GeriEğitim Liderliğin pandemiyle sınavı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Liderliğin pandemiyle sınavı

Liderliğin pandemiyle sınavı
Abone Olgoogle-news

Her şeyin bilirkişisi ve anlayanı olmak hali tuhaf gelirdi bana. Pandemiyle bunu yerle bir ettim hayatımda. Amatör ruhumu, acemi zihnimi oturtuyorum başköşeye. Konuşan değil dinleyen, anlatan değil anlamaya çalışan, soru soran değil, cevaplayan olmaktan yana kullanıyorum tercihimi mümkün olduğunca ve hiyerarşiyi sorgularken buluyorum kendimi çokça.

Geçen yıl, aylardan şubat… Bir konuda üniversitenin kronolojisini konuşuyoruz. Uzun yıllardır birlikte çalıştığım bir arkadaşım anımsattı: ‘Mütevelli Heyet Başkanlığında 10’uncu yılınız’. ‘Bir saniye, bir dakika, oldu mu o kadar gerçekten?!” Matematikte fena sayılmam ama bu işlemi kafadan yapmadım. Telefonun hesap makinasına da kişisel tarihimi bırakamam. Aldım kalemi kâğıdı hesapladım. Sonuç, 10 yılı da birkaç ay aşmışım. Hiç fark etmedim, daha doğrusu oturup saymadım. Açık konuşmak gerekirse, hafızamda doğum günleri ve anlam yüklü birkaç tarih dışında öyle yıldönümü nöbeti tutanlardan değilim ama fırsat bu fırsat, hazır makamın ciddiyetini kırmak, ince bir tebessüm yaratmak için bana gün doğmuş, ‘uğraşacağım’: “Yazdım bunu, 10’uncu yılımda bir kutlama yapmadınız.” ‘Seneye’ sözünü o gün almıştım aslında ama bu yıl da atladık. Bence hiç önemli değil, canımız sağ olsun.

Evet, dile kolay tam 11 yıl olmuş. Onursal Başkanımız ve Kurucumuz Fahamettin Akıngüç’ten görevi devraldığımda hissettiğim heyecanı dün gibi hatırlıyorum. O zamanlar dile getirmesi zordu ama şimdi açık yüreklilikle itiraf ediyorum: Hiç de öyle tatlı bir telaş, hafif bir heyecan falan değildi yaşadığım. Öncesinde başkan yardımcısı olarak görev yapmıştım ama o, role hazırlıktı bu ise sahne. Aldığım derin nefeslerin ardında; korku, kaygı, biraz panik çokça acaba da vardı. Bir de tabii bütün bunları kimseye hissettirmeme çabası. Öyle ya serde yöneticilik var, her koşulda dik durmak lazım. Hem yapılamayacak ne vardı ki? Okulunu okumuştum bu işin. Ekonomi lisansı, eğitim yönetimi yüksek lisansı ve aile işletmeleri doktorası yapmıştım. Çocukluğumdan beri okulculuğun içindeydim hatta deyim yerindeyse çekirdekten yetişmiştim. Öğrencilik, öğretmenlik, müdürlük… Anaokulundan liseye kadar eğitimin tüm kademelerinde deneyim edinmiş; hatta Kültür ağı için de iki okulun kuruculuğunda aktif rol almıştım.  Devraldığım yapı da 12 yıllık üniversite o zamanlar; kendisini ispatlamıştı, bir geleneği bir geleceği vardı. Her ayrıntısı incelikle tasarlanmıştı. Yükselme eforu son derece dengeli, büyüme iştahı yerinde, yönetim kadrosu eskiden beri tanıdığım ve hatta çok güvendiğim, örnek aldığım isimler. Yalnız değildim, yabancısı hiç değildim. Çocuklar da beni ve yaptığım işi bir parça olsun anlayacak yaşa gelmişlerdi, dolayısıyla yeni ve büyük görevi devralmak için anneliğin duygusal ağırlığı aynı kalsa da fiziksel eforu daha yönetilebilir seviyedeydi. Peki, bütün koşullar böylesine iyiyken kalbime çöken, okula ilk kez başlayacak çocuk heyecanı neydi? Sonra sonra anladım. O his, o tuhaf rahatsızlık, o sivri uçlu soru işaretleri, tam olarak ‘yeni bir normali’ doğurma haliydi. Kim, neyi, ne kadar tanımlarsa tanımlasın; aldığım eğitim, deneyimim, etrafımdaki insanlarla ilişkilerim… Her şey tamam olabilirdi; kusursuz, planlı, kontrol altında, olması gerektiği gibi. Ama benim normalim değişiyordu. Ayarlarım, programım, odağım, unvanım, verecek hesabım, soracak sorularım değişecekti. Başka bir yerdeydim artık; başka bir şekilde, bir yandan kendi varoluş mücadelemi verirken bir yandan duygusal olarak da bağlı olduğum bir sistemin, hayattaki yolculuğuna hizmet edecektim.

DEĞİŞİM DAHA DERİN VE SİVRİYDİ
O dönem hissettiklerim ilk kez 11 yıl sonra pandemiyle yeniden canlandı. Bir farkla; değişim daha sessiz, derinden ve sivriydi. Üstelik bu yeni normal benim tercihim değildi. Evet, yalnız değildim, binlerce kişi; üniversitede işleyişin sağlıklı devamı için çalışıyoruz, ancak yine de her şey sanki çok yeni. Pandeminin biraz öncesi. Ortak alanlar için gereken sağlık önemleri alındı mı? Güvenlik kapsamı arttırıldı mı? Öğrenciler, mezunlarımız iyi mi, çalışanların sağlığı yerinde mi? Kurumsal sağlık sigortamızın kapsamı olası bir riski karşılıyor değil mi? Peki aileleri? Herkes ve her şey iyi değil mi? Durumun resmiyet kazanmasıyla; hukuk, sağlık, ekonomi, insan kaynakları, teknoloji alanında ekip arkadaşlarımla bir aradayız. Hepsi aklına, fikrine, emeğine çok güvendiğim isimler. Bütün senaryolar önümüzde. Öğrencilerin eğitimi, çalışma sistematiği, gidişata ilişkin öngörüleri… Ne zaman başlayacağız, ne kadar sürecek, neler getirecek ve götürecek? Uzaktan öğretim çözümümüz aktif, iyi de işliyor ama öğrenciler mutlu olacak mı, akademisyenlerimiz tam verim alacak mı? Çalışma süreçlerini nasıl planlayacağız?

Kafamda sürekli aynı ses; ‘Tamam her şey yolunda, herkes insanüstü bir çabayla çalışıyor ama bu süreçten etkileneceğimiz açık ve net. Peki, yan etkileri en aza indirebileceğim şekilde kontrol altında tutabilecek miyim?’ Risk yönetimi, kriz yönetimi okudum, çalıştım, dinledim. Üstelik daha önce de belli seviyelerde krizler yönettiğimiz oldu. Küresel çapta değildi ancak her olay ve durum kendi içinde değerlendirilir. Her biri, o günün koşulları içinde kendine göre zordu. Bu ilk sorun değildi son da olmayacaktı belli ki… Kabul! Ancak bu arada ne olacaktı? Deneyimlerim, sezgilerim, aklım, kalbim en sonunda seferberlik ilan etti: “Bahar, bu özel ve benzersiz bir süreç. Yaşadığın her şey, duyduğun kaygı, korku, kafandaki acabalar birer liderlik zaafiyeti değil baştan sona insan olmakla ilgili.”

LİDERLİK İNSANİDİR
Uzaktan çalışmayla birlikte, esaslı savunucusu olduğum doğallık ve sadeliğin iletişimimizde bıraktığı tılsımı hissediyorum şimdilerde. Hiç sevmediğim maskelerden arınıyoruz gitgide. Bir çalışma arkadaşımın çocuğunun sesini duydum ilk kez, dinlediği müziği, evde kaç kişi olduklarını sordum. Çoğu zaman konuşurduk yaşamdan ama gerçekten tanıyabilmiş olmanın hazzına vardım.

Kuruluşundan bu yana tüm süreçlerini bildiğim, üniversitemizin yerleşkeleri ilk kez bu kadar sessiz. Bazen geç çıktığım akşamlarda kütüphanenin ışıkları yanardı, aşağıda stüdyolarda çalışan öğrencilere rastlardım, mesaiden çıkanlarla tesadüfen karşılaştığımızda sohbet eder, işi, ekonomiyi, dünyayı kurtarırdık. 11 yıldır ilk kez, zorunlu birkaç seyahat dışında okuldan bu kadar uzak kaldım ve epeydir ilk kez kendimi, yaptığım işi, ürettiğim faydayı, artılarımı, eksilerimi bu kadar derin sorguladım. Kurallar, kaideler, arzlar, talepler, büyük masalarda sürüp giden akıl oyunları, unvanlar yarışıyor tadında tartışmalar, beyin fırtınaları, imza dosyaları, cariler, bütçeler, bilançolar, yönergeler, yönetmelikler, aciller, tebliğler, size döneceğimler, paraflar, onaylar, randevular ve daha bir sürü şey. Şimdi hepsi, ‘yeni normal’ dahilinde evimde.  Şimdi her şey çalışma odamda, masamın üzerinde. Sadeleşiyorum gitgide. Önümde, parlak bir pencere, arkamda gün ışığı. Her şey bir cihazın içinde, sesler, yüzler, görüntüler... “Ben evdeyim, kartvizitler üniversitede”. Çalışanın unvan ve makam olmadığını böyle zamanlarda anlıyor insan.   

Hiyerarşiyi daha çok düşünür oldum bu aralar. Nasıl da büyük büyük cümlelerin içinde, nasıl da gürültülü yaşıyormuşuz zamanı. Makamların, kalın ve büyük harflerle yazılı unvanların nasıl birer devaynası olduğunu sorgularken buldum kendimi. Uzaktan çalışmayla birlikte, esaslı savunucusu olduğum doğallık ve sadeliğin iletişimimizde bıraktığı tılsımı hissediyorum şimdilerde. Hiç sevmediğim maskelerden arınıyoruz gitgide. Bir çalışma arkadaşımın çocuğunun sesini duydum ilk kez, dinlediği müziği, evde kaç kişi olduklarını sordum. Çoğu zaman konuşurduk yaşamdan ama gerçekten tanıyabilmiş olmanın hazzına vardım. Hiçbirimiz, makamlarımızdaki masalardan, kartvizitlerde kazınan unvanlarımızdan ibaret değildik biliyordum ama derinden anlayabilmenin bıraktığı etki başka.

YENİ NORMAL YOLCULUĞUMDA PUSULAMDAKİ DÖRT YÖN
Yozlaşmadan doğallığa, sığ olmadan sadeliğe olan bağlılığım giderek artıyor. Bizi bağlayan değerlerin ne olduğunu, nasıl daha kalıcı hale getirebileceğimi düşünüyorum çokça. Çevremde olan herkesle; öğrencilerimizle, çalışanlarımızla, mezunlarımızla, hatta ailelerle…


Yalnızca birkaç gün arayla önce eğitim sonra iş süreçlerimiz bambaşka bir boyuta taşındı. Her şey böylesine değişirken ne düşünceler ne de eylemler eskisi gibi kalamaz. Pandemi, benim için başka türlü bir okul oldu işin aslı. Liderliğe ilişkin okuduğum, öğrendiğim, kitaplarda altını çizdiğim notları birebir yaşıyorum şimdi. Dört başlık not düştüm akıl defterime; Dört strateji. Dört dörtlük olabilmek derdiyle değil kriz zamanlarında liderliğin ve en önemlisi de insan olabilmenin kendim gibi kalabilmenin hakkını verebilmek için.

İlk olarak ilişki kurmayı yeniden tanımladım. Bildiğim, uygulamaya çalıştığım, önemsediğim bir yaklaşımdı. Yozlaşmadan doğallığa, sığ olmadan sadeliğe olan bağlılığım giderek artıyor. Bizi bağlayan değerlerin ne olduğunu, nasıl daha kalıcı hale getirebileceğimi düşünüyorum çokça. Çevremde olan herkesle; öğrencilerimizle, çalışanlarımızla, mezunlarımızla, hatta ailelerle…

İkincisi iletişim ağımı, dairelerimi genişlettim. Pandemi öncesinde, bazen ayrıntılı iletişimi mikro yönetim olarak yorumlardım. Oysa yeni normal çerçevesinde son bir aydır daha sıkı diyalog içindeyim ekiplerle. İletişimde tek elçi şimdilerde teknoloji. 

Üçüncüsü güç yönetimi. Çok düşündüğüm konulardan biriydi. Pandemiyi bu anlamda bir fırsata çevirmeye çalışıyorum çoğunlukla. Toplantılarda nedense ilk söz, hiyerarşinin tepesinde yer alanındır. Ben normali, ezberi değiştirdim pandemiyle. Her şeyin bilirkişisi ve anlayanı olmak hali tuhaf gelirdi bana. Pandemiyle bunu yerle bir ettim hayatımda. Amatör ruhumu, acemi zihnimi oturtuyorum başköşeye. Konuşan değil dinleyen, anlatan değil anlamaya çalışan, soru soran değil, cevaplayan olmaktan yana kullanıyorum tercihimi mümkün olduğunca ve hiyerarşiyi sorgularken buluyorum kendimi çokça.

Dördüncüsü pozitif olmak, pozitif için plan yapmaya ayırıyorum tüm enerjimi ve yeni normal için çalışıyorum. Pandeminin yan etkilerine rağmen; değerlerle uygulamaların çeliştiği incecik iplerin üzerinde dengede kalabilme pratikleri yapıyorum. Dayanışma ruhundan aldığım sıcaklığı doğru transfer edebilmeyi, birlikte gülebilmeyi, radikal karar alma sürecinde daha sakin ve temkinli olabilmeyi, önceliğimiz olan gençlerin eğitimlerini sürdürülebilir kılmak için daha fazla ne yapabileceğimizi düşünüyorum.

Kontrolün ve mükemmeliyetin tanımı da giderek değişiyor hayatımda. Mükemmeliyetin ne kadar gerçek dışı, kusurların nasıl da tabiatımızın bir parçası olduğunu yeniden gözlemliyorum. Ve kontrol… Kendini, duygularını, korkularını, sahip olduğun gücü ya da insani yönlerini kontrol edemediğin takdirde bir sistemi kontrol etmenin asla mümkün olamayacağını bir kez daha kavradım.

Yeni normal, yöneticiliğin tahakkümden, tebliğden daha öte bir yerde olduğunu bir kez daha öğretti bana. Kontrolün ve mükemmeliyetin tanımı da giderek değişiyor hayatımda. Mükemmeliyetin ne kadar gerçek dışı, kusurların nasıl da tabiatımızın bir parçası olduğunu yeniden gözlemliyorum. Ve kontrol… Kendini, duygularını, korkularını, sahip olduğun gücü ya da insani yönlerini kontrol edemediğin takdirde bir sistemi kontrol etmenin asla mümkün olamayacağını bir kez daha kavradım.

Pandemiyle açıldığım ‘yeni normal’ engin bir deniz belli ki ve ben de yeni bir stille yüzmeyi öğreneceğim. Yol açtığı yıkımdan, yarattığı korku ve endişe ikliminden herkes gibi ben de mutlu değilim. Böyle büyük bir gerilim karşısında insan olmaya dair ne varsa, hepsinin bir karşılığı bir yansıması var hayatımda. Ancak biliyorum ki bu da geçecek. İflah olmaz bir umut fanatiği olarak inanıyorum; bir an, bir zaman diliminde, bize yeni bir normal miras bırakarak sahneden çekilecek. Esas deneyim, gerçek mücadele o zaman başlayacak bence. Bütün artıları ve eksileriyle. Ben, yeni normal ile açılacak beyaz sayfaya yazmak için şimdiden heyecanlıyım.

Güzel günleri sağlıkla selamlamak dileğiyle…

DR. BAHAR AKINGÜÇ GÜNVER KİMDİR?
İlköğrenimini Kültür Koleji’nde, ortaöğrenimini Robert Kolej’de tamamladı. Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde lisans, California State Üniversitesi'nde Eğitim Yönetimi konusunda yüksek lisans yaptı. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi Davranış Bilimleri Bölümü’nde aile işletmeleri alanındaki teziyle doktora derecesini aldı. Kuruluşunu yaptığı Kültür Fen Lisesi’nde matematik öğretmenliği ve müdürlük yaptı. İstanbul Kültür Eğitim Kurumları Geliştirme Eğitim Merkezi (KÜGEM) kuruluşunda bulundu. 2002’den itibaren Kültür Okulları Genel Müdürlüğü yaptı. İstanbul Kültür Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Üyesi olan Dr. Akıngüç Günver, Okul Liderliği (Harvard Üniversitesi) ve Liderlikte İyi Örnekler (Harvard Business School) başta olmak üzere uluslararası düzeyde çeşitli eğitim programlarına katıldı. Dr. Bahar Akıngüç Günver, 2008- 2009 akademik yılından itibaren İstanbul Kültür Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanlığı görevini yürütüyor.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle