Bu tercih sizin tercihiniz

Bu tercih sizin tercihiniz

Pandeminin gölgesinde yapılan Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) sonuçları açıklandı ve yine bir tercih döneminin hararetli günlerine merhaba dedik. Şimdi bazı evlerde sevinç bazı evlerde ise hüzün yaşanıyor. Gelen sonuçları memnuniyetle karşılayanlar olduğu gibi “Ah keşke biraz daha çalışsaydım da daha iyi bir sıralama elde etseydim” diyenler de olmuyor değil. Keyifsiz sonuçları yaşanan olumsuzluklara bağlamak da biraz âdettendir. Adaylar bu yıl haksız da sayılmaz.

Haberin Devamı

ÖNÜMÜZDEKİ MAÇ HENÜZ BİTMEDİ
Bu yıl geri dönüp sınav sürecini yeniden yaşama imkânı kalmadığına göre adayın elindeki sonuçlarla nasıl bir yol haritası çizmesi gerektiğine dair birkaç küçük ayrıntıya değineceğiz bu yazımızda. Bir makaleyle tercihin tüm şeceresini ortaya dökmemiz mümkün değil elbette. Özetle yazı birkaç hatırlatmadan oluşacak. Sınav bitti diye maç bitmedi henüz. O meşhur futbolcu klişesi olan “Önümüzdeki maçlara bakacağız” sözünü tercihler tamamlanıp yerleştirme sonuçları açıklandıktan sonraya bırakmak gerekiyor. Mezuna kalma fikri depreşen adaylar varsa lütfen bu kararını yeniden düşünsün.

YORUCU BİR SÜREÇ
Adaylar, sınava hazırlanırken tercihin zorlu iklimini pek hesaba katmıyor. Ancak sonuçlar açıklanıp puanlar, sıralar belli olunca bir telaş sarıyor bacayı. Çünkü büyük bir çoğunluk “Bu puanı ve sırayı ben şimdi nasıl kullanacağım?” derdiyle dertlenmeye başlıyor. Doğrudan bu süreci anlatmak için üretilmese de sürece atfedilebilecek güzel deyimlerimiz de yok değil. “Atsan atılmaz, satsan satılmaz”, “Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık” gibi... Tercih işi hiç öyle sanıldığı gibi kolay değil. Aksine çoğu adayın uykularını kaçırıyor, derin düşüncelere, yoğun sorgulara gark ediyor.

TERCİH, SERMAYEYİ DOĞRU KULLANMA SANATI
Üniversite tercihleri 12 yıl boyunca ilk ve ortaöğretimden elde edilen sermayenin doğru harcanması anlamına da geliyor. Çoğu aday, elindeki sermayenin (puanın, sıranın) erişemeyeceği işlere (programlara) müşteri olmakla işe başlıyor. Ancak tercihin ilk günlerindeki bu hovarda tutum, tercihin son günlerinde daha rasyonel, daha ayakları yere basan bir davranışa dönüşüyor. Zaten ayakları yere basmayan tercihler yapılmışsa sonuçlar hazin bir hikayeye dönüşüyor.

Haberin Devamı

TERCİHİN AKTÖRLERİ VE FİGÜRANLARI
Nasıl ki her sınav döneminin bir öyküsü varsa, tercihin de bir öyküsü olmalı. Tercih sürecinin öyküsünü bir kısa film senaryosu olarak niteleyebilirsiniz. Heyecanı, hüznü, merakı, hayalleri ve dramı içinde barındıran bir senaryo. Filmin pek çok kahramanı var elbette. Aile, arkadaşlar, yakınlar, öğretmenler, uzmanlar, sosyal fenomenler, üniversite tanıtım görevlileri… Ancak tüm bunların aslında birer figüran olduğu gerçeğini de adayın unutmaması gerekiyor. Çünkü senaryonun baş aktörü kendisi. Karar verilen hayat kendi hayatı, yapılan kariyer planı kendi kariyer planı.

FELSEFESİ OLMALI TERCİHİN…
Ülkemizde meslek ve kariyer seçimi aşamasına gelindiğinde çoğu aday kendi gerçekliğinin farkında olmadığı gibi kendine bu yolu açacak akademi hakkında yeterli bilgi, donanım ve öngörüye de ne yazık ki sahip değil. Yıllardır süreci yakinen takip eden biri olarak sınava iyi hazırlanan çoğu adayın, sınavın aslında son periyodu olan tercih için aynı hazırlığı sergilemediğini üzüntüyle izliyorum. Tercihi bir matematik problemi gibi çözmeye kalkan ve sadece sayıları kullanarak bunu başarmayı planlayan gençleri görüyoruz. Psikolojisi ve felsefesi olmayan tercih, öğrenciyi mutlu etmeyen, haz vermeyen, sonucunda pişmanlıklar yaşanabilecek tercihdir. Yine çoğu aday “Ben bunu hangi akılla yazdım?” diye pişmanlık yaşıyor. Bunu da her yıl üniversiteli olup sınava yeniden giren yüzde 25’lik kitleden anlıyoruz.

Haberin Devamı

KALABALIĞIN AKINTISINA KAPILARAK TERCİH YAPMAYIN
Tercih trendlerinin oluşmasında bir mesleğin toplumsal saygınlığı, çalışma koşulları, istihdam olanakları, gelecekteki önemi ve kazancı gibi onlarca faktörü sıralayabiliriz. Öte yandan adaylar arasındaki trend etkileşimi de ilgiyi arttırabiliyor. Genel yönelim nereye ise çoğu aday alıcılarını o yöne çeviriyor. Kılavuzda nosyonu ve içeriği birbirinden az ya da çok farklı 425 lisans, 230 da önlisans programı bulunuyor. Tüm bu programlara adaylar beş puan türünden biriyle yerleşebiliyor. Böyle bir çeşitliliğe rağmen gençlerin gelip birkaç programın önünde yoğun kalabalıklar ve kuyruklar oluşturmasının iki temel sebebi var. Biri bölümün zihinde bıraktığı algı. Diğeri de adayın kendi gerçekliğini kalabalığın içinde araması. Aslında tercihler biraz da tezgâhı kalabalık pazar esnafının önündeki yoğunluğa benziyor. Gençlerin bir kısmı tezgâhtaki kalabalıktan ne satıldığını görmüyor ki gerçekten buna ihtiyacı var mı yok mu karar verebilsin. “Madem herkes buraya yığılmış, vardır bir hikmeti” deyip o ürünün müşterileri arasında buluyor kendini.

Haberin Devamı

AŞKLA TERCİHİN GÖZÜ BAZEN KÖR OLABİLİR
Salt kazanmış olmak için yerleşmenin elbette doğru olmadığını ifade ediyorum. Yazının başından buraya kadar ikide bir gelip düğümlendiği nokta seçilecek pek çok programın olduğu ama bunların çok azını gönüllü tercih etmek isteyip çoğunu gönülden bile geçirmemeniz. Demem o ki gönlün ferman dinlemediği eylemlerde ne ölçüde doğru karar verebiliyorsunuz acaba? Kendinizi bir sevdalıya, seçeceğiniz programı da bir sevgiliye dönüştürürken aşkın gözünün kör olabileceği ihtimalini de acaba hesaba katıyor musunuz? İşte özetle tercihte bu sorgulamayı yapmanızı ve kendi gerçekliğiniz ile programın gerçekliğini iyi tahlil edip yüzleşmenizi öneriyorum.

Haberin Devamı

SENİN TERCİHLERİN Mİ?
“Hocam madem tıp kazanacak puanı elde etmişim. Ziyan mı olsun?” diyenleriniz oluyordur mutlaka. Puan ziyan olmasın derken ya sen ziyan oluyorsan? “Sıralamam boşa gitmesin” derken kendini hiç tanıyıp bilmediğin boş bir arazide buluyorsan? Ya tercihlerin senin değil de bir başkasının tercihleriyse? Kendini ifade edebilmenin ve başardığını göstermenin bir aracı haline gelmişse tercihlerin? Nasıl olacak şimdi peki?

SONUÇ OLARAK…
Yazının başında zor günler bekliyor sizleri dedik gençler. Umarım doğru tercihler yaparsınız. Umarım önce kendinizi iyi tanır, sonra da seçeceğiniz programın sizi ne ölçüde sarıp sarmalayacağını iyi analiz eder ve doğru kararlar alırsınız. Lütfen bu günlerde iç sesinizi dinlemeyi ihmal etmeyin. Kakofoninin yaşandığı, her kafadan bir sesin çıktığı günlerden geçiyorsunuz. Sağa sola kulak kabartmak yerine önce kendi içinizden gelene kulak verin ve bunu muhakkak akıl süzgecinden geçirin. Doğru ya da yanlış bu karar sizin kararınız olmalı. Çünkü bu tercih, sizin tercihiniz…

Haberin Devamı

SALİM ÜNSAL KİMDİR?
1968 yılında Sivas’ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini aynı şehirde tamamlayıp 1988 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü’nde lisans eğitimine başladı. 1992 yılında psikoloji bölümünü başarıyla tamamlayarak Psikolog unvanı aldı. Askerlik hizmetinden sonra 1995 yılından itibaren çeşitli özel öğretim kurs ve okullarında rehber öğretmenlik, eğitim ve rehberlik yöneticiliği yaptı. Birçok ulusal gazete, dergi ve web portalında eğitim psikolojisi ve sınav literatürüyle ilgili yazı, makale ve raporları yayınlandı. Ulusal televizyon kanallarında eğitim içerikli haber programlarına uzman konuk olarak katıldı. Türkiye genelinde birçok ilde eğitim ve sınav içerikli seminerler gerçekleştiren Ünsal, evli ve üç kız çocuğu babasıdır.

Haberle ilgili daha fazlası: