GeriEğitim Çocukların çabasını destekleyin
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Çocukların çabasını destekleyin

Çocukların çabasını destekleyin

Salgın dönemi tüm alanlarda olduğu gibi eğitim sisteminde de bazı değişimleri ve alışıla gelmeyen uygulamaları gündeme getirdi. Aynı zaman diliminde aynı mekanı paylaşamama durumu için şimdilik bildiğimiz en iyi yöntemlerden birisi olan bilgi ve iletişim teknolojilerinden yararlanmak bir çözüm olarak görünüyor. Ayrıca, bir dönem bu araçların özellikle gelişim döneminde olan çocuklarımız için gerek bilişsel gerekse psikomotor ve duyuşsal gelişimleri için olumsuz etkilerinden bahsederken bir anda bu teknolojileri çocuklarımızın önüne getirip kullanmaları konusunda da ısrarcı oluyoruz. Değişik bir paradoks olarak, bunun geçici bir durum olduğunu ve kısa bir süre sonra normale döneceğimizi çocuklara açıklayarak geleceğe odaklanmalıyız.

COVID-19 kendine özgü bir değişime yol açtı. Öğretmenler ve öğrenciler kendilerini bir anda büyük bir uzaktan eğitim deneme ortamında buldu. Yüz yüze etkileşime ve öğretmen-öğrenci ilişkilerine dayanan bir eğitim sistemi, bir anda sanal eğitim modeline dönüştü. Uzaktan eğitim çalışmaları üniversite ve sonrası düzeylerde daha fazla bilgi vermektedir, ancak ilk, orta ve lise düzeyleri için deneyimlerimiz oldukça sınırlı Dolayısıyla bu durum öğretmenlerimizi de hazırlıksız yakaladı. Bu süreçte teknolojinin çocuklarla ilişkisinin nasıl düzenleneceği ve ailelere düşen roller açısından teknoloji kullanımına ilişkin bildiklerimiz ışığında neler söyleyebiliriz? Burada kısaca bu hususlara değineceğim.

KAPISI OLMAYAN SANAL ORTAMLARDA RİSKLER DAHA BELİRGİN OLABİLİYOR
Unutmamalıyız ki bu süreç alışılagelmiş bir süreç değil. Şu anda gerçekleştirilmek istenen uzaktan öğretim faaliyetlerinin önemli bir amacı da olağanüstü bir durum olan salgın döneminde öğrencilerin okul derslerinden uzak kalmamalarını sağlamak. Ancak, tüm bu sürecin merkezinde sağlıklı kalmanın (fiziksel ve duygusal olarak da) olduğunu unutmamalıyız. Sınıf ortamının sosyal bir birliktelik düzeni ve okulun da sosyalleşmede önemli işlevleri olduğunu düşünürsek, uzaktan erişim araçlarıyla öğrencilerin bu süreçte yalnız olmadıklarını göstermiş oluyoruz. Eğitim ortamlarında teknoloji kullanımında deneyim azlığı çoğunlukla geleneksel rutinlerimizi dijital ortamlara yansıtmamızla başlayan bir gelişim gösterir. İnternet gibi geniş ve okul ya da sınıftaki gibi tek bir giriş kapısı olmayan sanal ortamlarda riskler daha belirgin bazen de daha acımasız olabiliyor. Örneğin, bir iletişim aracı kullanımı sonucunda öğretmenlerimizin bazılarının yaşadığı kredi kartının amacı dışında kullanılması örneğinde gördüğümüz gibi gerçek yaşamda ders yaparken pek olası olmayan bir durumla da karşı karşıya kalınabiliyor. O nedenle, bu ortamların kendi norm ve kurallarından haberdar olmak hem öğretmen hem öğrenci hem de aileler için çok önemli.

