10 Kasım’da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamak

Güncelleme Tarihi:

10 Kasım’da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamak
Oluşturulma Tarihi: Kasım 10, 2025 11:51

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün temel dünya görüşünü ve eylemlerini anlamak ve yeni bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurma sürecinden vefatına kadar geçen zaman dilimini kavrayabilmek için öncelikle onun yetiştiği ortam ve yüzyılı değerlendirmek çok daha anlamlıdır. Zira çağın nabzı, liderlerin eylemlerinde atar.

Haberin Devamı

Dolayısıyla Mustafa Kemal Paşa’yı kendi yüzyılından bağımsız düşünmek mümkün değildir. Bu noktada Atatürk’ü anlamak için önemli başlangıçlardan birisi, İmparatorluğun son yüzyılında birçok yeni gelişmeleri ve çatışmaları içinde barındıran Selanik şehrinin karakteristiğini analiz etmektir. Bununla birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nun son yüzyılında içine düştüğü askeri ve siyasi çalkantılar sonucunda devletin, Avrupa karşısındaki “inhitatı” dikkate değer veriler sunar. Mustafa Kemal Paşa’nın da içinde bulunduğu İmparatorluğun son kuşağı, Eyal Ginio’nun tanımlamasıyla “yenilgi kültürü” içinde büyümüşlerdir. Bu yenilgi kültürü onların düşünsel dünyasını şekillendiren en önemli gerçeklikler arasındadır. Yenilgi kültürü ve askeri eğitimi Mustafa Kemal Paşa’nın içinde bulunduğu psikopolitik yönelimi etkilemiştir. Atatürk’ü anlamanın diğer yolu ise İmparatorluğun son yüzyılında belirginleşen Türkçülük ve Garpçılık ideolojisinin onda yarattığı karşılıktır. Bununla birlikte çağının perspektiflerinden birisi olan akıl ve bilim çerçevesinde bir toplumsal tahayyüle sahip olması da gözden kaçırılmamalıdır.

Haberin Devamı

İmparatorluğun son yüzyılında Selanik şehrinin demografisi çoğunluğu Yahudi olmak üzere Müslüman ve Rum Ortodokslardan oluşmakta idi. Bununla birlikte şehrin önemli sanayi, ticaret ve finans merkezi olması nedeniyle Levantenler ve yabancı ülkelerden gelen ecnebiler de şehrin sakinleri arasındaydı. Bu bağlamda şehir, limanıyla ve ortak yaşam alanlarıyla çeşitli etnik ve dinsel yapıların bir arada yaşadığı çok kültürlü bir karaktere sahipti. Tanzimat devrinin getirdiği “yeni devlet ve yeni toplum” tahayyülünün en önemli uygulama alanlarından birisi olan Selanik, anılan karakteriyle Batılılaşma ve sekülerleşmenin merkezlerinden birisi idi. Şehrin sakinlerinin teneffüs ettiği bu hava aynı zamanda çatışmayı da derinleştirmişti. Selanik şehrinin seçkin ve varlıklı Müslümanları, Batı kültürünü benimsemiş ve içselleştirmişken daha alt gelir katmanındaki Müslümanlar ise yaşam tarzı ve yeni gelenekleri reddeden eğilimler içine girmişti. Dolayısıyla Atatürk’ün dünya görüşü ve psikopolitik yaklaşımlarında Selanik şehrinin özellikleri etkili olmuştur. Nitekim Mustafa Kemal, şehirli ve kısmen eğitimli ve orta sınıf bir aileden olmakla birlikte eğitim alması gereken okul konusunda küçük yaşta anne ve babası arasındaki fikirsel çatışma ile karşı karşıya kalmıştı. Bir anlamda Tanzimat yenilikleri sonrasında oluşan “eski” ve “yeni” tartışmasını erken yaşlarda tecrübe etmişti. Bu kendisinde ikili sistemle devamın mümkün olmadığını ve eskiyi kaldırmadan yeninin inşa edilemeyeceği fikrini geliştirmişti. Bu fikir Cumhuriyet döneminde bir dizi inkılabın yapılmasına zemin hazırladı.

Haberin Devamı

“Bizim intikamımız zalimlerin zulmüne karşıdır. Onlarda hiss-i zulüm baki kaldıkça bizde de hiss-i intikam devam edecekti”. Mustafa Kemal Atatürk.

