlar: Sınav sonrası belirsiz süreç. ‘Peki şimdi ne olacak?’, ‘Üniversiteyi kazanabilecek miyim?’, ‘Hangi şehre gideceğim?’, ‘Ailemden ayrılmak nasıl olacak?’ gibi sorular gençlerin zihninde dönüp durmaya başlar.
SINAV SONRASI DUYGULAR: SESSİZ AMA DERİN
Sınav bittiğinde yalnızca test kitapları kapanır ancak büyük bir boşluk hissi ile belirsizliğin yarattığı kaygıyı taşıyan görünmez bir defter açılır. Kontrolün daha az olduğu, sonuçların beklendiği, kararların alınacağı bu dönemde yaşanan duygular, çoğu zaman sınav anındaki kaygıdan daha yoğundur. ‘Sıralama nasıl olacak?’, ‘şimdi ne yapacağım?’, ‘tercihlerim neler olmalı?’, ‘ailem ne düşünecek?’ gibi sorular gencin kafasında dönmeye başlayacaktır.
Öte yandan başarının, yalnızca sınav sonucu ile ortaya konulacağına ilişkin algı, ne yazık ki sınav sonuçlarına aşırı anlam yüklenmesine ve gençlerin kendilerini sınav başarısıyla tanımlamalarına neden olabilir. Böyle bir durumda beklentinin altında kalan bir sonuç, ‘yetersizim’ ya da ‘değersizim’ gibi olumsuz benlik yargılarına dönüşebilir. Bu nedenle öğrencilerin sadece sonuçla değil, ‘şimdi ne olacak?’ sorusuyla baş başa kaldıkları bu dönemde yaşanan duygular psikolojik bir dalgalanma yaratmakla brikte davranışsal sonuçlar da doğurabilir. Sosyal geri çekilme, motivasyon düşüklüğü, uyku sorunları ve öfke patlamaları bu sürecin uzantıları olabilir. Ancak unutulmamalı ki bu duyguların varlığı, psikolojik bir çöküş değil, insani bir tepkidir. Bu noktada onların duygusal dayanıklılığını destekleme ve güçlendirmede, yetişkinlerin destekleyici ve duyarlı bir tutum sergilemeleri büyük önem taşır.
AİLELERİN ROLÜ: YARGILAMADAN EŞLİK ETMEK
Sınav sonrası dönem, gençlerin olduğu kadar ailelerin de dikkatli olması gereken bir zaman dilimidir. Genç artık bir çocuk değil, yetişkinliğe geçmekte olan bir bireydir. Bu nedenle ailelerin, çocuklarının sınav sonucu ne olursa olsun koşulsuz kabul mesajını net biçimde iletmeleri çok kıymetlidir. Koşulsuz kabul, öğrenci için bir can simidi gibidir, sonucu nasıl olursa olsun kendini güvende hisseder. Ancak ne yazık ki birçok ailede bu mesajın yerine, farkında olmadan ‘sadece başarılı olmanı istiyoruz’ gibi iyi niyetli beklenti ifadelerinin bile bazen çocuğun zihninde ‘ancak başarılı olursam değerliyim’ inancına dönüşebildiğini görmekteyiz. Bu noktada ‘sınav nasıl geçti, sonuç ne olur?’ yerine ‘nasıl hissediyorsun?’ ve ‘sonucun ne olursa olsun seni seviyoruz ve seninleyiz!’ ‘bu sürece çok emek verdin, seninle gurur duyuyorum’ gibi ifadeler gencin görüldüğünü hissetmesine, duygusal güvenliğinin korunmasına katkı sağlar. Buna karşılık fedakarlıkların sürekli hatırlatılması, kıyaslamalar ya da sürekli ‘daha çok çalışmalıydın’ gibi cümleler, öğrencinin sınav sonucunu kişiliğiyle özdeşleştirmesine neden olabilir. Bu tür yaklaşımlar uzun vadede öz güveni zedeler ve aileyle olan bağı zayıflatır.
Unutulmamalıdır ki her bireyin gelişim süreci, ilgi alanları ve potansiyeli farklı. Bu nedenle başarı, başkalarıyla değil, bireyin kendi içsel kaynaklarıyla değerlendirilmeli.
DUYGULARA ALAN AÇMAK: YETİŞKİNLERİN REHBERLİĞİ
Sınav sonrası süreç geçicidir; önemli olan, bu dönemde yaşanan duyguların fark edilip kabul edilmesidir. Genç, duygularını tanımlamakta zorlanabilir. Bu noktada yetişkinlerin ‘abartma geçer!’ gibi bastırıcı yaklaşımlar yerine, duygulara isim verme ve ifade etme konusunda destekleyici olmaları son derece önemlidir. ‘Seni anlıyorum’ cümlesi bile çoğu zaman uzun nasihatlerden daha anlamlı olabilir. Ayrıca duygusal düzenleme becerilerini destekleyecek nefes egzersizleri, gevşeme teknikleri ya da bedensel farkındalık çalışmaları da bu süreçte faydalı olabilir.
