GeriEğitim Çocukların en büyük aktivitesi aile yuvasıdır
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Çocukların en büyük aktivitesi aile yuvasıdır

Nesrin Kakırman, İstanbul’daki iki kadın ilçe milli eğitim müdüründenbiri. 4 bine yakın öğretmen, resmi 62 okul, 132 özel okulun başındaki isim. Aile fertlerinde kadın olarak lise ve üniversiteyi ilk bitiren isim. Okumak için en büyük destekçisi annesi olmuş. İlçesinde 10’a yakın kadın yönetici var, şimdi onların sayılarını arttırmayı hedefliyor.

Çocukların en büyük aktivitesi aile yuvasıdır
Abone Olgoogle-news

Kakırman’a göre veli-çocuk ilişkisi büyük ölçüde başarı odaklı bir ilişkiye dönmüş: “Veliler hayattaki en değerli varlıkları olan çocukları için hiç kuşkusuz büyük fedakarlıklar sarf ediyor. Fakat fedakarlık, çoğu zaman sevgiyle eş değer kabul edilebiliyor. Bu durum da çocuğun özgüvenini zedeleyerek kendini gerçek anlamda keşfetmesini engelliyor” diyor. Çocukların hafta içi okul, hafta sonu birçok aktiviteye başarı endeksli olarak katıldığını vurgulayan Kakırkman, “Çocukları sevgiden yoksun sarmalın içine koyamayız. Onların en büyük aktivitesi aile yuvasıdır. Burada alacağı sevgi, şefkat ve merhamet dersleri çocuğun kendine saygısını da beraberinde getirir. Burada veliler kadar eğitimcilere de büyük görev düşüyor. Beklentilerimizi yüksek tutarken aile kurumunun temel vazifesini ihmal etmeyelim” diyor.

Çocukların en büyük aktivitesi aile yuvasıdırBeşiktaş İlçe Milli Eğitim Müdürü Nesrin Kakırman ile eğitimi konuştuk:
- Siz ailenin ilk lise, sülalenin ilk ortaöğretim okuyan kızısınız değil mi?
Evet. Ailede lise ve üniversiteyi bitiren ilk kadınım. Özellikle de rahmetli babamın eğitimci kimliğinden kaynaklı bir çaba içindeydik ailece.

- Erzurum’da mı okudunuz?
Evet. Yolculuğum Erzurum’da başladı. İlk, orta öğrenim kısmını orada yaptım. Daha sonraki kısmını babamın görevi nedeniyle geldiğim İstanbul’da tamamladım. Babam ilahiyatçıydı. Entelektüel bir kişiliğe sahipti. Dönemin şartları içinde kız çocuklarına eğitimiyle ilgili bir takım zorluklar yaşanıyordu. Ben de böyle bir ortamda büyüdüm.

- Kaç kardeştiniz?
Altı kardeştik. Bir abimi 25 yaşındayken trafik kazasında kaybettim. Dört kız bir erkek.

- O yıllarda vazgeçemediğiniz tek şey neydi?
Okumak. Tutku idi bende. En büyük destekçiniz kimdi? Rahmetli babam ve annem. Annem ilkokul mezunu olmasına rağmen iyi bir eğitim almıştır. İyi bir Arapça dilbilgisi, ilahiyat bilgisi vardır.

- İlk, ortaokul eğitimini Erzurum’da aldınız. Sonra liseyi İstanbul’da mı okudunuz?
Liseyi Cibali Lisesi’nde okudum. Lise maceram da çok ilginçtir. Önce kız lisesine gitmek istedim. Ancak Fatih Kız Lisesi’nin kayıtları dolmuştu. Oraya alınmayınca Yavuz Sultan Selim Kız Meslek Lisesi’ne yazıldım. Yani yeter ki bir okula gireyim de neresi olursa olsun diyordum. Bir hafta oraya devam ettim. Ondan sonra baktım ki bana göre değil. Çünkü o yıllarda hukukçu olmak istiyordum ve meslek lisesinde yolum kapalıydı. Ben de Cibali Lisesi’ne geçtim.

- Hukuk fakültesini kazandınız mı?
Evet. Ama çeşitli şartlardan dolayı devam edemedim. Sonra İstanbul Üniversitesi Tarih bölümünü kazandım. Tarih okurken de hiç öğretmenlik gibi bir niyetim yoktu açıkçası. O dönem çok daha farklı hayallerim vardı.

- Neydi o hayaller?
İyi bir dil öğrenip, uluslararası bir şirkette çalışmak. Okul benim için işe giriş için bir referans olmalıydı. Üniversiteyi o dönem için açıkçası işe giriş için bir referans olarak okudum.

- Hem çalışıp, hem okumuşsunuz.
Evet. Hem çalıştım hem okudum o dönem. Sigortacılık yaptım, kitapçıda çalıştım. Okul dışındaki çevreyi de tanıdım, çok şey öğrendim. Okul bitince de Konya’ya sınıf öğretmeni olarak atandım. Tarih bölümünden atanmayı bekliyordum. Stajyerliğim kalkar kalmaz kendime bir hedef koymuştum. Alanımda öğretmen olmak istiyordum. Sonra İstanbul’a atandım ve hemen yüksek lisansa başladım. Bu arada İstanbul’da farklı semtlerde çalıştım. Branşımda da eğitim verdim. İstanbul’un farklı ilçelerinde görev yaptım.

- Sonra yöneticilik başlıyor.
Evet. Bir okulda müdür yardımcılığı yaparken Talim ve Terbiye Kurulu’na bağlı olarak Sosyal Bilimler Liselerinin müfredatını hazırlamak adına bir süre çalıştım. Bağcılar, Bahçelievler’de yöneticilik, ardından İstanbul ve Ankara’da İl Milli Eğitim Müdür Yardımcılığı görevlerini üstlendim. 2018’de Beşiktaş’ta İlçe Milli Eğitim Müdürü oldum.

