Güncelleme Tarihi:

Öyle ki bu teknolojik değişim ve dönüşümler ile bu sürecin önemli araçları olan teknolojik araçlar (akıllı telefon, tablet, akıllı saatler, bilgisayarlar, çeşitli teknolojik yazılım ve donanımlar) hayatımızın olağan akışını değiştirmekte kalmadı, kahiri ekseriyetini çocuklar ve gençler olmak üzere her yaş grubundan bireyler için adeta bedenin ayrılmaz bir parçası haline gelen altıncı duyu organına dönüştü. “Küresel Köy” kavramının mimarı Marshall McLuhan’ın ifade ettiği “Teknoloji insanın uzantısıdır” savı bu tespiti destekler niteliktedir. Çünkü dünyaya dair tüm argümanlar ve arayışlar küçük bir metal kutusunun içerisine sıkıştırılmış bir şekilde kullanıcısının kendisini harekete geçirmesini bekler. Hayatın her anlamda olmazsa olmaz fikri algısına dönüşen bu akım; artık geri dönüşü olmayan zorunlu bir değişim eylemine dönüşerek hem insanoğlunu hem de toplumları bu değişim sürecine entegre olmaya zorlar. Bu süreçten payını alan ve kendini güncellemek zorunda olan alanlardan biri de eğitim ve onun özelinde de sosyal bilgiler eğitimidir.
Sosyal bilgiler eğitimi özü itibari ile toplum için bilinçli, sorumluluk sahibi, vatan, millet ve bayrak aşkı ile yanan ama etnik ayrıştırıcı vurgusu yapmayan, Mustafa Kemal Atatürk’ün de işaret ettiği gibi, ortak mazi, lisan, ahlak, kültür ve hukuk temelinde birleşen, üretken vatandaşlar yetiştirmeyi amaçlıyor. Dijital dönüşümün gerçekleştiği bu süreçte sosyal bilgiler eğitimi ile devletlerin de kendi vatandaşlarından ve bu alandaki eğitimcilerinden beklentisi değişiyor. Çünkü eğitim politikacıları da Sosyal Bilgiler dersinin artık kara tahta önünde, geleneksel sınıf ortamlarında tarihsel olayların kronolojik bir sıra ile ya da coğrafi bilgilerin bir duvar haritası üzerinde anlatıldığı klasik eğitim anlayış ve yöntemleriyle devletlerin istediği vatandaş modelini yetiştirebilmenin sürdürülebilir olmadığını fark etmiş durumda. Devletler adına kültürel aktarımın sürekliliğini sağlama konusunda ciddi bir misyon üstlenen sosyal bilgiler dersinin, toplumların inşası sürecinde, bireylerin toplumsal yaşama daha fazla katılımı hususunda ihtiyaç duyulan bilgi ve becerilerin içselleştirilmesi ve gerçek yaşamda tatbiki artık sadece günlük rutinlerinde değil dijital ortamlarda kendine özgü oluşturacağı yeni bir vizyon ile gerçekleşebilir. İçerik olarak bir toplumbilimi olma özelliğini taşıyan sosyal bilgiler eğitiminin günümüzde sadece eylemsel anlamda değil dijital anlamda da bazı refleksler (olumlu ya da olumsuz) geliştirmesi zaruridir. Çünkü sosyal dijital platformlar, insanlar özellikle de gençler için yeni bir kamusal alan olarak görülüyor. Kitlelere buralardan ulaşılıyor, insanlar görüşlerini bu mecralarda paylaşıyor, tarafını ve seçimini buradan belli ederek tercihlerini bu platformlar üzerinden şekillendiriyor. Toplumsal hareketler dahi, dijital ortamlarda filizlendirilerek, kitleler buradan yönetilebiliyor. Kin ve nefret söylemleri, taraftar sayısını bu mecralar üzerinden arttırıyor.
SORGULAMAYI SAĞLIYOR
Örneğin duyarlı vatandaşlarımız 20 yıl önce gelen şehit haberleri üzerine terör örgütlerini balkonlarına asmış oldukları Türk bayrakları ile protesto edip devletine olan bağlılığını sadece kendi mahallesinde oturanlara gösterebiliyorken; günümüzde ise vatandaşlar aynı duruş ve tavrını dijital ortamlar (Whatsapp, X, Instagram gibi) üzerinden daha büyük kitlelere gösterebiliyor. Yine eğitim açısından değerlendirildiğinde, sosyal bilgiler dersi için sınıf dışı öğretim tekniklerinden biri olan müze gezileri, birçok sorunla karşılaşmadan (Veli izinleri, kurum yazışmaları, ulaşım maliyetleri, bürokratik ve güvenlik sorunları iş yükü ve hazırlık süreci gerektiren durumlar gibi) sanal müze gezileri gibi dijital bir alternatifle bertaraf edilerek pek çok anlamda (tekrar, zaman, maliyet gibi) avantajlar sunabiliyor. Etkileşimli haritalar, artırılmış gerçeklik uygulamaları, çevrimiçi çok çeşitli doküman platformları gibi dijital araçlar ile sosyal bilgiler eğitimi yeni bir boyut kazanarak yaşamdan kopuk bir anlatı olmaktan çıkıp canlı bir deneyime dönüşebiliyor. İşte sosyal bilgiler eğitimi tam da bu noktada dijital çağın önemli bir dersi haline dönüşüyor. Çünkü sosyal bilgiler eğitimi bireylere dijital dünyayı sadece bir araç olarak değil aynı zamanda bir sorgulama, inceleme alanı olarak görebilmenin yolunu açıyor. Bilgi kim tarafından ve nasıl üretilmiş? Bilginin doğruluğu nedir? Paylaşılan bilgi neyi amaçlamaktadır? Paylaşılan içerik Kimi dışlıyor? Kimi yüceltiyor? Kimi güçlendiriyor? Toplumsal fayda ne denli gözetiliyor? Sorularını bireylere sordurarak, vatandaşlara ciddi bir analizin dijital dışavurumunu yaşatarak bireylere bilinçli bir dijital vatandaş olmanın yanı sıra iyi bir medya okuryazarı olabilmenin farkındalığını sağlıyor.
DİJİTAL DÜNYADA SOSYAL BİLGİLER
Teknolojiyle iç içe yaşamak zorunda olduğumuz gerçeği dikkate alındığında, “bilgi” öğrenciler için artık sadece öğretmenden değil dijital ekranlardan da elde edilebilen bir olgu haline dönüşmektedir. Buna bağlı olarak öğretmen rolleri de değişmektedir. Teknoloji ile barışık, öğrencinin seviyesine ve ilgisine göre içerik sunabilen, dijital etik ve telif konularında bilinçli olmakla birlikte dijital verileri dozunda ve uygun zamanda kullanabilen, öğrenmeyi tasarlayan vb. nitelikler geleceğin dijital donanımlı öğretmenlerinden beklenen özelliklerden bir kısmını oluşturmaktadır. Bu dönüşüm süreci Sosyal Bilgiler Eğitimi gibi toplumsal yaşamla doğrudan ilişkili çalışma alanlarında dijitalleşmenin pedagojik, etik ve demokratik boyutlarının da yeniden ele alınmasını zorunlu hale getiriyor. Dolayısıyla eğitimcilerin dijitalleşen dünyada üstlendiği bu yeni roller, Sosyal Bilgiler Eğitiminin toplumsal ve demokratik işlevleriyle birleştiğinde, alanın paydaşlarını bir araya getiren güçlü bir tartışma zeminine ihtiyaç duyuluyor. Türkiye’de yaklaşık 14 yıldır bu amaçla Sosyal Bilgiler Eğitimi alanında çalışan akademisyen, öğretmen, öğretmen adayı, lisansüstü öğrencileri gibi pek çok paydaşı bir araya getiren Sosyal Bilgiler Eğitimciler Derneği bu yılda (21-23 Mayıs 2026) “Dijitalleşen Dünyada Sosyal Bilgiler Eğitimi” teması ile Erzurum Atatürk Üniversitesi ev sahipliğinde Sosyal Bilgiler Eğitimine gönül vermiş tüm araştırmacıları bir araya getirmenin heyecanını yaşıyor. Dijitalleşen Dünyada Sosyal Bilgiler Eğitiminin öneminin tartışılacağı, temaya uygun bildirilerin, panel, çalıştay ve atölye çalışmalarının sunumunun yapılacağı, farklı görüş ve sıra dışı konu başlıklarıyla Sosyal Bilgiler Eğitimcilerine ilham veren vizyoner bakış açılarının kazandırılacağı bu bilim şenliğine, alana gönül vermiş tüm paydaşları davet ediyoruz. Unutmayalım! Sosyal bilgiler, dijital dünyaya dair çok şey söylüyor. Yeter ki biz, bu sesi duymayı ve doğru şekilde aktarmayı bilelim. Çünkü demokrasi, adalet, insan hakları, medya okuryazarlığı ve aktif vatandaşlık gibi sosyal bilgiler eğitimine yönelik temel kavramlar, günümüzde en çok dijital platformlarda sınanıyor.
DOÇ. DR. KENAN BAŞ KİMDİR?
Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalışan Kenan BAŞ, Sosyal Bilgiler Eğitimi alanında Lisans, Yüksek Lisans ve Doktorasını tamamlamış olup, aynı üniversitede Doçent olarak görevine devam etmektedir. Eğitimde güncel konulara odaklanan yazar, vatandaşlık eğitimi, toplumsal sorunlar, afet eğitimi, eğitim sanat ilişkisi ve değer eğitimi üzerine çalışmalar yürütmektedir. Farklı platformlarda zaman zaman ülke gündemine ve kültür sanat konularına ilişkin yazılar da kaleme alan yazar, İngilizce bilmekte olup evli ve bir çocuk babasıdır.