24 Kasım’da her çocuk için kapsayıcı eğitim çağrısı

Güncelleme Tarihi:

24 Kasım’da her çocuk için kapsayıcı eğitim çağrısı
Oluşturulma Tarihi: Kasım 24, 2025 09:46

Her 24 Kasım’da Türkiye’de sınıfların, öğretmenler odalarının ve fakülte koridorlarının sesi değişir. Çiçekler ve mesajlar, plaketler ve sosyal medyada binlerce “iyi ki varsınız” paylaşımı... Bu güzel tablonun tam ortasında, belki de en zor soruyu sormanın tam zamanıdır: Bizim sınıflarımız gerçekten her çocuğa açık mı? Yoksa kapı, hâlâ bazı çocukların yüzüne sessizce kapalı mı?

Haberin Devamı

Bugün biliyoruz ki dünyada yaklaşık 240 milyon çocuk bir tür engellilikle yaşıyor. Buna rağmen ülkelerin yaklaşık yüzde 40’ında öğretmenlere kapsayıcı eğitim konusunda sistematik bir eğitim verilmiyor. Bu tablo sadece küresel bir olgu değil; aynı zamanda sınıflarımızı, öğretmen yetiştirme programlarımızı ve eğitim politikalarımızı da yansıtıyor.

HAKLAR KAĞIT ÜZERİNDE Mİ?
Türkiye, Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’ne taraf bir ülkedir. Bu sözleşmenin 24’üncü maddesinde özel gereksinimli bireylerin eğitim hakkı, “tüm seviyelerde kapsayıcı bir eğitim sistemi” olarak açıkça tanımlanmıştır. Aslında dünya, şartları uygun olan özel gereksinimli çocukların “ayrı” bir eğitim sisteminde değil, diğer akranlarıyla birlikte, gerekli desteklerle eğitim görmesini evrensel bir hak olarak kabul etmiş durumda.

Haberin Devamı

Bu durum, ulusal düzeyde mevzuatlara da yansıyor. Örneğin; Anayasada 42’nci madde, kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından mahrum bırakılmaması gerektiğini ve özel eğitim gerektirenler için devletin gerekli önlemleri alacağını belirtir. 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 4’üncü maddesine göre, eğitim kurumları dil, ırk, cinsiyet, engellilik ve din ayrımı gözetmeksizin herkese açıktır. 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’un 15’inci maddesi, “Hiçbir gerekçeyle engellilerin eğitim alması engellenemez. Engelliler, özel durumları ve farklılıkları dikkate alınarak, yaşadıkları çevrede bütünleştirilmiş ortamlarda, eşitlik temelinde, hayat boyu eğitim imkânından ayrımcılık yapılmaksızın yararlandırılır. Genel eğitim sistemi içinde engellilerin her seviyede eğitim almasını sağlayacak bütünleştirici planlamalara yer verilir…” diyerek engellilerin eğitim hakkının engellenemeyeceği, bütünleştirilmiş ortamlarda eşit eğitim hakkının sağlanacağı ve bu amaca yönelik olarak yükseköğretimde özel düzenlemelerin yapılması gerektiğini güvence altına alınmıştır. 573 sayılı Özel Eğitim Hakkında KHK ve ilgili yönetmelikler, kaynaştırma/bütünleştirme, destek eğitim hizmetleri ve özel eğitim okullarına ilişkin ayrıntıları düzenler.

Haberin Devamı

Başka bir deyişle, dünya ve Türkiye şunu belirtir: “Hiçbir çocuk, özel gereksinimi nedeniyle eğitimden mahrum bırakılamaz.” Peki sınıfta, okulda, sokakta, medyada gördüğümüz tablo, bu hukuki güvencelerle ne kadar örtüşüyor?

KAPSAYICI EĞİTİM: “İYİ NİYET” DEĞİL, SİSTEM MESELESİ
UNESCO’ya göre: Kapsayıcı eğitimle ilgili veriler, eğitimden dışlanan bu grupların sadece engelli çocuklarla sınırlı olmadığını; yoksulluk, göç, dil farklılıkları, cinsiyet farklılıkları ve kırsal alanlarda, düşük sosyo-ekomonik ortamlarda yaşamanın, çocukları eğitimden uzaklaştıran diğer faktörler olduğunu göstermektedir. Bu raporlar, kapsayıcı eğitimin “özel eğitim” durumu olmadığını, tüm eğitim boyunca bir dönüşüm süreci olduğunu vurguluyor.

Haberin Devamı

Türkiye’de yapılan araştırmalar, öğretmenlerin kaynaştırma ve bütünleştirme uygulamalarını genellikle olumlu bulduklarını, ancak sınıf mevcudu, destek personel eksikliği, materyal yetersizliği, kapsayıcı eğitime ilişkin bilgi ve beceri yoksunluğu ya da yetkinlik sorunu ve zaman baskısı gibi nedenlerle kendilerini çoğu zaman yalnız hissettiklerini ve kapsayıcı eğitime karşı olumsuz tutum ya da düşünce içine girebileceklerini gösteriyor. Dolayısıyla kapsayıcı eğitim:

• Sadece “iyi kalpli öğretmenler”in omuzlarına bırakılamayacak kadar
• Sadece “özel eğitim öğretmenlerinin” sorumluluğu olarak görülemeyecek kadar
• Sadece “özel gün” söylemlerine sığdırılamayacak kadar kapsamlı bir sistem meselesi.

Haberin Devamı

Öğretmen yetiştirme fakültelerinden Milli Eğitim Bakanlığı’nın hizmet içi eğitimine, okulların fiziksel koşullarından değerlendirme ve değerlendirme sistemlerine kadar tüm sistemin, “kapsayıcı perspektifi” dikkate alarak yeniden yapılandırılmasını gerektirir.

KAPSAYICI EĞİTİM KAPSAYICI BAKIŞ AÇILI ÖĞRETMENLE BAŞLAR
24 Kasım’da çiçek verdiğimiz, sosyal medyada fotoğrafını paylaştığımız öğretmenler, sınıfta çok farklı roller üstleniyor: Öğretmenler; müfredatı kapsayıp öğrencileri sınavlara hazırlamaya çalışırken, aynı zamanda özel gereksinimi olan öğrencilerin bireysel ihtiyaçlarını karşılamaya, sınıfta uyum zorluğu yaşayan öğrencileri entegre etmeye, dil farklılıkları olanlar için yollar bulmaya çalışmaktadırlar. Araştırmalar, öğretmenlerin önemli bir kısmının kapsayıcı eğitim konusunda daha fazla uygulamalı eğitim, destek ekip (özel eğitim öğretmeni, psikolojik danışman, dil ve konuşma terapisti vb.) ve aileyle iş birliği mekanizmalarına ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla kapsayıcı eğitimin merkezinde şu çok önemli soru yer alıyor: “Öğretmenlerden ne istiyoruz ve bunun için onlara ne/neler veriyoruz?” Eğer öğretmene yalnızca talimat verip, gerekli destekleri sunmuyorsak; onu “her şeyi tek başına başarması gereken kahraman” rolüne zorlamış oluyoruz. Oysa kapsayıcı eğitim, “öğretmenin etrafında örülen destekleyici bir ekosistem” gerektiriyor.

Haberin Devamı

KAPSAYICILIK SADECE BİR SERTİFİKADAN İBARET Mİ?
Eğitim fakültesinin dekanı ve özel eğitim (erken müdahale/erken çocuklukta özel eğitim) uzmanı olarak biliyorum ki, kapsayıcılık, mezuniyet sonrasında “eklenen” bir sertifika programı değil. Öğretmenliğin en başından itibaren içine işlenmesi gereken bir bakış açısıdır. Bu nedenle öğretmen yetiştiren programlarda:

• Kapsayıcı eğitim, sadece bir dersin konusu değil, bütün programın ruhu olmalı.
• Öğretmen adayları, üniversite yıllarında farklı gelişen çocuklara, dezavantajlı gruplara, göçmen ve mülteci ailelere, farklı dillerde ve kültürlerde büyüyen çocuklara ve ailelerine yönelik bilgi ve beceri ile donatılmalı.
• Çok disiplinli ekip mantığıyla birlikte çalışmayı daha öğrenci sıralarındayken deneyimlemeli.

UNESCO’nun verileri, dünya genelinde ülkelerin önemli bir bölümünde öğretmen yetiştirme programlarının kapsayıcılık açısından hâlâ yetersiz kaldığını gösteriyor. Bu açıdan bakıldığında, Türkiye’de son yıllarda artan özel eğitim ve erken çocuklukta özel eğitim programları, engelli hakları eğitimi ve kapsayıcı eğitim içerikleri, gelecek için umut verici bir zemin oluşturuyor; ama henüz yolun başındayız.

MESELE ENGELLİLİK DEĞİL
Kapsayıcı eğitim, çoğu zaman yalnızca “özel gereksinimli çocukları” akla getiriyor. Oysa hemen hemen her sınıfta dezavantajlı gruplar olarak adlandırabileceğimiz ailesiyle göç yaşamış ve Türkçeyi ikinci dili olarak konuşan, uzun süredir okula devam edememiş, yoksullukla mücadele eden, şiddet veya travmaya maaruz kalan ve dolayısı ile gelişimleri olumsuz etkilenen çok çocuklar bulunmakta. İşte kapsayıcı eğitim, bu çocukların hiçbirinin görünmez kalmamasını sağlama çabasıdır. Sadece engellilik alanının değil, eğitimde fırsat eşitliği ve insan hakları anlayışının tam kalbinde yer alır. Bu yüzden, kapsayıcı eğitimi konuşurken aslında şunu da tartışmış oluyoruz: “Nasıl bir toplum olmak istiyoruz?” : Sadece sınavlarda başarıyı önemseyen, rekabeti merkeze alan bir toplum mu; yoksa her çocuğun varlığını, farklılığını ve katkısını değerli gören bir toplum mu?

24 KASIM İÇİN ÜÇ ÇAĞRI
Bu 24 Kasım’da, bir eğitim fakültesi dekanı ve özel gereksinimli bireylerle çalışan bir akademisyen olarak üç çağrıda bulunmak istiyorum...

1. Öğretmenlere: Kapsayıcı eğitim, tek başınıza omuzlayacağınız bir yük değil; ama sınıfınızdaki her çocuk için atacağınız küçük bir adım bile çok büyük bir fark yaratıyor. Kendi mesleki gelişiminize yatırım yapmaya, özel gereksinimli ve dezavantajlı çocukların ve ailelerinin sesini duymaya ve öğrencileri sınıfın merkezine davet etmeye çalışın.

2. Politika yapıcılara ve yöneticilere: Kapsayıcı eğitim, strateji belgelerinde ve yasaların satırlarında güçlü; şimdi bu gücü sınıf kapısına, okul bahçesine, ölçme değerlendirme sistemine, bütçe kalemlerine ve öğretmen yetiştirme politikalarına taşımak zamanı. Destek personel, sınıf mevcudu, materyal, veri toplama ve izleme mekanizmaları konusunda öğretmenleri yalnız bırakmayın.

3. Topluma ve ailelere: Kapsayıcılık, yalnızca eğitimcilerin işi değil. Medyada kullandığımız dil, sokakta karşılaştığımız çocuklara bakışımız, sınıf arkadaşını dışlayan ya da kapsayan ebeveyn tavrımız, hep birlikte “nasıl bir toplum” olduğumuzu belirliyor. Çocuğunuzun sınıfındaki özel gereksinimli bir arkadaşına gösterdiğiniz anlayış, geleceğin Türkiye’sini şekillendiriyor.

24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutlarken, bir kez de şu soruyu soralım: “Hiçbir çocuk dışarıda kalmasın diye, ben bugün ne yaptım?”
• Belki o gün, derste kullandığınız bir materyali uyarladınız;
• Belki aileyle daha yakın iş birliği kurdunuz;
• Belki bir öğrencinizin sessizce kenarda kalmasını fark edip yanına oturdunuz;
• Belki öğretmen adayıyken, henüz mezun olmadan “Ben kapsayıcı bir öğretmen olacağım” diye kendinize söz verdiniz.
İşte o zaman, öğretmenlik sadece bir meslek değil, her çocuk için daha adil ve kapsayıcı bir toplum kurma yolculuğu oluyor.

Tüm meslektaşlarımın 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü, hiçbir çocuğun sınıf kapısında kalmadığı kapsayıcı bir eğitim umuduyla kutluyorum.

PROF. DR. İBRAHİM DİKEN KİMDİR?
Prof. Dr. İbrahim Diken, lisansını 1994 yılında Sınıf Öğretmenliği, Yüksek Lisansını 1998 yılında Özel Eğitim alanında Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde tamamladı. 1994- 1998 yılları arasında normal ve Özel Eğitim sınıf öğretmenliği yaptı. 1999 yılında 1416 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile Arizona Eyalet Üniversitesi (Arizona State University-ASU)’nde Özel Eğitim (Erken Çocuklukta Müdahale/Erken Çocuklukta Özel Eğitim) alanında doktoraya başladı ve 2004 yılında mezun oldu. Doktora sırasında Arizona Eyalet Üniversitesi’nde Erken Çocuklukta Müdahale Merkezi (Infant Child Research Programs; icrp.asu.edu)’nde 4 yıl süre ile 18-36 ay yaş döneminde gelişim geriliği/yetersizliği (Down Sendromu, Otizm Spektrum Bozukluğu, Gecikmiş Dil ve Konuşma, Zihinsel Yetersizlik) olan çocuklar ve aileleri ile çalıştı ve erken çocuklukta müdahale alanında (örn., ilişki temelli uygulamalar ve doğal dil öğretimi) projelerinde araştırma görevlisi olarak çalıştı. Dr. Diken 2004’te Türkiye’ye döndü ve Anadolu Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Özel Eğitim Bölümünde 2004 yılında Yardımcı Doçent, 2008 yılında Doçent ve 2013 yılında Özel Eğitim alanında Profesör unvanını aldı. 2014-2025 yılları arasında Anadolu Üniversitesi Engelliler Araştırma Enstitüsü’nün müdürlüğünü yürütmüştür. Dr. Diken’in erken çocuklukta müdahale alanında uluslararası ve ulusal projelerde yürütücülüğü ve araştırmacı olarak görevi, uluslararası ve ulusal düzeyde kitap, makale ve bildirileri bulunmaktadır. Kendisi halen Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmakta lisans, yüksek lisans ve doktora dersleri vermekte ve 2025 Eylül ayından itibaren Eğitim Fakültesi Dekanlığını vekaleten yürütmektedir.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!