Çin’in yükseköğretime etkileri

Güncelleme Tarihi:

Çin’in yükseköğretime etkileri
Oluşturulma Tarihi: Nisan 27, 2026 09:59

28 Şubat’ta başlayan İran-Amerika Birleşik Devletleri (ABD) savaşı, sadece askeri bir savaş değil, küresel düzenin yeniden şekilleneceği bir dönemin başlangıç noktası gibi duruyor. Bakıldığında savaşın etkileri, jeopolitik, ekonomi, eğitim, yüksek teknoloji, gıda gibi birçok alanda Ortadoğu’nun da çok ötesine doğru yayılıyor.

Haberin Devamı

Bu yazı; bu savaşın, Çin’in bir alt yapı projesi olarak başlayan Kuşak–Yol Girişiminin (Belt and Road Initiative - BRI), küresel rolü kapsamında olan ülkelerde, yükseköğretime, yükseköğretimin uluslararasılaşmasına olan etkileri ve özellikle Türkiye’nin de içinde bulunduğu ‘Orta Koridorda’ yükseköğretim bağlamında beklenebilen gelişmeleri ve 2020’li yıllardan bu yana gittikçe güçlenen Çin ve Asya üniversitelerinin savaş sonrası küresel etkisini analiz etmeyi amaçlıyor.

KUŞAK-YOL’UN HEDEFLERİ
Kuşak ve Yol Projesi Girişimi, ilk olarak 2013 yılında Çin Halk Cumhuriyeti tarafından bir küresel ticaret ve yatırım strateji planı olarak duyuruldu. Açıklamayı Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, Kazakistan Nazarbayev Üniversitesi ziyaretinde Üniversite kürsüsünden yaptı. BRI, Kuşak ve Yol ülkeleri arasında ekonomik işbirliğini teşvik etmeyi amaçlayan küresel bir kalkınma projesi. Temel hedefleri arasında politikaların koordinasyonu, barış ve işbirliği, karşılıklı öğrenme ve karşılıklı fayda gibi kavramlar, altyapı bağlantıları ve halklar arası bağların güçlendirilmesi yer alıyor. Kuşak ve Yol İnisiyatifi, “ülkelerarası işbirliği, halklar arası ilişkilerin gelişmesi ve medeniyet ortaklığı” gibi ilkeler etrafında şekilleniyor. Çin, 2015 yılında Kuşak ve Yol Girişiminin vizyon belgesini açıkladı ve Türkiye aynı yıl katılımcı oldu.

Haberin Devamı

İLK TOPLANTI 2017’DE GEÇREKLEŞTİ
BRI, Çin ile Asya’nın geri kalanı (Ortadoğu-Afrika-Avrupa) arasındaki bağlantıları iyileştirme hedefli bir proje olarak da tanımlanıyor (Xiayao You, Yükseköğretim uzmanı). BRI’da belirleyici olan, yürütücü yasalardan daha ziyade, diyaloglar, deklarasyonlar iyi niyet beyanları ve iletişim mekanizmaları. İlk BRI zirvesi, aralarında Türkiye’nin içinde de bulunduğu 130 ülke ve 70 dünya kuruluşunun temsilcilerinin katılımıyla, 14 Mayıs 2017 tarihinde Pekin’de bir “Uluslararası İşbirliği Platformu” olarak düzenlendi. Zirveye T.C. Cumhurbaşkanı Sayın R. T. Erdoğan katıldı. 27 Nisan 2019’da Pekin ikinci kez zirveye ev sahipliği yaptı ve Liderler Yuvarlak Masa Toplantısının ortak bildirgesi yayınlandı:

Haberin Devamı
Haberlerimizi Google’da Takip Edin
En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

“Açık, kapsayıcı, sürdürülebilir ve insan merkezli bir dünya ekonomisinin herkes için refaha katkıda bulunabileceğine olan güven yeniden tesis edildi. Özellikle insan kaynaklarının geliştirilmesi, mesleki eğitim, akademik eğitim ve işbirliğinin geliştirilmesi kavramları” kayda geçti (Michael A. Peters, 2020). Ancak ikinci zirve, batı medyası tarafından büyük ölçüde göz ardı edildi. ABD ve Hindistan zirveye üst düzey temsilci göndermedi.

Türkiye ve Çin arasındaki ekonomik ve siyasi ilişkiler 2010’lu yıllardan itibaren güçlenmeye başladı. 1 Temmuz 2019’da Cumhurbaşkanı Erdoğan Çin basın kuruluşlarına “Dünya bugün yeni çok kutuplu bir denge arayışında, dünyanın en kadim medeniyetleri olan Türkiye ve Çin bu yeni sistemin inşasına katkıda bulunma sorumluluğuna sahiptir” beyanatını verdi ve BRI’ye desteğini bir kez daha açıkladı. Çin ile ilişkiler bağlamında, Kasım 2024’te Hazine ve Maliye Bakanı Sayın M. Şimşek’in Pekin’de Çin Başbakan Yardımcısı Zhang Guoqing ile yaptığı toplantıda, Sayın Bakan, Türkiye’nin Kuşak ve Yol Girişimine desteğini yenilemiş ve her iki ülkenin BRI konusunda girişimlerini uyumlu hale getirmek için ortak bir çalışma grubu kurulduğunu açıklamıştı. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, Çin’in Tiencin şehrinde 31 Ağustos-1 Eylül 2025 tarihlerinde düzenlenen Şanghay İşbirliği Zirvesi’ne Diyalog Ortağı olarak katıldı.

Haberin Devamı

2049’A KADAR TAMAMLANACAK 5 ADIM
Kuşak Yol Projesinde (BRI) 2049 yılında tamamlanması öngörülen orijinal planın 5 ana alanı:

1- Kalkınma politikalarının koordinasyonu;
2- Altyapı ve tesis ağlarının oluşturulması;
3- Yatırım ve ticaret ilişkilerinin güçlendirilmesi;
4- Finansal işbirliğinin artırılması;
5- Sosyal ve kültürel ilişkilerin artırılması olarak lanse edildi.

Bunlardan beşincisi, özellikle sadece sosyal ve kültürel ilişkileri değil, aynı zamanda özellikle bilgi ekonomisini, geleceğe yönelik olarak dijital ortamlarda da sürdürülebilen, Avrupa Birliği ülkeleri ve Rusya ile yeni ortaklıklar kurabilen, yeni bir küreselleşme aşamasının ortaya koyulabilmesi çalışmaları. Dünyanın en büyük altyapı projesi olarak başlayan BRI girişimi, Şubat 2026’ya kadar eğitimin ve özellikle yükseköğretimin en geniş anlamıyla projenin gerekli bir parçası olduğu etrafında gelişmekteydi. Çünkü yükseköğretimin gelişmesi BRI’deki 5 ana hedefin gelişebilmesinde en önemli faktör olarak değerlendiriliyordu. Bu bağlamdan olmak üzere, Çin üniversitelerinde, kuşak ve yol projesi ortak ülkelerinden gelen öğrenci sayısının 2015’ten bu yana yüzde 12 olarak artış gösterdiği rapor ediliyor (Simone McCarthy, China Society).

Haberin Devamı

ÖĞRENCİ DESTİNASYONLARI DEĞİŞİYOR
Geleneksel olarak, yükseköğretimde uluslararasılaşmaya baktığımızda, yükseköğrenim ve öğrenci hareketliliği yolları; ABD, İngiltere, Kanada, Avustralya, Fransa gibi büyük Batı Destinasyonlarına yönelikti. Bu gün itibari ile Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi bağlamında, başta Çinli gençler olmak üzere, eğitim amaçlı uluslararasılaşmanın Güney Doğu Asya’ya doğru kaymakta olduğunu görülüyor. Çinli öğrenciler, Güney Doğu Asya’da (Endonezya, Malezya, Singapur ve Vietnam) yükseköğretimde hareketliliğinin itici gücü haline geldi. Son yıllarda Büyük Dörtlü (ABD, İngiltere, Avustralya ve Kanada) ve Avrupa destinasyonlarından uzaklaşan öğrenci akımları ortaya çıkıyor (Yükseköğretim uzmanı Karl Baldacchino, Studyportal ve British Council araştırmaları). Gerekçe olarak; öğrenciler memleketlerine, evlerine daha yakın olan yerlerde eğitim almaya karar veriyorlar. Dil engelleri, özellikle kültürel uyum sorunları gibi birçok stres faktörüne eklenen vize sorunları ve üniversite harçlarının ABD ve AB ülkelerindeki yüksekliği de öğrencilerin destinasyon değiştirme kararında etkin faktörler olarak değerlendiriliyor.

Haberin Devamı

Türkiye, Orta Asya ülkeleri ile yakın siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkiler içinde. “Türk Dünyası Vizyonu 2040” çerçevesinde Orta Asya ülkeleri ile çok boyutlu ve çok yakın işbirlikleri geliştiriliyor. Türkiye bu konularda ve kavramlarda başat rol oynama kapasitesine sahip.

TÜRKİYE MERKEZDE YER ALIYOR
Türkiye, Kuşak Yol Projesinin kara ayağında, yani Çin’den başlayarak Orta Asya, Hazar Denizi, Kafkasya ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşan “Orta Koridor” (Middle Corridor) olarak adlandırılan güzergâhın tam da merkezinde yer alıyor. Türkiye’nin bu hatta yer alması, onu Doğu ile Batı arasında kilit bir transit köprü haline getiriyor. Bu konudaki ana noktalardan biri de ülkemizin Orta Koridorun katılımcı ülkeleri ile aramızda yakın sosyal ve kültürel bağlar bulunması. Tam da bu noktada, ekonomi, ticaret, ülke halkları arası sıcak ilişkilerin kurulmasında, gelişmesinde, yükseköğretimin ve bu ülkelere doğru yükseköğretimde uluslararasılaşmaya açılma bağlamında gerçekten büyük etkisi ve katkısı bulunuyor. Seçkin Çin Üniversiteleri (2023’te 3 bin 12 üniversite), yarı iletkenler, yapay zekâ ve kuantum hesaplama gibi stratejik sektörlerdeki araştırmaların ve çalışmaların ilerlemesinde önemli rol oynuyor. Çin 2023 yılında GSYİH’nin yaklaşık yüzde 4’ünü eğitime ayırdı, tutarın önemli bir kısmı yükseköğretime ve araştırmaya yönlendirildi.

YÜKSEKÖĞRETİMDE 20 YILDA ÇOK BÜYÜDÜ
Çin’in uluslararası eğitim stratejisi yalnızca yerel kalkınmayı değil aynı zamanda ülkenin küresel etkisini genişletmeyi de amaçlıyor. Bu nedenle Çin’in dil ve kültür eğitimini dünyaya yayan ve güçlendiren Konfüçyüs Enstitülerinin sayısı 2024’te 160 ülkede 500’ü aşmtı (Si-yuan Li ve Kenneth King, 2024).Çin bu enstitüler gibi ortaklıklar aracılığı ile yumuşak gücünü genişletme arzusunda. Türkiye’de Boğaziçi, ODTÜ ve Yeditepe üniversitelerinde Konfüçyüs Enstitüsü bulunuyor.

Çin’in yükseköğretim sistemi son yirmi yılda inanılmaz bir büyüme, gelişme ve dönüşüm geçirdi. Eğitime ayırılan fonlar, sürdürülebilir bir strateji, teknolojik gelişme ve odaklı yatırım, Çin’i somut sonuçlara ulaştırdı. Çin, 2022’de STEM yayınları sayısında ABD’yi geçti. 2024’te Tsinghua ve Pekin üniversiteleri QS Dünya Üniversiteleri Sıralamasında küresel olarak ilk 20 arasında yer aldı. Scopus’un bildirdiğine göre, 2010 – 2023 yılları arasında Çinli ve uluslararası araştırmacılar arasında yazılan ortak araştırma makalelerin sayısı yüzde 200’ün üzerinde artış gösterdi (Prof. Futao Huang).

SAVAŞ, İRAN’I ZAYIFLATACAK
Son yıllarda görüldüğü kadarıyla, küresel yükseköğretimin, Küresel Güney’in uluslararasılaşma çalışmaları için dinamik merkezler olarak ortaya çıkması ve Küresel Kuzey’in yıllardır devam eden hâkimiyetinin azalmaya başlamasıyla, ciddi anlamda yeniden bir yapılanma içinde olduğunu görüyoruz. Bu konudaki analizler (Elena Denisova, 2026), savaştan önce bile siyasi gerilimlerin, vize kısıtlamalarının ve öğrencilerin sınırlı finansal olanakları nedeniyle Batı ülkelerinde eğitim görmenin zor olduğunu ifade etmektedirler. Özellikle İran-ABD savaşından sonra jeopolitik dinamikler, uluslararası işbirliklerini şekillendirecek. Batıda bazı ülkelerarası yaşanan gerginliklerin belirli uluslararası ortaklıkları kısıtlayabileceğini görüyoruz. Uluslararası Eğitim ile ilgili raporlar, Kuşak ve Yol İnisiyatifi (BRI) gibi girişimler aracılığıyla Asya, Afrika ve Latin Amerika’daki bölgesel işbirliklerinin güçlenebileceğini ifade ediyorlar. Uluslararası yükseköğretim raporları Asya, Latin Amerika ve kapsamında Türkiye’nin de olduğu MENA (Ortadoğu ve Kuzey Afrika) bölgeleri yükseköğretimde hızla öne çıkıyor (Kalinga Seneviratne Raporu, 2025). Aynı raporun kapsamında Çin ve Japonya’nın öğrenci talebinde dünyada en yüksek ülkeler olduğu bildiriliyor. McKinsey Küresel Strateji Danışmanı Parag Khanna, BRI’nın alt yapı desteklerinin, ikili anlaşmalarının, iş bağlantılarının, daha da önemlisi iyimser küresel bakış açısının, bölge genelindeki öğrenci akışını Asya’ya doğru değiştiğini savunuyor. İran-ABD savaşı, Kuşak-Yol Projesini (BRI) çökertemez, ancak mutlaktır ki yolun en önemli kesişme noktası olan Tahran ayağı etkilenecektir, yani İran merkezli ayağı zayıflayacaktır. Savaş Çin’i Kuşak-Yol Girişimini yeniden gözden geçirmeye zorluyor. Bu nedenle, çoklu koridor stratejisi hızlanmaya başlamıştır. Türkiye merkezli Orta Koridor güçlenecektir. Analizciler, “BRI etkilenebilir, ama alternatif güzergâhlar güç kazanacaktır” diye belirtiyorlar.

Türkiye yükseköğretime yatırım yapmaya ve küresel yetenekleri ülkeye çekebilmek için fonlamaya devam etmeli, inovasyon ve yüksek teknoloji endüstrilerine odaklanan bir ekonomiye geçişi hızla planlamalı. Bu bağlamdan olmak üzere, üniversitelerin yetenek geliştirme, araştırma atılımlarını yönlendirme ve teknolojik inovasyonu teşvik etmede daha etkin rol almalı. Kuşak ve Yol gibi girişimler bağlamında da, yükseköğretimde sınır ötesi işbirliğini teşvik etmeli. Türk üniversitelerinin BRI Orta Koridor hattındaki ülkelere, erişimi genişletmeyi amaçlamalı. 2009 yılında kurulan Yunus Emre Enstitülerimizin sayısı, 69 ülkede olmak üzere 93’e ulaştı. Bu enstitülerin değerli çabalarının Türk yükseköğretiminde uluslararasılaşmaya önemli katkıları olacağı mutlaktır.

ULUSLARARASILAŞTIRMADA YENİ POLİTİKALAR
25 Ekim 2025’te yayınlanan Hollanda kökenli “StudyPortals” raporları sonuçlarında, Türkiye, üniversitelerindeki program sayılarına göre (906 lisans, 900 yüksek lisans programı) ile MENA bölgesindeki en üst seviyedeki ülke olarak seçildi. Üniversitelerimizdeki İngilizce program sayısı ve Türkiye’nin coğrafi lokalizasyonu, bölgedeki etkinliği ve İngilizce program çeşitliliği gibi nedenlerle bugün 350 bin civarında uluslararası öğrenciye ev sahipliği yapıyor (Paul Cochrone-Yusuf Alpaydın).

Özetle, Türkiye, küresel etkisini ve özellikle son yıllarda güçlendirdiği bölgesel hâkimiyetini sınır ötesi yüksek eğitim işbirlikleri ile de desteklemeli ve hâlihazırdaki uygulamalardan daha farklı inisiyatiflerde yaratmalı. Üniversitelerimiz, akademik kadromuz ve yükseköğretimdeki kapasitemiz yetenek geliştirme konusu için yeterli ve uygundur. YÖK’ün Ekim 2025’te yayımladığı “2030’a Doğru Türk Yükseköğretimi Yol Haritası” kapsamlı raporunda da, dünyada yükseköğretimi etkileyen gelişmelerin yakından izlenerek uluslararasılaşma başlığında da yeni politikalar geliştirme hedefi net olarak ortaya kondu.

Amerika Birleşik Devletleri’nin Başkan Trump sonrası gündeme gelen Proje 2025’in yükümlülükleri, ABD yükseköğretimini uluslararası öğrenciler bağlamında etkin bir şekilde sınırlayabileceği son günlerin tartışma alanları arasında. ABD, tarihsel olarak Asya üniversiteleri ile güçlü değişim programları ve ortaklıklar sürdürerek öğrenci hareketliliğini kolaylaştırdı ve kültürel anlayışı geliştirdi. Ancak Proje 2025’in daha sıkı göç kontrolleri ve vize kısıtlamaları, özellikle ABD’deki uluslararası öğrencilerin yüzde 60’ından fazlasını oluşturan Asya’lı öğrencileri etkiliyor (James Yoonil Auh, 2025). Proje 2025’in önerdiği göç reformları, özellikle Asya gibi (Hindistan, Pakistan, Güney Kore ve diğer Asyalı öğrenciler) önemli jeopolitik gerginliklerin yaşandığı bölgelerden gelen vize başvurularında sıkıntılar yaratabiliyor. Dolayısıyla, zaten yükseköğrenim ücretleri ve yaşam maliyetleriyle mücadele eden orta ve düşük gelirli ailelerden gelecek öğrenciler orantısız bir şekilde bu gidişattan etkileniyor. Studyportal, Ocak 2025’ten bu yana ABD’de yüksek lisans eğitimi almaya olan ilginin yüzde 61 oranında azaldığını raporladı. 28 Şubat 2026’dan sonra bu oranın daha da artacağı, analizlerde rapor ediliyor.

KÖRFEZ ÜLKELERİNDE ÖĞRENCİ SAYISI DÜŞÜYOR
Dünya üniversiteleri 2026 İran-ABD savaşından sonra ortaya çıkmakta olan küresel değişimde yeni yapılanmalara hız veriyorlar. Savaşın hemen ilk aylarında küreselleşen yükseköğretim için tasarlanmış olan Körfez’deki ABD’nin “Uluslararası Şube Kampüsleri” kapanmaya başladı. Veriler, 28 Şubat 2026’dan bu yana Körfez ülkelerinde eğitim almayı düşünen öğrencilerin sayısının üçte bir oranında düştüğünü gösteriyor. Özetle, savaş yükseköğretimi ve uluslararasılaşmayı değiştiriyor.

Uluslararası eğitim yıllardır diyalog, karşılıklı anlayış, kültürel ve barışa yönelik etkileşimler için bir araç olarak değerlendirilmekte idi. Ne yazık ki, bu savaş bu ilkelerin çöküşün yansıtmaktadır. 10 Nisan 2026’da İran Bilim Bakanı, 32’den fazla üniversitenin ve 857 okulun vurulduğunu, birçok profesörün ve öğrencinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Can kaybı, akademik yıkım, derinleşen jeopolitik bölünmeler, uluslararası eğitimin değerleri ile büyük oranda ters düşüyor.

TÜRKİYE KÜRESEL YETENEKLER İÇİN HEDEF ÜLKE OLMALI
Türkiye birçok farklı ülkelerden ülkemize gelebilecek öğrenciler için destinasyon ülke olmaya yönelik stratejiler belirlemeli, bu konuda da somut adımlar atmalı. Üniversitelerimizin özellikle yapay zekâ, siber güvenlik ve veri bilimi alanlarında uluslararası öğrencileri çekebilecek kadroları yetiştirmeleri ve bu bölümleri uluslararası arenada görünür hale getirebilmeleri önem taşıyor. Bu konuda dünyada ciddi bir rekabet gözleniyor, burada öne çıkabilmemizin olmazsa olmazlarından biri özellikle STEM alanları ve yapay zekâ alanındaki yetenek havuzunun güçlenmesidir. ABD’de yıllar boyu bilgisayar bilimi ve mühendislikte lisansüstü yabancı öğrencilerin yüzde 60’ından fazlasını Asya’dan gelen öğrenciler teşkil ediyordu. Çin son 5 yılda yalnızca yapay zekâ alanında araştırma makalesi üretimini yüzde 50 artırdı, uluslararası öğrenciler ve işbirlikleri bu artırmada kilit rol oynadı. Türkiye bundan sonra küresel yetenekler için bir hedef ülke olma yoluna da ayrı bir strateji oluşturmalı.

PROF. DR. SEZER ŞENER KOMSUOĞLU KİMDİR?
Prof. Dr. Sezer Şener Komsuoğlu, 1949 yılında Trabzon’da doğdu. Tıp Hekimi ve Nöroloji uzmanı. Eğitimini Atatürk, Ankara ve Hacettepe Üniversiteleri’nde tamamladı. İngiltere’de Birmingham Üniversitesi ve Aston Üniversitesi’nde Nörofizyoloji konusunda 3 yıl çalıştı. Türkiye’de Karadeniz Teknik Üniversitesi ve Kocaeli Üniversitesi’nin kuruluşlarında yer aldı. Nörolojik Bilimler alanında ulusal ve uluslararası düzeyde 250’nin üzerinde bilimsel yayını var. 2006-2014 yılları arasında 8 yıl Kocaeli Üniversitesi Rektörlüğü yaptı. Dr. Komsuoğlu, 2015-2022 yılları arasında Yükseköğretim Kurulu Başkan danışmanlığı görevinde bulundu. Bu dönemde yükseköğretimde, Akademide Kadın Çalışmaları Birimini kurdu. Bugün sayıları 117’yi bulan kadın çalışma merkezlerinde akademik ve hizmet odaklı çalışmalar yürüttü. Dr. Komsuoğlu, Avrupa Üniversiteler Birliği’nin (EUA) araştırma ve inovasyon komitesinin seçilmiş 19 üyesinden biri. Oxford Üniversitesi’nce 2015’te yayınlanan Woman Scientist kitabında Türkiye’den seçilen 3 bilim kadınından biri olarak yer alıyor.. 2021’de Türk Nöroloji Derneği’nin, Bilim ve Hizmet ödülü kendisine tevdi edildi. Dr. Komsuoğlu, Prof. Dr. Baki Komsuoğlu’nun eşi, Prof. Dr. Ayşegül K. Çıtıpıtıoğlu ve Prof. Dr. Feride İpek K. Çelikyurt’un annesi.

BAKMADAN GEÇME!