GeriMesude ERŞAN Efendiler, buna mutluluk çubuğu denir
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Efendiler, buna mutluluk çubuğu denir

Muhafazakar bir televizyon kanalında dört yıldır cinsel konularla ilgili program yapan üroloji uzmanı Prof. Dr. İhsan Karaman ‘Cinsel Sağlıktan Mutlu Aileye’ kitabıyla cesur bir çıkış yaptı. Ünlü İslam hukuku profesörü ve babası Hayrettin Karaman’ın önsözünü yazdığı kitapta muhafazakar camia için tabu olan birçok konuya cesaretle değiniliyor

Haydarpaşa Numune Hastanesi üroloji uzmanlarından Prof. Dr. Karaman, Ülke TV’de pazar akşamları 23.30’da dört yıldır kelimenin tam anlamıyla tabuları yıkıyor. Kah kadınların orgazm sorunlarını konuşuyor, kah yanında getirdiği penil protezlerinin (mutluluk çubuğu) nasıl çalıştığını anlatıyor. Kah fantazilerin evlilikleri canlı tuttuğundan söz ediyor. Birikimini sadece kliniği ve ekranlarda değil, kimi zor girilen farklı ortamlarda (cami yaşatma derneklerinin toplantıları gibi) sunumlar yaparak da paylaşıyor. Karaman tüm bu deneyimlerini daha kalıcı ve ulaşılabilir yapmak için ‘Cinsel Sağlıktan Mutlu Aile’ye kitabını kaleme aldı. Çok yakında yine cinsellik üzerine yeni kitaplar gelecek.

CAMİADA ELEŞTİREN VAR

Prof. Dr. Karaman için muhafazakar camiada “elini taşın altına koydu” desek yanılmış olmayız. Nitekim Karaman da “Başka işi mi kalmadı, koca profesör cinsel sağlık yazıyor” diye eleştirenler olduğunu gizlemiyor. Buna karşılık dinin aslında aile içinde sağlıklı cinsellik yaşanmasının önünde engel olmadığını anlatıyor:
“Aslında başka işlerim de var tabii ki. Ama cinsel sağlık sadece eşler arasındaki cinsel temasa odaklı bir kavram değil. Toplumumuzdaki bu yanlış algının aksine, daha bebeklik çağlarından ileri yaşlara kadar karşılaşılan birçok sağlık sorunu, kişilerin cinsel sağlık ve mutluluğunu derinden etkiler. Yatak ıslattığı için evlenmekten kaçınan gençleri, idrar kaçırdığı için eşiyle cinsel birliktelikten uzak duran, hatta ne yazık ki ters ilişkiyi tercih eden kadınları, prostat iltihabı belirtilerini kafasına takıp sertleşme bozukluğu yaşayan delikanlıları, zamanında tedavi edilmemiş yumurta hastalıkları yüzünden kısırlık çeken çiftleri, tabularla korkutulduğu için ilk gecelerde ve bazen ilk yıllarda cinsel ilişki kuramayan genç kızları, cinsel fantezileri günah zannedip monoton ve mutsuz bir aile hayatıyla bir ömür tüketen eşleri, başvuran hastalardan biliyoruz.”

İLAHİYATÇI BABA DESTEK VERİYOR

İlahiyat başkanlarının ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın hocası Prof. Dr. Hayreddin Karaman da, oğlunun kitabına desteğini önsözünü yazarak gösterdi. Baba Karaman da, cinselliğin tabu olarak görülmesini yanlış bulduğunu söylüyor: “Evliliğin cinsel alanıyla ilgili bilgilenme ihtiyacı, bazı kimseler tarafından istismar edilmiş ya da ahlaksızlık ve sapıklığın meşrulaştırılması veya ceplerin doldurulması için kullanılmış. Bu kötü gidişe zemin hazırlayan nedenlerden biri de toplumumuzun bu konuyu bir tabu, bir ayıp, bir sır telakki etmesi olmuş. Evet, bu konuların bazı başlıkları uluorta, dinleyenlerin yaşı ve başı göz önüne alınmadan konuşulmamalı ama bu gerekliliğin yanında bir başka gereklilik daha var ki; o da zamanında ve yerinde ihtiyaç duyulan sağlık ve yeterli bilginin verilmesi” diyor.

