GeriEğitim Öğretmenlerden velilere mesaj var
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Öğretmenlerden velilere mesaj var

Yeni bir eğitim öğretim yılına büyük umutlarla başlıyoruz. Öğretmen yetiştirme alanında araştırmalar yapan ‘öğretim üyesi, veli ve öğretmen’ kimliğimle yaptığım gözlemlerde en değerli varlıklarımız çocuklarımızı emanet ettiğimiz öğretmenlerimizi istemeden de olsa yorduğumuza, üzülerek şahit oluyorum. Bu zorluk özellikle ilköğretim yıllarında daha fazla yaşanıyor. Ev ortamından okul ortamına geçen çocuğun uyum sürecinde aile de benzer bir süreçten geçerken zorlanabiliyor. Sınıf öğretmeni Selin’in ifadesi bu resmi yansıtıyor: “Birinci sınıfın ilk dönemi velilerle çalışmayı isterdim… İnanın çocuklardan değil velilerden yoruluyoruz.”

Öğretmenlerden velilere mesaj var
Abone Olgoogle-news

Yeni bir döneme başlarken öğretmenlerimizin bizlerden neler istediklerini sorduğum bu çalışmada, devlet ve özel okullarda görev yapan sınıf öğretmenlerimizle paylaşımlarda bulundum. Sınıf öğretmenlerimiz yaşadıkları deneyimler ışığında aşağıdaki konularda velilerle işbirliğine ihtiyaç duyduklarını dile getirdi:

ÇOCUĞUNUZA İNANIN
Geçmiş yılların acı deneyimlerini bir tarafa bırakarak yeni umutlarla ve güzelliklerle döneme başlayalım. Çocuğunuza inanın ve iyi yönlerini görmeye çalışın. Ahmet öğretmenin şu sözleri birçok öğretmenimizin sesini anımsatıyor: “Bir öğretmen olarak ilk isteğim; ebeveynlerin evlatlarına yeni bir gözle bakmaları olurdu: Bunu yapmak çok da kolay değil… Alışkanlıklar, yaşantılar, acı tecrübeler, zaman zaman içimizi sızlatan ve kaygılandıran konular olabilir.”

ÇOCUĞUNUZU TANIYIN
Ailelerin yaptığı en büyük hata, çocuklarını tanımadan, yüksek beklentiler oluşturmaları. Çocuğunuzun özel durumu varsa (davranış problemi, dikkat eksikliği gibi) öğretmeninizle paylaşın ve rehber öğretmenlerle işbirliği içinde hareket edin.

ÖĞRETMENİNİZE GÜVENİN
Öğretmene güven sağlıklı bir veli-öğretmen diyaloğu kurmada önemli. Selin öğretmenimizin sözleri birçok genç öğretmenimizin duygularına tercüman oluyor: “İlk haftanın bizim için de çok zor bir dönem olduğunu düşünmelerini isterdim. Bizler de tanımadığımız veli ve öğrenci grubuyla karşı karşıya kalıyoruz. İlk gün, daha ilk tanıştığımız dakikada hangi okuldan mezun olduğum ve kaç yıllık öğretmen olduğum sorulmuştu… Hatta bir velim, ‘İyi bir öğretmen olmasaydınız okulumuz sizi işe almazdı’ dedi. Velilerimizin öğretmenlerimizin de heyecanlı ve gergin olabileceklerini hatırlamaları öğretmenlerimizin yaşamını kolaylaştıracaktır. Öğretmenlerimize ‘sevgi ve saygı’ gösterirken, onlara güvendiğimiz mesajını da açıkça paylaşmalıyız. Öğretmenimize duyduğumuz güven duygusunun çocuklarımıza da yansımakta olduğunu unutmayın.

EV VE OKUL ARASINDA SİNERJİ OLUŞTURUN
Çocuklarınızla okulla ilgili sohbet ve paylaşımlarda bulunarak, sınıf öğretmeninize destek olabilirsiniz. Oyun ve etkinliklerle okula uyum süreciyle ilgili paylaşımlarınızın çocuğunuza ‘ayna’ tutmasına fırsat verin. Zeynep öğretmenin sözleri birçok öğretmenimizin kariyerlerinde en az bir kez yaşadığı bir gerçeği ortaya seriyor: “Okul yönetimi ve öğretmenlerinize karşı haklı olduğunuzu düşünseniz dahi tepkili davranmayın. Konuşarak halledebileceğinizi unutmayın. Yargılamaktan kaçının. Unutmayın ki öğretmeniniz de kendi mesleki çerçevesinde çocuğunuz için en iyisini yapmaya çalışıyor ve tüm gün çocuğunuzla birlikte.”

