Siber zorbalık ve linç kültürü

Siber zorbalık ve linç kültürü

COVID-19 salgını sürecinde internet kullanıcı sayısı ve kullanım oranlarında da ciddi bir atış yaşandığını biliyoruz. We are Social’ın verilerine göre 2021 yılında internet kullanıcı sayısı yaklaşık yüzde 7,5 artarak 4.66 milyara ulaştı. Bu rakam bize çevrimiçi ortamın ne kadar büyük bir etkileşim alanı yarattığını gösteriyor. İnternet ve sosyal ağlara bağlandığımızda böylesine büyük bir grubun parçası oluyoruz.

 

Haberin Devamı

Maalesef internet kullanım yaşı her geçen gün düşerken çocukların ekran başında geçirdikleri süre de artıyor. Peki çocuklarımızın yaklaşık 5 milyarlık bir topluluğa dahil olurken ne gibi risklerle karşı karşıya kalabileceklerini düşünüyor muyuz? İnternetin bize sağladığı böyle büyük bir grubun parçası olmak, mesajlarımızı hızla iletmek ve etkileşimsellik gibi özellikler, avantajlar kadar dezavantajlar ya da çeşitli riskler de barındırıyor. İnternet teknolojilerinin yarattığı riskleri, çevrimiçi riskler olarak adlandırıyoruz. Çevrimiçi riskler arasında internetin bağımlılık düzeyine gelecek şekilde yoğun biçimde kullanılması, dijital ortamda yaşanan taciz ve şiddet, dolandırıcılık ve sahtecilik ile siber zorbalık gibi davranışlar yer alıyor.

SİBER ZORBALIK NEDİR?
Siber zorbalık, elektronik ortamda bir birey veya grubun, diğerlerine yönelik kasıtlı biçimde gerçekleştirdiği aşağılama, iftira, dedikodu, taciz, tehdit, utandırma ve dışlama gibi rahatsızlık verici eylemleri ifade ediyor. Teknolojinin hızlı gelişimi karşısında günümüz dünyasında çocuk ve gençlerin karşı karşıya olduğu önemli tehditlerden biri de siber zorbalık. Siber zorbalık kavramı çoğunlukla çocuk ve ergenlerin birbirlerine karşı yaptıkları olumsuz davranışları ifade etmek için kullanılsa da her yaştan bireyin siber zorbalığın farklı biçimlerine maruz kaldığını görüyoruz. İnternet kullanıcılarının yarısından fazlasının bir şekilde siber zorbalığa maruz kaldığı düşünülüyor.
“Çevrimiçi Riskler ve Siber Zorbalık” kitabımda belirttiğim gibi siber zorbalık, dijital ortamın sunduğu bazı özellikler nedeniyle yüz yüze yaşanan zorbalıktan farklı bir takım özellikler taşıyor. Dijital ortamın kimliğini gizleme ya da sahte kimlikle hesap açmaya olanak vermesi, paylaşımların hızla yayılması ve çok sayıda kişi tarafından görülmesi siber zorbalığın yarattığı mağduriyeti arttırıyor. Özellikle de kimlik gelişimlerinin önemli bir evresinde olan ergenler, sosyal ağlarda kendileri hakkında yapılan olumsuz paylaşımlardan fazlaca etkileniyor.

Haberin Devamı

DİJİTAL LİNÇ KÜLTÜRÜ
Siber zorbalığın bir başka biçimi de “linçlemek” şeklinde tabir edilen durum. İnternette “linç edilmek” ya da “linç yemek” sözlerini ne kadar sık duyuyoruz. Siber zorbalığın yarattığı sonuçların akran zorbalığından daha can yakıcı olmasının nedenlerinden biri, sosyal ağlarda yapılan olumsuz paylaşım ya da yorumların çok sayıda kişi tarafından görülmesi. Aynı durum linç etme için de geçerli. Son günlerde dilimize yerleşmeye başlayan dijital linç, sosyal ağlar üzerinden bir kişi ya da gruba karşı küçük düşürücü ve saldırganca paylaşımların geniş bir kitle tarafından yapılması olarak tanımlanabilir.
İnternet ve sosyal ağların anonim, sahte ve trol hesaplara olanak vermesi, kullanıcıların daha “cesur” ve “acımasız” paylaşımlar yapmalarının nedenleri arasında yer alıyor. Yapılan olumsuz paylaşımların destek görmesiyle karalama ya da hakaret hızla yayılmakta ve dahası bu davranışı yapanlar kendilerini haklı hissetmekteler. Bu haklı hissetme durumu ve hızla geniş kitlelere yayılması nedeniyle dijital ortamın yarattığı linç kültürü giderek daha tehlikeli boyutlara ulaşıyor.
Peki linç kültürü neden yayılıyor ya da insanlar neden öfkeli paylaşımları hızla yayıyorlar? Bu durumu kitle psikolojisi ile açıklamak mümkün. Bazı araştırmalar, bireylerin sosyal ağları kullanırken kitle psikolojisinde olduğu gibi, tek başınayken gösterdiği davranışlardan farklı davranışlar içine girebildiğini gösteriyor. Bireyler tek başlarınayken frenledikleri davranışlarını, kitlenin sağladığı anonimlik nedeniyle cezalandırılma korkusu duymayarak serbest bırakıyorlar. İşte bu kitle psikolojisine kapılmadan kendimizin ve başkalarının haklarını gözeten bilinçli internet kullanıcıları olmanın yolu da bireylerin dijital okuryazarlık becerilerinin geliştirilmesinden geçiyor.

