Güncelleme Tarihi:

Olumsuz anılarım da var. İki arkadaş, öğretmenimin, yukarıda sözünü ettiğim değil, dedikodusunu yapmıştık. Yanımızdaki diğer arkadaş da konuştuklarımızı öğretmenimize söylemiş. Sınıfa girdiğimizde öğretmen, şikâyet edilen bizi, ne yaptığımızı da söyleyerek, azarlamıştı. O gün eve gittiğimde üzgündüm. Sabah uyandığımda da, üzüntüden olsa gerek, kusmuştum. Annem fark ederek ne olduğunu, neye üzüldüğümü sordu. Olanları anlattım, annem öğretmenle konuşacağını söyledi. Benden önce yola çıktı. Ders başlamadan da öğretmenle konuşmuş. O günden sonra öğretmen, tüm sınıfa yakın ve sıcak davrandı, gelenek gibi yaptığı sınıfça cezalandırmayı bıraktı. Annem ne konuştu, ne söyledi, bana tam olarak söylemedi.
Acaba öğretmenim diğer çocukların kulağına da fısıldamış mıydı? Sevgiyi, gururu, aidiyeti, güvenli ortamı, motivasyonu hepimizin yüreğine akıtmış mıydı? Annem ne söylemişti de bizim sınıfa iyi gelmişti, öğretmenin öfkesini, cezalandırıcı tavrını, güvensiz ortamı, eğitim ortamındaki otoritenin kötü hissettirmesini ortamdan çekmişti.
İLK FİLİZLER AİLEDE VERİLİR
İnsan henüz yeni doğduğunda bile mutluluk, korku gibi duygulara sahip. Genetik yapı ile birlikte gelen diğer bir cevher de mizaç. Bazı çocuklar zor, bazıları kolay bazıları da yavaş ısınan özellikler ile dünyaya gelir. Gerek mizaç gerek sosyokültürel farklar ve bilişsel olarak geliştikçe duyguların sayısı, anlamlılığı, yaşanışı ve yoğunluğunda bireysel farklılıklar görülür. Duygusal gelişimdeki bireysel farklılıklara, benzer nedenler ile sosyal gelişimde de rastlanır. Ancak çoğunlukla bu iki gelişim el ele yürür. Bu doğal ve de yaşantıya dayanan yetenek, çeşitlenerek, yoğunlaşarak, akıl ile birlikte yaşamın en belirleyicilerinden biri haline gelir. Bu durum ilk filizlerini ailede verir.
Hepimizin ilk topluluğu aile. Ailede en elzem olan gereksinim güvenli ortam, sevgi, kabul görme ve onaylanmaktır. Anne babalar ve diğer aile üyeleri doğumdan itibaren bebeğin beslenmesi, uygun bir fiziksel ortamda, -ısı, ışık, ses düzenlemesi- yaşaması için gayret gösterir. Ağlamasına duyarlı ve gereksinimlerini yeterince karşılar. Bebeği şefkatle kucağa almak, uygun ses tonu ve göz kontağı ile konuşmak, şarkılar, ninniler söylemek ve uykusuna izin vermek gibi süreçleri gerçekleştirir. Artık bebek bir gün hareketlenir, emekler, yürür, tüm zamanlara ve ortamlara dâhil olur. Onun ihtiyacı hareket, karıştırmak, merak etmek, tutmak, atmaktır. Bu zaman diliminde ses yükselir, hayır, yapma, sessiz ol, karıştırma, sorun çıkarma, iş yükünü artırma, beni yorma tepkileri baş gösterir. Artık soru soracak, çok soracak, ben yaparım diyecek. Sus artık, yoruldum, ne çok soruyorsun, yemeğini ye, uyu tepkilerini sıklıkla duyacak. Okul zamanı. Uyan, yat, ödevini yap, tartışma, kavga etme, şuraya gitme, kötü şeyleri bana söyle. Sağa bakma, sola bakma, şu kişiler ile arkadaşlık etme, şöyle davranma, sevme, dersine çalış, test çöz.
“Ayaklarım geri geri gidiyor deriz.” Duygularımızın olumlu olmadığı, desteklenmediğimiz ortamlardan uzaklaşırız, çatışırız, bazen kabulleniriz ya da yok sayarız bazen de ateşe bir de biz odun atarız. Bütün bunlar akış içindeki seyirdir. Aile neden bunları yapıyor?
ÇOCUK GELİŞİMİ BİLGİSİ EKSİKTİR
Aile çocuk gelişimi konusunda yeterli bilgiye sahip değildir. Üniversite mezunu bile olsa insan gelişimi konusunda hiçbir ders almamıştır. Alsa da onun mesleki ya da hayat başarısına bir katkı sunmayacaktır. Öyleyse gerek yok. Aile, günü ya da yarını kurtarma çabasındadır. Yaşamsal kaynakları, zamanı yeterli değildir. Toplum, dünya görünür olmak istiyor. Aile de buna ayak uyduruyor. Toplum, statü istiyor. Aile de kendi ve çocukları için bunun peşinde. Sevgi, şefkat, aidiyet, değer görme, güvende hissetme, gurur duyma, sıcak bağ oluşturma, doğal olma çocukların yaşam alanında ya yoktu ya da azalarak yok oluyor.
