Çocukluk ve doğa eğitimi: Tanıyan sever, seven ise korur

Çocukluk ve doğa eğitimi: Tanıyan sever, seven ise korur

Hepimizin malum olduğu üzere, çocukluk, ileride nasıl bir yaşam süreceğimiz ve hayata nasıl tutunacağımızın başlıca motivasyonudur. Kuşkusuz çocukluk döneminde doğayla kurulan ilişki biçimi de, yetişkinlerin doğaya karşı davranış ve tutumlarının belirleyicisi durumundadır. Ancak, kentleşme ve modern yaşam tarzının dayatmasıyla artık çocukların büyük bölümü doğayla deneyim imkanından mahrum kalır. Çocukluğun doğadan kopuk şekilde geçmesi, beden ve ruh sağlığını olumsuz etkilemektedir. Bunlardan en dikkat çekici olanı, “doğa yoksunluğu sendromu” olarak ifade ediliyor.

Haberin Devamı

Söz konusu psikolojik rahatsızlığın farkını, psikolojik tedavi gören bazı yetişkinlerin bu tür sorunlarının altında çocukluk döneminin doğadan kopuk geçmesinin etkili olduğunun anlaşılmasıyla varıldı.
Bu ve benzeri nedenlerle erken çocukluk döneminden itibaren çeşitli duyular yoluyla doğanın deneyimlenmesine imkan sağlayan öğrenme yaşantıları kritik bir önem kazanmış durumda. Buradan hareketle, bu yazıda günümüzde erken çocukluk döneminden itibaren önemli bir gereksinim olan doğa eğitiminin anlamı, kapsamı ve nasıl yürütülmesi gerektiğine herkesin anlayacağı şekilde açıklık getirilmeye çalışılıyor.

DOĞA EĞİTİMİ NEYİ KONU ALIR?
Doğa (çevre) eğitimi, 1970’li yıllardan itibaren sanayileşmenin yol açtığı çevre sorunlarına çare olarak ortaya çıkmakla birlikte; artık günümüzde insanın gezegendeki varlığını tekrar keşfetmesinin ve doğayla daha sürdürülebilir ilişki kurmasının yolu haline gelmiş durumda. Kısacası, doğa eğitimi, insanın doğayla ilişkisinin bütün yönlerini konu alır.
Bunlardan ilki, kuşkusuz cansız ve canlı varlıkların oluşturduğu organik bir sistem olarak doğanın yapısının ne olduğu, ne tür cansız ve canlı varlıklardan oluştuğu, bunlar arasında ne tür ilişkiler yaşandığı vb. olguların keşfedilmesidir. Kısacası, doğa eğitiminin öncelikli konusu “ doğanın nasıl çalıştığının” keşfedilmesidir. Ancak, doğa eğitiminin salt doğal sistemin keşfi sınırlılığında yürütmesi insanın doğayla kurduğu ilişkinin anlaşılmasında yetersiz kalacaktır. Bu nedenle, doğa eğitiminin diğer önemli bir konusu ise beşeri bir varlık olarak insanın doğayla nasıl ilişki kurduğu, yani beşeri yaşamını sürdürürken doğadan nasıl geçindiği ve bunun sonucunda doğayı nasıl etkilediği olmalıdır. Yani, doğa eğitimi aynı zamanda “insan nasıl yaşar” sorusuna da açıklık getirmelidir. Doğa eğitimi etik (ahlak) eğitimidir aynı zamanda. Bu anlamda, doğa eğitimi, cansız ve canlı varlıkların oluşturduğu simbotik birlikte her bir varlığın var oluş hakkına saygı duyma anlayışı ve kültürü kazandırmalıdır. Bu üç temel konu alanını içeren doğa eğitimi ancak, insanın doğayla uyumlu bir yaşam sürdürme yolunda bilinç yaratabilir.

Haberin Devamı

DOĞA EĞİTİMİNE NEREDEN BAŞLANMALI?
Bu soruya yanıt verebilmek için, çocukluk döneminin doğasıyla ilintili olarak ilgi ve ihtiyaçlarını gözetmek gerekir. Doğa eğitimini alan bir çocuğun ilgi ve ihtiyaçları nelerdir? Eğitim süreçlerinde günümüzde maalesef bu durum gözetilmeden doğa eğitimi yürütülmeye çalışılmaktadır. Şöyle ki, çocukları ilgisini çekebilmek adına doğa eğitimine buzulların erimesi, çevrenin kirlenmesi, küresel ısınma vb. kaygı yaratan sorunlarla başlanmaktadır. Özellikle, doğa eğitimiyle ilgili eğitsel içerikli proje faaliyetlerinde öğretmenlerin bu duruma çoğu zaman gereğinden fazla başvurdukları bilinen bir gerçektir. Ancak, bu şekilde kaygı odaklı güdülemenin gözden kaçan telafisi oldukça zor olumsuz bir yanı var. Özellikle, erken yaştan itibaren öğrencilerin bu yönde çevresel kaygı ile yüklü şekilde öğrenme süreçlerinden geçmeleri, ekofobi denilen korku duygusunun hakim olmasına yol açmaktadır. Alanda tek eser olan David Sobel, “Ekofobiyi aşmak” isimli eserde, bu şekilde öğrencilerde oluşabilecek ekofobinin yol açabileceği çaresizlik, doğadan kopuş vb. olumsuz etkilerini oldukça özlü şekilde açıkla.
Bu tespiti yaptıktan sonra izlenmesi gerekli yol rahatlıkla öngörülebilir. Bunun yanıtı aslında, günümüzde özellikle büyük ölçüde kentlerde yaşayan çocukların ihtiyaç ve ilgilerinin gözetilmesinde yatıyor. En yalın haliyle, özellikle erken yaşlardan itibaren doğa eğitimi , en genel anlamıyla sürdürülebilir yaşam eğitiminde öncelik, çocukların doğayı hissedebilecekleri, cansız ve canlı varlıklarla ilişki kurabilecekleri ve empati geliştirebilecekleri deneyimlerin işe koşulmasıdır.

Haberin Devamı

DOĞA EĞİTİMİ NEREDE YAPILMALI?
Bu sorunun yanıtı aslında çok açık. Başlıktan rahatça anlaşıldığı gibi, doğa eğitimi gerçek doğal ortamlarda ve yaşantılarla hayata geçirilmelidir. Çocukların, çeşitli duyularıyla toprak, hava, su vb. cansız varlıklarla bitki ve hayvanları doğrudan gözlemlemeleri ve hissetmelerine imkan verecek her türlü doğal ortam ve yaşantı doğa eğitiminin ortamıdır. Kırsalda yetişen çocuklar aslında kendiliğinden bu tür doğal ortamlarda öğrenme süreçlerinden geçmektedirler. Bu anlamda ,kırsal yaşam aslında en zengin doğa eğitimi ortamıdır. Diğer yandan, bir çocuğun tohum dikmesi, ondan bitki yetiştirmesi, bakımını yapması; benzer şekilde evcil bir hayvanın bakım sorumluluğunu alması ve onunla ilişki kurması hem doğayı keşfetmesi, hem de beden ve ruh sağlığının gelişimi açısından oldukça verimli yaşantı olanaklarıdır. Bu nedenle, ebeveynlerin çocuklarına doğa eğitimi verebilmeleri için eğitim uzmanı olmaları gerekmez. Çocuklarına bu tür ortam ve imkanları sunsunlar yeterli.

Haberin Devamı

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK EĞİTİMİ
Sürdürülebilirlik fikrinin, ekolojik, ekonomik ve sosyo-kültürel ayaklarını düşündüğümüzde insan hayatının bütün yönlerine karşılık geldiği ve zaman içerisinde devamlılığa vurgu yaptığı görülecektir. En genel anlamıyla, sürdürülebilirlik insan-doğa varoluşunu destekleyen ekolojik, ekonomik, sosyal, kültürel vb. çeşitliliğin varlığının devamlılığıdır. Bu açıdan, doğa eğitimi artık günümüzde sürdürülebilirlik eğitimine genişlemiş durumda.
Bu anlamda, öğrencilerin anlamakta zorlanacağı kavramlar yerine, herkesin farkında olduğu örneklemeler yapılarak baş başa kalınan sürdürülemezlik fark ettirilebilir ve buradan hareketle sürdürülebilir yaşam yönünde irade kazandırılabilir. Sözgelimi, zamanla ortadan kalkan yaşam alanları, yerleşim şekilleri, zanaat becerileri, toplumsal ilişkiler vb. sürdürülebilirlik eğitiminde verilebilecek oldukça açıklayıcı örneklemeler olabilir.
Son olarak, sürdürülebilirlik eğitimi ya da sürdürülebilir yaşam eğitimi, artık bazı derslerle sınırlı şekilde yürütülecek bir eğitim alanı değildir. Bunun ötesinde, okul öncesinden son aşamaya kadar bütün derslerle anlamlı ilişkilendirmeler kurularak yürütülecek bütün disiplinleri/dersleri kapsayan yeni bir eğitim anlayışı ve alanı ile karşı karşıyayız. Dolayısıyla sürdürülebilirlik eğitimi, “nasıl bir birey, nasıl bir toplum, nasıl bir yaşam ve gelecek” sorularına odaklanan yaşam eğitimidir aslında.

Haberin Devamı

DOÇ. DR. OĞUZ ÖZDEMİR KİMDİR?
Çorum doğumlu. İlk ve orta öğrenimini Çorum ve Ankara’da tamamladı. Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Öğretmenliği bölümünden mezun oldu. Uzun süre Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda öğretmenlik yaptı. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü’nde “Yazınsal Tür Olarak Öykünün Çevre Duyarlığına Etkisi” konulu teziyle yüksek lisanstan mezun oldu. Arkasından, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “GDO’ların Doğal Çevreye Etkileri ve Avrupa Birliği Açısından Değerlendirilmesi” konulu doktora tez çalışmasıyla “Sosyal Çevre Bilimleri Doktoru” unvanını aldı. 2004 yılında öğretmenlikte ayrılarak akademik hayata atıldı. Halen, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim Fakültesi Fen Bilgisi Öğretmenliği Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapıyor. Biyoloji eğitimi, çevre eğitimi ve sürdürülebilirlik konularında çok sayıda makale ve kitap yazmış, projeler yürüttü. TÜBİTAK desteğiyle Almanya ve İngiltere’de çevre eğitimi konusunda araştırmalar yapmıştır. Sürdürülebilir Yaşam Eğitimi Derneği’nin kurucu başkanıdır. Evli ve bir kız babası olup, iyi düzeyde Almanca ve İngilizce biliyor.