Güncelleme Tarihi:

Çocuk hakları, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ile güvence altına alınmış temel insan hakları alanıdır. Bununla birlikte çocuk hakları yalnızca hukuki bir koruma sistemi değil, aynı zamanda küresel kalkınmanın temel belirleyicilerinden biri olarak değerlendiriliyor. UNICEF, ILO, OECD ve KidsRights Index gibi güncel uluslararası raporlar, çocukların dünya genelinde yoksulluk, eğitim eşitsizliği, çocuk işçiliği, iklim krizi, dijital riskler ve adalete erişim sorunlarıyla çok boyutlu bir kırılganlık içinde olduğunu ortaya koyuyor. Bu durum, çocuk haklarının yalnızca sosyal politika konusu değil, aynı zamanda yapısal eşitsizliklerin üretildiği ve yeniden üretildiği bir alan olduğunu gösteriyor.
Bu çerçevede Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA), çocuk haklarının korunması ve geliştirilmesi için bütüncül bir politika çerçevesi sunuyor. 2030 Gündemi kapsamında belirlenen hedefler; yoksulluğun sona erdirilmesi (SKA 1), açlığın ortadan kaldırılması (SKA 2), nitelikli eğitime erişimin sağlanması (SKA 4), eşitsizliklerin azaltılması (SKA 10), insana yakışır iş koşullarının oluşturulması (SKA 8) ve barışçıl, adil ve kapsayıcı kurumların güçlendirilmesi (SKA 16) gibi alanlar üzerinden küresel refahı artırmayı amaçlıyor.
Bu hedefler çocuk haklarıyla doğrudan kesişiyor. Çünkü çocukların yaşam koşulları, bu hedeflerin başarısının en kritik göstergesi olarak kabul edilmektedir. UNICEF Innocenti raporları, çocuk refahının yalnızca ekonomik büyüme ile değil; eğitim, sağlık, güvenlik ve psikososyal iyi oluş gibi çok boyutlu göstergelerle belirlendiğini ortaya koyuyor (UNICEF Innocenti, 2025). Bu nedenle çocuk hakları, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın uygulanabilirliğini ölçen temel bir sistem göstergesi haline geldi.
ÇOCUKLARIN KÜRESEL GÖRÜNÜMÜ
Küresel çocuk yoksulluğu, günümüzde yalnızca gelir eksikliği üzerinden tanımlanabilecek dar bir ekonomik sorun olmaktan çıkarak eğitim, sağlık, beslenme, barınma ve sosyal koruma gibi temel hizmetlere erişimi kapsayan çok boyutlu bir yapısal kriz alanına dönüştü. UNICEF verilerine göre dünya genelinde yüz milyonlarca çocuk yoksulluk ve gıda güvensizliği riski altında yaşıyor (UNICEF, 2025a). Dünya Bankası ve UNICEF’in verilerine göre, 2024 yılı itibarıyla yaklaşık 333 milyon çocuğun aşırı yoksulluk içinde yaşıyor ve bu durum çocukların yaşam döngüsü boyunca sürecek dezavantajların temelini oluşturuyor. UNICEF’in 2025 değerlendirmeleri, çocukların önemli bir bölümünün gıda güvensizliği, yetersiz beslenme ve temel sağlık hizmetlerine erişim eksikliği ile karşı karşıya olduğunu gösteriyor (UNICEF, 2025a).
Bu tablo, çocuk yoksulluğunun doğrudan SKA 1 (yoksulluğun sona erdirilmesi) ve SKA 2 (açlığın sona erdirilmesi) hedefleriyle ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Ancak sorun yalnızca bu iki alanla sınırlı değildir; çocuk yoksulluğu aynı zamanda SKA 4 (nitelikli eğitim), SKA 3 (sağlık ve iyi oluş) ve SKA 10 (eşitsizliklerin azaltılması) hedefleriyle de doğrudan bağlantılı. Çünkü yoksulluk içinde yaşayan çocuklar, eğitim sistemine düzenli katılım sağlıyor, sağlık hizmetlerine erişimde zorluk yaşıyor ve sosyal dışlanma riskine daha fazla maruz kalıyor.
UNICEF Innocenti raporları, çocuk yoksulluğunun yalnızca ekonomik büyüklüklerle açıklanamayacağını, aynı zamanda sosyal koruma sistemlerinin zayıflığı, bölgesel eşitsizlikler ve krizlere karşı kırılganlık ile birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor (UNICEF Innocenti, 2025). Özellikle çatışma bölgelerinde ve kırılgan devlet yapılarında yaşayan çocuklar, yoksulluğun en ağır biçimleriyle karşı karşıya kalıyor. Bu durum onların eğitimden tamamen kopmasına ve erken yaşta iş gücüne katılmasına neden olabiliyor. Ayrıca çocuk yoksulluğu, nesiller arası aktarılan bir eşitsizlik mekanizması üretiliyor. Yetersiz eğitim, düşük beceri düzeyi ve sınırlı ekonomik fırsatlar, çocukların yetişkinlik döneminde de yoksulluk döngüsü içinde kalmasına yol açıyor. Bu nedenle çocuk yoksulluğu, yalnızca mevcut bir sosyal sorun değil, aynı zamanda gelecekteki kalkınma kapasitesini de sınırlayan yapısal bir engel olarak değerlendiriliyor. Bu çok boyutlu kriz yapısı, çocuk haklarının korunmasını yalnızca sosyal yardım politikalarıyla değil, aynı zamanda eğitim, sağlık, istihdam ve sosyal koruma sistemlerinin entegre şekilde güçlendirilmesini gerektiren kapsamlı bir kalkınma sorunu haline getiriyor.
EĞİTİMDE EŞİTLİK VE GÜVENLİ OKUL İHTİYACI
Eğitim hakkı, temel bir insan hakkı olarak çocuk haklarının temel bileşeni ve SKA 4 (nitelikli eğitim) ile doğrudan ilişkili. Ancak UNESCO verilerine göre dünya genelinde yaklaşık 250 milyon çocuk ve genç okul dışında kalıyor. Bu veriler, dünya genelinde milyonlarca çocuğun eğitime erişimde ciddi engellerle karşılaştığını ve eğitim sistemlerinde yapısal eşitsizliklerin giderek derinleştiğini gösteriyor. Bu eşitsizlik yalnızca okula kayıt olma düzeyiyle sınırlı değil; eğitimin niteliği, sürekliliği, öğretim kaynaklarına erişim ve öğrenme ortamlarının güvenliği gibi çok boyutlu faktörleri kapsıyor.
Eğitimdeki bu yapısal eşitsizlikler, özellikle sosyoekonomik olarak dezavantajlı gruplarda daha belirgin hâle geliyor. Düşük gelirli ailelerin çocukları hem nitelikli eğitime erişimde hem de eğitim sürecini sürdürebilmede daha fazla zorluk yaşıyor. Bu durum, eğitim hakkını aynı zamanda sosyal adaletin temel göstergesi haline getiriyor. Çünkü eğitimde fırsat eşitsizliği, toplumsal eşitsizliklerin nesiller arası aktarımını güçlendiren bir mekanizma olarak işlev görüyor. Bu bağlamda güvenli okul kavramı, eğitim hakkının korunmasında kritik bir rol üstleniyor. Güvenli okul, yalnızca fiziksel altyapısı sağlam eğitim kurumlarını değil, aynı zamanda çocukların şiddetten, ayrımcılıktan, psikolojik baskıdan ve afet risklerinden korunarak eğitim alabildiği bütüncül bir ortamı ifade eder. Bu yaklaşım, SKA 4 (nitelikli eğitim) ile SKA 16 (barış, adalet ve güçlü kurumlar) hedeflerinin kesişiminde yer alıyor. Çünkü eğitim artık yalnızca bilgi aktarımı süreci değil, aynı zamanda çocukların korunma, güvenlik ve psikososyal destek mekanizmalarına erişimini de içeren bir hak alanı olarak değerlendiriliyor.
Dolayısıyla eğitim eşitsizliği ve güvenli okul sorunu, yalnızca eğitim politikalarının değil, aynı zamanda çocuk koruma sistemlerinin ve sosyal devlet mekanizmalarının birlikte ele almasını gerektiren yapısal bir kalkınma sorun.