Eğitim ortamlarının düzenlenmesinde her zaman geçerli bir ilke var, o da teknolojinin yerinde ve kararında işe koşulması. Bunu tehdit eden en önemli unsur ise yeniliğe eğilim ilkesi. Bir başka ifadeyle, yerinde ve kararında olan bazı teknolojileri ve uygulamaları yeni bir araç ya da uygulama gördüğümüzde denemek isteyebiliyoruz. İçinde bulunduğumuz dönemde ve deneyim eksikliğimiz olduğu bu ortamlarda bu tarz eğilimleri sınırlamaya çalışmak bir önlem olacaktır. Rutinler herkes için bir konfor alanı oluşturur ve rutinlerimizi tehdit eden unsurların fazla olması ve kontrol edilememesi stresi arttırabilir. O nedenle, gerek aileler gerekse de öğretmenler olarak öğrencilerimize bu rutinleri inşa etmek için çaba gösterebiliriz.

UZAKTAN ÖĞRETİMİN EN ÖNEMLİ UNSURLARINDAN BİRİ ETKİLEŞİM
Uzaktan öğretim sürecinde en önemli unsurlardan birisi de etkileşimdir. Etkileşim, öğrenci-öğrenci, öğretmen-öğrenci, ve öğrenci-içerik arasında tasarlanıyor. Uzaktan öğretim ortamlarında bu etkileşimin niteliği öğrencilerin derse katılımlarını ve öğrenme sürecinin daha verimli olmasını sağlayan önemli öğelerden birisi. Evde yapılan derslerde bu etkileşim türlerine bir de, özelikle de alt sınıflarda, öğrenci-aile-öğretmen-içerik etkileşiminin de dahil olduğuna tanıklık etmekteyiz. Bu sürecin de öğrenciler üzerinde stres oluşturmamasına gayret edilmeli. Rekabet, yüksek başarı beklentisi, kendini dışarıda kalmış hissetmemek gibi bazı kişisel özelliklerin uzaktan öğretim ortamlarında da farklı boyutlarda kendini göstermesi olası. Bu tür davranışlar ailelerden de gelebiliyor. Bu dönemde, bu davranış örüntülerimizi mümkünse yeniden gözden geçirip; çocuklarımızın gösterdiği çabayı destekleyip, ön plana çıkartılmasına çalışmalıyız. Yeni bir ortama ve teknolojiye uyum sağlamaya çalışırken ayrı bir stres kaynağı üretmemeliyiz. Burada strese ayrı bir vurgu yapmamım önemli bir nedeni var. Stresin bedenlerimiz ve beyinlerimiz üzerindeki uzun dönemdeki etkisi iyi belgelenmiştir ve sinirbilimciler, amigdala dahil olmak üzere, beynimizin belirli alanlarını etkileyen belirli mekanizmaları ortaya çıkarıyor. Beynimizin merkezinde bulunan amigdala, uzun süreli belleğimize bilgiyi işler. Tehdit ya da kendimizi güvende hissedip hissetmediğimiz, büyük ölçüde bilginin nereye yönlendirildiğini belirler. O nedenle,  çocuklar olumlu ve güvenli ortamlar yaşadıklarında daha fazla bilgi tutarlar. Bu nedenle, çocuğa baskı yapılmaması, bunun yeni bir süreç olduğu unutulmadan, çocuğu bu ortamlardan soğutacak davranış ve konuşmalardan kaçınılması önemli.

BU ZORUNLU BİR ARA
Unutulmamalı ki, verilen bu ara, zorunlu bir ara. Ancak, bu süreci aileler daha faydalı hale getirebilir. Öncelikli olarak sisteme girebilen ve olanağı olan aileler, kendileri bizzat ya da destek alarak, bu platforma girip, çocuklarının nasıl bir süreç yaşayacaklarına ilişkin bilgi edinebilir. Ancak, kendi deneyimlerini çocuklarına empoze etmemeleri gerekiyor. Öğrenciler sorun yaşarlarsa, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) hazırladığı yönlendirmelere göre bu sorunları giderebiliyorlar mı kontrol edebilirler. Bu süreç hakkında MEB’e de danışabilirler. Daha sonrası için, çocuklarıyla konuşup onların erişimi konusunda yardımcı olabilirler. Önümüzdeki yıllarda, özellikle iş hayatına atılan bugünkü çocuklarımız, çok daha fazla uzaktan eğitim sürecine maruz kalacak. O nedenle erken dönemde bu ortamları deneyimlemek bile başlı başına iyi bir kazanım. Bu süreci ailelerle birlikte kaliteli bir zamana dönüştürebilen çocuklar için ise aynı zamanda eğlenceli bir anı olacak bir deneyim yaşayacaktır.

TEKNOLOJİ BİR ARAÇ
Bulunduğu ortamda bilgisayar ve televizyon erişimi olmayan aileler için bu bir sorun teşkil edebiliyor. Bu ortamlara erişimde cep telefonlarından erişimde mümkün. Aynı zamanda, evindeki bilgisayarın kapasitesinin düşük olmasından şikayet eden öğrenciler ve yeni bilgisayar alınması konusunda baskı hisseden aileler için de olumsuz bir durum söz konusu olabiliyor. Unutmamak lazım ki, teknolojiye erişmek ve erişememek günümüzün en önemli sorunlarından birisi. Ayrıca, bu durumda olan öğrenciler ve aileler kendilerini eksik hissetmemeli, çünkü aynı içeriğe sahip ders kitapları ve diğer kaynaklar zaten kendilerinde var. Okumak ve kitap üzerinden yapılan etkinliklerin bilgisayar üzerinden ya da televizyondan izleyerek yapılan öğrenmelerden daha kötü olduğunu gösteren ciddi araştırma bulguları da bulunmuyor. Yani, buradaki vurgunun öğrenme ve öğrenme etkinliklerine odaklanma olduğu, teknolojinin ise bir araç olduğunu unutmamalıyız. Son olarak, öğrenciler başlarında bir öğretmen olmadan bir öğrenme zamanı deneyimleyecek. Okulda alışılagelmiş ders, teneffüs, yemek gibi kendilerine zaman ve çalışma planı yapılmış bir ortamdan çıkıp, kendi kontrollerini kendilerinin yapmaları gereken bir öğrenme deneyimi süreci yaşayacaklar. Bu süreçte, en az ders içeriği kadar önemli olan zaman yönetimi, fiziksel aktivite, sanatsal uğraşılar, kendi çalışma planını yapabilme ve düzenleme, kendi kendine çalışabilme gibi yaşam becerilerine odaklanmalarını teşvik etmeliyiz.

PROF. DR. ARİF ALTUN KİMDİR?
Prof. Dr. Arif Altun, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapıyor. Biliş ve bilgisayar alanında lisans ve lisansüstü seviyede dersler veriyor ve araştırmalar yürütüyor. Doktorasını Cincinnati Üniversitesi’nde eğitim teknolojileri alanında tamamlayan Altun, 2011 yılında Wisconsin Üniversitesi’nde, 2014-2015 yılları arasında da Harvard Üniversitesinde ziyaretçi öğretim elemanı olarak bulundu. Altun, Hacettepe Üniversitesi Uzaktan Eğitim Araştırma ve Uygulama Merkez Müdürlüğü görevini de yürüyor. Son beş yılda Hacettepe Üniversitesi’nde disiplinlerüstü çalışmalar yürütme misyonuyla oluşturulmuş olan ONTOLAB çalışma grubu kapsamında, e-Öğrenme ortamlarındaki bilişsel süreçlerle ilgili deneysel araştırmalar yürütmekle birlikte; bilişsel profillere dayalı ontoloji geliştirme ve değerlendirme sistemleri, nöropsikolojik testlerin bilgisayar destekli ortamlarda uyarlanabilirliklerini sağlamaya yönelik ölçme araçları geliştirme, e-Öğrenme ortamları için bilişsel profilleme ve öğrenme sürecindeki bilişsel unsurları nitel ve nicel paradigmalarla çalışıyor. Bu alanda ulusal ve uluslararası dergilerde yayınlanmış birçok makalesi, kitap bölümleri ve bildirileri bulunuyor.

False