GeriEğitim Haziranla imtihanımız
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Haziranla imtihanımız

Haziranla imtihanımız

Her yıl Haziran gelince ülke gündeminin önemli bir kısmını sınavlar işgal ediyor. Ayın başında lise sınavlarına, sonunda ise üniversite sınavlarına her yıl milyonlarca öğrenci katılıyor. Sınavlarla doğrudan teması olmayanlar için gündemin sıcaklığı bir ay sürse de bu sınavlara bizatihi katılan aday öğrencilerin ve onların ailelerinin bütün bir yılının en sıcak gündemini sınavlar oluşturuyor.

Nasıl oluşturmasın ki?
Okulun sonraki kademesine ilişkin tüm trafik bu sınavlardaki performansla şekilleniyor. Bir de bu sınavların kapsam genişliği ve içeriği fazla olduğu için hazırlığı tek gecelik ya da bir haftalık bir süre değil. Sınava hazırlık uzun zaman ve emek gerektiren bir maratona dönüşüyor ve aile bireyleri öğrenciyle birlikte bu sürece canlı şahitlik ediyor, bizatihi sürecin tüm iniş çıkışlarını birlikte yaşıyorlar.

SINAVLARIN ÖNEMİ ARTTI
Ülkemiz test tekniğine dayalı merkezi sınavlarla 70’li yılların ortasından itibaren tanıştı. Öğrenci sayısı ve üniversiteler çoğalmaya başlayıp, çalışma hayatına geçişte akademik eğitimin önemi artınca ilk üniversite sınavları ile merkezi sınav kapısı aralandı. Her üniversitenin kendi bünyesinde yaptığı öğrenci alım sınavları hem çakışmayı önlemek hem de daha objektif kriterlerle daha adil ve eşit koşullarda adayları belirleyip okulları bu sınav sonuçlarına göre doldurma fikri aslında fena bir fikir de değildi en başında.
O günün koşullarında ekstradan hazırlığa da ihtiyaç duyulmadan okuldan edinilen bilgiyle girilen sınavlardı üniversite sınavları. 80’li yıllarda ÖSYM gibi bir merkezin oluşturulmasıyla birlikte daha kurumsal bir kimlik kazandı. Gün geçtikçe sınavlara ilgi arttı, önemi fazlalaştı. Lise mezuniyetinin iş ve istihdam alanı daralmaya başlayıp akademik eğitim önem kazandıktan sonra daha da değerli ve önemli bir sınav haline geldi özellikle üniversite sınavları.
Üniversite sınavlarının bu baskın karakteri eğitimin daha alt kademelerinde de kullanıma sokuldu. 90’lı yıllardan itibaren liselere girişte de kısmen merkezi sınavın yolu açılmış oldu. Hatta bununla da kalmayıp kamuda çalışma hayatına geçişin en kritik belirleyicilerinden biri oldu merkezi sınavlar.
Test tekniğinin uygulama ve ölçme değerlendirme kolaylığı, objektifliği, pratikliği, çoklu sorgu yapılabilirliği gibi pek çok faktör bu sınavların yıllarca uygulanmasının da yolunu açmış oldu. Biz eğitimciler özellikle son yıllarda daha yüksek sesle test tekniğinin zaaflarını eleştirmeye, haykırmaya başlasak da sanırım genç nüfusun bu kadar yüksek olduğu bir ülkede daha uzun zaman bu sınav modelinden kurtulabilecek gibi de görünmüyoruz. Zira eğitime bu merkezi sınavların gölgesi iyiden iyiye çökmüş durumda.
Birkaç istisna yılı saymazsak üniversite sınavlarına başvuru hep artarak devam etti. 47 yıldır uygulanan merkezi sınavlara başlangıçta yüzbinlerle ifade edilen sayıda öğrenci başvuruyorken günümüzde 2.6 milyon öğrencinin başvurduğu sınavlar haline geldi. Bunda ülkenin 47 yılda artan genç nüfusunun da payı olduğunu söylemek yanlış olmaz.

