2026’da eğitim yapay zekâ ile insani anlam arasında

Güncelleme Tarihi:

2026’da eğitim yapay zekâ ile insani anlam arasında
Oluşturulma Tarihi: Aralık 29, 2025 10:24

2026’ya geldiğimizde, üretken yapay zekâ devriminin eğitimi çoktan yeniden şekillendirmeye başladığı açıkça görülüyor. Bu artık varsayımsal bir gelecek değil. Dünyanın dört bir yanında okullar ve üniversiteler, yapay zekânın öğretim, öğrenme ve eğitim organizasyonuna nasıl entegre edilebileceğini anlamak için ciddi çalışmalar yürütüyor.

Haberin Devamı

 

Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

En erken ve en az tartışmalı açıdan bakıldığında yapay zekâ, öğretmenleri ve okul yönetimlerini desteklemek için kullanılıyor: ders planlaması, ölçme-değerlendirme geri bildirimleri, müfredat tasarımı ve eğitimcileri sıklıkla bunaltan ağır idari iş yükü gibi alanlarda yardımcı oluyor. Bu rollerde teknoloji büyük ölçüde olumlu bir etki yarattı; öğretmenlerin, asıl önemli olana, yani öğrencilerle çalışmaya daha fazla zaman ayırmasını sağladı.

HER ÇOCUĞA KİŞİSEL YZ ÖĞRETMENİ
Daha radikal denemeleri de ortaya çıkıyor. Bazı ülkeler, her çocuğa kişisel bir yapay zekâ öğretmeni erişimi sağlama fikrini araştırıyor. Örneğin El Salvador’da, öğretmen kapasitesinin sınırlı olduğu alanlarda yapay zekâ destekli birebir öğrenmenin nasıl tamamlayıcı olabileceğini inceleyen ulusal girişimler başlatıldı. Başka yerlerde ise yeni okul modellerinin erken denemelerini görüyoruz: sabahları yapay zekâ destekli, yapılandırılmış ve bireyselleştirilmiş öğrenme; öğleden sonraları ise grup çalışmaları, yaratıcı projeler, problem çözme ve meydan okuma temelli öğrenmeye ayrılan zamanlar. Bu modeller çok temel bir gerçeği kabul ediyor: bilgiye giderek daha bireysel yollarla erişilebilse de, anlam ve derin kavrayış çoğu zaman birlikte üretiliyor.

Haberin Devamı

DİKKAT GEREKTİREN BİR SÜREÇ
Görünen o ki eğitim sistemleri, zamanla bu yeni teknolojik gerçekliğe uyum sağlayacak. Ancak bu geçiş ne otomatik olacak ne de acısız. Sürecin dikkatle yönetilmesi gerekiyor. En büyük sorunlardan biri, üretken yapay zekâ altyapısının büyük ölçüde Amerika Birleşik Devletleri merkezli az sayıda büyük teknoloji şirketinin kontrolünde olması. Veri, yönetişim, kültürel değerler ve eğitsel egemenlik gibi meseleler ise görmezden gelinemez.

EĞİTİM ANLAMINI YİTİRİYOR
Teknolojik dönüşümün yanında daha derin bir kriz de mevcut: Birçok genç için eğitimin anlamını yitiriyor. Öğrenciler giderek sadece “nasıl başarılı olurum?” sorusunu değil, “neden öğreniyorum?” sorusunu da soruyor. Bu kaygı küresel politikaları da etkilemeye başladı. Uzun süre eğitimi ekonomik verimlilik için beceri üretimi üzerinden ele alan OECD, son dönemde odağını insanın bütüncül gelişimine doğru kaydırıyor. Geliştirdiği yeni çerçeve; dünyayı anlama, dünyayı takdir etme ve onun içinde sorumlu biçimde eyleme geçme gibi yetkinlikleri öne çıkarıyor.
Bu da çok temel bir soruyu gündeme getiriyor: Sadece verimli değil, aynı zamanda anlamlı bir eğitimi nasıl tasarlarız?

Haberin Devamı

Bu soru, Türkiye gibi eğitim, kimlik ve değerler tartışmalarının -İslami eğitim gelenekleri dâhil- uzun süredir bilgi, etik ve amacı nasıl ilişkilendireceğini sorguladığı bağlamlarda özel bir karşılık buluyor. Bu açıdan bakıldığında yapay zekâ gerçek bir ikilem sunuyor.

YAPAY ZEKÂNIN NASIL KULLANILDIĞI ÖNEMLİ
Yanlış kullanıldığında yapay zekâ mevcut sorunları derinleştirebilir. Pedagojik bir yeniden düşünme olmaksızın mevcut sistemlere eklemlenirse, öğrencilerin becerilerini zayıflatabilir, bağımlılığı teşvik edebilir, öğrenmeyi içini boşaltılmış bir sürece dönüştürebilir ve hatta iş kayıplarını hızlandırabilir. Eğitimi, anlamdan yoksun teknik bir faaliyete indirgeme riski taşır.

Haberin Devamı

Ancak doğru kullanıldığında yapay zekâ bambaşka bir geleceği destekleyebilir. Doğru bir eğitim vizyonuyla, öğrenenleri sadece problem çözen değil, problem kuran bireyler hâline getirebilir; işbirliği yapmalarını, gerçek dünya sorunlarını keşfetmelerini ve kendi geleceklerini şekillendiren aktif öznelere dönüşmelerini sağlayabilir. Yapay zekâ; sorgulamayı, yaratıcılığı ve kolektif zekâyı destekleyebilir - fakat yalnızca eğitim bu hedeflerin çevresinde yeniden tasarlanırsa.

TEKNOLOJİK BİR MESELE DEĞİL
Bu yüzden 2026’da eğitimin geleceği öncelikle teknolojik bir mesele değildir. Ahlaki, kültürel ve pedagojik bir meseledir. Araçların kendisi ne iyi ne de kötüdür. Asıl önemli olan onları nasıl entegre ettiğimiz, kullanımını hangi değerlerin yönlendirdiği ve eğitimi salt verimlilik alanı olarak mı bırakacağımız, yoksa anlam, sorumluluk ve insani gelişim için yeniden mi düşüneceğimizdir.

Haberin Devamı

Bugün sorumluluk eğitimcilerin ve politika yapıcıların omuzlarındadır. Eğitimin yeni teknolojiler tarafından ezilmesine değil, onlarla güçlenmesine; gençleri yalnızca değişen bir dünyada hayatta kalmaya değil, onu anlamaya, ona özen göstermeye ve daha iyi bir gelecek inşa etmeye hazırlayan daha geniş bir vizyonun parçası olmasına ihtiyaç var.

PROF. RUPERT WEGERIF KİMDİR?
Rupert Wegerif, Cambridge Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde profesör ve kurumun bünyesinde bulunan Dijital Eğitim Gelecekleri Girişimi’nin kurucusu ve akademik direktörü. Open University’de eğitim teknolojileri alanında yaptığı doktora çalışmasından bu yana geçen otuz yıl içinde, dijital çağ için yeni bir eğitim teorisi ve pratiği geliştirmeye odaklandı. Yazdığı son kitabı “Eğitim Teknolojisi Teorisi: Tasarım için Diyalojik Bir Çerçeve” (The Theory of Educational Technology: A Dialogic Framework for Design, Routledge, 2024), yapay zeka destekli internet çağında eğitimi yeniden düşünmenin yollarını öneriyor. En yeni kitabı “Eğitim Teorisini Yeniden Düşünmek: Eğitimi Genişleyen Diyalog Olarak Görmek” (Rethinking Educational Theory: Education as Expanding Dialogue, Edward Elgar, 2025) ise eğitimin özüne dair net bir vizyon sunarak politika ve uygulamaya rehberlik edebilmeyi amaçlıyor.

BAKMADAN GEÇME!