TERCİHLER SÜRECİ: KATILIMCI VE DESTEKLEYİCİ OLMAK
YKS sonrası dönem yalnızca mesleki değil, kimlik gelişimi açısından da kritik bir zaman dilimidir. Gençler ‘ne yapacağım?’ sorusunun yanında ‘nasıl bir yaşam kuracağım?’ sorusuyla da baş başa kalır. Tercihler, ebeveynlerin kişisel hayallerini gerçekleştireceği bir zemin olmaktan ziyade, öğrencinin kendi yolunu şekillendirmesinde kendi seçimlerine dayanan öz seçimler olmalıdır. Bu noktada ailelerin ve öğretmenlerin baskılayıcı değil, rehberlik edici bir tutum takınmaları gerekir.
Tercih sürecinde, ‘birlikte araştırabiliriz’ gibi katılımcı cümlelerle sürece dahil olmak, gencin yalnız olmadığını hissetmesini sağlar. Bu birliktelik aynı zamanda kontrol duygusunu pekiştirir ve öz-yeterlik inancını artırır. Unutulmamalı ki iyi meslek yoktur; bireye uygun meslek vardır. Bu nedenle tercihler yalnızca puana göre değil; ilgi, yetenek, kişilik ve yaşam hedeflerine göre yapılmalı.
BAŞARIYI YENİDEN TANIMLAMAK
Sınav, bir kader çizgisi değil; çok boyutlu bir yaşam yolculuğunda sadece bir duraktır. Sınav ve sonrası, öğrencinin yetişkin yaşamına hazırlanmasında önemli bir fırsattır. Bu zorlu süreç, gencin kendine dair farkındalık geliştirmesi, karar alma becerilerini geliştirmesi ve geleceğini şekillendirmesi açısından değerlidir.
Sınavlar geçici, karakter kalıcıdır. Gençlerin üretkenliğini, yaratıcılığını, insanî değerlerini ya da potansiyelini yalnızca bir sınav ölçemez. Bu yüzden başarının tanımı da genişletilmelidir: Sınavdan düşük veya yüksek fark etmeksizin kaç puan aldığından çok, sınav sürecinde ne öğrenildiği ne kadar geliştiği ve hayata dair yeni bir bakış ve iç görü kazanmanın gerçek birer başarı olduğunu unutmamak gerekir. Gerçek başarı, sadece yüksek puanlar değil; öğrenilen dersler, gelişen bakış açısı ve kazanılan içgörüdür. Gençlere bu dönemde verilecek en büyük armağan, yalnızca başarıyı değil, esnek düşünmeyi öğrenmelerine destek olur.
PROF. DR. SEVAL ERDEN ÇINAR KİMDİR?
Lisans eğitimini Marmara Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik Anabilim Dalı’nda tamamladıktan sonra, Boğaziçi Üniversitesi’nde Dil Hazırlık okulunun ardından Gelişim Psikolojisi yüksek lisansına başlayan Erden, Marmara Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik Anabilim Dalı’ndan 2003 yılında uzmanlık, 2008 yılında doktora, 2015 yılında doçent ve 2021 yılında da profesör unvanı almıştır.
Bilişsel davranışçı yaklaşımlar ve uygulamaların yanı sıra gelişim dönemleri ve sorunları; bağlanma, öfke, stres, suçluluk, utanç, yalnızlık gibi duygular; şemalar ve kişilerarası ilişkiler, cinsiyet ve öğrenilmiş cinsiyet rollerini içeren kadın çalışmaları, istismar uzmanın ilgi alanlarından bazılarını oluşturmaktadır. Bu konularla ilgili uluslararası indekslerde taranan dergilerde ve ulusal hakemli dergilerde yayınlanmış makaleleri, alanıyla ilgili muhtelif kitaplarda bölüm yazarlığı ve bölüm çevirmenlikleri, uluslararası ve ulusal kongrelerde bildirileri bulunmaktadır.
Erden Çınar ‘Çocuk Psikolojisi’, ‘Bilişsel Davranışçı Kuram Temelli Grupla Psikolojik Danışma Uygulamaları’, ‘Kişilerarası İlişkiler’, Ana-Baba Rehberi- ‘Çocuk Gelişiminde Aile Ortamının Rolü’ ve ‘Aile İçi Sağlıklı İletişim’ kitaplarının yazarıdır. Ayrıca, ‘Ergenlikten Yetişkinliğe Grupla Psikolojik Danışma’, ‘Rehberlik’, ‘Yaşam Boyu Gelişim Dönemleri’, ‘Fizyolojik Psikoloji’, ‘Ruh Sağlığı’, ‘Eğitim Psikoloji’ ve ‘Eğitim Bilimleri’ kitaplarında bölüm yazarlıkları bulunmaktadır.