OKUL BAHÇESİNİ VELİ SOSYALLEŞME ALANI YAPMAYIN
İlköğretim ilk kademelerinde annelerin bahçede beklemesi alışılageldik bir görüntü. İster devlet ister özel okulda olsun, okul bahçesinin, annelerin sosyalleşme ortamına döndürüldüğü durumların beraberinde okula olumsuz yansımaları olduğu görülüyor. Birinci sınıf velileri, çocuklarına (özellikle ilk hafta) onları ulaşılabilir bir alanda bekleyecek olduklarını söyleyebilir. Anne-babasının hangi saatte ve nereden alacağını bilen öğrenci, kendini ilk hafta güvende hisseder, ama bu durum takip eden günlere ve yıllara yayıldığında, çocuğun isteğinden çok annelerin kendi tercihlerine dönmeye başlıyor. Öğretmenlerimizin şu sözlerini sıklıkla duyuyoruz: “Okullar, velilerin sosyalleşme alanları değil!”

SAĞLIKLI VE MUTLU BİR YAŞAM İÇİN SPORU DESTEKLEYİN
Çocuklarınızın ilgi alanlarına ve yeteneklerine göre spora yönlendirmek bir ömür boyu sağlıklı ve mutlu bireylerin yetişmesinde önem taşıyor. Sporu yarışma olarak görmeden öğrencinin hareketli olması için bir süreç olarak görmek gerekiyor. Sonuç ve performans odaklı spor planlamalarında, ailelerin çocuklara kurdukları baskılar nedeniyle spor yapmaktan vazgeçen çocukların sayısı azımsanamayacak kadar fazla.

SANAT VE KÜLTÜR ETKİNLİKLERİNİ DESTEKLEYİN
Sanat ve kültür, çocukların yaratıcılıklarının desteklenmesinde çok önemli. Okulun ilk haftalarında şu söylemlere şahit olmadınız mı?: “Senden en iyi gitar performansını bekliyorum!.. Bu yıl başrolde sen oynamalısın!”
Bu ifadeler, sanat ve kültür etkinliklerinin amaçlarıyla çelişen, öğrenciyi olumsuz yönde iten durumlar ortaya çıkarıyor. Etkinlikler sırasında, ‘sonuç odaklılık’ yerine sürecin keyfini çıkarmak önemli. Velilerin bu beklentisi, beraberinde öğretmenleri de istenmeyen durumlara sokabiliyor. Dönem sonu sahne performansı kaygısı, eğitim öğretim sürecini sekteye uğratmamalı. Performans, öğrenci deneyiminin bir parçası olarak görülmeli. Aileyi mutlu etmek adına şık kıyafetler ve gösterişli performanslar yerine, öğrencilerin tüm süreçlerde sorumluluk aldıkları ve paylaşım olarak gördükleri etkinlikler tasarlanmalı. Bu farkındalıkla, öğrenci gelişimini destekleyen okul yönetimine ve öğretmenlere de veliler müdahale etmemeli.

SINIRLI TEKNOLOJİ KULLANIMI EV İÇİ POLİTİKANIZ OLSUN
Okulun sınırlı teknoloji kullanımı politikasını ev içinde de destekleyin. Teknolojinin faydalarıyla beraber yanlış kullanımla öğrenciye getirdiği zararları göz ardı etmeyin. Gün içinde sınırlı bir zamanda ve doğru kullanım, öğrencinin yaşama ve hayata bakışını şekillendiriyor. Ancak yanlış içerik ve zamanlama problemiyle birbirine bağlı çok ciddi sorunlarla karşılaştığımızı da unutmamalıyız. Uykusuzluk, dikkat eksikliği, obezite ve sosyalleşme gibi birçok sorunun kaynağında ekran bağımlılığının yattığı gerçeği her zaman akılda tutulmalı. Sınıf öğretmenlerimiz, özellikle şiddet içeren filmler izleyen çocukların sınıf ortamını olumsuz etkilemelerini söylüyor. Kontrolsüz ekranla birlikte çocuğunuz filmde gördüklerini sınıfa uyarlamaya çalıştığında, siz sadece kendi çocuğunuzu değil başka çocukların hayatını da olumsuz etkilediğinizi unutmayın.

ÖĞRETMENE VE OKULA MÜDAHALE ETMEYİN
Öğretmenlerle yaptığım önceki çalışmalarımda WhatsApp yoluyla velilerin zorbalığına kadar giden trajik vakalarla karşılaştım. 'Gece geç saatlerde mesaj atıp, öğretmenin hemen dönüş yapmasını beklemek, hafta sonu öğretmenin telefonunda sürekli cevap verecek şekilde hazır olmasını beklemek, soru atıp öğretmenin çözmesini beklemek…' Velilerin farkında olarak ya da olmayarak yaptıkları bu eylemlerin öğretmenlerin kişisel zamanına müdahale eden hareketler olduğunu unutmayın. Öğretmenlerimiz, mesajlara çoğunlukla vicdanen rahat hissetmedikleri için cevap verdiklerini söylerken, velilere onların da dinlenmeye ihtiyacı olduğunu hatırlatıyor. WhatsApp yoluyla okul yönetici ve sınıfla ilgili eleştirilerini diğer velilerle paylaşıp okul yönetimini zor duruma sokan veliler, öğretmenlerimizin kabusu durumunda. Öğretmenlerimiz, velilerimizden her türlü öneriyi ve paylaşımı yüz yüze ve bireysel aktarma konusunda hassasiyet göstermelerini bekliyor. Bununla birlikte, çocuğunuzun yanında okulu ve öğretmenleriyle ilgili yapacağınız olumsuz yorumların öğrencinin öğretmenine ve okuluna karşı soğumasına sebep olabileceği gerçeğini göz ardı etmeyiniz.

ÖDEVLERİ ÇOCUKLARIN DENEYİMLEME ALANI OLARAK GÖRÜN
Ödevleri çocukların deneyimleme alanı olarak görmeliyiz. Performans ödevlerini bırakın çocuklarınız kendi yapsın. Doğru soruları sorarak, ihtiyacı olan kaynakları vermeye çalışarak yardımcı olabilirsiniz. Bu durum ‘kaşıkla besleme’ olmamalı. Bırakın ödevi eksik olsun, mükemmel olmasın ama öğrencinin kendi emeğinin ürünü olsun! Ödevlerde mentor rolü üstlenerek, çocuğunuzun hata yapmasına imkân tanıyın. Bırakın deneme yanılma yoluyla öğrenme sürecini dolu dolu yaşasınlar. Öğretmen Ahmet, duygularını şu sözlerle ifade ediyor: “Velilerimin öğretmeniyle iş birliği içinde büyük bir sabırla, bu yılı inşa etmesini isterdim.”

ÇOCUKLARINIZA SORUMLULUK VERİN
Sınıfta öğretilen her türlü bilgi, yaşamın içinde deneyimleyerek yeşerir. Çocuğunuzla beraber sinemaya, pazara gidin; otobüse, metroya binin. Beraber yemek yapın, sofra kurun. Çocuklarınızın yaşamı sizlerle dolu dolu deneyimlemelerine fırsat verin. Yaşam içinde yaparak yaşayarak öğrenmesini sağlayın. Öğrenme deneyimleriyle ilgili planlamalarında çocuğunuza sorumluluk vermekten çekinmeyin. Öğretmenlerimiz, özellikle okul döneminin başlamasıyla birlikte uyku saatinin iyi planlanmasının altını çiziyor. Yatış saatinizin belirlenmesiyle ilgili ortak bir toplantı yapılarak, ‘zaman yönetimi’ konusunda çocuğunuza sorumluluk verin.

ARKADAŞLARIYLA PROGRAMLAR YAPIN
Yoğun şehir temposunda etkileşim odaklı programların yapılması kolay olamıyor. Anne ve babanın yoğun iş temposu, bu süreci olumsuz etkiliyor ve zaman zaman da çocuğun yalnızlaşmasına yol açabiliyor. Çocuğunuzun okul içinden ve okul dışından arkadaşlıklar kurmasına, onlarla çeşitli ortamlarda etkileşim kurmalarına imkân tanıyın. Bu süreçte yaşadıkları deneyimler kişilerarası ilişkilerinin güçlenmesine ve çatışmaları çözme becerilerini geliştirmelerine destek olacaktır.

AŞIRI KORUMACI OLMAYIN
Kuzey Avrupa’da birçok okulda kışın en soğuk havalarda bile öğrenciler, günün belirli saatlerinde bahçeye çıkıyor. Oyun oynamanın çocuğun yaşam hakkı olduğunu unutmayın. Bırakın çocuğunuz bahçede oynasın, düşsün, havuzda yüzsün, terlesin, kumla çamurla oynasın… Yaşamın içinde mücadele ederken ‘yılmazlık’ becerilerinin gelişeceğini de unutmayın. ‘Aşırı korumacı tutumunuzun çocuğunuzu zayıf ve kırılgan bir çocuğa dönüştürdüğünü’ unutmayın. Zeynep öğretmen, anne babalara şu sözlerle sesleniyor: “Çocuklarınızın bu hayatın içinde bir birey olarak var olacaklarını, bu hayatlarından sorumlu olacaklarını unutmayın. Özgür bırakmazsanız özgün olamazlar.”

EV İÇİNDE KİTAP OKUMA KÜLTÜRÜNÜ YERLEŞTİRİN
Öğretmenlerimiz tarafından ‘kitap okuma alışkanlığı’ birçok aile tarafından problem yaşanan bir konu olarak dile getiriliyor. Özellikle ilköğretimin ilk yıllarında aile içinde okuma kültürünün yerleşmesi, anne baba ve aile üyelerinin rol model olması önemli. Ahmet öğretmen, velilerinin kitap okumasını, ‘sadece örnek olmak için değil, kendilerine farklı bir pencereden bakabilmeleri için’ öneriyor. Yaşam farkındalığına sahip çocuklar yetiştirmeye çalışırken, anne baba olarak bizler de farkındalığımızı sağlayan etkinliklerde bulunmalıyız. Ancak bu süreci, eğitim psikoloğu ya da öğretmen rolünü üstlenerek aşırı bir uca taşımamamız gerektiğini de unutmamalıyız.

BAŞKA ÇOCUKLARLA KIYASLAMA YAPMAYIN
Her çocuk özeldir. Öğrenme hızı, öğrenme yöntemleri ve ilgi alanları kendine özeldir. Sınıf arkadaşlarıyla ya da kardeşleriyle kıyaslama, çocuklarda ebeveyn baskısı yaratarak stres ve kaygı oluşturabilir. Aileler tarafından okuma yazma sürecinde kullanılan “Bak şu çocuk, ne güzel yazı yazıyor. Sınıfta arkadaşların senden iyi mi? Sen kaçıncı oldun? Sen aslında zeki bir çocuksun.” gibi ifadeler, çocukların kaygı seviyelerini arttırıyor. Avrupa’da iyi uygulamalar gerçekleştiren okullarda, öğrenciler için ‘kendi hızında öğrenme’ anlayışı yaygınlaşıyor.

ÖĞRETMENLERİNİZİN DE ÖZEL YAŞAMLARI OLDUĞUNU UNUTMAYIN
Okullarda dengeli çocuklar yetiştirmede dengeli öğretmen itici güçtür. İş ve özel yaşam dengesini doğru kuran mutlu öğretmen bu yaklaşımı sınıf içine de yansıtır. Öğretmenin yaşamına müdahale edildiği, öğretmenin sürekli ödün vermeye başladığı durumlarda öğretmen kendini mutsuz hisseder. Hafta sonu doğum günü ya da özel bir etkinliğinizde öğretmeninizin katılmayarak kendi yaşamını devam ettirmesine anlayışlı olmamız gerekir. Öğretmenlerimizin okul dışındaki yaşamlarını nitelikli yaşamaları öğrencilere olumlu yansır.

PROF. DR. ÖZGE HACIFAZLIOĞLU KİMDİR?
Prof. Dr. Özge Hacıfazlıoğlu, Bilkent Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı alanını, bölüm birincisi olarak bitirdi. Yüksek lisans derecesini Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nden; doktora derecesini Marmara Üniversitesi’nde ‘Eğitim Yönetimi’ alanında aldı. 2008-2009 yılları arasında, Eğitim Liderliği alanında doktora sonrası araştırma yapmak amacıyla, Arizona State Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak bulundu. Ankara, Ege ve Beykent üniversitelerinde İngilizce öğretim görevlisi olarak çalışan Prof. Dr. Hacıfazlıoğlu, 2000-2013 yılları arasında, Bahçeşehir Üniversitesi’nde çeşitli akademik yönetim pozisyonlarında görev aldı ve Eğitim Fakültesi’nde Kurucu Dekan Yardımcısı oldu. 2013-2018 yılları arasında İstanbul Kültür Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nin kuruluş sürecinde dekan yardımcılığı ve vekil dekanlık olmak üzere akademik yönetim görevlerinde yer aldı. Prof. Dr. Hacıfazlıoğlu, 2012'de Boston’da Wheelock College tarafından aldığı, ‘Uluslararası Rektörlük Ödülü’ kapsamında bir ay misafir öğretim üyesi olarak çalıştı. 2019'da İsviçre’de Leysin American School’da misafir öğretim üyesi olarak bulunan Prof. Dr. Hacıfazlıoğlu, ulusal ve uluslararası öğretmen eğitimi projelerinde aktif olarak görev alıyor. Aynı zamanda, Türkiye’de uluslararası bir lisede öğretmen olarak ders veriyor. Ulusal ve uluslararası makaleleri ve kitap çalışmaları bulunan Prof. Dr. Hacıfazlıoğlu, Uluslararası Öğretmen Eğitimcileri Birliği’nin (ISATT-International Study Association of Teachers and Teaching) uluslararası ilişkilerden sorumlu koordinatörü olarak Birliğin Yönetim Kurulu’nda görev yapıyor. Halen Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Eğitim Fakültesi’nde Profesör Öğretim Üyesi ve Eğitim Yönetimi Ana Bilim Dalı Başkanı olarak görev yapıyor.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle