Erken öğrenmeye bakış açımız

Erken öğrenmeye bakış açımız

Erken çocukluk dönemi, insan yaşamının ilk sekiz yılını kapsayan dönem olarak kabul edilir. Erken çocukluk döneminin insan gelişimine temel oluşturacak becerilerin ve alışkanlıkların kazanıldığı kritik bir dönem olduğunu tüm dünya tarafından kabul edilir. Öğrenme yaşam boyu devam eder ve bu dönemde yaşamın hiçbir döneminde olmadığı kadar hızlı bir gelişme ve öğrenme süreci yaşandığını gösterir.

Haberin Devamı

Erken öğrenme olanakları açısından zengin bir ortamda büyüyen çocuğun, beyin gelişimi ve değişim, yaşam boyu gelişim ve öğrenme sürecini etkileyecektir. Gelişimde kaçırılacak bir saniyenin bile söz konusu olmadığı bu dönem, gelişimsel olarak risk altında olan veya gelişimsel gecikmesi olan tüm çocuklar için daha da büyük öneme sahiptir.  Çocuklar üzerinde yapılan uzun ve tekrarlayan çalışmalar nitelikli erken çocukluk eğitiminin kısa vadede “akademik başarıyı”, uzun vadede ise “gelir düzeyinde yükselme”, “suç işleme oranında azalma” gibi yaşam boyu olumlu etkileri olduğunu ortaya koydu.

AİLE ORTAMI EN ETKİLİ FAKTÖR
Geçmişten günümüze kadar yaygın olan birçok gelişim yaklaşımı ebeveyn ve öğretmenlere gelişime yönelik sınırlı bilgi sunarken, çocukların kendiliğinden büyümelerini gözlemleme ve yapabildiklerini destekleme görüşünü savunmaktaydı (Gesell, 1928). Bu yaklaşım çocukların kendi başlarına olgunlaştıkları ve gelişim için bir müdahaleye gerek olmadığı yönünde yaygın bir etkiye yol açtı. Geçmiş yıllarda öğrenme konusunda egemen olan bu yaklaşımın aksine, “Sosyo-Kültürel Kuram” ve “Biyo-Ekolojik Kuram” gibi güncel yaklaşımın değişmeye başlamasıyla birlikte kalıtım ve çevrenin birlikte çocuğun gelişim ve öğrenmesinde etkili olduğunu kabul edilmeye başladı.  Bu noktada çocuğun ilk doğduğu aile ortamında, şefkatli, duyarlı ve yanıtlayıcı bakım alması, beyin gelişimini olumlu etkileyen en temel faktördür. Artık kabul edilen oyun temelli ve etkileşimli kitap okuma çocuğun gelişimde olumlu ve etkili bir yöntemdir. Yapılan araştırmalar, erken çocukluk döneminde beslenme yetersizliğinin önlenmesinin devletlere 18 kat, okul öncesi eğitim verilmesinin 4 kat, ev ziyaretleri ile dil gelişiminde gecikme olan çocukların desteklenmesinin 3 kat kâr getirdiğini gösterir (Heckman, 2020, Richter ve ark., 2017). Bu göstergeler bize ülkemizde erken tanı ve müdahale sistem modeli geliştirilmelidir. Bu sistem modeli yüksek kalitede yani kanıt temelli uygulama ve çalışmalar yapılmalıdır. Bu nedenle, erken çocukluk döneminde gelişimsel risklerin saptanması ve erken müdahale ile sadece erişkin yaşamdaki sağlığın iyileştirilmesi değil, tüm ulusun iyi olma halinin sağlandığı güçlü bir toplumsal yapı oluşması sağlanacaktır.

DEZAVANTAJLI BÖLGELERDE EVDE ERKEN ÖĞRENME DESTEKLENMELİ
Doğum öncesi ve doğum süreci başlayan 0-3 yaş dönemi sonrasında üç-altı yaşları içine alan “Oyun çağı” “Anaokulu çağı” olarak bilinen dönem başlar. Bu dönemdeki çocuklar sosyal, duygusal, dil ve bilişsel olarak hızla gelişmeye ve öğrenmeye devam ederler. Bu dönemde çocuk aktif olarak çevresine yönelir ve çevresini keşfetmeye çalışır. Çocuğa etki eden her kişi, kurum, hizmet ve politika çocuğun gelişimine ve öğrenmesine doğrudan veya dolaylı dokunmuş olur. İşte bu noktada özellikle yoksul ve dezavantajlı çevrelerde yetişen çocukların evde erken öğrenme deneyimlerin desteklenmesi gereklidir. Bu yapının gerçekleşebilmesi için ise öncelikle birincil bakıcıların ve tüm toplumun gelişime, erken öğrenmeye bakışının ve inançlarının değişime uğraması elzemdir. Kadercilikten öte erken gelişimin müdahale edilebilen ve bu müdahaleler ile çocukta gelişimsel fark yaratılabilen bir süreç olduğu topluma anlatılmalıdır. Elverişsiz şartlardan gelen çocuklar için bu eğitimin ücretli olması eğitimde fırsat eşitliğinin önünde önemli bir engeldir.