OKULLAR HER SORUNU HALLETMELİ Mİ?
Çocuk çoktan okullu oldu. Bütün ümitler okula bağlandı. Aile üyeleri, iyi bir eğitim, iyi bir gelecek peşinde. Okulda iyi matematik öğrenmeli, dil bilgisi, fizik, biyoloji öğrenmeli. Sınavlardan yüksek puan almalı, en iyi okullara gitmeli, üniversite bitirmeli, iyi para kazanmalı. Okullar her sorunu halletmeli.
Okullar ne diyor? Öğrencilerimiz şu puanı aldı. Şu okula girdi. Çocuğunuz ağlıyor, yaramaz. Kavga ediyor. Ödevlerini yapmıyor. Bu çocuk farklı. Doktora götürün. Onunla ilgilenin. Evde sorumluluk verin. Her istediğini yapmayın. Ceza verin. Ceza veririz. Okuldan atarız. Başka okula alın. Suç ve sorumluluk yine ailede.
ÖĞRETMEN KIYMETLİDİR
Öğretmen deyince pedagoji akla gelir. Öğretmen eğitim ve gelişimi iyi bilir. Çocukları iyi anlar, iyi değerlendirir. Her bir çocuğun biricik olduğunu unutmaz. Çocuk öğretmeni tarafından sevilir, değer görür, başardıklarını fark eder, olumlu duygular yaşar ve okula, okulda yapılanlara heveslenir. Diğer insanlara da ilgi duyar ve olumlu duygular ile yaklaşır. Öğretmeni onun için çok kıymetlidir. İnsani özelliklerin üstündedir öğretmeni. Artık bir başkasına ve arkadaşlarına sevgi ile yaklaşır çocuk. İçinde bulunan iyilik fitili güvenle yanar.
ÖĞRETMENLER YETERİNCE SAYGI GÖRÜYOR MU?
Öğretmen çocuğu, gözüyle, bakışıyla, beden dili ile sesi ile dinleyerek kulağı ile koluna dokunuşu ile takdiri ile adaleti ile güven vermesi ile senkronize olabilmesi ile sever. Öğretmen çocuğu anlaması ile sever. Bazı öğretmenler bunu öğrendi ama unuttu. Bazı öğretmenler tam anlamadı. Bazılarının sınıfında çok çocuk var. Bazıları tükenmişlik yaşıyor, gören yok. Bazıları kendi okulunda bile yeterli saygıyı göremiyor. Diğer koşulları da kötü belki. Sistem de onlardan çocukları öğrenim düzeyine göre sınava hazırlamalarını bekliyor. Duygu dersi, sosyal yeterlik dersi de yok. Temel yaşam becerileri dersi de yok. Bu dersler olsa da notu yok. Çocuğun başarılarını bunlarla açığa çıkaracağı bir alan yok. Dersler de, çok yoğun içerikli. Her çocuktan matematik öğretmeni gibi matematiği, Türkçe öğretmeni gibi Türkçeyi bilmesi bekleniyor. Bir kütüphane dolusu test kitabı çözmesi bekleniyor. Öğretmen de çocuk da şaşkın. Farklılıklar, gelişimsel ihtiyaçlar, insan olma özellikleri akıllarda durmuyor. Tezgâhın arka tarafında duruyor. Kriz çıktığında tezgâhın arkasındakiler akla geliyor. Bir de neden ve kim soruları.
Anne baba, çocuğunuz gülümsüyor mu, gülebiliyor mu, çocuğunuz göz teması kurabiliyor mu, çocuğunuz ağlayabiliyor mu, çocuğunuz sizinle ve arkadaşları ile oyun oynamak istiyor mu, çocuğunuz uyuyabiliyor mu, çocuğunuz sağlıklı mı, çocuğunuzun sevdiği şeyler var mı, çocuğunuz okula gitmek istiyor mu? Öğretmenler, sınıfınızdaki ve okulunuzdaki çocuklar mutlu mu, her bir çocuk başardığını hissediyor mu, unutulan çocuklar var mı, devamlı övdüğünüz çocuklar var mı, adalet var mı, sabır, hoşgörü, esneklik var mı, bir çocukta bile gelişimsel olmayan bir durum gözlemlediğinizde okul desteği ve okul olarak yararlandığınız kurumsal destekler mevcut mu? Toplum desteği var mı? Sorun gözlemlediğinizde ailenin sorunu çözmesi ya da çocuk üzerinde baskılaması dışında okulda sizin sorumluluğunuz ve öğretmen kimliğiniz ile probleme çözüm getiriliyor mu? Bunun için ulaşabileceğiniz kaynaklar var mı, yeterli mi?
