GeriEğitim Pandemide Z kuşağının kaygıları neden arttı?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Pandemide Z kuşağının kaygıları neden arttı?

Pandemide Z kuşağının kaygıları neden arttı?

COVID-19 pandemi döneminde bir yılıgeride bırakırken, yüz yüze örgün eğitimden uzaktan eğitime geçilmesi ve halk sağlığını koruma amacıyla uygulanan çeşitli kısıtlamalarla Z kuşağının hayatı azımsanmayacak derecede değişti. Dünyanın pek çok ülkesinde yapılan araştırmalar pandemi döneminde 12-18 yaş arasındaki çocuklar ve gençlerin stres, kaygı, depresyon seviyelerinin arttığına işaret ediyor. En sık dile getirilen şikayetlerin başında ise odaklanmada zorluk, can sıkıntısı, yalnızlıklık hissi, huzursuzluk, kaygı ve COVID-19 virüsünün bulaşmasına yönelik hissedilen endişeler bulunuyor.

Türkiye’de yapılan bir çalışmada ise ergenler, yaşanan bu süreçteki belirsizliğin de kaygılarını arttıran bir diğer neden olduğunu dile getiriyor. Tüm bunların yanı sıra, pandemi öncesine kıyasla içinde bulunduğumuz dönemde pek çok çocuk ve genç gece geç saatlere dek uyumuyor, sabahları geç kalkıyor, düzenli saatlerde yemek yerine gün boyunca sağlıksız atıştırmalıklar tüketiyor ve ekran başından uzun süre kalkmıyor. Son olarak, salgın sürecinin tahminlerimizden uzun sürmesi, pek çok gencin internet ve bilgisayar gibi kaynaklara erişimde zorluklarla karşılaşması, uzaktan eğitim sürecinde gitgide artan bir motivasyon kaybı yaşaması, sosyalleşme fırsatlarından mahrum kalması, fiziksel hareketin ve sosyal etkileşimin azalması çocuklar ve gençlerin hem fiziksel hem de psikolojik sağlığı açısından risk yaratan durumların başında geliyor.

SOSYAL MEDYA YALNIZLIK HİSSİNİ HAFİFLETİYOR
Ergenlik döneminin gelişimsel özelliklerini ve gençlerin özellikle bu döneme özgü psikolojik ihtiyaçlarını dikkate aldığımızda onların kaygı seviyelerindeki bu artış daha anlaşılır oluyor. Yapılan araştırmalar, travmatik durumlarda çocuklar ve gençlerin sevdikleri, güvendikleri yetişkinler ile bir arada olmaya her zamankinden daha çok ihtiyaçları olduğuna işaret ediyor. Anne-babalar, çocuklarının sevgi, şefkat, güvende hissetme ve destek alabilme gibi birçok ihtiyacı için en önemli kaynaklarıdır. Ancak ergenliğe geçiş (12-13 yaş) ile birlikte gençler için aile dışında sosyal ilişkiler kurmaya değer verdikleri, akran gruplarından destek almayı önemsedikleri ve bu gruplarda kendi yerlerini bulmaya çalıştıkları bir dönem başlar. Fakat, salgınla ilgili alınan tedbirler gençlerin arkadaşlarıyla bir araya gelmelerini, dolayısıyla akranları ile sosyalleşme fırsatlarını önemli ölçüde azalttı. Travma araştırmaları, bu salgın döneminde, çocuklar ve gençlerin en az 1 yakın arkadaşı ile temas içinde olmasının dahi ruh sağlığı açısından koruyucu rolüne işaret ediyor. Dolayısıyla, içinde olduğumuz bu sıradışı dönemde gençlerin çevrimiçi yollarla akranlarıyla iletişim içinde olmalarına olanak sağlamak, daha önce belirlenmiş olan sosyal medya kısıtlamalarını biraz gevşetmek salgın dolayısıyla yaşanan yalnızlık hissini hafifletmekte önemli bir rol oynuyor.

AKTİF VE BAĞIMSIZ OLMALILAR
Çocukluktan yetişkinliğe geçişi içeren ergenlik, gençlerin hayatlarında önem verdikleri konular üzerine daha fazla düşünmeleri, değerlerini keşfetmeleri ve kimlik duygusunu geliştirmeleri açısından da kritik bir dönemdir. Bu dönemde gençlerin kendi seslerini duyurmaya, görüşlerini bildirmeye, ilgi alanları içinde seçimler yapıp kararlar vermeye, üzerlerinde kuvvetli bir kontrol hissetmeden belli davranışlarını kendi başlarına belirlemeye ihtiyaçları vardır. Ancak, pandemi dönemi evden çıkmayı, yeni şeyler denemeyi, yeni kişiler, yeni fikirler, yeni durumlarla karşılaşmayı, farklı beceriler öğrenmeyi, gencin ilgi alanlarını keşfetmesini, ilgilendiği alanlar arasında seçimler yapabilmesini de büyük oranda kısıtladı.
Gençlerin kendilerini yetkin ve özgüvenli hissetmeleri, içinde bulundukları çevrede aktif ve bağımsız olmaları, benlik saygısı kazanmaları ergen gelişiminde bir diğer temel ihtiyaçtır. Bu bağlamda, iptal olan okul mezuniyet törenlerini de unutmamak gerekiyor. Bu törenler çocuklar ve gençlerin kendileri ile gurur duydukları, bir dönemi başarı ile bitirmeyi ve yeni bir sürece geçişi, erişkinliğe doğru atılan yeni bir adımı temsil eder. Ancak geçtiğimiz seneden beri pek çok çocuk ve genç mezuniyet törenine katılamadı ve bu yüzden haksızlığa uğradığını hissedenlerin sayısı hiç yadsınmayacak kadar çok. Ayrıca, gençlere becerilerini ve yapabildiklerini sergileme fırsatı veren halka açık gösteriler, spor etkinlikleri iptal edildi.

YENİ BECERİLER KAZANMAK KAYGIYI AZALTIYOR
Her ne kadar pandemi gençlerin pek çok etkinliğe katılmalarını ve farklı roller, sorumluluklar alabilmelerini kısıtladıysa da, bu salgın dönemi onlara arkadaşlığın, akranlarla bir araya gelmenin değerini hatırlattı. Evden çıkmadan kendini ilgilerini daha iyi tanımaya çalışan, internetten bir enstrüman çalmayı öğrenmek gibi hobiler edinen, çeşitli kültür-sanat veya eğitim kurumlarının çevrimiçi olarak sundukları ücretsiz atölyelere katılarak yeni beceriler geliştirmeye çalışan gençler kaygı seviyeleri ile daha iyi başa çıkabiliyorlar.

DESTEK ALMAK VE VERMEK ÇOK ÖNEMLİ
Yaşadığımız bu travma döneminde sosyal destek almak kadar destek vermek, gençlerin birbirlerine destek sunmaları kadar başkalarına da yardım etme fırsatlarına sahip olmaları dayanışma ruhunu güçlendirir. Bu bağlamda, gençleri çevrimiçi katılabilecekleri toplumsal gönüllülük projelerine, sosyal sorumluluk etkinliklerine yönlendirmek onlara sahip oldukları potansiyeli harekete geçirme fırsatları sunar. Bu gibi etkinlikler gençlerin içinde bulundukları bu kaygılı dönemde bir anlam ve amaç bulmalarına, kaygı ve stres düzeylerini azaltma potansiyeline sahip.
Son olarak, bu yaşanılan zor döneme ebeveynlerin nasıl bir anlam yüklediği de gençlerin kaygı seviyesini belirlemede önemli bir rol oynuyor. Salgın döneminin yarattığı eşitsizlikleri, zorlukları ve trajediyi yadsıyamayız. Ancak bu zor dönemde herşeye rağmen gençlerin uyum sürecinde gösterdikleri çabaları da göz ardı etmemeli ve kısıtlamalarla geçen bu bir sene boyunca gösterdikleri fedakarlık ve esneklik için onları takdir etmeyi ihmal etmemeliyiz.

PROF. DR. FEYZA ÇORAPÇİ KİMDİR?
Prof. Dr. Feyza Çorapçı, 2006 yılından bu yana Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji bölümünde öğretim üyesidir. Klinik psikoloji alanındaki yüksek lisans ve doktora derecelerini A.B.D.’deki Purdue Üniversitesi’nden almıştır. Çalışmalarında erken çocukluktaki sosyo- duygusal gelişime katkıda bulunan aile deneyimlerini araştıran Prof. Dr. Feyza Çorapçı’nın bir diğer çalışma alanı, çocuk yoksulluğa azaltmaya yönelik önleyici müdahale programları üzerindir. İstanbul Kültür Sanat Vakfı ile Sabancı Vakfının yayınladığı çocuk kitaplarına akademik danışmanlık yapan Prof. Dr. Çorapçı, İstanbul’un 0-3 yaş arası çocuklar ve ailelerine uygun bir kent haline gelmesine öncülük eden İstanbul95 programının akademik kadrosunda da bulunmaktadır.

False