HEPİMİZ AYNI HAMURDANIZ

“Muhafazakar kesimin sorunları daha mı farklı?” sorusuna karşılık Prof. Dr. Karaman, “Aslında değil. Aynı kültürün, hamurun insanlarıyız” diyor. Her iki kesimde de aynı sorunlar görülüyor. Erkeklerde en sık, erken boşalma, sertleşme bozukluğu ve cinsel istek azlığı, kadınlardaysa orgazm olamama, cinsel isteksizlik ve vajinismus. Karaman, “Aslında din ve ahlak kuralları değil, yerel kültürler, ataerkil otorite cinselliğin konuşulmasının önünde engel” diyor.
Karaman, sağlıklı bir toplum için sadece ebeveynler değil çocuklara da doğru cinsel bilgilerler ve davranışlar kazandırılması gerektiğini söylüyor: “Uzay boşluk kabul etmez. Ebeveyn görevini yapmıyorsa birileri bu boşluğu dolduruyor. Çocuk kafasında bir cevap buluyor, bazen de bu yanlış oluyor. İkincisi, arkadaşlarından duydukları. Daha da önemlisi medyadan, internetten gördükleri, duyduklarıyla bu bilgilenme ihtiyaçlarını karşılıyor. Ebeveynler kendi görevlerini yapmalı. Cinsel eğitim ebeveynlerin yapması gereken bir görev. Bu görevi kimseye devredemez” diyor. Karaman’ın ailelere önerisi, çocuğun yaşına uygun doğru yanıtlar vermeleri...

KADIN DA AKTİF OLABİLİR

Karaman cinselliğin ilkbaharı, yazı ve sonbaharı olduğunu ancak kışı bulunmadığını anlatıyor. Hem kadın hem de erkeğin ileri yaşlarda da cinsel hayatlarının sürebileceğini de... “Eşlere bu konuda iş düşüyor. Karşılıklı anlayış ve cesaretlendirme, gerekirse tıbbi yardımla cinsellik ömür boyu sürebilir. Ayrıca cinsellik sadece birleşme değil; el ele, göz göze yürümek de ruhsal, duygusal haz verir” diyor:
“Toplumun erkeğe yüklendiği ve erkeğin de bunu zevkle kabullendiği aktif ve önde olma, yönetme, işi idare etme rolü ortaya çıkınca kadın doğal olarak baskılanıyor. Kadın kendisini geri alıp, eşinin belli davranışlar sergilemesini bekliyor. Kendisi edilgen duruma düşüyor. Cinsel ilişki iki kişinin beraber ortaya koyduğu bir aile bağı. Bu aile bağının güçlülüğü ailenin bütün olarak mutluluğuyla çok yakından ilişkili. Bunu tesis etmek için de eşlerin birbirine karşı kullanabildikleri bütün yolları kullanmaları gerek. Tamamen monoton bir hayat süren eşlerin, sadece odada belli değişiklikler yapması bile bir iletişim aracı olabilir. Işığı, mumu, renkleri kullanması gibi... Ama en doğrusu sözle açık bir şekilde ifade edebilmesi.”

FANTEZİ KORKULACAK BİR ŞEY DEĞİL

Kitabın ilginç bölümlerinden biri de ‘Cinsel Fanteziler’. Karaman, cinsel fantezinin insanda seksüel coşku ve heyecanı artıran, uygulandığı zaman da fiziksel hazzı artıran hayaller bütünü olduğunu söylüyor. Ve korkulmaması gerektiğini de: “Eşinizle yapacağınız cinselliği daha çekici ve renkli hale getirmek için fantezi kurmak, abartı ve sapma düzeyine varmadıkça sağlıklı ve yararlı. Özellikle kadın ve erkekte cinsel istek ve performansı bozan bazı aksamalar, sorunlar varsa, cinsel hayatı canlandırmak ve ailenin mutluluğunu artırmak için cinsel fantezi kurmak ve uygulamak bir tedavi biçimi olarak da kabul edilebilir.”

ÇOCUKLAR DA DÜŞÜNÜLMÜŞ

Prof. Dr. İhsan Karaman Yeryüzü Doktorları Türkiye’nin Başkanı olarak birçok az gelişmiş ülkede gönüllü doktorluk da yapıyor. Kitapsa; genel konular, erkekler için, kadınlar için ve çocuklar için şeklinde dört bölümden oluşuyor. Programına konuk olan 17 psikiyatri, üroloji, genel cerrahi, kadın hastalıkları ve doğum, genel cerrahi uzmanıyla yaptığı söyleşileri de kitaba eklemiş.

Cilt lekelerini açan kokteyl
TAMAMLAYICI TIP

Fitoterapi, aromaterapi, doğal kozmetik ve şifalı bitkiler üzerinde çalışan ve kitabı olan Seda Sakacı’dan cilt lekelerini gideren bir formül... 30 ml buğday yağı, birer tatlı kaşığı limon suyu, elma sirkesi ve elma suyunu karıştırın. Koyu renkli cam şişeye alın. Her gece leke olan bölgelere sürün. Hazırladığınız sıvıyı buzdolabında iki hafta saklayabilirsiniz ancak üç ay sürmek lazım.

Çocuk büyütmek kolay mı
ŞİFA KÜTÜPHANESİ

Doç. Dr. Yasemin Işık Taner ‘Ah Bir Büyüse’ kitabıyla çocuk büyütürken olabildiğince az hata yapmak isteyen anne-babalara yol gösteriyor. Doğan Kitap, 18 lira.

Özlem Tekin (şarkıcı)
SAĞLIĞIM İÇİN

* MUTLAKA YAPARIM: Her sabah mutlaka bir saat koşup, bir saat de antrenman yapıyorum. Kilo vermek amacıyla başladığım bu program vazgeçilmez oldu. 12 kilo vermekle kalmayıp, çok daha sağlıklı da beslenmeye başlamış oldum.
* ASLA YAPMAM: Birkaç aydır detoks amacıyla yumurta, peynir ve bal dahil hiçbir hayvansal ürün ve paketlenmiş gıdaları tüketmiyorum. Sağlığıma çok iyi geldi, sürdürebildiğim kadar sürdürmeyi hedefliyorum.
* MUTLAKA YAPACAĞIM: Yukarıdaki alışkanlıklarımı sürdürmek ve sigarayı bırakmak.

UZUN LAFIN KISASI

YANLIŞ: Bahar geldi, şok diyetlerin tam zamanı. Biraz dişimi sıkar, şok diyetimi yaparım. Fazlam olan beş-altı kilodan kurtulurum.
DOĞRU: Şok diyetler kısa sürede kilo verdirir. Ancak hızlı kaybedilen ağırlık yağdan değil, yağsız kitleden oluşur. Eski beslenme alışkanlığına dönünce de kaybedilen ağırlıktan da fazlası alınır.

Bunlar da kanser survivor’ları

Fotoğrafta gördüğünüz Canan As, Fatih Yıldız, Nail Şen, Zeynel Abidin Özcan, Hayriye Geyik, Sevda Koç, Mahmut Çavuş, Sedat Dener ve Selda Elmas kolon kanserini yenerek en az beş yılı geride bırakan hastalardan sadece dokuzu. İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü savaştan galip çıkan bu hastaları birer plaketle ödüllendirdi.
Enstitü öğretim üyesi Prof. Dr. Faruk Aykan onlara ‘kanser survivor’ları diyor. Kimi sadece ameliyat kimi de kemoterapi ve radyoterapinin de eklenmesiyle kanserin üstesinden geldi. Prof. Dr. Aykan, kanser tedavisinden sonraki ilk beş yılın çok önemli olduğunu söylüyor. Beş yılı aşanlarda tekrarlama riski yüzde 1, yedi yılı aşanlarınsa herkesle aynı...
Türkiye’de erkeklerde akciğer, prostat ve mesane kanserinden sonra dördüncü, kadınlardaysa meme kanserinden sonra ikinci sıklıkta görülen kolon kanseri tarama testlerinin uygulanmasıyla önlenebiliyor. Her yıl 6 bin kişi kolon kanserine yakalanıyor. Onkoloji Enstitüsü Başkanı Ahmet Kizir, öğretim üyesi Prof. Dr. Ethem Oral ve genel cerrah Prof. Dr. Oktay Asoğlu’nun tavsiyeleri şunlar:
* İlk kolonoskopinizi 50 yaşında yaptırın. Birinci dereceden akrabanızda varsa, onda ortaya çıktığı yaştan 10 yaş daha erken kolonoskopiyle bağırsaklarınıza baktırın.
* Yılda bir dışkıda gizli kan testi yaptırın.
* 10 yılda bir tam kolonoskopi ya da beş yılda bir kısmi kolonoskopi yaptırın.
* Kolonoskopi esnasında polip saptanırsa bunların aynı sırada alınması ve kanser riskinin önemli oranda düşürülmesi mümkün.
* Uzun süren şüpheli karın ağrısı, dışkılama alışkanlığında değişiklik, dışkıda kan görülmesi, giderek artan halsizlik, yorgunluk ve kansızlık gibi belirtilere dikkat edin, tetkik ettirin.
* Yüksek lifli, düşük yağ içerikli besinlerin tercih edin.
* Hareketsiz yaşam, şişmanlık, kalsiyum eksikliği, yetersiz lifli gıda tüketimi kolon kanseri riskini artırır. Sigara ve alkolden uzak durun.

Tuz = Yüksek Tansiyon = İnme

Tuzu sofraların baş tacı etmekten vazgeçmenin zamanı geldi de geçiyor bile. Tuzun azaltılması yönündeki telkinler giderek artıyor. Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği ile Türk Nefroloji Derneği’nin ortak toplantılarında tuz, hipertansiyon ve nihayet inmenin (felç) birbiriyle doğrudan ilişkili olduğu vurgulandı. Tuz tansiyonu yükselterek inmeye neden oluyor. Ayrıca inme riskini tansiyondan bağımsız olarak da doğrudan artırıyor. Prof. Dr. Şahsuvar Ertürk, Prof. Dr. Şerefnur Öztürk ve Prof. Dr. Mustafa Arıcı’nın konuyla ilgili anlattıkları çarpıcı:
* Dünyada her yıl 3 milyon kadın ve 2.5 milyon erkek inme geçirerek hayatını kaybediyor.
* Günlük tuz tüketiminin 1 gram bile azaltılması, inmeye bağlı ölümleri yüzde 5, kalp krizine bağlı ölümleri yüzde 3 azaltıyor. Biraz daha fedakarlık yapıp 6 gram azaltırsanız, inmeye bağlı ölümler yüzde 23, kalp krizine bağlı ölümler yüzde 16 azalıyor.
* Türkiye’de günde ortalama 18 gram tuz tüketiliyor. İdeali en fazla günde 6 gram almak. Yediğiniz hiçbir şeye ek tuz atmanıza gerek yok. Birçok gıdada sodyum (tuz) zaten bulunuyor. Bu bile vücudun ihtiyacını karşılamaya yeter.

X

Kayak ekipmanı ‘tam’ size göre olmalı

Kayak tatilini yarım bıraktıracak kazalardan korunmak genellikle elinizde. Bazı küçük önlemler almanız yeterli. İlk kural, kayak ekipmanının ayağınıza, boyunuza uygun olması. Yorulunca kaymakta ısrar etmeyin. Yorgunluk, kaza riskini artıran önemli faktörler arasında yer alıyor.

Ortopedi ve travmatoloji uzmanlarının kayak ve snowboard kazalarını önlemek için önerileri şöyle:

- Kayak tatilinden 1-2 hafta önce uyluk ön ve arka grup adalelerinizi kuvvetlendirmek ve esnemek üzere egzersiz yapmaya başlayın.

-Kayağa yeni başlıyorsanız dik pistlerden kaçının. Kayak dersi almadan kaymayın.

-Mümkünse kendi malzemelerinizle kayın. Kiralayacaksanız, kayak botunuz ayağınızı ne sıkmalı ne de gevşek olmalı. Kayak bağlamalarını iyi yapın.

-Giysilerinizin soğuktan koruması kadar hareketlerinize engel olmaması da önemli.  

-Kar gözlüğü kullanın. Ama görüşünüzü etkilemeyen gözlük ve maskeler takın.

-Sakatlanma ve yaralanmalar genellikle öğleden sonraları veya akşamüstü oluyor. Yorgunluk hissediyorsanız ara verin. Dinlendiğinizi hissedene kadar bekleyin.

-Kayak yaparken yaralanır ve şiddetli ağrı hissederseniz ayağa kalkmaya çalışmayın. Yardım çağırın. Zorlamanız travmayı büyütebilir.

Yazının Devamını Oku

Doğadaki mantarın güzelliğine aldanmayın

Sonbahar yağışları doğada yetişen mantarların üremesine yol açıyor. Başta Karadeniz olmak üzere pek çok bölgeden, doğada toplanan mantarlardan zehirlenme haberleri geliyor. Sağlık Bakanlığı, doğadan toplanan mantarların yenmemesi uyarısı yapıyor.

Bakanlıktan aldığımız bilgiye göre, mantar zehirlenmeleri, özellikle yağışların bol olduğu mevsimlerde artıyor. Doğal ortamlarda yetişen mantarlar, güzel görünümlerinin aksine çok zehirli olabiliyor. Yapısında zehir bulunan mantarlar ne şekilde tüketilirlerse tüketilsinler zehirliyor. İster kurutulmuş veya konserve şeklinde, ister çiğ veya pişirilmiş olarak yensin ölümle sonuçlanabilen ciddi zehirlenmelere neden oluyor.

Zehirlenme hemen başlıyor

Zehirlenme belirtileri mantarda bulunan zehrin niteliğine göre mantarın yenmesini takiben 2-6 saat içinde ortaya çıkabiliyor. Bazı çeşitleri daha geç dönemde de zehirlenme belirtilerine yol açıyor. Mantarlarda bulunan zehrin özelliğine göre sersemlik, uyku hali, tansiyon düşüklüğü, bulanık görme, yüz ve boyunda kızarma, ağızda metal tat duyusu, bulantı, kusma, terleme; bazı türlerin yenmesinden 6 saat sonra ise bulantı, kusma, ishal, ateş, çarpıntı, karın ağrısı, karaciğer/ böbrek fonksiyon bozuklukları ile ölümle sonuçlanan zehirlenme belirtileri görülebiliyor.

Bakanlık, doğada yetişen mantarların kesinlikle yenmemesi uyarısı yapıyor. Ama oldu da yerseniz, tüketilmesi sonucunda bu belirtilerin görülmesi halinde mantarı tüketen kişilerin derhal en yakın sağlık kuruluşuna başvurmaları gerekiyor.

Ambalajlıları tercih edin

Doğal alanlarda yetişen mantarlar yerine bandrollü kültür mantarları tercih edilmeli. Kültür mantarları bünyelerinde zehirli maddeleri bulundurmadığından bir zehirlenme görülmesi söz konusu değil. Ancak, bu mantarların yetiştiği ortam itibariyle, bazı mikroorganizmalar mantarların üzerinde bulunabilir. Bu mikroorganizmaların bulaştığı mantarların çiğ olarak yenmesi sonucunda çok hafif mide ve bağırsak şikâyetlerinin gelişebileceği de unutulmamalı. Ayrıca mantar alırken ambalajlı olanlar tercih edilmeli ve ambalajında tüketiciyi bilgilendirmeye yönelik bilgilerin yer aldığı etiketlerin olup olmadığına da dikkat edilmeli.

