GeriEğitim 21’inci yüzyılda okuma yazma ve yeni okuryazarlıklar
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

21’inci yüzyılda okuma yazma ve yeni okuryazarlıklar

21’inci yüzyılda okuma yazma ve yeni okuryazarlıklar

İlk çeyreğini birkaç yıl sonra dolduracağımız 21’inci yüzyıl, kalan yıllarının nasıl olacağıyla ilgili önemli fikir ve mesajlar veriyor. Bu fikir ve mesajları almış veya alan birey ve toplumlar yüzyılımızın kalan yıllarına damgasını vuracakmış gibi duruyor. İçinden geçtiğimiz küresel salgın süreci ise bu mesaj ve fikirleri almayan, alamayan ya da almamakta direnen birey ve toplumlara adeta bunu dayatıyor.

Bu yüzden çağımızı ‘iyi okumalıyız’. Kuşkusuz okuma-yazma becerisi her zaman ve devirde önemli oldu ancak hiçbir zaman 21’inci yüzyıldaki kadar önemli olmadı. Bu yüzyılda her kavramın, kuralın, kuramın, olayın, olgunun kısacası her şeyin yeniden tanımlandığı gibi okuryazarlığın da yeniden tanımlanmasına ihtiyaç var.

OKUMA YAZMA VE OKURYAZARLIK
İlkokul yılları çocuğun birçok alandaki gelişimi bakımından kritik öneme sahiptir ve bu yılları çocuk mutlaka okulda öğretmeniyle geçirmeli. Henüz bir bilimsel araştırmaya dönüşmemiş olmakla birlikte küresel salgın sürecinden geçtiğimiz şu günlerde ülkemizde birinci sınıfta okuyan çocuklarımızın okuma yazma becerileriyle ilgili olarak; birinci sınıf öğrencileri, aileleri, öğretmenleri ve okul yöneticileriyle yapılan görüşme ve gözlem sonuçlarına göre ciddi bir sorun olmadığı anlaşılıyor. Özellikle daha önce birkaç kez birinci sınıf okutmuş öğretmenlerin “yüz yüze eğitimde okuma yazmaya geçemeyen öğrenci oranıyla uzaktan eğitimde geçemeyenlerin oranı birbirine yakın” şeklindeki görüşleri anlamlıdır. Ancak buradan okula gitmeden de okuma yazma öğrenilebilir sonucu asla çıkarılmamalıdır. Okuma yazma bireyin yaşam boyu kullandığı, farklı birçok alana transfer ettiği temel bir beceridir ve salt okuma yazmadan ibaret değildir.

OKURYAZARLIK OKUMA YAZMANIN ÖTESİNDE BİR KAVRAM
En genel anlamıyla okuma yazma, satıra harflerin kullanılması suretiyle şifreler oluşturma ve satırdaki bu şifrelerin çözülmesi işlemidir. Çocuklara ilkokulun ilk yılında okuma yazma öğretimi bu şifreleme sisteminin öğretiminden başka bir şey değildir. Okuryazarlık ise okuma yazmanın ötesinde bir kavramdır. Okuma yazma “satırları” oluşturma ve “satırları” anlamaya çalışma iken okuryazarlık “satır aralarını” oluşturma ve “satır aralarını” anlamaktır. Bu iki kavramın daha iyi anlaşılması için UNESCO’nun yaptığı okuryazarlık tür/düzeylerine şu açılardan bakmakta yarar var:

Temel Okuryazarlık: Kelimeleri seslendirme ve cümleleri anlama. İlkokul birinci sınıfta okuma yazma öğretim süreciyle başlar tüm harflerin öğretimi bittikten sonra birinci sınıfın sonuna kadar tamamlanması beklenir.

İşlevli (Fonksiyonel) Okuryazarlık: Okuma, yazma ve aritmetik işlemlerle ilgili bilgi ve becerilerini, bireysel, sosyal ve kültürel alanda kullanma. İlkokul ikinci sınıfta başlar, temel eğitimin ikinci kademesinde önemli oranda şekillenir ve sonraki eğitim kademelerinde gelişimini sürdürerek olgunlaşması beklenir.

Çok İşlevli (Multi Fonksiyonel) Okuryazarlık: Bireyin kapasitesini sonuna kadar kullanma ve okuma yazma becerilerini kullanarak içinde yaşadığı toplumun ilerlemesi için çaba gösterme. Giriş becerileri temel eğitim kademelerinde verilmiş olmakla birlikte ortaöğretimde başlar, yükseköğretimde ve yaşam boyu gelişimini sürdürür. UNESCO bu düzey ve bunların eğitim kademelerine göre gelişimini bu şekilde belirtmiş olsa da okuryazarlığın gelişimi -sınıf ve dönemlerden bağımsız olarak- becerinin öğretimine verilen öneme, becerinin kullanım sıklığına ve kişiden kişiye değişebilir.

METİN KAVRAMINDAKİ DEĞİŞİM VE YENİ OKURYAZARLIKLAR
Geleneksel olarak metin; yazı, yazı parçası veya bir yazıyı oluşturan her bir bölüm olarak tanımlansa da 21. yüzyılda metin kavramı değişti. Ressamın çizdiği bir tablo, müzik notaları, rakamlar, doğada gördüklerimiz, başımızdan geçen bir olay, televizyonda izlediğimiz bir çizgi film, film, belgesel, reklam veya haber, internet ve teknolojik aletler, her bir insan veya insanlar, diğer canlılar… Kısacası etrafımızda gördüğümüz her şey bir metindir. Metin kavramındaki bu değişim okuryazarlık kavramına yüklenen anlamda da değişime yok açtı. Öyle ki günümüzde artık sanat okuryazarlığı, müzik okuryazarlığı, matematik okuryazarlığı, doğa okuryazarlığı, medya okuryazarlığı, ağ okuryazarlığı, teknoloji okuryazarlığı, ekonomi okuryazarlığı, hukuk okuryazarlığı, hastane okuryazarlığı gibi kavramlarını sıkça duyar olduk. Bu okuryazarlık çeşitleri bilginin artık bizlere sadece geleneksel metin formatında değil çok farklı formatlarda geldiğini göstermesi bakımından önemli. Ancak öğrencilere bu okuryazarlıkların ve bu yüzyılda daha sonraları ortaya çıkacak olan diğer okuryazarlıkların “nasıl öğreneceği” öğretmek gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında diğer tüm okuryazarlıkların kapısını açan bir anahtar beceri olan “bilgi okuryazarlığı” becerisi eğitiminin verilmesi hayati derecede önem taşıyor.

NİÇİN BİLGİ OKURYAZARLIĞI?
Hatırlanacağı üzere 1999, 2000 ve 2001 yıllarında 21. yüzyıla hangi ismin verileceği hususunda yoğun tartışmalar yaşanmış ancak “Bilgi Çağı” isminde neredeyse herkes hemfikir oldu. Çağımızda bilgi olağanüstü “miktarda” üretilmekte ve olağanüstü bir “hızla” yayılıyor. Bilgi miktarı ve hızı ile ilgili olarak fikir vermesi bakımından şu araştırma sonuçları oldukça manidar: Son beş yılda basılı dokümanlardaki artış yazının bulunmasından bu yana kadar üretilen dokümanlardan daha fazla ve son üç yıl içindeki elektronik içerik ondan önceki yıllarda üretilenlerin tamamı kadar. Bilgi miktar ve hızındaki bu artış modayı hızla demode ederken, güncel ve “yeniyi” hızla eskitiyor. Evet, “bilgi güçtür”. Buradan hareketle bilgi okuryazarlığı ise “süper güçtür”. Gelecek bilimci Alvin Toffler “geleceğin cahilleri okuma yazma bilmeyenler değil, bilgiye nasıl erişileceğini bilmeyenler olacak” derken esasen bilgi okuryazarlığının önemini vurguluyor.

Bilginin tamamını okullarda öğretmek hem teknik olarak hem de zaman olarak imkânsız. Buradan hareketle -bilgi okuryazarlığını da içerecek şekilde- eğitim programlarımız hızla güncellenmeli ve “niçin öğreteceğiz, ne öğreteceğiz, nasıl öğreteceğiz ve ne kadar öğreteceğiz” soruları gelecek perspektifiyle yeniden cevaplanmalı.

PROF. DR. İBRAHİM COŞKUN KİMDİR?
Trakya Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Sınıf Öğretmenliği programından 1996 yılında mezun oldu. Yüksek lisans eğitimini 2006 yılında Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü’nde, doktora eğitimini ise 2010 yılında Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü’nde tamamladı. Trakya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü Sınıf Eğitimi Anabilim Dalı’nda 2011 yılında ‘Yardımcı Doçent’, 2015 yılında ‘Doçent’ ve 2021 yılında da ‘Profesör’ unvanını aldı. Çalışma ve uzmanlık alanları arasında öğretmen yetiştirme ve eğitim bilimleri, okuma-yazma öğretimi, Türkçe öğretimi, okuma ve yazma güçlükleri, birleştirilmiş sınıflarda öğretim ve araştırma teknikleri yer almaktadır. Yazarın yukarıdaki uzmanlık alanlarıyla ilgili yurtiçinde ve yurtdışında yayınlanmış 28 makale, 16 kitap ve kitap bölümü, 42 kongre ve sempozyum bildirisi ile farklı birçok akademik alanda faaliyetleri bulunuyor. Ayrıca Avrupa Birliği, TÜBİTAK ve bölgesel kalkınma ajansları tarafından fonlanan çeşitli projelerde görevler üstlendi. Prof. Dr. İbrahim Coşkun halen Trakya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü Sınıf Eğitimi Anabilim Dalı başkanlığını yürütüyor.

False