BEYİN 25 YAŞINA KADAR GELİŞİYOR
Çocuğun hayata hazırlanması uzun soluklu bir süreçtir. On sekiz yaşında da bitmiyor. Beyin olgunlaşmasını yirmi beş yaşına kadar sürdürüyor. İyi hissetmek ve hissettirmek yaşamanın gerekliliklerinden. Filizlenme ailede başlıyor ve okulda, toplumda devam edip gelişiyor. Bu durumda aileye, okula ve topluma sorumluluk düşüyor. Ailenin gelişimsel özellikleri iyi bilip sevgi, ilgi, çocuğa uygunluk, güven, saygı, sabır, hoşgörü, esneklikle birlikte çocuk ile hayatı paylaşması ve sorumluluk alması gerekiyor. Ebeveynlerin yetişkin, çocuklarının ise çocuk olduğunu unutmaması gerekiyor.
ÇOCUKLAR OKULDA SEVGİYİ YAŞAMALI
Okullarda öğretmenlerin, yöneticilerin görev ve sorumluluklarını unutmaması gerekiyor. İlk görevlerinin eğitim olmasını akıldan çıkarmamalılar. Saygı, sevgi, güzel duygular oluşturma, adaletli davranma, farklılıklara saygı, bireysel farlılıkları dikkate alma, aileyi suçlama değil de yanına alma görev ve sorumluluklarının bilincinde olmalılar. Çocuklara yüklenen aşırı ve yoğun dersler ve içerikler hafifletilir ise çocuklar daha mutlu okula gidebilir. Günde sekiz saat okulda olan çocuklar bir de evde aşırı ödevler ile isteksizce uğraşmazlar ise okul bıkkınlığının önüne geçilebilir. Okuldan uzaklaştırma ve sevgisizlik ve farklı boyutlarda başarı duygusunu tadamamak insanın doğasını bozabilir. Bu nedenle çocuklar okulda sevgiyi, başarıyı, saygıyı, kabulü, onayı yaşamalılar. Tüm çocuklar, sevgi, kabul, başarı duygusunu, farklılıkları da dikkate alınarak, hissetmeli. Okullara farklı kurum destekleri sağlanmalı. Çocuk ve ailenin sosyal duygusal destek ihtiyacı, tıpkı bir aşı ihtiyacı gibi zamanında ve yeterli sağlanmalı. Sınavlara değil gelişime odaklanılmalı. Çocukların deneyimleyerek ve hata da yaparak gelişebileceği unutulmamalı. Çocuklar, aile, okul ve toplum tarafından dışlanmamalı. Birey ve toplulukların sadece maddi değil duygusal ve sosyal ihtiyaçlarının da olacağı ve bu konuda yapılabilecek yardımların da çok ahlaki, inançsal boyutlarının olduğu toplum bilincine aşılanmalı. Mahalle ve toplum kültürleri geliştirilmeli. Çocukların ebeveyn ve ailelerinin, ebeveyn adaylarının eğitimi ile birlikte güvenilir farklı primer bakım veren kişilere yönelik ciddi eğitim fırsatları yaratılmalı.
Sonuç olarak, bir çocuk bile atlanmadan ne hissettiği, nasıl olmak istediği sorulmalı. Sorun ve çözüm önerileri dinlenmeli. Her aile dinlenmeli, sorunları görülmeli. Çözümler ciddiye alınmalı. Öğretmenler dinlenmeli sorunlar çözülmeli. Toplumun başarı algısı yeniden revize edilmeli. Eğitim meyvesini geç verir. Eğitim olması için de insanın temel ihtiyaçlarının, kabulünün sağlanması elzemdir. Her insan biricik ve değerlidir. Biri dışlanır ise kendisini farklı şekillerde doyuma ulaştırır.
PROF. DR. ÜMİT DENİZ KİMDİR?
Mersin’de 1969 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin, lise öğrenimini Antalya’da tamamladı. 1992 yılında Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesinden Lisans derecesini ve öğretmenlik sertifikasını aldı. 1997 yılında Hacettepe Üniversitesi Çocuk Sağlığı Hemşireliğinde Yüksek Lisansını, 2003’de Ankara Üniversitesi Ev Ekonomisi Yüksek Okulunda Çocuk Gelişiminde Doktorasını tamamladı. 2010 yılında Öğretmen Yetiştirme Alan Eğitimi Çocuk Gelişimi ve Eğitiminde Doçent unvanını aldı. 1987-1994 yılları arasında çeşitli kliniklerde ve çocuk hemşiresi olarak çalıştı. 1994-2004 yılları arasında Ankara Üniversitesi, 2004-2005 eğitim yılında Mersin Üniversitesinde akademisyen olarak çalıştı. 2005 yılından bu yana Gazi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü Okul Öncesi Eğitimi Anabilim Dalında çalışıyor. Bir çocuk annesi olan yazarın çocuk gelişimi ve eğitimi, okul öncesi eğitimi ile ilgili yayınları mevcut.