Yazının Devamını Oku

Yarıyıl tatili zehir olmasın

Sömestr tatilinde seyahat etmeyi planlıyorsanız alabileceğiniz ilk önlem, çocuğun aşılarının eksiksiz olduğundan emin olmak. Kalabalık ortamlara girecekseniz kış enfeksiyonlarıyla karşılaşma riski artıyor. Gribe karşı hem kendinizi hem de çocuğunuzu aşılatarak hazırlıklı olabilirsiniz.

Çocuklarla tatile çıkarken öncelikle doktoruna danışın. Sizin aklınıza gelmeyecek bazı önerilerde bulunabilir. Tüm dikkat ve özeninize rağmen çocuklar hastalanabilir ve ateşlenebilir. Valizinize ilk koyacağınız şey, ateş düşürücü olsun. Ayrıca bunları unutmayın:

Ne almalı?

- Mevsime uygun, terleten değil sıcak tutan giysiler.

- Şapka, atkı, eldiven.

-Ayaklarını üşütmeyecek çorap ve botlar.

-Sürekli kullandığı ilaçlar.

-Ateş ölçmek için derece.

-Ateş düşürücünün yanı sıra öksürük şurubu, burun tıkanıklığını rahatlatacak sprey. Elbette doktoru reçete etsin bunları.

Yazının Devamını Oku

Enfeksiyona karşı önlem alın

Sonbahar ve kış aylarında enfeksiyonlarla daha sık karşılaşıyoruz. Havasız, kapalı ve kalabalık ortamlarda geçirilen zamanın artması, dolayısıyla pek çoğu solunum yoluyla bulaşan enfeksiyon etkenleriyle buluşmak kolaylaşıyor.

Bakteriler, virüsler, parazitler, mantarlar gibi mikroorganizmaların insan vücuduna değişik yollardan girmesiyle ortaya çıkan enfeksiyonlarla savaşacak bağışıklık sistemimiz var. Genellikle savunma mekanizmaları bunlarla baş edebiliyor. Ama zayıflamışsa, mikroorganizmalar sistemi aşarak, hasta ediyor.

Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü Seyahat Hastalıkları Birimi’nden aldığımız bilgiye göre, kötü hijyen koşulları, beslenme bozukluğu, yaşın her iki uç noktası (bebeklik–yaşlılık), iklim, fiziksel bariyerlerin yetersizliği (cilt ve mukozalardaki bozukluklar), kalıtımsal ya da kazanılmış bağışıklık sistemi yetmezlikleri, stresler, kronik hastalıklar, tıbbi ve cerrahi tedaviler, yetersiz bağışıklama (aşılar) gibi faktörler savunma sistemini zayıflatıyor. Bu da hastalıkların daha kolay bulaşması ve etkili olmasına yol açıyor. Enfeksiyon hastalıklarının ortaya çıkması ve yayılmasını önlemek için alınabilecek en etkili yöntem aşılanma. Enfeksiyon hastalıkları görülen bölgelere seyahat edenlerin ya da bu bölgelerden göç edenlerin aşılanması, çocukluk ve yetişkin aşılarının tam ve düzenli yapılması gibi. Aşılarla difteri, tetanos, boğmaca, kızamık, kızamıkçık, menenjit tipleri, çocuk felci, hepatit B, hepatit A, zatürree), grip, kuduz dahil olmak üzere birçok hastalığı kontrol etmek mümkün.

Koruyucu ilaç tedavisi de var

Bazı hastalıklarda koruyucu ilaçlar alınabiliyor. Koruma amaçlı antibiyotik kullanımı ancak tehlikeli enfeksiyonlarla karşılaşma olasılığı bulunan kişiler için uygulanıyor. Örneğin sıtmanın endemik olduğu ülkelere giderken sıtmaya karşı koruyucu ilaç kullanımı gerekiyor. Antibiyotiklerin gelişigüzel, fazla miktar ve sürede, hatalı kullanımı dirençli mikroorganizmaların ortaya çıkması ve  tedavisi güç enfeksiyonların gelişmesine neden oluyor.

Bunları da unutmayın

Enfeksiyonlara karşı güçlü durmak için:

Vücut besinler yoluyla alınan proteinlerden antikorlar üretiyor. İyi beslenmeyenler mikroorganizmalarla yeterli mücadele edemiyor. Bu nedenle dengeli beslenme vücudun mikroplardan korunması ve vücut direnci için çok önemli.

Yazının Devamını Oku

Ebola bitmiyor

Afrika’da ebola can almaya devam ediyor. İlk olarak 1976’da salgınlara yol açan hastalıkla ilgili son haber Kongo’dan geldi. Temmuzda başlayan salgından bu yana 194 kişide ebola tespit edildi, bunlardan dördü yaşamını yitirdi.

Ebola, insanlarda ve primatlarda (enfekte maymun, goril, şempanze, meyve yarasası, orman antilobu ve kirpi gibi) sıklıkla ölüme yol açan ciddi bir hastalık. Salgın yaptığında, ölüm oranı yüksek oluyor. Hastalığı yapan virüs insanlara vahşi hayvanlardan geçiyor. İnsandan insana da bulaşıyor. Ancak ebola virüsünün insana hayvanlardan nasıl bulaştığı bilinmiyor. Hastalık, enfekte bir kişinin kanı ya da salgılarıyla (ter, tükürük, sperm, idrar, dışkı ve kusmuk) doğrudan temasla bulaşıyor.

Enfekte salgıların objelerle teması dahi virüsle karşılaşmak için yeterli olabiliyor. Ayrıca defin işlemleri sırasında cenazeye doğrudan temas edilmesi de hastalığın yayılmasında etken. Enfekte canlı ya da vahşi hayvanlar, bunların çiğ ya da az pişirilmiş etleriyle temas etmek de hastalığı bulaştırıyor. İyileşen erkek hastaların spermleri yoluyla hastalığı yedi haftaya kadar bulaştırdığı biliniyor. Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü verilerine göre, ebola kanamalı ateşine yol açan virüsler, genellikle hasta bakımıyla uğraşırken enfekte salgılarla teması olan aileler ve arkadaşlar aracılığıyla yayılıyor. Hastalık, ateş, baş ağrısı, eklem ve kas ağrısı, halsizlik, ishal, kusma, mide ağrısı, iştahsızlık belirtilerini veriyor. Bazı hastalarda ayrıca, kaşıntı, gözlerde kızarıklık, hıçkırık, öksürük, boğaz ağrısı, göğüs ağrısı, nefes almakta güçlük, yutkunma zorluğu, vücut içinde ve dışında kanamalar da görülüyor.

Vahşi hayvan eti yemeyin

Diğer bulaşıcı hastalıklarda olduğu gibi hastalığı önlemenin en önemli yollarından biri ellerin düzenli sabunla yıkanması. Hastalığın görüldüğü bölgelere giderseniz, ölü hayvanlarla, özellikle de primatlarla temastan kaçının. Yerel pazarlarda satılan primatlar dahil vahşi hayvanların etini yemeyin. Yine hastalığın görüldüğü bölgede bulunduysanız, sadece ateşiniz bile yükselse acilen bir sağlık kuruluşuna başvurun. Ve mutlaka son seyahatinizi ve temaslarınızı doktorlara söyleyin.

Yazının Devamını Oku

Güneş gözleri de yaşlandırıyor

Tatillerde ayrıca özen göstermemiz gereken organlardan biri de gözler. Hem güneş hem de havuz, bazı önlemlerin alınmaması halinde gözlerde ciddi tahribata yol açıyor. İşte uzmanların gözlerinize özel önerileri...

Cildinizi kanser, yanık ve foto yaşlanmadan koruyabilmeniz için güneşin en etkili olduğu 10.00-16.00 saatlerinde kapalı ortamlarda kalmanız öneriliyor. Aynı öneri göz sağlığınız için de önem taşıyor. İlla çıkmanız gerekiyorsa, geniş siperlikli şapka ve gözlük takın.

Güneş gözlüklerinin işlevi aksesuardan fazlası. Doğru seçimle, zararlı ışınların göze ulaşmasını engelleyebiliyor. Gözlük camları ultraviyole ışınlarını kesebilmeli. Satın alırken CE işaretini arayın veya BSEN 1836: 1997’ye uygun olduğundan emin olun.

Kontakt lensle havuza veya denize girmeyin. Bu yanlış davranış enfeksiyona neden olan etkenlerin lense yapışması ve göze bulaşmasına yol açabiliyor. Deniz ve havuzda da numaralı yüzme gözlükleri takabilirsiniz. Günlük lensleri de üzerine yüzme gözlükleri takma kaydıyla kullanabilirsiniz.

Güneşe çıkıyorsanız göz makyajınızı temizleyin. Güneş koruyucularınızı göz çevresine yaklaştırmadan sürün. çünkü bu maddeler güneş altında eriyerek göze temas etmesine sebep oluyor. Bu durum da gözlerde kızarıklık, batma, kaşıntı, sulanma gibi yakınmalara yol açıyor.

Yazının Devamını Oku

Terliyken klimanın karşısına oturmayın

Yaz aylarında yüz felci riski artıyor. Terliyken, duş sonrası klimanın önünde oturmak bu soruna davetiye çıkarmak anlamına geliyor. Yine bilhassa terliyken arabanın klimasına ya da açık camından rüzgâra maruz kalmak da benzer etkiyi yapıyor.