Atatürk’ü anlamanın en önemli başlangıç noktalarından birisi de Osmanlı İmparatorluğu’nun son yüzyılında doğmuş olmasıdır. Batı karşısında 1683 Viyana bozgunuyla başlayan ve gittikçe derinleşen bir “inhitat” ile karşı karşıya kalan İmparatorluk, pratik bir çözüm olarak Batılı modern müesseseler kurma çabasına girdi. Tanzimatla sistemleşen yeni bir devlet ve yeni bir toplum tahayyülü ile Batı karşısında geri kalma sorununun üstesinden gelinmeye çalışıldı. Ancak Tanzimat devrinde eski düzenin kurumları da devam etti. İmparatorluğun son döneminin karakteristiği olan Batılılaşma düşüncesi bu dönemin neslinde de karşılık bulmuştu. Nitekim Mustafa Kemal, askeri eğitimi sırasında Batılı fikirleri analiz etmiş, İmparatorluğun bekasını kurtarma idealiyle donatılmıştı. Bu ideale rağmen özellikle Balkan Savaşları, Osmanlı devlet ve toplumunun bütün kusurlarını ortaya çıkarmıştı. Balkan vilayetlerinin kaybedilmesi Osmanlı toplumunun reform ve yeniden şekillendirilmesinde bir aciliyeti ortaya koymuştu. Bu yenilgi Mustafa Kemal’in neslinde bir “melankoli” ve “felaket travması” yaratmıştı. Osmanlı’nın hala büyük bir askeri güç olduğu imajı yerle bir olmuştu. Osmanlı aydınları ve devlet adamları, kusurları nedeniyle savaşta toptan yenilmiş bir toplumun “yenilgi kültürünü” tatmış mensupları olarak bu yenilgiden büyük dersler çıkaracaklardı. Dolayısıyla Mustafa Kemal Atatürk, Balkan ve Birinci Dünya Savaşları ile yıkılan İmparatorluğun “yaratıcı bir yıkıma” gitmesi için aksiyon alacaktı. Birinci Dünya Savaşı sonrasında 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ile Anadolu, Müttefik Devletler ile Yunan işgaline uğradı. Dolayısıyla bu topraklarda yeni bir hikâye yazmak zorunluluğu ortaya çıktı. Avrupa, Sevres Antlaşmasını Osmanlı Hükümetine imzalatarak “Şark Meselesini” halletmek istiyordu. Mustafa Kemal Paşa’ya göre Türk toplumu, milliyetçilik ekseninde kendi beceri ve kaynaklarına yaslanan bağımsız bir güç olmalıydı. Üstelik son yüzyıldan itibaren Osmanlı sistemindeki ayrılıkçı faaliyetleri sürekli destekleyen ve İmparatorluğa müdahale eden “ikiyüzlü Batı’ya” rağmen Batılı kalarak kendi araçlarıyla, altyapısı ve yeteneklerini kullanarak modernleşecekti. Toplumun sıfırdan inşa edilmesi, “zaferin” ve “intikamın” alınması anlamına geliyordu. Yenilgiyi tersine çevirmenin en önemli yolu vatanperver bir nesil oluşturmak, yeni bir millet inşa etmekti. Dolayısıyla Mustafa Kemal Atatürk yeni Türkiye’yi oluştururken yeni bir Osmanlı kimliği yerine Türk milli kimliğinin oluşumuna odaklandı. Bu bağlamda Gazi, İzmir’de eski bir gümrük binasında 31 Ocak 1923’te yaptığı bir toplantıda şunları ifade ediyordu:

Haberin Devamı

“Biliyorsunuz ki, garp âlemi, Osmanlı Devleti’ni yıkmak için ortaya Şark Meselesi namı ile bir mesele çıkarmıştı. Garp öyle zannediyordu ki, Osmanlı Devleti’ni yıkmakla onu vücuda getiren unsur-ı asliyi de yıkacaktı. Gerçi muvaffak oldu. Fakat ikincisinde olamadı ve olamayacaktır. Garp âlemi hâlâ bir hakikati görmek ve itiraf etmek istemiyor ki, o da eski Osmanlı Devleti’nin mahv ve münkariz olduğu ve yeni Türkiye devletinin saha-ara-yı zuhur olduğudur. Türk milleti kendi ismine izafetle bir devlet vücuda getirmiş, azim ve kudreti ile yeniden meydana çıkmıştır. Bu evsafını şimdiye kadar zulüm ve gadr edenlerden intikam almak ile ispat etmiştir. İntikamdan bahsettiğim zaman bunun Osmanlı Devleti’nin evaili zuhurunda olduğu gibi birtakım milletlerin üzerine hücum etmek olduğu anlaşılmasın. Bizim intikamımız zalimlerin zulmüne karşıdır. Onlarda hiss-i zulüm baki kaldıkça bizde de hiss-i intikam devam edecekti”.

Haberin Devamı

Yeni bir millet ve yeni bir toplum inşasında Türkçülük vurgusuyla beraber dinî anlayış yerine akılcılık ve bilimsellik perspektifini ön plana alan ve medeni bir toplum yaratma arzusunda olan Mustafa Kemal Atatürk, sınırları belli bir doktrine saplanıp kalmadı. Bunun yerine değişik fikirleri sentezleyen ve çeşitli tecrübeleri de içinde barındıran bir dünya görüşünü takip etmeyi tercih etti. Bu bağlamda Türk İstiklal Harbinin başarıyla sonuçlandırılması, Cumhuriyetin ilanı ve hilafetin ilgasıyla eski düzenin modeli olan Osmanlı sistemini tasfiye etti. Mustafa Kemal Atatürk’ün başarısını sağlayan en önemli özellik değişim dönemlerinde büyük resmi görmesi, çağın nabzını tutması ve beklenen kabuk değişimini sağlama becerisi idi. Nitekim bu becerisi dünya basını tarafından da kabul edildi. Örneğin Büyük Taarruz ve Başkomutan Meydan Savaşı sonrasında İngiliz basınında çıkan ve onun biyografisini analiz eden yazılar buna örnek verilebilir. İngiltere’nin Devon şehrinde yayımlanan The Western Morning News gazetesinin 3 Ekim 1922 tarihli nüshasında John Clayton tarafından kaleme alınan “Kemal Paşa’nın Muhteşem Kariyeri” başlıklı yazıda Mustafa Kemal Paşa’nın “meteorik yükselme” yaptığına vurgu vardı. Mustafa Kemal Paşa’nın henüz 41 yaşında olmasına rağmen üst düzey birçok kişinin imrenebileceği bir askeri başarı elde ettiği, Jön Türk isyanı sırasında düşük rütbeli bir askerken liyakati sayesinde kısa sürede yükseldiği ifade ediliyordu. Scotland Angus’ta yayımlanan Dundee Courier adlı gazetenin 4 Ekim 1922 tarihli nüshasında yer alan ve “Kemal Paşa” başlığını taşıyan yazıda ise Mustafa Kemal’den Türklerin askeri lideri olarak bahsedilerek Türk liderin kariyerinin “sıkıntılı zamanlarda gösterdiği karakter ve liyakat gücüyle bugünkü konumuna ulaştığına” dikkat çekilmişti. Yazının devamında “sadece bu şekilde soylu olmayan yoksul bir doğum, böyle bir seviyeye yükselebilirdi” ifadeleri yer almakta idi. Keza İngiltere’nin Hampshire şehrinde yayımlanan Hampshire Telegraph adlı gazetenin 6 Ekim 1922 tarihli nüshasında “Kemal Paşa” başlığıyla yayımlanan haberde de Türk ordusu komutanı Mustafa Kemal Paşa’nın yoksul bir aileden geldiğine vurgu yapılarak azimle ve liyakatle bugünkü konumuna gelmiş bir asker olduğuna dikkat çekilmişti.

Haberin Devamı

Sonuç olarak Mustafa Kemal, İmparatorluğun çalkantılı döneminde yetişen, yaşadığı çağın ikliminden etkilenen, karakteri ve liyakati ile ön plana çıkan gerçek bir Türk milliyetçisidir. Onun vatanına ve milletine olan derin bağlılığı bugün Türk milletine ilham vermektedir. Atatürk’ün vizyonerliği kendisini Türk milletinin tartışmasız önderi olarak konumlamaktadır.

PROF. DR. FEYZA KURNAZ ŞAHİN KİMDİR?
Afyon Kocatepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü Cumhuriyet Tarihi Anabilim Dalında öğretim üyesidir. Kurnaz Şahin, son dönem Osmanlı ve Cumhuriyetin sosyal tarihine yönelik çalışmalar yapmaktadır. Özellikle savaşın toplumsal etkileri, savaşın dezavantajlıları, askerî sansür, basın ve propaganda ve sosyal sorunlar üzerine yazdığı uluslararası indekslerde taranan çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Osmanlı’dan Cumhuriyete geçiş sürecinde askeri, ekonomik, kültürel ve iletişim tarihi üzerine çalışmalara odaklanan Kurnaz Şahin’in son dönemlerde Birinci Dünya Savaşı’nda sansüre ilişkin çok sayıda çalışması yayımlanmıştır. Cumhuriyet dönemi iktisadi hayatında standardizasyon konularına da dikkat çeken yazarın, “Atatürk’ün Kültür Kurumlarından Halkevleri ve Afyon Halkevi”; “Osmanlıdan Cumhuriyet’e Harp Malûllerinin Sosyoekonomik ve Sağlık Durumları 1877-1939” ve “Çanakkale Savaşları ve Kara Afrika Basını Savaş Basın ve Propaganda” başlıklı müstakil kitapları bulunmaktadır. Ayrıca Kurnaz Şahin, Lozan Antlaşması, Büyük Taarruz ve Başkomutan Meydan Muharebesi, Türk-Yunan iktisadi ilişkileri ve kadın araştırmalarını konu alan birçok kitap bölümü de kaleme almıştır. Prof. Dr. Feyza Kurnaz Şahin, çok sayıda ulusal ve uluslararası sempozyuma katılmış olup halen Atatürk Araştırma Merkezi Haberleşme Üyesidir.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!