SAYILARLA YKS
Tarihsel perspektiften günümüze gelelim ve biraz da 2021 sınavını konuşalım. Zira öğrenci için bu sınavların tarihini bilmekten ziyade o yılki uygulamanın ne şekilde olacağı önemli. Önce aday profili hakkında sayısal bilgiler verelim.
2021 yılı YKS başvuruları kısa süre önce ÖSYM Başkanlığı tarafından kamuoyuna duyuruldu. Her yıl başvuru sayısının arttığını belirttiğimiz üniversite sınavında bu yıl da yeni bir başvuru rekoruna imza atılmış oldu. YKS’ye bu yıl 2 milyon 607 bin 503 aday başvuruda bulundu. Bunun 955 bin 632’si lise son sınıf öğrencisi ve 1 milyon 651 bin 871’i de mezun adaylardan oluşuyor. Bu mezunlar da yekpare geçen yıl son sınıf olup kazanamayanlar değil sadece. Daha önceden liseden mezun olmuş, büyük bir kısmı sınav deneyimi yaşamış ya üniversiteye yerleşememiş ya yerleşmiş ama bölüm değiştirmek isteyen ya da üniversiteyi bitirmiş ama ikinci bir bölümde okumak isteyen adaylardan oluşuyor.

ADAYLAR DAHA SEÇİCİ DAVRANIYOR
Aslında liselere giriş sınavında olduğu gibi YKS sadece son sınıf adayların girdiği bir sınav olsa sınava giren aday sayısı ile bu öğrenciler için ayrılmış kontenjanlar arasında korelatif bir yakınlık ve denge var. 955 bin aday için aslında her yıl 1 milyona yakın kontenjan ayrılıyor akademide. Ancak geçmişten beri birikerek gelen mezun öğrenci sayısı da devreye girince bu ekstra kalabalık bir türlü erimiyor.
Geçmişte bölüm, program fark etmeksizin üniversiteye yerleşmek bir başarı kriteri olarak tanımlanıyorken günümüzde adaylar daha seçici davranıyorlar ve hedef olarak belirledikleri üniversite ya da bölüme yerleşme şansını yakalayamadıklarını gördükleri an bir sonraki yıl o hedefe yürümek için yeniden sınava hazırlık alternatifini devreye sokuyorlar. Bu da her yıl başvuruları artıran unsurların başında geliyor.

PROGRAM ÇEŞİTLİLİĞİ ARTIYOR
YKS kalabalık bir kitlenin girdiği sınav ama öğrencilerin performans ortalamalarına baktığımızda 100 üzerinde 25 düşürülen de bir sınav. Özetle kitlenin sayısal niceliği her bir adayın gözünü biraz korkutsa da niteliğin zayıf oluşu, performansı ortalamanın biraz üstündeki adayları kazanma veya yerleşme potasına sokabiliyor.
YKS, ürün gamının da geniş olduğu bir sınav. Akademide birbirinden az ya da çok farklı 400’ün üzerinde lisans (4 yıllık) ve 250’nin üzerinde de önlisans (2 yıllık) program bulunuyor. Bu program çeşitliliği her geçen yıl daha da artıyor. Güncelliğini yitirmiş ve talebi azalmış bölümler kapatılıyor ya da sistemden çıkartılıyorken, onların yerine her yıl pek çok yeni bölüm bu çeşitliği zenginleştiriyor. Yeni bölümler de değişen iş ve yaşam koşullarından, kısaca değişen dünyanın taleplerinden esinlenerek açılıyor.
Üniversite sayısı ve türleri bakımından da son yıllarda yelpaze oldukça genişlemiş durumda. Puan ve sıra baskısı olan metropol üniversitelerinin yanında Anadolunun her ilinde açılmış devlet üniversiteleri bu baskıyı bir miktar hafifletirken, 90’lı yıllardan itibaren sistemin aktörlerinden biri haline gelen Vakıf Üniversiteleri bu baskıyı daha da hafifletiyor. Baraj puan ya da baraj sıraları geçtikten sonra her performansın akademide bir karşılığının olduğunu görüyoruz.

SINAVIN ASIL FONKSİYONU SIRALAMAK
Sınav sistemi adayların ilgi, yetenek ve becerilerini sorgulayıp bulma konusunda elbette yeterli düzeyde değil. Zira test sistemi ile adayın pek çok farklı yetenek ve becerisini ölçme ve değerlendirme olanağına sahip değiliz. Buna rağmen adayların sayısal, sözel, eşit ağırlıklı ve dil becerilerini akademik düzeyde nispeten ölçebilen bir sistem olduğu da aşikar. Tüm bunlar birer puan türü haline getirilerek adayların performansı rakamsal verilere dönüştürülüyor.
Sınavın asli fonksiyonu zaten ülkenin eğitim sisteminin bir fotoğrafını çekmek de değil. Üniversiteye gidecek adayları akademik performanslarına bakarak bir sıralamaya tabi tutmak. Kitle kalabalık olunca öğrenciyi, yaptığı tek doğru belli puan aralıklarında binlerce diğer öğrencilerin önüne geçirebiliyor. Tek yanlış da aynı oranda geri düşürebiliyor. Bu nedenle adayların soruları cevaplandırırken daha dikkatli ve hassas davranmaları gerekiyor. Yanlış cevapların doğruyu eksiltmek gibi bir fonksiyonu olmasa tüm sorulara bilmeseniz de cevap verin diyebiliriz. Ancak yanlışlar doğruyu eksiltince sadece bilinenlerin işaretlenmesi gereken bir sınav ile yüzleşmek gerekiyor.

PSİKOLOJİK HAZIRLIK ÖNEMLİ
Bu tür sınavlara atfedilen önem artıp hazır oluş ve yeterlilikle ilgili duygu ve düşüncelerde bir netlik oluşmamışsa öğrenci psikolojisinde kaygı, stres ve heyecan gibi davranışsal değişikliklere, hatta travmalara da neden olabiliyor. Bu nedenle adayların bu sınavlardan daha başarılı çıkabilmeleri salt teknik hazırlığa bağlı değil. Adayların teknik hazırlıkla birlikte psikolojik olarak da hazır olması gerekiyor. Kaygının sebebinin bizatihi sınavın kendisinin değil, sınav sonrasında karşılaşılacak olası tablolardan kaynaklandığını hepimiz biliyoruz.
Yine bir Haziran ayındayız ve yine milyonlarca öğrenci hayallerine, geleceğine ve kariyerine yürümek için bu sınavın sonuçlarına umut bağlayacak. Aslında bireyin yaşamındaki onlarca hatta yüzlerce sınavdan sadece biri üniversite sınavları. Bu sınavları gözünüzde büyütmemek için yüzlerce sebebiniz olduğunu sakın unutmayın. Yaşamınızı sadece bu ve benzeri sınavlar şekillendirmeyecek. Zekanızı ve pek çok becerinizi bu sınav asla ölçemeyecek. Bunun bir araç olduğunu lütfen unutmayın. Çünkü hiçbir sınav asla sizden daha değerli değil.

SALİM ÜNSAL KİMDİR?
1968 Yılında Sivas’ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini aynı şehirde tamamlayıp 1988 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümünde lisans eğitimine başladı. 1992 Yılında Psikoloji bölümünü başarıyla tamamlayarak psikolog unvanı aldı. Askerlik hizmetinden sonra 1995 Yılında Kültür Eğitim Kurumları’nda rehber öğretmenlik görevine başladı. 2002 Yılından itibaren yine aynı kurumun rehberlik bölüm başkanlığı görevini yürüttü. 2007 Yılında kurum bünyesinde kurulan Kültür Rehberlik ve Ölçme Değerlendirme Akademisinin Genel koordinatörü oldu. 2015-2019 Yılları arasında da kurumun eğitim ve rehberlik hizmetlerinden sorumlu genel müdür yardımcılığını görevini yürüttü. Halen Nişantaşı Üniversitesi bünyesinde Üniversite Tercih Merkezi adlı web sitesinin editörlüğünü ve yayın danışmanlığını sürdürüyor. Evli ve üç kız babasıdır.

False