Haberin Devamı

ÇOCUKLARLA GÜVEN İLİŞKİSİ KURMALI
Evlerimize kapandığımız ve pek çok aktivitemizi dijital ortama taşıdığımız şu günlerde çocukların internet kullanımı konusunda onlara doğru şekilde rehberlik etmek çok daha önemli hale geldi. Çocukların siber zorbalıktan korunması ve zorbaca davranışlardan uzak durması konusunda eğitimciler ve ebeveynlere önemli görevler düşüyor. Öğretmenler siber zorbalık olarak tanımladığımız davranışların neler olduğu ve karşımızdakilere nasıl zararlar verebileceği konusunda farkındalık yaratmalı. Çocukların dijital ortamda kendi hakları ve sınırlarını koruyabilecek, buna karşılık başkalarının haklarını da gözetecek düzeyde dijital okuryazarlık becerileri ile donatılması çok önemli.

Haberin Devamı

KURALLARI BİRLİKTE KOYUN
Çocukların bilinçli internet kullanımı konusunda ebeveynlere düşen en önemli görev, internet kullanımına ilişkin açık ve istikrarlı kurallar belirlemek. Bu ortamın yaratabileceği riskler konusunda çocuğunuzla konuşarak hem süre hem içerikler açısından bazı kurallar belirlemek büyük önem taşıyor. Dijital ortamda yapılacak paylaşımlar konusunda özellikle şu noktalara dikkat çekmek gerekiyor; kişisel bilgilerimizi ve mahremiyetimizi ihlal edecek paylaşımlar yapmamak, yaptığımız her paylaşımla dijital ayak izleri oluşturduğumuz ve bu izleri çevrimiçi ortamdan tamamen kaldırmanın mümkün olmadığı, paylaşım yaparken kendimiz ve başkalarının zarar görüp görmeyeceğini düşünmek, öfkeliyken paylaşım yapmamak, empatik davranabilmek… Küçük yaşlardan itibaren farkındalık yaratılması ve belirli kuralların uygulanması durumunda çocukların, ergenlik ve gençlik çağlarında dijital ortamda güvenli şekilde var olabilecek öz yeterliğe ulaştığı görülüyor.

Haberin Devamı

AÇIK İLETİŞİM ŞART
Çocuklarımız bize yaşadıkları olaylar ve duygu durumları hakkında doğrudan ya da dolaylı olarak mesajlar verirler. Öncelikle hedeflimiz çocuklarımızla karşılıklı güvene dayalı açık iletişim kurabilmek olmalı. Bu nedenle ebeveynler çocuklarına, her ortamda yaşadıkları olumsuz durumları kendileriyle paylaşabilecekleri mesajını vermeliler. Hem siber zorbalığa maruz kalanlar hem de zorbalık yapan kişilerin duygusal anlamda desteğe ve rehberliğe ihtiyaçları olduğunu unutmayalım. Çocuklarımızı yargılamadan, korkutmadan ya da damgalamadan yaşadığı sorunu çözmeye odaklanmalıyız. Ebeveynleri ya da öğretmenlerinin desteğini alabileceğini düşünen çocuklar, yaşadıkları siber zorbalık durumlarını yetişkinlerle paylaşıp onlardan yardım istiyorlar. Buna karşılık destek alacaklarına güvenmeyen çocuklar dijital ortamda yaşadıkları sorunları yetişkinlerle paylaşmıyor. Böylece daha da yalnızlaşıyorlar. Duydukları, üzüntü, öfke ve korku gibi duygular katlanarak artıyor ya da misille yapmak gibi yanlış yolarla kendilerini korumaya çalışıyorlar. Bu nedenle çocuklarımızı iyi gözlemlemeli, yaşadıkları olumsuz durumlara karşı onlara destek olmalıyız.

Haberin Devamı

ÇOCUKLARA REHBERLİK EDİLMELİ
İnternet teknolojilerinin hayatımızı değiştirdiği ve bu değişimin çoğumuzu kaygılandırdığını söylemek yanlış olmaz. Çevrimiçi riskleri en aza indirmek için kaygıya değil, bilince ve farkındalığa ihtiyacımız var. Öncelikle biz yetişkinler güvenli ve bilinçli internet kullanıcıları olmak için kendimizi geliştirmeli, sonra da çocuklarımıza rehberlik etmeliyiz. Yetişkinlerin dijital okuryazarlık becerilerinin geliştirilmesi konusunda kurumsal düzeyde atılacak adımların da oldukça önemli olduğunu vurgulamalıyım.

PROF. DR: EMEL BAŞTÜRK KİMDİR?
Baştürk, Ankara’da doğdu. 1996 yılında Ankara Üniversitesi (A.Ü.) İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu.1999 yılında A.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Gazetecilik Anabilim Dalında Yüksek Lisansını tamamladı. Aynı yıl, Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Araştırma Görevlisi oldu. Doktorasına Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde başladı. Doktora tezi sırasında Amerika Birleşik Devletleri’nde konuk araştırmacı olarak bulundu. 2008 yılında İletişim Bilimleri alanında Doçentlik unvanına hak kazandı. Halen Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Bilişim Anabilim Dalı başkanlığı görevini yürütmektedir. Medya ve iletişim alında çok sayıda çalışması bulunmaktadır. Özellikle son 10 yıldır dijital iletişim ve çevrimiçi riskler konusunda araştırmalar ve toplumsal sorumluluk projeleri yürütmektedir. Çevrimiçi Riskler ve Siber Zorbalık kitabının yazarıdır.