Her yaşta ve mevsimde görülebilen yüz felcinde, sinir liflerinin etkilenmesi sonucu, yüzün mimik kaslarında hareket kaybı oluşuyor. Kişi kaşını kaldıramıyor, gözünü kapatamıyor ve ağzını hareket ettiremiyor. Bu belirtiler yüzün yalnızca bir tarafından ortaya çıkıyor. Mimik kaybı, yüzde ağrı, baş ağrısı ve baş dönmesi, kulak ağrısı ve çınlaması, sese karşı hassasiyet, konuşma zorluğu, salyayı tutamama gibi sorunlar da yaşatıyor. Memorial Şişli Hastanesi nöroloji uzmanı Doç. Dr. Abdullah Özkardeş, yazın yüz felcinden korunmak için şu hatırlatmaları yapıyor:

Arabada veya ofiste, terliyken klima ve rüzgâra direkt maruz kalmayın. Ani sıcak değişimleri, yüz sinirinde ödem oluşumu ve yüz felcine neden olabiliyor.

Duş aldıktan sonra klimalı bir ortama girecekseniz, saçlarınızı ve yüzünüzü iyice kurutun.

Islak saçla dışarıya çıkmayın.

Yazının Devamını Oku

Fazla yemekle bayramın tadını kaçırmayın

Malum, önümüzde uzun bir Kurban Bayramı tatili var. Gerek bayramlar gerekse tatiller günlük beslenme rutinini bozuyor. Ancak kalp ve damar hastalığı, kalp yetersizliği, hipertansiyonu, diyabet gibi kronik hastalıkları olanların böyle günlerde de yemeği abartmamaları gerekiyor.

Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi kardiyologlarından Doç. Dr. Birol Özkan, etin içerdiği proteinin hayvansal proteinlerin en değerlisi olduğunu ancak dikkatle tüketilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Dikkat edilmesi gereken nokta, kalp-damar hastalığı için zararlı olduğu kanıtlanmış hayvansal kaynaklı yağların tüketiminin azaltılmasının gerektiği. Özkan, “Yağsız ette bile yüzde 20 oranında yağ bulunuyor. Kurban etini tüketirken özellikle etin yağsız kısımları seçilmeli, kuyrukyağı ve tereyağı kullanılarak yapılan kavurma yerine, ızgara veya haşlama şeklinde pişirme yöntemleri tercih edilmeli” diyor.

Taze kesilen etlerin hemen tüketilmemesi gerektiğini vurgulayan Özkan, “Taze kesilmiş etin sindirimi çok zordur, hazımsızlık yapabilir ve sert olmasından dolayı pişirilmesi zor. Dolayısıyla buzdolabında 1-2 gün bekletilmiş etin tüketilmesini öneriyoruz” diyor. Kalp-damar, kalp yetmezliği ya da hipertansiyonu olan hastaların uyguladıkları diyetlerine devam etmesi gerektiğini söyleyen Özkan, ağır yemeklerden kaçınılması ve dengeli beslenmeye devam edilmesi gerektiğini belirtiyor. Özkan, “Bir öğün ağır yemek bile kalp damar sağlığımıza zararlı olabilir. Ağır bir yemek sonrası kalp daha hızlı atmaya başlar, tansiyon yükselir. Ve yine kana salınan bazı hormonlar kanın pıhtılaşmasını kolaylaştırır. Ağır bir yemek sonrası kanın sindirim organlarında göllenmesi de yine hayati organlara giden kan akımını azaltabilir. Bütün bunların sonucunda kalp krizi oluşması kolaylaşabilir. Bu nedenle bir öğün bile olsa yüksek karbonhidratlı, kızartmalı ve yağlı yemek anlamına gelen aşırı ağır bir yemek, kalbi zorlayacaktır” uyarılarında bulunuyor.




Şerbetliler yerine sütlü tatlıları tercih edin

Yazının Devamını Oku

Uzun güneş banyosundan sonra denize, havuza atlamayın!

Sıcak ve nemli hava kalbin yükünü zaten artırıyor. Bunun üzerine uzun süre güneş altında durduktan hemen sonra deniz veya havuzda soğuk suya atlanması kalp krizine kadar varan ciddi sorunlara zemin hazırlayabiliyor.

Kalp-damar hastalığı veya kalp yetmezliği gibi sağlık problemleriniz varsa tatile çıkmadan önce mutlaka doktorunuzla görüşün. Doktorunuz ilaç dozlarında değişiklik yapabilir, özellikle idrar söktürücü ilaç dozlarının aşırı sıcak havalarda azaltılmasını isteyebilir. Çünkü idrar söktürücü ilaçlar nedeniyle gelişen aşırı sıvı kaybı, tansiyon düşüklüğü ve buna bağlı bayılmalara yol açabiliyor. Ayrıca doktor önerisi olmadan kesilen ilaçlar aşırı tansiyon yükselmesi sonucu kalp kriziyle sonlanabiliyor.

Soğuk havuz, deniz ve duş damarları büzer
Uzun süren güneş banyolarının arkasından soğuk suya atlamak vücudun genişlemiş cilt damarlarında ani büzülmeye neden olabiliyor. Bu büzülme de ölümcül ritm bozukluklarına yol açabiliyor. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Refik Erdim, “Bu nedenle suya aniden atlamayın, vücudunuzu suya alıştırarak girin” diyor. Sadece soğuk havuz ve deniz suyu değil, soğuk duş da damarlarda büzülmeye yol açacağı için tansiyonu yükseltebiliyor. Damarlarda büzülme uzun sürdüğü takdirde bu tablo kalp krizine kadar ilerleyebiliyor.

