LGS yolculuğunda pusulayı belirlemek

Güncelleme Tarihi:

LGS yolculuğunda pusulayı belirlemek
Oluşturulma Tarihi: Temmuz 13, 2026 10:45

Eğitim dünyasında her öğrenci, kendine has bir ‘öğrenme parmak izine’ sahiptir. Zekâ kapasitesi, ilgi alanları, öğrenme hızı ve kişilik özellikleri her çocuğu bir diğerinden ayırır. LGS hazırlık sürecinde velilerin düştüğü hatalardan biri, ‘tek tip başarı’ modeline odaklanmak. Oysa başarı; öğrencinin kendi potansiyeliyle uyumlu bir tempoda ilerlemesi ve doğru hedefe yönelmesiyle mümkün. Bu süreçte sorulması gereken asıl soru şu: ‘Hangi okul, benim çocuğumun hikâyesine en iyi şekilde eşlik eder?’

Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
Haberin Devamı

Bu sorunun önemi, LGS süreci ve lise tercihinin yalnızca bir puan ve yerleştirme işlemi olarak görülmemesi gerektiğini de ortaya koyar. Aslında bu süreç, bireyin yaşam boyu sürecek kariyer yolculuğunun ve kişisel mutluluğunun en kritik temel taşlarından biri. Kariyer, yalnızca bir mesleğe sahip olmak değil; kariyer gelişim kuramcılarına göre, ‘bireyin hayatı boyunca üstlendiği tüm rollerin ve uğraşların toplamıdır’. İnsan ömrünün büyük bir kısmının çalışma hayatında geçtiği düşünüldüğünde, seçilen eğitim yolunun bireyin beklentileriyle örtüşmemesi yalnızca akademik başarısızlığa değil, aile ilişkilerinden sosyal yaşama kadar uzanan derin bir tatminsizliğe yol açabilir. Bu çerçevede Liselere Geçiş Sistemi (LGS), öğrenciler için yalnızca akademik başarıya dayalı bir sıralama mekanizması olmanın ötesinde değerlendirilmeli. Aynı zamanda kimlik gelişimi ve kariyer yöneliminin erken aşamalarından biri olarak görülmeli. Bu süreçte yapılan okul tercihi, öğrencinin sadece kısa vadeli eğitim ortamını değil, uzun vadeli gelişim yolunu ve kendilik algısını da şekillendirir. Dolayısıyla okul seçimi, yalnızca sınav puanlarına indirgenen bir karar süreci olarak ele alınmamalıdır. Aksine, bireysel farklılıkların, ilgi alanlarının ve akademik performansın birlikte değerlendirildiği bütüncül bir bakış açısıyla ele alınması gerekir.

Haberin Devamı

Bu noktada modern kariyer psikolojik danışmanlığı önemli bir perspektif sunar. Mark Savickas (2012) tarafından geliştirilen Yaşam Tasarımı yaklaşımı, meslek seçimini bir ‘uyum sağlama’ süreci değil, bir ‘hikâye yazma’ süreci olarak tanımlar. Savickas’a (2011) göre gençler artık yalnızca bir mesleğe girmek için hazırlanmaz; aynı zamanda kendi kimliklerini inşa ederler. Bu bağlamda okul seçimi, çocuğun ‘Gelecekte nasıl bir benlik oluşturmak istiyorum?’ sorusuna verdiği bir cevaptır. Veliler ise bu süreçte ‘yön veren’ değil, çocuğun kendi hikâyesini yazmasına destek olan birer ‘editör’ rolünde olmalı. Okul seçimi bir ‘eşleştirme’ değil, bir ‘anlamlandırma’ meselesidir. Bu karar, yalnızca akademik bir yerleştirme değil, çocuğun kendini tanıma, geliştirme ve kendi yaşam hikâyesini inşa etme yolculuğunun önemli bir parçasıdır. 

Haberin Devamı

EŞLEŞTİRME DEĞİL ANLAMLANDIRMA MESELESİ
Yapılandırmacı yaklaşıma göre yetenek, ilgi ve akademik başarı tek başına birer ‘veri’ değildir; bunlar öğrencinin hayat hikâyesine dair önemli ipuçları sunar. Bu nedenle eğitim süreci, yalnızca mevcut performansın değerlendirilmesi değil, aynı zamanda bu verilerin bireyin yaşam anlatısı içindeki anlamının çözülmesi olarak ele alınmalıdır. Bu çerçevede yetenek ve başarı, öğrencinin ‘neleri yapabildiğini’ gösteren araçlar olarak değerlendirilir. Ancak asıl belirleyici olan soru şudur: ‘Öğrenci bu yeteneklerini hangi yaşam temasını gerçekleştirmek için kullanmak istiyor?’ Örneğin, matematik başarısı yüksek bir öğrenci bu becerisini bir problem çözücü olarak (mühendislik) mı, yoksa bir sistem kurucu olarak (yöneticilik) mi hikâyesine dâhil etmek istemektedir? Bu ayrım, okul seçiminin yalnızca akademik başarıya göre değil, anlam üretme sürecine göre yapılması gerektiğini ortaya koyar. Benzer şekilde ilgi alanları da tesadüfi değildir. Savickas’a göre ilgiler, bireyin iç dünyasında bir eksikliği tamamlama ya da bir sorunu çözme çabasının yansımasıdır. Bu nedenle seçilecek okul, öğrencinin bu ‘içsel merakını’ besleyebileceği ve geliştirebileceği bir ortam sunmalıdır. Böyle bakıldığında, öğrencinin ‘hedeflediği okul’ yalnızca fiziksel bir mekân değil, aynı zamanda gelecekteki karakterinin şekilleneceği bir ‘sahne’ hâline gelir.

Haberin Devamı

Bu noktadan hareketle, doğru okulun yalnızca yüksek puanla girilen okul olmadığı açıktır. Aksine, en uygun okul, öğrencinin bireysel özellikleri, ilgi alanları ve yaşam öyküsü ile uyumlu bir eğitim ortamı sunan okuldur. Bu bakış açısıyla değerlendirildiğinde, okul bir bina olmaktan çıkar ve bireyin kendini gerçekleştireceği bir sahneye dönüşür. Bu tartışma, daha geniş bir eğitim paradigması dönüşümü içinde anlam kazanmaktadır. Yirmi birinci yüzyılda eğitim sistemleri, bireyleri yalnızca akademik başarıya göre sınıflandıran yapılardan uzaklaşarak, bireyin yaşam yolculuğunu şekillendiren dinamik sistemlere evrilmektedir. Bu dönüşüm çerçevesinde okul seçimi, yalnızca ‘hangi okula girildiği’ sorusunun ötesine geçmekte ve ‘nasıl bir birey olunmak istendiği’ sorusuyla doğrudan ilişkilendirilmektedir (Savickas, 2012). Türkiye’de LGS süreci de bu dönüşümün erken aşamasındaki önemli örneklerinden biridir. Bu süreç, öğrenciler için yalnızca bir yerleştirme mekanizması değil, aynı zamanda kimlik inşasının ve kariyer yöneliminin başlangıç noktasıdır. Bununla birlikte mevcut uygulamalarda okul seçiminin büyük ölçüde sınav puanına indirgenmesi, bireysel farklılıkların göz ardı edilmesine yol açmaktadır. Bu durum, öğrenci ile okul arasında uyumsuzluklara ve uzun vadede motivasyon kaybına neden olabilmektedir. Bu nedenle okul seçimi, daha kapsamlı ve bilimsel temelli bir çerçevede ele alınmalı; öğrencinin potansiyelini ve yaşam anlatısını merkeze alan bir yaklaşımla yeniden değerlendirilmeli.

Haberin Devamı

YAŞAM TASARIMI VE KARİYER İNŞASI
Yapılandırmacı kurama göre doğru okul, sadece yüzdelik dilimin yettiği okul değil, öğrencinin rol modelleriyle örtüşen okuldur. Bu yaklaşım kariyer gelişimini statik bir seçim süreci olarak değil, bireyin kendi yaşam hikâyesini aktif biçimde inşa ettiği dinamik bir süreç olarak tanımlar (Savickas, 2011; 2012). Bu yaklaşımda birey; sosyal aktör, motive olmuş ajan ve otobiyografik yazar olmak üzere üç temel rol üstlenir.

Sosyal aktör boyutunda, öğrenci ‘nesne’ (puanına göre yerleştirilen biri) değil, ‘özne’ (hayatını tasarlayan biri) konumundadır. Doğru okul, öğrencinin ‘Ben kim olmak istiyorum?’ sorusuna en iyi cevabı verebileceği sosyal ve akademik çevredir. Bu boyutta öğrenci, puanları ve ölçülebilir özellikleri üzerinden tanımlanan bir ‘aktör’ olarak ele alınır. Bu çerçevede okul seçimi, öğrencinin sahip olduğu yetenekleri en iyi sergileyebileceği bir ‘sahne’nin belirlenmesi anlamına gelir. Akademik başarı, öğrencinin belirli bir eğitim ortamında (örneğin fen liseleri veya sosyal bilimler liseleri gibi) gösterebileceği performansın önemli bir göstergesidir. Bu aşamada, öğrencinin puanları ve yeteneklerinin, kuramsal model çerçevesinde sınıflandırılan eğitim ortamlarıyla eşleştirilmesi gerekir. Bu eşleştirme, öğrenci ile okul ortamı arasındaki uyumu artırarak daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir eğitim deneyimi sağlamaya katkı sunar. Modelde kullanılan kuramsal çerçeve (Gerçekçi, Araştırmacı, Sanatçı, Sosyal, Girişimci, Geleneksel), okul psikolojik danışmanları ile iş birliği yapılarak öğrenilebilir.

Haberin Devamı

Motive olmuş ajan olarak ilgi alanları: İlgi alanları, kelime kökeni itibarıyla ‘arasında olma’ durumunu, yani öğrencinin içsel ihtiyaçları ile dış dünyadaki sosyal fırsatlar arasındaki dinamik köprüyü temsil eder. Doğru okulu belirlemek için yalnızca standart testlerden alınan puanlara değil, öğrencinin seçimleriyle ortaya koyduğu açık ilgilere de odaklanılmalı. Öğrencinin düzenli olarak ziyaret ettiği web siteleri, takip ettiği dergiler veya izlediği televizyon programları; onun hangi tür çalışma ‘laboratuvarlarında’ veya ‘sosyal sahnelerde’ kendisini doğal bir aidiyetle ifade edebileceğinin en güvenilir kanıtlarını sunar. Otobiyografik yazar boyutunda birey, kendi yaşam hikâyesini yazan aktif bir özne olarak ele alınır. Bu perspektifte okul seçimi, bireyin gelecekte nasıl bir kimlik oluşturmak istediğiyle doğrudan ilişkilidir. Okul, yalnızca bilgi aktaran bir kurum olmanın ötesinde, bireyin kimlik gelişimini destekleyen bir sosyal bağlamdır (Savickas, 2011). Bu çerçevede okulun, öğrenci için bir ‘tutma ortamı’ işlevi görmesi beklenir. Başka bir deyişle, okulun bireyin değerlerini ve yaşam temalarını destekleyen, kendisini ait ve güvende hissetmesini sağlayan bir yapı sunması gerekir.

BİREYSEL FARKLILIKLAR
Her öğrencinin kendine özgü bir öğrenme profili bulunmaktadır. Bu profil, kalıtımsal özellikler ile çevresel faktörlerin etkileşimi sonucu şekillenir. Kalıtım, bireyin zihinsel kapasitesi ve mizaç özelliklerini kapsarken; çevre, bu potansiyelin performansa dönüşmesini belirleyen temel unsurdur. Aile ortamı, öğretmen niteliği ve sosyal çevre gibi faktörler, öğrencinin akademik gelişimini doğrudan etkilemektedir. Bu bağlamda özellikle aileler, sürecin en kritik belirleyicilerinden biridir. Destekleyici bir öğrenme ortamı, öğrencinin potansiyelini en üst düzeyde kullanabilmesini sağlarken; aşırı baskı veya kaygı, performansı olumsuz etkileyebilir.

Bireysel farklılıklar ile kariyer seçiminin bütünleştirilmesi gerekir. Okul seçimi sürecinde öğrencinin yalnızca ‘sayısalcı mı, sözelci mi’ olduğu değil, aile içi ilişkileri, kaygı düzeyi ve sosyal ihtiyaçları da dikkate alınmalı. Öğrencinin okul tercihi, gelecekteki çalışma ortamında sergileyeceği ‘kaygı ve stres yönetimi’ becerilerini de şekillendirir. Bu nedenle öğrencinin mizacına (içe dönük/dışa dönük, liderlik eğilimi vb.) uygun okul türleri (Fen Lisesi, Sosyal Bilimler Lisesi, Güzel Sanatlar Lisesi vb.) tercih edilmeli.

DOĞRU OKULUN BELİRLENMESİ
Okul seçimi, öğrencinin yetenekleri, ilgi alanları ve akademik performansı arasındaki dengenin kurulmasıyla mümkündür. Bu üç boyut birbirinden bağımsız değil, aksine birbirini tamamlayan unsurlar olarak değerlendirilmeli. Yetenek, öğrencinin ne yapabileceğini; ilgi, ne yapmak istediğini; akademik performans ise mevcut kapasitesini ne ölçüde ortaya koyabildiğini gösterir.

İLGİ VE YETENEKLERİN KEŞFİ
Çocuklar ebeveynlerinin mesleklerine ve çevrelerine maruz kalarak kariyer farkındalığı geliştirirler. Nasıl Belirlenmeli? Öğrencinin ilkokuldan itibaren hangi alanlara ilgi duyduğu, hangi konularda monotonluktan uzaklaştığı gözlemlenmeli. Öğrenciye farklı disiplinler (sanat, fen, spor, sosyal bilimler) tanıtılmalıdır. Bir yeteneğin kaybı durumunda ortaya çıkan belirsizliğin yönetilmesi için öğrencinin tek yönlü değil, çok yönlü gelişimi desteklenmeli.

AKADEMİK BAŞARI
Akademik başarı tek başına bir kriter değildir. Asıl önemli olan öğrencinin bu başarıya dair kendi algısıdır. Peki nasıl belirlenmeli? Bir öğrenci akademik becerisinden emin değilse, bu öz-yetkinlik eksikliği onun okul seçimindeki kararsızlığını artırır. Sadece sınav notlarına bakmak yerine, öğrencinin hangi derslerde kendini yeterli hissettiği analiz edilmeli. Başarı, sadece puanla değil, öğrencinin o alandaki zorluklarla başa çıkma isteğiyle ölçülmeli.

ÇEVRESEL BASKILARIN YÖNETİMİ
Okul belirleme sürecinde ailenin beklentileri ile öğrencinin gerçek potansiyeli net bir şekilde ayrıştırılmalı. Hedeflenen okul, ailenin ideallerini değil, öğrencinin ‘yaşam doyumu’ sağlayabileceği bir ortamı temsil etmeli. Doğru okul, yalnızca üniversite sınavına hazırlayan bir kurum değil, aynı zamanda öğrencinin ileride yapacağı işi sıkıcı ya da monoton hissetmeden sürdürebileceği bir yaşamın temelini atan yerdir. Bu nedenle süreç, yalnızca akademik verilerle değil, öğrencinin öz güveni, kaygı düzeyi ve ilgi alanları gibi psikolojik unsurların da birlikte değerlendirilmesiyle yönetilmelidir.

Bu çerçevede farklı okul türleri, farklı öğrenci profillerine hitap eder. Fen liseleri analitik düşünme becerisi yüksek ve rekabetçi ortamlarda başarılı olabilecek öğrenciler için uygunken; sosyal bilimler liseleri daha çok sözel becerileri güçlü ve eleştirel düşünme kapasitesi yüksek bireylere hitap eder. Anadolu liseleri daha dengeli bir eğitim sunarak farklı alanlara yönelme esnekliği sağlarken, meslek liseleri uygulamalı öğrenme süreçlerine yatkın öğrenciler için önemli bir alternatif oluşturur. Meslek liseleri, öğrencilere erken yaşta sektörel deneyim kazandırarak teorik bilgiyi pratikle bütünleştirme ve iş hayatına daha hızlı uyum sağlama fırsatı sunar. Doğru okul, sadece yüzdelik dilimin yettiği okul değil, öğrencinin rol modelleriyle örtüşen okuldur. Bu nedenle adayın tercih etmeyi planladığı okulu bizzat ziyaret etmesi, öğrencilerle, mezunlarla ve öğretmenlerle görüşmesi süreci daha sağlıklı bir zemine taşır.

DOĞRU OKUL, EN YÜKSEK PUANLI OKUL DEĞİL
Süreci yönetirken yalnızca test sonuçlarına odaklanmak yerine, öğrencinin ‘kariyer uyumu’ ve ‘yaşam teması’ çerçevesinde ilerlemek gerekir. Bu süreç, öğrencinin dört temel beceri alanının geliştirilmesiyle şekillenir: ilgi, kontrol, merak ve güven. Öğrencinin geleceğe yönelik farkındalık geliştirmesi, kendi kararlarında aktif rol alması, kendine uygun seçenekleri keşfetmesi ve hedeflerine ulaşabileceğine inanması desteklenmeli.

Hazırlık süreci bir ‘hikâye yazımı’ olarak ele alınmalı. Öğrenciye yöneltilen sorular, onun kendi yaşam öyküsünü kurgulamasına yardımcı olur. ‘Gelecekteki ‘sen’ nasıl bir ortamda uyanıyor?’ veya ‘Gitmeyi hedeflediğin okul seni nasıl bir geleceğe taşır?’ gibi sorular, süreci anlamlı hâle getirerek karşılaşılan zorlukları katlanılması gereken bir yük olmaktan çıkarır. Bu bağlamda okul seçimi, yalnızca bir sınav sonucu değil, öğrencinin gelişimini yönlendiren planlı bir sürecin parçasıdır. Bu süreçte, ilgi ve yeteneklere dayalı hedeflerin gerçekçi biçimde belirlenmesi önemlidir. Bununla birlikte, erken yaşta yapılan yönelimlerin zaman içinde değişebileceği dikkate alınmalı ve okulun bu değişime uyum sağlayabilecek olanaklar sunması gözetilmelidir. Geçiş döneminde ortaya çıkan kaygının etkili biçimde yönetilmesi de kritik olup, ailelerin destekleyici tutumu öğrencinin performansını doğrudan etkilemektedir.

Araştırmalar, okul seçimini yalnızca akademik başarı üzerinden değerlendirmenin yetersiz kaldığını göstermektedir. Sınav odaklı yaklaşım, öğrencinin ilgi alanları ve kimlik gelişimini geri plana iterken; kariyer inşası perspektifi, uzun vadeli uyum ve psikolojik iyi oluşu merkeze alır. Ancak sosyoekonomik koşullar ve eğitim sisteminin yapısal sınırlılıkları, öğrencilerin tercih olanaklarını daraltabilmektedir. Bu nedenle değerlendirme, bireysel koşullar göz önünde bulundurularak yapılmalıdır. Doğru okul, en yüksek puanlı okul değil, öğrencinin ilgisini canlı tutan, yeteneklerini geliştiren, akademik ve sosyoduygusal gelişimini destekleyen okuldur. Sevilerek yapılan her meslek değerlidir. Veliler, çocuklarını başkalarıyla kıyaslamak yerine onların bireysel gelişim sürecine odaklandığında, LGS süreci bir stres kaynağı olmaktan çıkar ve bireyin yaşam tasarımının ilk bilinçli adımına dönüşür.

KAYNAKÇA

Cochran, L. (1997). Career counseling: A narrative approach. Sage Publications.

Savickas, M. L. (1999). The transition from school to work: A developmental perspective. The Career Development Quarterly, 47(4), 326–336. https://doi.org/10.1002/j.2161-0045.1999.tb00741.x

Savickas, M. L. (2011). Constructing careers: Actor, agent, and author. Journal of Employment Counseling, 48(4), 179–181.

Savickas, M. L. (2012). Life design: A paradigm for career intervention in the 21st century. Journal of Counseling & Development, 90(1), 13–19. https://doi.org/10.1111/j.1556-6676.2012.00002.x

Savickas, M. L. (2018). Career counseling (2nd ed.). American Psychological Association. https://doi.org/10.1037/0000105-000

PROF. DR. GALİP YÜKSEL KİMDİR?
Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışma Anabilim Dalından mezun oldu (1987). Aynı üniversitede Psikolojik Danışma ve Rehberlik bilim dalında Yüksek Lisans (1990) ve doktora eğitimlerini (1997) tamamladı. Yüksel, Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı Kayseri Fen Lisesi ve Ankara Dikmen Lisesi’nde psikolojik danışman olarak görev yaptı (1987-1992). Akademik kariyerine Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik Anabilim Dalında öğretim görevlisi olarak başladı (1992). Daha sonra yardımcı doçent unvanını aldı (2000-2005) ve ardından doçent olarak görev yaptı (2005- 2010). 2010 yılından beri aynı anabilim dalında profesör olarak çalışıyor. Gazi Üniversitesi Öğretim Elemanları Profili (2003) ve Türkiye Üniversiteleri Araştırmalarında (2006) proje başkan yardımcısı, Dezavantajlı Çocukların Eğitime Etkin Katılımı (2006) ve Ergenlerin Çalışma Anlayışının İncelenmesi projelerinde proje yürütücüsü olarak çalıştı. Yüksel, makale ile kitap bölümlerinin yanında çeviri editörlüğü gibi uluslararası kaynakların Türkçeye kazandırılmasında da rol aldı. Bu kapsamda, Yaşam boyu gelişim: Gelişim psikolojisi (Santrock, 2023), Eğitim psikolojisi: Kuram ve uygulama (Slavin, 2021). Yardım sanatını öğrenme: Temel yardım becerileri ve teknikleri (Young, 2019) adlı kitapların çeviri editörüdür. Psikolojik danışma ve rehberlik anabilim dalında lisans ve lisansüstü düzeyinde dersler yürütmekte ve danışmanlıklar yapıyor. Halen, Gazi Eğitim Fakültesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik Anabilim Dalı öğretim üyesi olarak; psikolojik danışman eğitimi ve yetkinlikleri, çevrimiçi psikolojik danışma, sosyo-duygusal gelişim, öğrenme ve gelişimde kültürel perspektifler üzerine araştırmalarını sürdürüyor.

 

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!