Okullarda birlikte iyileşme dönemi

Güncelleme Tarihi:

Okullarda birlikte iyileşme dönemi
Oluşturulma Tarihi: Nisan 22, 2026 10:34

Ülkemizde geçen hafta gerçekleşen okul saldırılarında ateş düştüğü yeri yaktı, kül etti. Bununla da kalmadı, herkesi derinden etkiledi. Nedenlerini konuşmaya, anlamlandırmaya, ki böylece belki de tekrar etmeyeceğine inanmaya ihtiyacımız var. Dünyanın güvenilir bir yer olduğunu yeniden hatırlamaya ve çıkan kargaşa ve gürültü sonrası beyni yatıştırmaya…

Haberin Devamı

Kuşkusuz yanıtını aradığımız bir dizi soru var. Okul sıralarına dönen çocuk ve gençler, onlara rehberlik etmesi beklenen öğretmenler, yöneticiler ve tüm okul personeli nasıl etkilendi? Aileler ve yakınlar neler hissediyor? Hangi tepkiler beklenen ölçülerde, hangileri daha ağır? Ve en önemlisi, travmanın ardında kalan toksik etkileri azaltmak için neler yapılabilir?

Nörobilimdeki en güncel bulgular, travmatik olayların, öğrencilerin, öğretmenlerin ve ailelerin beyninde nasıl kalıcı izler bırakabildiğini ve bu izleri gidermede nelerin yararlı olabileceğini ortaya koyuyor. Son günlerde Türkiye’de yaşananlar, sıradan bir sabahın nasıl korku dolu bir anıya dönüşebileceğini bir kez daha gösterdi. Tanıklar, öğretmenler, ebeveynler ve yakınlar olmak üzere o dehşeti bizzat yaşayan ya da yakından izleyen herkesin beyninde bir şeyler değişti. Bu yazı, o değişimi bilim üzerinden anlatmak ve “elimizden ne gelir?” sorusuna güncel nörobilim ışığında yanıtlar aramak için kaleme alındı.

Haberin Devamı

BEYİN STRESLE NASIL BAŞ EDER?
Doğum öncesinden başlayarak beyin, aşağıdan yukarıya doğru gelişir. Kazanılan beceriler anlamında da basitten karmaşığa doğru yapılanır. Alttaki yapılar temel yaşamsal faaliyetleri düzenlerken üst yapılar akıl yürütme gibi gelişmiş işlevlerden sorumludur. Genel anlamda üç katmanlı bir gelişimden söz edilebilir, en altta ‘ilkel yani yaşamsal beyin’ yer alırken, ara katmanda ‘orta yani duygusal beyin’ ve en üstte korteks, ‘rasyonel yani akıllı beyin’ bulunur.

Travmayı anlamada beyin temelli bir yaklaşım sunan ve uluslararası bilimsel ağının parçası olduğumuz Neurosequential Model of Therapeutics’e (NMT) göre bu sıra, insan beyninin yalnızca gelişim hiyerarşisini açıklamakla kalmayıp aynı zamanda işleyiş sıralamasını da belirler. Özellikle ani ve ağır streslerde yani duygusal olarak regüle olamadığı zamanlarda en üstte yer alan yapılar devre dışı kalarak insana özgü düşünme, karar verme, doğru davranma gibi becerileri de engeller. Bu sıralı yapıyı, beynin işleyiş modelini anlamadan travma mağdurlarına yaklaşmak yetersiz kalır.

Haberin Devamı

Beynin stresle baş etmede başlıca iki yolu bulunur: “aşırı uyarılma (hyperarousal)” ve “disosiye olma (dissociation)”. Günlük stres kaynakları ve zorlayıcı deneyimler karşısında bu iki tepki birlikte hareket edebilir. Aralarında anlık geçişler olabileceği gibi beyin tek bir tepkide uzun süreli de kalabilir.

AŞIRI UYARILMA: BU ÇOCUK NEDEN BÖYLE DAVRANIYOR?
Travma sonrasında stres yanıt sistemleri aşırı hassas hale gelir. Beyinde davranışları yöneten, düzenleyen alanlar (korteks) devre dışı kalır, daha basit, daha ilkel sistemler aktive olur. Bunun anlamı şudur: Ortada gerçek bir tehlike olmasa bile beyin tehlike varmış gibi algılamaya devam eder. Saldırıyı yaşayan, tanıklık eden ya da haberdar olan bir çocuk, haftalar hatta aylar sonra koridorda bir kapı çarptığında yerinden fırlayabilir, yüksek bir sese irkilebilir ya da sınıfta aniden kontrolünü kaybedip etrafındakilere saldırgan davranabilir. Bu bir “yaramazlık” değil, tam tersine beynin tehlikeyi yeniden algıladığının işaretidir. Peki başka hangi davranışlar görülebilir?

Haberin Devamı

• Sınıf ortamında görülebilecek tepkiler: Her sese irkilebilir, ani öfke patlamaları, yerinde duramama, dersi hiç takip edememe, sınıf arkadaşlarıyla sürtüşmeler olabilir.

• Ev ortamında görülebilecek tepkiler: Uyuyamama, kabuslar, iştahsızlık ya da aşırı yeme, aile üyeleri ile iletişimi reddetme ortaya çıkabilir.

• Günlük işlevsellikte bozulmalar: Okul başarısında gerileme ya da tutarsızlıklar baş gösterebilir; örn., evde çözebildiği matematik sorularını okulda sınavlarda yapamayabilir, ödevleri bitirmekte zorluk yaşayabilir, arkadaşları ile ilişkileri bozulabilir.

SAKİN ÇOCUK SAĞLIKLI ÇOCUK DEMEK DEĞİLDİR
Disosiye olma hali, dış dünyadan uzaklaşarak bir anlamda içe dönmedir. Gündelik hayatta da sıkça başvurulan ve temelde duygu düzenlememize yardımcı olan bir zihinsel mekanizmadır. Kaçınılmaz olan acıya karşı beynin ve tüm bedenin tepki vererek, kendini bağlam ve zamandan kopararak acıdan etkilenmeyen bir durumda tutma çabasıdır. Dış dünya tehlikeli algılandığında zihin, daha güvenli bir iç dünyaya geri çekilebilir.

Haberin Devamı

• Sınıf ortamında görülebilecek tepkiler: Sınıfta boş gözlerle duvara bakabilir, soruları duymazdan gelerek göz temasından kaçınabilir, bir görevi yarım bırakabilir. Bağırıp çağırma yoktur, hatta tedirgin bile durmayabilir, dışarıdan sakin ve uysal görünür. Oysa bu bir kapanma halidir ve zihinsel olarak bilgiyi işleyemez durumdadır. Utangaç ve kaçıngan iletişimdedir.

• Ev ortamında görülebilecek tepkiler: Birebir ilişkilerde aşırı itaatkar veya robotsu davranabilir, baş ve karın ağrısı gibi yaygın somatik belirtiler gözlenebilir.

Günlük işlevsellikte bozulmalar: Sıklıkla “kendi dünyasındadır”, yetişkinlerle etkileşimdeyken “akılları başka yerde” izlenimi verebilir.

Haberin Devamı

'TEMBEL ÇOCUK' DEMEYİN!
İki tepki türünü bir arada düşünmek gerekir. Aşırı uyarılma gürültülüdür; dışa vurur, kavga ya da kaçarak mücadele biçiminde belirir. Disosiyasyon ise sessizdir; içe çekilir, donup kalma ya da robotsu bir itaat olarak görünür. Her ikisi de kaygı ve korkudan beslenir ve bazen aynı çocukta dönüşümlü olarak ortaya çıkabilir. Bir derste sakin davranan bir genç, başka bir ortamda beklenmedik çıkışlar yapabilir. Bu tarz durumlarda sıklıkla yapılan hata ise bu belirtilerin tek bir tanıya indirgenmesi ya da “tembel çocuk”, “kasıtlı yapıyor” olarak değerlendirilmesidir. Oysa neden, beynin yoğun strese verdiği yanıttır.

Beynin işleyişine dair bu temel bilgileri vermek, başta öğretmen ya da ebeveyn olmak üzere bütün erişkinlere, gençlere rehberlik etmelerini kolaylaştırmak amacıyladır. Her olgu kendi içinde ve travma alanında çocuklara destek sağlayan diğer yaklaşımlarla bütünleştiğinde en doğru sonuçlar alınabilecektir. Nihayetinde hedef, zorlayıcı bir deneyimden geçmiş bireyi önce anlamak, etiketlememek ve dahası dinamik bir süreç içinde olduğunu kabul ederek değişen tepkilerini fark edebilmektir.

BEYİN GÜVENDE OLDUĞUNU BİLMEK İSTER
Öğrenme ortamlarında çocuk ve gencin öncelikli ihtiyacı, güvenli ilişki ağı içinde olduğunu bilmektir. Önce duygu düzenlenme, sonra ilişki kurma ve en son öğrenme gelir. Korku halindeki bir beyin bilgiyi işleyemez. Yeni bir bilgi öğrenemeyeceği gibi var olanı da yerinde kullanamaz.

Amerika’da çocuk ergen ruh sağlığı ve nörobilim alanlarında klinik uzman ve araştırmacı olan Prof. Dr. Bruce D. Perry’nin kaleme aldığı “Travmatik Yaşantıların Ardından Çocuklara Yardım” kitabı bu durumda önemli bir kaynaktır. Yakın zamanda çevirisini gerçekleştirdiğimiz bu rehberden yararlanarak hazırladığımız önerileri şu şekilde özetleyebiliriz:

- Çocuk ve gençle temasta olan erişkinler olarak önce kendi duygularınızın farkına varın. Yardım etmeden önce sizin sakin (regüle) olmanız çok önemlidir. Bu evrede, sözlerden çok ses tonunuz, davranışınız, sakinliğiniz etkili olacaktır. Okul ortamında çalışan öğretmen, yönetici ve okul personeli olan ya da çocuklarını her gün okula gönderen anne-baba ve yakınlar olarak siz erişkinler de aynı nörobiyolojik süreçlerden geçmektesiniz. Bunun için kendi ihtiyaçlarınızı fark ederek yardım istemeyi ihmal etmemeli, destek almalısınız.

- Çocuk ve gençle olay hakkında konuşmaktan kaçınmayın; ancak istemeyen çocuğu da konuşmaya zorlamayın. “Aklına getirme, unut gitsin” gibi tavsiyeler iyi niyetli olsa da iyileştirici değildir. Yaşına uygun açıklamalarla korkmanın doğal bir tepki olduğunu, “beyninin onu korumak için alarm verdiğini” anlatarak sakinleştirebilirsiniz.

SABIRLI OLUN
- Zorlandıkları noktaları fark edin (Evde uyanma, giyinme ve okula hazırlanmada; okulda dersi ve ödevleri takip etmede), sabırlı olun ve gerçekleştirmeleri için zaman tanıyın. Bu sırada art arda komutlar yerine basit, tek adımlı talimatlar kullanın. Aşırı uyarılmış ya da disosiye haldeki bir çocuk çok adımlı komutları bütünüyle işleyemez; yalnızca ilk adımı duyar ve sonrasını kaçırır.

- Çocuğa gündelik yaşamında küçük kararlar da olsa seçim hakkı tanıyın. Kontrolünü yitirmiş olma hissi kaygıyı artırır. Günlük hayatta küçük seçenekler sunmak, beynin alarm düzeyini düşürür.
Bir görevden diğerine geçişte (dersler arası ya da farklı ev işleri arası) düzenleyici bir etkinlik (müzik, yürüyüş, şarkı söyleme gibi) katın.

- Ritmik, tekrarlayıcı hareketleri (yürümek, sallanmak, dans etmek, nefes egzersizi yapmak gibi) hayata katın ve mümkün olduğunca birlikte yapın. Bu etkinlikler, beyne stres yanıt sistemlerini düzenleyen mesajlar gönderir; egzersizin ötesinde doğrudan nörobiyolojik müdahalelerdir. Gün içine yayılmış kısa regülasyon etkinliklerini ihmal etmeyin.

YARDIMA HAZIR OLUN
- Sınıf içi ortamlarda proaktif (ön alıcı) düzenleyici faaliyetler yanı sıra reaktif (tepkisel) düzenleyici eylemler bir arada kullanılabilir. Bu noktada öğretmenler çok yaratıcı olabiliyor ve zamanla hangi aktivitelerin ve etkileşimlerin o sınıf ortamını yatıştırdığını buluyor. Reaktif eyleme bir örnek, öğrencinin huzursuzlaştığında sınıftan çıkarılarak güvenilir bir yetişkin ile kalıp (belki yan yana yürüyüp konuşarak) sakinleşmesi için zaman tanımaktır. Huzursuz hissetmelerini daha en baştan engellemek için ise yatıştırıcı etkileşim “dozlarını” proaktif olarak belli aralıklarla devreye sokmamız gerekir. Örneğin, derse üç dakikalık duygu düzenleme etkinliğiyle başlamak ve bunu aralıklı olarak tekrar etmek, belki bir yetişkinle beş dakika yürüyüş yaparak konuşmak gibi kısa zamanlar ayrılabilirse şiddetli ataklar önlenebilecektir.

- Uyku alışkanlıklarını gözden geçirin; örneğin yatmadan en az bir saat önce ekran başından kalkmak, pijama giymek, kucaklaşmak, ışığı azaltmak gibi eylemleri yaşa ve tercihlere bağlı olarak düzenleyin.

- Ev ve sınıf içi ortamlarda olağandışı davranışlar fark ettiğinizde yardım etmeye ve yardım aramaya hazır olun.
Önemli olan tutarlı, destekleyici bir ilişki içinde duygu düzenlemeyi, bağ kurmayı öncelemek ve tekrarlayıcı ritmik hareketleri yaşamın içine katabilmektir.

PROF. DR. FERYAL ÇAM ÇELİKEL KİMDİR?
1985’te Robert Kolej, 1991’de İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 2016’da ruh sağlığı ve hastalıkları profesörü ünvanını aldı. 2004’te Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi & Halk Sağlığı Fakültesi’nde Uluslararası Ruh Sağlığı ve Gelişimsel Bozukluklar Araştırma Eğitim Programı kapsamında araştırma bursiyeri olarak çalıştı. Ulusal ve uluslararası dergilerde çok sayıda araştırma makalesi, ulusal ve uluslararası kitaplarda kişilik ve beyin, kronik ağrı, travma ve nörobilim alanlarında bölüm yazarlıkları vardır. 2016’dan bu yana Işık Üniversitesi öğretim üyesidir. Klinik psikoloji yüksek lisans ve doktora programlarında psikopatoloji, nörobilim ve travma alanında eğitim ve süpervizyon vermekte, araştırmalar yürütmektedir. Halen Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu asil üyesidir.

BAKMADAN GEÇME!