ÇOCUK EMEĞİ VE YOKSULLUK DÖNGÜSÜ
ILO ve UNICEF verilerine göre dünya genelinde yaklaşık 160 milyon çocuk çocuk işçiliği içinde yer alıyor, bunların yaklaşık 70 milyonu tehlikeli işlerde çalışıyor (ILO & UNICEF, 2024). ILO’nun küresel tahminleri, çocuk işçiliğinin özellikle tarım, hizmet ve sanayi sektörlerinin düşük ücretli ve güvencesiz alanlarında yoğunlaştığını ve bazı bölgelerde son yıllarda artış eğilimi gösterdiğini ortaya koyuyor. Bu durum, çocukların erken yaşta eğitim sisteminden kopmasına, öğrenme süreçlerinin kesintiye uğramasına ve uzun vadede düşük gelirli iş döngüsüne hapsolmasına yol açıyor.
Çocuk işçiliği doğrudan SKA 8.7 (çocuk işçiliğinin sona erdirilmesi) ile ilişkili. Ancak aynı zamanda SKA 1 (yoksulluğun sona erdirilmesi) ile de güçlü bir bağlantı içinde, çünkü yoksulluk, çocuk emeğini besleyen en temel yapısal faktörlerden biri olarak işlev görüyor. ILO raporları, hane gelirinin yetersiz olduğu durumlarda çocukların “ekonomik katkı sağlayan bireyler” olarak görülmesinin, çocuk işçiliğinin kuşaktan kuşağa aktarılmasına neden olduğunu vurguluyor.
Bununla birlikte çocuk emeği, insana yakışır iş koşullarının ihlal edilmesi anlamına gelmekte ve ekonomik kalkınmanın sürdürülebilirliğini zayıflatıyor. Çocukların erken yaşta iş gücüne dahil edilmesi, yalnızca bireysel gelişimlerini değil, aynı zamanda toplumların uzun vadeli insan sermayesi kapasitesini de olumsuz etkiliyor. Bu nedenle çocuk işçiliği, hem ekonomik kalkınma hem de sosyal adalet açısından çok boyutlu bir yapısal sorun olarak değerlendiriliyor; yoksulluğun azaltılması ve sosyal koruma mekanizmalarının güçlendirilmesiyle birlikte ele alınması gereken kritik bir politika alanı olarak öne çıkıyor.
İKLİM VE DİJİTAL DÜNYA: ÇOCUKLAR İÇİN YENİ RİSKLER
İklim değişikliği günümüzde yalnızca çevresel bir sorun olmaktan çıkarak çocuk haklarını doğrudan etkileyen yapısal bir kriz alanına dönüştü. UNICEF’in 2025 projeksiyonları, çocukların aşırı sıcaklıklar, hava kirliliği, su kıtlığı, sel ve kuraklık gibi iklim kaynaklı risklere yetişkinlere göre daha fazla maruz kaldığını ortaya koyuyor (UNICEF Innocenti, 2025b). Bunun temel nedeni, çocukların fiziksel olarak daha kırılgan olmaları ve çevresel şoklardan daha hızlı etkilenmeleri. Bu durum, özellikle yoksul bölgelerde yaşayan çocuklar için daha ağır sonuçlar doğuruyor. Çünkü bu çocuklar hem iklim risklerine daha açık alanlarda yaşamakta hem de korunma ve uyum kapasitesine daha az erişebiliyor.
Bu çerçevede iklim değişikliği, SKA 13 (iklim eylemi) ile çocuk haklarını kesiştiren yeni bir kriz alanı oluşturuyor ve çocukların korunma, sağlık, eğitim ve yaşam hakkı üzerinde doğrudan belirleyici hale geliyor. İklim krizinin etkileri yalnızca fiziksel çevreyle sınırlı kalmıyor, aynı zamanda çocukların eğitim sürekliliğini de kesintiye uğratıyor. Afetler nedeniyle okulların kapanması, yer değiştirmeler ve altyapı kayıpları, çocukların nitelikli eğitime erişimini zayıflatıyor; bu durum SKA 4 (nitelikli eğitim) hedefiyle doğrudan ilişkili bir kırılganlık alanı yaratıyor.
Bunun yanında dijitalleşme süreci de çocuk hakları açısından yeni ve karmaşık risk alanları üretiyor. Dijital ortamda çocukların korunması, veri güvenliği, çevrimiçi istismar, siber zorbalık ve dijital eşitsizlik gibi konular giderek daha kritik hale geliyor. Bu durum, SKA 4 (nitelikli eğitim) ile doğrudan ilişkili. Çünkü eğitim sistemleri dijital dönüşüm sürecinde yalnızca teknolojiyi kullanmakla değil, aynı zamanda tüm çocuklar için eşit ve kapsayıcı erişim sağlamakla yükümlü. Dijital araçlara erişimdeki farklılıklar, eğitimde fırsat eşitsizliğini derinleştirerek özellikle düşük gelirli çocukları dezavantajlı konuma itiyor. Aynı zamanda dijitalleşme, SKA 10 (eşitsizliklerin azaltılması) açısından da önemli bir sorun alanı oluşturuyor. Dijital uçurum, yalnızca teknolojiye erişim farkı değil, aynı zamanda bilgiye, eğitime ve sosyal fırsatlara erişimde ortaya çıkan yapısal bir eşitsizlik biçimidir. Bu nedenle dijital dönüşüm süreci, doğru yönetilmediğinde mevcut sosyal eşitsizlikleri azaltmak yerine daha da görünür ve kalıcı hale getirme riski taşıyor. Bu bağlamda iklim değişikliği ve dijitalleşme, çocuk hakları açısından hem yeni fırsatlar hem de derinleşen kırılganlıklar yaratan çift yönlü yapısal dönüşüm alanları olarak değerlendiriliyor.
TÜRKİYE’DE ÇOCUK HAKLARI VE YAPISAL SORUNLAR
Türkiye’de çocuk nüfusu önemli bir demografik ağırlığa sahip. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2024 yılı itibarıyla ülkede yaklaşık 21,8 milyon çocuk bulunuyor ve bu sayı toplam nüfusun yaklaşık yüzde 25,5’ini oluşturuyor (TÜİK, 2024). Bu demografik yapı, çocuklara yönelik politikaların yalnızca sosyal değil, aynı zamanda ekonomik ve kalkınma temelli bir öncelik olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte mevcut veriler, Türkiye’de çocukların önemli bir bölümünün yapısal eşitsizliklerle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor. TÜİK’in Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’na göre çocukların yaklaşık yüzde 22–25’i göreli yoksulluk riski altında yaşıyor. Ayrıca maddi yoksunluk göstergeleri çocuklar arasında daha yüksek seyrediyor. OECD ve UNICEF değerlendirmeleri, çocuk yoksulluğunun özellikle kalabalık haneler, düşük gelir grupları ve göçmen nüfus arasında yoğunlaştığını gösteriyor. Bu durum, çocukların eğitim, sağlık ve sosyal hizmetlere erişimini doğrudan etkileyerek SKA 1 (yoksulluğun sona erdirilmesi) ve SKA 10 (eşitsizliklerin azaltılması) açısından önemli bir kırılganlık alanı oluşturuluyor.
Eğitim alanında Türkiye’de ilkokul düzeyinde okullaşma oranları yüksek olmakla birlikte, erken çocukluk eğitimi ve ortaöğretim düzeylerinde önemli eşitsizlikler dikkat çekiyor. Özellikle okul öncesi eğitime erişim, çocukların gelişimsel eşitliği açısından kritik bir alan olmasına rağmen hâlâ sınırlı. Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre 3-5 yaş grubunda okul öncesi okullaşma oranı yüzde 40–50 oranında seyrediyor, 5 yaş için bu oran daha yüksek olsa da erken yaş gruplarında belirgin bir düşüş gözleniyor. OECD verileri de Türkiye’nin erken çocukluk eğitimine katılım oranlarının OECD ortalamasının altında kaldığını gösteriyor.
Okul öncesi eğitime erişimdeki bu sınırlılıklar, çocukların bilişsel, dilsel ve sosyal gelişimlerini doğrudan etkiliyor ve eğitim hayatına dezavantajlı başlamalarına neden oluyor. Düşük gelirli ailelerin çocukları, kırsal bölgelerde yaşayanlar ve göçmen çocuklar okul öncesi eğitime erişimde daha fazla engelle karşılaşıyor. Bu durum, eğitimde fırsat eşitsizliğinin çok erken yaşlarda başladığını gösteriyor ve SKA 4 (nitelikli eğitim) hedefi ile birlikte SKA 10 (eşitsizliklerin azaltılması) açısından önemli bir yapısal sorun alanı oluşturuyor.
Ortaöğretim düzeyinde ise okullaşma oranı yüksek olmakla birlikte, dezavantajlı gruplarda okul terk oranları dikkat çekiyor. OECD PISA 2022 sonuçlarına göre Türkiye’de öğrencilerin yaklaşık yüzde 30’u temel becerilerde asgari yeterliliğin altında performans gösteriyor. Bu durum, eğitimin yalnızca erişim değil kalite boyutunda da geliştirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Çocuk işçiliği de Türkiye’de önemli bir sorun alanı olmaya devam ediyor. TÜİK verilerine göre 5-17 yaş grubunda yaklaşık yüzde 4-5 oranında çocuk ekonomik faaliyetlerde yer alıyor bu da yüz binlerce çocuğa karşılık geliyor. Bu çocukların önemli bir kısmı tarım ve kayıt dışı sektörlerde çalışmakta olup, eğitim ile çalışma hayatını birlikte sürdürmek zorunda kalıyor. Bu durum, SKA 8.7 (çocuk işçiliğinin sona erdirilmesi) ile doğrudan bağlantılı ve aynı zamanda yoksullukla ilişkisi nedeniyle SKA 1 kapsamında değerlendirilmeli.
Türkiye’de çocuk hakları bağlamında bir diğer önemli konu, göçmen ve mülteci çocukların durumu. Türkiye’de 1,5 milyona yakın Suriyeli çocuk yaşıyor. Bu çocukların önemli bir kısmı eğitim sistemine dahil edilmiş olsa da dil bariyerleri, ekonomik zorluklar ve sosyal uyum sorunları devam ediyor. Bu durum, SKA 4 (nitelikli eğitim) ve SKA 10 (eşitsizliklerin azaltılması) hedefleri açısından kritik bir alan oluşturuyor.
Adalet sistemine erişim ve çocuk koruma mekanizmaları da önemli bir tartışma alanı. Her yıl yüz binlerce çocuk adli süreçlerle temas etmekte ve bu durum çocuk dostu adalet sistemlerinin güçlendirilmesi gerekliliğini ortaya koyuyor. Bu bağlamda çocukların korunma ve adil yargılanma hakları, SKA 16 (barış, adalet ve güçlü kurumlar) ile doğrudan ilişkili.
Sonuç olarak küresel ve ulusal düzeyde yayımlanan raporlar, çocuk haklarının günümüzde tek boyutlu bir koruma meselesi olmaktan çıkarak çok katmanlı ve yapısal bir kriz alanına dönüştüğünü açıkça ortaya koyuyor. Yoksulluk, eğitim eşitsizliği, çocuk işçiliği, iklim değişikliği ve dijital riskler gibi birbirini besleyen faktörler, çocukların yalnızca mevcut yaşam koşullarını değil, aynı zamanda gelecekteki fırsatlarını da doğrudan belirliyor. Bu durum, çocuk haklarının korunmasını yalnızca hukuki düzenlemelerle sınırlı olmayan; sosyal politika, ekonomik kalkınma ve kurumsal kapasite ile bütünleşik bir alan haline getiriyor.
Bu çerçevede Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları, çocuk haklarının hayata geçirilmesi için kapsamlı ve bütüncül bir yol haritası sunuyor. Ancak bu hedeflerin etkili olabilmesi, yalnızca politika belgelerinde yer almasına değil; uygulama kapasitesinin güçlendirilmesine, kurumlar arası koordinasyonun artırılmasına, sosyal eşitsizlikleri azaltan mekanizmaların geliştirilmesine ve çocuklara ilişkin güvenilir, kapsayıcı veri sistemlerinin oluşturulmasına bağlı. Dolayısıyla çocuk hakları, sürdürülebilir kalkınmanın hem temel amacı hem de başarısını ölçen en kritik göstergelerden biri olarak değerlendirilmeli; çocukların korunması ve güçlendirilmesi, uzun vadeli toplumsal refahın merkezine yerleştirilmeli.
Kaynakça
* ILO & UNICEF. (2024). Child Labour: Global Estimates 2024, Trends and the Road Forward. International Labour Organization & United Nations Children’s Fund.
* OECD. (2025). OECD Guidelines on Measuring Subjective Well-being: 2025 Update. OECD Publishing.
* OECD. (2023). PISA 2022 Results. OECD Publishing.
* TÜİK. (2024). Çocuk Nüfus İstatistikleri, 2024. Türkiye İstatistik Kurumu.
* TÜİK. (2023). Çocuk İşgücü İstatistikleri. Türkiye İstatistik Kurumu.
* TÜİK. (2024). Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması. Türkiye İstatistik Kurumu.
* UNESCO. (2024). Global Education Monitoring Report. United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization.
* UNICEF. (2025a). The State of the World’s Children 2025. United Nations Children’s Fund.
* UNICEF Innocenti. (2025a). Report Card 19: Child Well-being in an Unpredictable World. UNICEF Office of Research – Innocenti.
* UNICEF Innocenti. (2025b). Prospects for Children in 2025: Building Resilient Systems for Children’s Futures. UNICEF Office of Research – Innocenti.
* UNICEF. (2025). Global Outlook for Children 2025. United Nations Children’s Fund.
* KidsRights Foundation. (2025). KidsRights Index 2025 Report.
* Kamu Denetçiliği Kurumu. (2025). Çocuk Hakları Stratejisi 2025–2030.
* Birleşmiş Milletler. (2015). Transforming our World: The 2030 Agenda for Sustainable Development. United Nations.
* Avrupa Birliği (European Commission). (2023). EU Strategy on the Rights of the Child. European Commission.
* Dünya Bankası & UNICEF. (2024). Global Trends in Child Poverty. World Bank Group & UNICEF.
PROF.DR. BERRİN AKMAN KİMDİR?
Lisans derecesini Hacettepe Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Eğitimi Bölümünden, yüksek lisans ve doktora derecelerini aynı üniversitesinin Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Anabilim Dalından aldı. 1986-1988 yılları arasında İlkadım Anaokulunda eğitimci, 1988-1992 yılları arasında TRT Çocuk ve Gençlik Programları Müdürlüğü Susam Sokağı Programı ve TV: Dairesi Başkanlığı Yayın Planlama ve Koordinasyon Müdürlüğünde araştırmacı olarak çalıştı. 1986 yılında İngiltere Exeter Otistik Çocuklar Merkezinde, 1990 yılında Japonya’da NHK Televizyonu ve Tokyo Üniversitesinde, 1991 yılında Stanford Üniversitesinde çalışmalarda bulunmuştur. 1992 yılında Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi ve Eğitimi bölümünde araştırma görevlisi olarak göreve başladı. Aynı bölümde 1995 yılında Dr. Öğretim Üyesi, 1997 yılında Doçentlik unvanlarını aldı, 2004 yılında Profesörlüğe atandı. 1999 yılından itibaren Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Okul Öncesi Eğitimi Ana Bilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak çalışmalarına devam etmekte olup halen anabilim dalı başkanlığı görevini de sürdürüyor. 2013 -2016 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü ve Beytepe Anaokulu Eğitim Koordinatörlüğü, ve 2022-2025 (Nisan) Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölüm Başkanlığı görevlerini yürüttü. Aynı zamanda Anne – Çocuk Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Üyesidir. 2019-2020 yılları arasında University of California Berkeley Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak Prof. Elliot Turiel ile birlikte çalışmalarda bulundu.Çalışma konuları risk altındaki çocuklar, erken müdahale programları, kapsayıcı eğitim ve sınıf yönetimi alanlarındadır.