Haberin Devamı

UZAKTAN  EĞİTİM DEVAM ETMELİ
Okul öncesi eğitimin kalitesini belirleyecek olan standartlar (fiziki koşullar, sınıf mevcudu, öğretmen niteliği, eğitim programı, değerlendirme vb.) ile ilgili yasal düzenlemeler bulunmakla birlikte; tüm bölgelerde bu niteliklere ulaşılmasında eksiklikler bulunuyor. Bu durum, okul öncesi eğitim sürecinin yapısal kalite (sınıflardaki çocuk-yetişkin oranı, sınıf büyüklüğü, sınıfların gelişime uygun materyallerle donatılması vb.) ve süreç kalitesi (öğretmen tutumları, çocuk yetiştirme inançları, yöneticilerin yönetim biçimleri, çocuğun yaşadığı çevre, bölge, yaşanan bölgede yerel düzeyde çocuğa bakış vb.) bileşenlerinin değerlendirilerek genel kalitesinin ortaya konulması ve bir üst düzeye taşınmasını aciliyetli kılar. İlkokuldan üniversiteye kadar eğitimin farklı kademelerinde uygulanan ücretsiz eğitim politikaları ve kaynaklarından okul öncesi eğitim de yararlanmalıdır. Ayrıca belediyeler, STK’lar gibi kurum ve kuruluşlar okul öncesi eğitim programının uygulanması, yaygınlaştırılması ve izlenmesi noktasında iş birliği kurulabilecek önemli paydaşlar olarak düşünülmelidir. Toplumun okul öncesi eğitimi ile ilgili bilinçlendirilmesi çocukluğa ve çocuk eğitimine olan bilgi, tutum ve davranışları değiştirerek, erken yıllara olan toplumsal inancın oluşmasını uzun vadede destekleyecektir. Küresel salgın sürecinde Televizyon ve uzaktan eğitim aracığı ile başlayan okul öncesi eğitim salgın sonrasında devam ettirilerek, okul öncesi eğitime erişimi olmayan çocuklar için alternatif bir eğitim modeli oluşturulmalıdır. Okul öncesi eğitim programlarının yaş gruplarına, gelişimsel bakış açısına uygun ve kanıt temelli uygulamalara dayalı olarak hazırlanması, uygulanması, sistematik olarak değerlendirilmesi ve izlenmesi erken yıllardaki eğitimin niteliğini yükseltecek önlemler arasındadır. 6-8 yaş, ilkokul sürecinin başladığı yıllar olup, bu dönemde öne çıkan temel beceriler akran ilişkileri ve soyut düşünme becerileridir. Edinilen beceriler daha üst düzeyde olsa da akran öğretimine dayalı müdahaleler, yaşantı ve oyun yoluyla öğrenme yaklaşımları bu yaş grubundaki çocukların eğitim programlarında kullanılması gereken kanıt temelli uygulamalar arasındadır. Tüm personelin ilkokul yıllarının hala erken çocukluk dönemi olduğu konusunda eğitilmesi ve eğitim sürecinin oyun temelli ve duyarlı- yanıtlayıcı etkileşim yaklaşımı temelinde desenlenmesi ve sürdürülmesi elzemdir.  “Okula Hazır Anne-Babalar” ve “Çocuk Dostu Okul Yaklaşımı” benimsenmelidir.

Haberin Devamı

OKULLAR ERİŞİLEBİLİR OLMALI
Çocuğu tanıma, gelişimini değerlendirme, okula geçiş ve uyum becerilerini belirleme ve okul-aile iş birliği konularında birincil bakıcılara yönelik eğitim programları düzenlenmelidir. Okulların ise “her çocuk için erişebilir” olmasına yönelik yatırımlar yapılmalıdır. Okul öncesi öğretmenliği programı tamamıyla “merkeziyetçi bir anlayışla” hazırlanmış ve uygulanıyor. Okul öncesi eğitiminde savunulan ve niteliği sürekli desteklenmesi öğretmen eğitimi ve alandaki öğretmenin mesleki gelişimidir. Özellikle öğretmen adaylarına kazandırılması amaçlanan yaratıcılık, bireysellik, farklılıklara saygı, öğrenci merkezlilik gibi değerlerle mevcut öğretmen yetiştirme programı bu haliyle çelişir. Ulusal düzeyde hizmet içi eğitim süreçlerinde merkeziyetçilik, nicelik ve popülist değerlerin hâkim olduğuna dikkat çekiliyor. Okul öncesi öğretmen yetiştirme programında belirli oranlarda esneklikler tanınmalı, bölümler kendi öncelik ve olanaklarına dayalı programa eklemeler yapabilmelidir.  Hizmet içi eğitimde hem göreve yeni başlayan hem de görevdeki öğretmenlere yönelik Türkiye çapında mentörlük/koçluk/e-mentörlük mesleki gelişim modelleri geliştirilmeli, bu modeller kamu kurumları ile iş birliğine girilerek yaygınlaştırılmalıdır.

Haberin Devamı

ERKEN ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE GELİŞİM NASIL DESTEKLENİR?
Belki de erken öğrenmenin anahtar bakış açısı bu sürece kapsayıcılık bakış açımızdır. “Eğitimde fırsat eşitliği ilkesine dayalı kapsayıcı eğitim; ırk, dil, din, risk altında veya özel gereksinimleri olanlar fark etmeksizin her çocuğun sahip olduğu en temel yasal haktır. Bu veriler, ülkemizde kapsayıcı erken çocukluk eğitiminden yararlanması gereken çok çeşitli özelliklerde ve sayıda çocuk olduğunu gösterirken, okul öncesi dönemde bu süreçten yararlanan çocuk sayısının oldukça düşük olduğunu ortaya koymaktadır. Öğretmenlerin kapsayıcı erken çocukluk eğitimi konusunda bilgi ve eğitim yetersizlikleri acilen giderilmeli, motivasyonlarını artıracak çalışmalar gerçekleştirilmelidir. Öğretmenlerin birlikte güçlü hissedebilecekleri bilgi ve sosyal destek ağları geliştirilmelidir. Yüz yüze kurulabilecek bu ağlar, günümüz bilişim çağına uygun ve küresel salgın gibi acil durumlarda işletilebilecek “çevrim içi” özelliklerde de kurgulanmalıdır. Gereksinim duyulan konularda aile eğitim programları düzenlenerek, süreçteki bilgi ve eğitim gereksinimleri giderilmelidir. Ailelerin birlikte güçlü hissedebilecekleri bilgi ve sosyal destek ağları geliştirilmelidir. Yüz yüze kurulabilecek bu ağlar, günümüz bilişim çağına uygun ve küresel salgın gibi acil durumlarda işletilebilecek “çevrim içi” özelliklerde de kurgulanmalıdır. Sonuç olarak erken çocukluk döneminde gelişimin desteklenmesi: 
• Temel bir insan hakkıdır. 
• Makroekonomik bir zorunluluktur.
• Çocukların okula hazırbulunuşlukları ve eğitim başarısı için gerekliliktir.
• Yaşam boyu sağlık için şarttır. 
• Yoksulluğun azaltılmasını etkileyen bir faktördür.
• Beyin gelişimi ve davranışların şekillenmesinde kritik bir müdahaledir.
Birleşmiş Milletler Binyıl Kalkınma Hedefleri ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin başarısı için zorunludur (Shawar ve Shiffman, 2017).

Haberin Devamı

PROF. DR. SERAP ERDOĞAN KİMDİR?
Prof. Dr. Serap Erdoğan Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesinde profesör olarak görev yapmaktadır. Uzmanlık alanı çocuklarda bilişsel gelişim, duygu mentörlüğü /koçluğu, erken çocukluk eğitiminde matematik, öğretmenlerin mesleki gelişim modelleri, sürdürülebilir kalkınma için eğitim ve eğitim politikaları olarak sıralanabilir. 2016 Mart ayında Dünya Erken Çocukluk Eğitimi Teşkilatının (Organisation Mondiale Pour L’Education Prescolaire-OMEP) Milli Komitesi olan “Türkiye Okul Öncesi Eğitimini Geliştirme Derneği-TOÖEGD” Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürütüyor. “Okul Öncesi Öğretmenleri için e-Mentörlük Temelli Eğitim (e-MENTE: OÖÖ)” başlıklı TÜBİTAK 1001 projesinde proje yürütücü olarak görev aldı. Anadolu Üniversitesi bünyesinde çocukların matematik becerilerini desteklemeye yönelik “Çocukların Matematik Atölyesi” adlı merkezin kurucusu ve yöneticisidir. İngiltere’de bulunan Canterbury Christ Church Üniversitesinde misafir araştırmacı olarak bulundu. Halen Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Okul Öncesi Eğitimi Anabilim Dalında lisans ve lisansüstü düzeyde eğitim ve öğretim görevlerini sürdürmekte, bilimsel araştırmalar ve projeler yürütüyor.