ÇOCUKLARI SARMALIN İÇİNE KOYMAMALIYIZ
Okulları ziyaretimde içeri girerken küçük yaş guruplarında izin alıyorum. Çok fotoğraf çektirme taraftarı da değilim o çocuklarla. Onlar eğer izin verirlerse açıkçası yanlarına oturuyorum, içeri giriyorum onlarla sohbet ediyorum. Hafta sonu bir kurumu ziyaret ediyordum. Bir kenarda oturmuş çok üzgün bir çocuk gördüm. Bir hayli bezgin, üzgün oturuyor masasında. İlkokul ikiye gidiyormuş. Hafta içi okula gidiyor, hafta sonu aktivitelere katılıyormuş. Çocuk, aktiviteden bunalmış. Okuldan çıkıp, kursa gidecekmiş. İlkokul ikiye giden yedi yaşındaki bir çocuğun o kadar çok sarmalın içerisinde böylesine yer almasına üzüldüm. Bu durumdan hareketle veli-öğretmen işbirliğini önemsiyorum. Bazen biz eğitimciler de beklentilerini yüksek tutuyor. Anlattığımız konuyu çocuk sonuna kadar bilecek. Hep yüksek not alacak, müziği, beden eğitimini bilecek, aktivitelerini, sosyal yönünü, girişimci yanını geliştirecek. Eğitimci kimliğimizle çocuk üzerindeki bu baskıyı ;velilerimiz ve diğer paydaşlarımızla beraber çocuğun kendisini tanımasına daha fala fırsat oluşturarak kendi yeteneklerinin ve özelliklerinin farkında olarak kendiliğinden azaltmış oluruz. Bu konuda zaten uzmanlarda hemfikirler zaten. İşte biz burada iyi bir rehber olabilmeliyiz. Unutmayalım ki eğitim öğretimde başarının sırrı sevgimizin gücümüzde saklıdır. Biz eğitim camiası olarak gücümüzü sevgiden alırsak, uygulamada birlik ve beraberliğimizi sağlarsak erdemli,başarılı ve mutlu bireyleri yetiştirmek adına en güzel davranışı sergilemiş oluruz.

İYİ İZ BIRAKMAK İSTERİM
Şairin de ifade ettiği üzere gök kubbede bir hoş sada bırakmak isterim. Hayatta en kutsal davranış bence insana verilen değerdir. Ben de bu anlayış ile işimi yapmaya çalışıyorum. Bu hoş sadayı bırakabilirsek ne mutlu bizlere.

KADIN OLMANIN AVANTAJLARI VAR
Kadın olmanın en önemli avantajı, öğretmen camiası açısından baktığımda duygusal yönümüzün güçlü olması. Karşı tarafı daha kolay anlayabiliyoruz. Beden dilini, tepkileri kadın kimliğinizle çok kolay çözebiliyorsunuz. Dolayısıyla siz de üretiminizi ona göre gerçekleştiriyorsunuz. Empati yapabiliyorsunuz, karşı tarafı bu anlamda duygusal yönden değerlendirebiliyorsunuz. Kendinizi daha kolay karşı tarafın yerine koyabiliyorsunuz.

ÇOCUK VE GENÇLERİN EĞİTİMİNDE OKUL KADAR AİLE VE DİĞER TÜM EĞİTİM PAYDAŞLARININ SORUMLULUĞU VARDIR
Geçtiğimiz dönemlere kıyasla önemli oranda bir değişim söz konusudur. Öyle ki bu değişim tüm dünyada kendini göstermektedir. Yani bizim toplumumuza özel bir durum değil. Eğitimde çocuğun bilişsel ve duyusal gelişiminde bazı veliler öğretmen rolüne bürünebiliyorlar. Bu durum da öğrenci-veli-öğretmen çatışmasına dönüşebiliyor. Dolayısıyla bizler velinin de eğitimine oldukça önem vermeye çalışıyoruz ve söz konusu eğitimle ilgili okullarımızda uygulanan eğitimlerin yanı sıra destekleyici bir takım çalışmaları da yakın dönemde başlatacağız.

VELİLER ÇOCUKLARINI SALT BAŞARI ODAKLI YETİŞTİRİYOR
Günümüzde veliler yatırımlarını çocuğa yapıyor. Veli, kendisinin adına ne dersek diyelim hedef, hayal ya da amacı çocuğun sırtına yükleyebiliyor. Yani çocuk çoğu zaman velinin hayallerini gerçekleştirmek adına kendi hayatını vakfediyor. Bu durumdaki annebaba-çocuk ilişkisi zararlıdır. Çocuklarımıza tabii ki de destek olalım, onlara yol gösterelim fakat kendi yolumuzdan gitmelerini şart koşmayalım. Bırakalım kendi yollarını kendileri keşfetsin. Yani hayatı deneyimlesin, yaşamda sevgi gibi değerli kavrama yabancılaşmasın. Yüksek beklenti içinde çocuklarımıza hayallerimizi dayatmayalım, sevgimizi paylaşalım. Unutmayalım ki çocuklarımız, Şefkat yüklü kollarımızda yer alıyor. Merhamet yüklü bakışlarımızda yer alıyor.

KİMDİR?
İlk ve ortaokulu Erzurum’da okuyan Nesrin Kakırman, İstanbul Cibali Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisansını Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Bölümü’nde bitiren Kakırman, 24 yıllık çalışma hayatının 16 yılını yönetici olarak geçirdi. 2018’de İstanbul Beşiktaş İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevine atandı. Görev süresi boyunca birçok projeye imza attı.

 

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle