Eğitimde temel sorun: Temel eğitimde öğrenme kayıpları

Güncelleme Tarihi:

Eğitimde temel sorun: Temel eğitimde öğrenme kayıpları
Oluşturulma Tarihi: Ekim 27, 2025 09:57

Eğitim, ülkenin gelecekle bağlantısını kuran köprü konumundaki bağlantısıdır. Tıpkı köprülerin iki yakayı birleştirip ulaşımı kolaylaştırması gibi, eğitim de geçmişle geleceği birleştirir. Bugünün sorunlarına çözüm üretecek, yarının fırsatlarını değerlendirecek, bilgi ve beceriyle donanmış bireyler yetiştirerek ülkenin ilerlemesini sağlar.

Haberin Devamı

Mühendisler nasıl sağlam ve vizyoner yapılar inşa ederse, eğitim de ülkenin geleceğini inşa edecek güçlü zihinler ve yetenekler yetiştirir.

EĞİTİM KÖPRÜSÜ VE “GİZLİ DÜŞMAN”
Öğretim programlarını değiştirip, sınıflara son model tabletler falan soksak da, maalesef eğitim dünyamızda sinsice büyüyen, adeta “gizli düşman” gibi bir sorun var: Öğrenme kayıpları!..

Düşünün ki, bir yapboz yapıyorsunuz ve en alttaki birkaç parçayı eksik bırakmışsınız. Üstüne ne kadar şahane resimler koysanız da, o temel eksiklik tüm yapbozu anlamsız yapar, değil mi? İşte öğrenme kayıpları da aynen böyle! Minik minik başlıyorlar ama zamanla koca bir kartopu gibi büyüyüp, çocuklarımızın sadece ders notlarını değil, öğrenme heveslerini ve hayatta karşılaştıkları problemlere “Dur! Ben bunu çözerim!” deme azimlerini bile törpüleyebiliyor.

Bu kayıplar sadece “Ay, çocuk çarpma işlemini yapamıyor” seviyesinde kalmıyor. Aynı zamanda “Öğrenmek ne sıkıcıymış ya!” veya “Ben zaten anlamıyorum ki” gibi düşüncelerin tohumlarını atıyor. Bir ülkenin geleceğinin aydınlık olması için, bu “gizli düşmanı” yakalayıp etkisiz hale getirmemiz şart! Hem de şap şart!

Haberin Devamı

Öğrenme kaybı mı dedik? Kulağa ne kadar sıkıcı geliyor! Gelin, bu ciddi konuyu biraz daha eğlenceli hale getirelim. Şöyle düşünün: Beynimiz, bilgi depolarımızın olduğu süper havalı bir kütüphane gibidir. Her yeni bilgi bir kitap, her yeni beceri ise o kitapları düzenlememize yardımcı olan bir raf sistemi. Ama bazen, ne yazık ki, o kütüphanemizde kitaplar kaybolur, raflar boş kalır veya daha kötüsü, önemli bir kitabın sayfaları eksik olur. İşte buna “öğrenme kaybı” diyoruz!

BİLGİ HIRSIZI: BEYİN KÜTÜPHANESİNDEKİ KAYIP KİTAPLAR
Özellikle ilkokul çağındaki minik kahramanlarımızın beyin kütüphanelerinde yaşanan bu “kitap kayıpları”, ileride onların süper kahramanlık eğitimlerini (yani liseyi, üniversiteyi) olumsuz etkileyebilir. “Ay, matematik ne kadar sıkıcı!” veya “Tarih, sadece isimler ve tarihlerden ibaret!” demelerine yol açabilir. Motivasyonları düşer, dersler gözlerinde büyür ve sonunda “Ben bu eğitim oyununu oynamıyorum!” deyip sistemi terk edebilirler.

Haberin Devamı

Kısacası, öğrenme kaybı bir bilgi hırsızıdır! Ama endişelenmeyin, doğru stratejilerle bu hırsızı yakalayıp kütüphanemizi tekrar düzenleyebilir, eksik kitapları yerine koyabiliriz!

Eğitim denen bu cümbüşte, bazı tatsız aksilikler yok değil. Düşünsenize, sınıf dediğin yer ana baba günü! Öğretmenlerimiz, sanki bir orkestra şefi gibi, otuz kırk tane minik afacanı aynı anda zapt etmeye çalışıyor. E haliyle, o gürültüde fısıltıyla “yardım et” diyen bir sesi duymak zor oluyor.

Sonra bir de şu var... Herkesin elinde aynı oyuncak yok! Kiminin evinde rengarenk boya kalemleri, son model tabletler varken, kimisi sadece hayal gücünün peşinden koşuyor. Dijital dünya dedikleri bir tren gibi akıp giderken, bazı çocuklar o trene binmeyip sadece uzaktan seyrediyor. İşte bu yüzden, o minik beyinlerdeki bilgilerin bazıları, maalesef ufak ufak kaybolup gidiyor. Ama merak etmeyin, bu bir trajedi değil, sadece biraz daha dikkat ve bolca neşe isteyen bir durum!

Haberin Devamı

ÖĞRENME KAYIPLARIYLA SAVAŞ VE MERAK KIVILCIMINI KORUMAK
Hah, işte geldik zurnanın zırt dediği yere! Düşünsenize, öğrencilerin günlük ders programı sanki bir maraton! Çocuklar sabahın köründen akşamın geç saatine kadar dersten derse koşuyor. Bir de üstüne “Sınav var!” diye bir canavar dikmişler başlarına. E haliyle, o minicik beyinler “Anlayayım mı, ezberleyeyim mi?” ikilemine düşüyor. Çoğu zaman da kolay yolu seçip ezbere yöneliyorlar. Sınav bitiyor, bilgiler uçup gidiyor, arkalarında sadece bir “Neydi o?” sorusu kalıyor.

Oysa öğrenmek dediğin şey, bir çiçeğin topraktan su çekip büyüyüp açması gibi olmalı. Bilgiyi alacaksın, içselleştireceksin, sonra onu binbir farklı şekilde kullanacaksın. Ama bu sınav odaklı sistem, çocukların merakını alıp çöpe atıyor, sanki bir “merak yasaktır” tabelası asmışlar zihinlerine. Problem çözmek yerine, sadece doğru cevabı işaretlemeye programlıyorlar. Yazık değil mi o pırıl pırıl beyinlere? Sanki bir bilgisayar oyunu oynuyorlar da, her seviye sonunda “ezberledin, geçtin” diyorlar. Oysa hayat bir bilgisayar oyunu değil, daha çok bir labirent, çıkış yolunu bulmak için eleştirel düşünmek şart!

Haberin Devamı

Peki, bu derinlemesine soruna nasıl bir çözüm bulmalıyız? Öncelikle, öğrenme kayıplarının erken yaşlarda tespit edilmesi ve giderilmesi için kapsamlı bir değerlendirme ve destek mekanizması kurulmalı. Her çocuğun öğrenme hızı ve stili farklı; bu nedenle bireyselleştirilmiş eğitim yaklaşımları benimsenmeli. Sınıf mevcutları ideal seviyelere çekilmeli, öğretmenlerin mesleki gelişimleri desteklenerek, öğrenci merkezli ve uygulamalı eğitim metotlarına teşvik edilmeli. Sanki hayatımızda yeterince stres yokmuş gibi, bir de üstüne bu bilgi kusma maratonları... Çocuklarımız “100” almak için ruhlarını satarken, aslında ne öğrendikleri kimin umrunda? Bırakın o sıkıcı ders kitaplarını, çocuklarımız Mars’a koloni kursun, dinozorları diriltsin ya da en azından kendi robot köpeklerini yapsınlar!

Haberin Devamı

Geleceğin mucitleri, sanatçıları ve süper kahramanları, sıkıcı test kağıtlarıyla değil, ellerini kirleterek, projeler yaparak yetişir. Belki bir gün, matematik dersinde bir uzay roketi fırlatmayı öğreniriz, kim bilir?

Ve ey sevgili ebeveynler! Sadece “Çocuğum bu yıl kaç aldı?” diye sormayın. Belki de bir sonraki Picasso, ders kitabını boyamakla meşgulken keşfedilmeyi bekliyordur. Okul-aile işbirliği derken, “kim kime daha çok ödev verdi” değil, “çocuğumun potansiyelini nasıl ortaya çıkarırız” işbirliğinden bahsediyoruz. Unutmayın, eğitim sadece okulların değil, aynı zamanda mahallenin dedikoducularının, komşu teyzelerin ve hatta apartman yöneticisinin bile sorumluluğunda!

Şaka bir yana (ki çok da şaka değil), bu öğrenme kayıpları var ya... Bildiğiniz bir kara delik gibi, çocuklarımızın geleceğini yutuyor. Bugün o minik beyinlerin içine dolduramadığımız her bilgi, yarın bize vasıfsız iş gücü, yaratıcılıktan yoksun girişimciler ve “benim fikrim yok, sen düşün” diyen vatandaşlar olarak geri dönecek. Hadi gelin, bu sessiz düşmana karşı hep birlikte savaş açalım. Çünkü çocuklarımızın potansiyeli, birkaç sınav sorusundan çok daha fazlasıdır! Asıl mesele, o “merak” kıvılcımını söndürmemek! İşte bu yüzden diyoruz ki, bırakın çocuklar kendi “çılgın” projelerini yapsın, yeter ki öğrenme ateşleri hiç sönmesin!

Unutmayalım ki, bugün temel eğitimde yaşanan öğrenme kayıpları, yarının nitelikli iş gücünü, yaratıcı girişimcilerini ve bilinçli vatandaşlarını doğrudan etkilemektedir. Bu kayıpları telafi etmek, sadece akademik bir görev değil, aynı zamanda geleceğe yapılan en değerli yatırımdır. Çocuklarımızın potansiyellerini tam anlamıyla gerçekleştirebilmeleri için, eğitimdeki bu sessiz düşmanı görmeli ve kararlılıkla mücadele etmeliyiz.

DOÇ. DR. ADEM DOĞAN KİMDİR?
Doç. Dr. Adem Doğan, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Eğitim Fakültesinde öğretim üyesi olarak görev yapıyor. Matematik eğitimi alanındaki uzmanlığıyla özellikle ilköğretim matematiği, sayı hissi, kesir öğretimi ve öğrenme güçlükleri üzerine yaptığı akademik çalışmalarla dikkat çekiyor. Lisans ve yüksek lisans ve doktora eğitimini Gazi Üniversitesinde tamamlayan Doğan, ilköğretim matematik öğretimi, üstün zekâlıların eğitimi ve tanılanması, algoritmik düşünme ve öğretmen yetiştirme konularında çalışıyor. Eğitimde yenilikçi yaklaşımlara odaklanan yazar, kapsayıcı eğitim, özel eğitim, öğrenme kayıpları, üstün zekâlıların eğitimi ve farklılaştırılmış öğretim konularında akademik yayınlar (kitap, makale, bildiri ve projeler) üretiyor ve uluslararası platformlarda çalışmalarını sunuyor. Araştırmaları, sınıf içi öğretim süreçlerini daha etkili hale getirmek ve öğrenme güçlüğü yaşayan öğrencilerin matematik becerilerini geliştirmek üzerine yoğunlaşıyor.

BAKMADAN GEÇME!