Sıcaklıktaki 5 derecelik artış riski yüzde 5 artırıyor
Vücut ısısını sabit tutan en önemli mekanizmalardan biri, cildin kan dolaşımı. Bu sistem terlemeyle vücudu serinletmek amacıyla cilde kan pompalamaya çalıştığı için kalbin iş yükünü artırıyor. Bunun yanı sıra terleme sonucu oluşan sıvı kaybı nedeniyle kanın akışkanlığı azaldığı için kalp daha fazla çalışmak zorunda kalıyor. Dr. Erdim, “Bu tablo sağlıklı kişiler tarafından tolere edilebilirken kalp-damar hastalarında ise yüksek tansiyon, ritm bozukluğu, daha da önemlisi kalp krizine yol açabiliyor” diyor. Sıcaklıktaki her 5 derecelik artış, kalp krizi riskini yüzde 5 oranında artırıyor. Aşırı sıcaklarda dikkat edilmesi gereken en önemli üç kuralsa, korunmasız güneş altında kalmamak, bol bol sıvı tüketmek ve vücudu fazla yormamak.

Yazının Devamını Oku

Tatil güzel ama sıcak çarpmasına dikkat

Küresel ısınma ile buna bağlı iklim ve çevre değişiklikleri insan sağlığını ciddi şekilde tehdit eder hale geldi. Sıcaklık artışı özellikle solunum sistemi, kalp-damar ve beyin hastalıklarına bağlı ölümlerde artışlara yol açabiliyor. Hem günlük yaşamınızda hem de tatillerde sıcak havanın olumsuz etkilerine karşı dikkatli olmakta yarar var.

Sanayi Devrimi ile birlikte, fosil yakıtların kullanımının artması sonucu karbondioksit, metan ve azot oksit gibi sera gazlarının atmosferik konsantrasyonları ileri derecede arttı. Enerji ve taşımacılık sektörleri de sera gazı emisyonunda büyük rol oynuyor. Dünyadaki sıcaklık artışından Türkiye de etkileniyor. Türk Toraks Derneği Başkanı Prof. Dr. Hasan Bayram, “Son yıllarda, başta Akdeniz Bölgesi’nde olmak üzere Avrupa’nın çeşitli yerlerinde, Hindistan, Pakistan gibi ülkelerde sıcaklık artışına bağlı çok sayıda ölüm görüldü. Bu ölümlerin daha çok sıcak çarpması, ateş ve su kaybından kaynaklandığı, kişide kalp yetmezliği, kronik solunum hastalıkları ve inme olmasının da ölümleri artırdığı bulundu” diyor.

EGZERSİZ SICAK ÇARPMASINA NEDEN OLABİLİR
Aşırı sıcaklara maruziyet sonucunda ortaya çıkan sağlık sorunlarının başında sıcaklık çarpması geliyor. Güneş çarpması olarak da bilinen sıcak çarpması, uzun süre yüksek sıcaklıklara maruz kalma sonucunda vücudun aşırı miktarda ısınmasıyla gelişiyor. Aslında vücudumuz sıcaklık artışı karşısında kendini koruyacak, başta terleme olmak üzere, çeşitli mekanizmalara sahip. Ama vücudumuzun normal fonksiyonları sürdürebilmesi için vücut sıcaklığının 36.3 ile 37.1 santigrat derece arasında tutulması gerekiyor.

ÇOCUK, YAŞLI VE HASTALARDA RİSK DAHA BÜYÜK
Fizyolojik koruma mekanizmalarının henüz yeterince gelişmediği ya da fonksiyonunun azaldığı (yaşlılık, erken çocukluk, kronik hastalık gibi) koşullarda ortam sıcaklığının artışı vücutta kontrolsüz sıcaklık artışına neden oluyor. Ateş 40 derece ve üzerine çıkabiliyor. Yeterince terlemenin olmaması ya da ortamda yüksek nem bulunması durumunda vücut sıcaklığı, fizyolojik işlevleri yerine getiremeyecek tehlikeli düzeylere çıkabiliyor. Sıcak havada egzersiz yapmak ve yoğun çalışmak da sıcak çarpması riskini artırıyor.

Yazının Devamını Oku

Kalp ve diyabet hastalarına ‘sıcak’ önerileri

Sıcak ve nem herkes için rahatsız edici olabiliyor. Ancak hipertansiyon, kalp hastalığı bulunanlar için bunaltıcı olmanın ötesinde sorunlarını artırıcı etki yapabiliyor. İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED) Eğitim ve Bilim Komisyonu Üyesi Uzm. Dr. S. Handan Karahan Saper bu hastalara bol su tüketmelerini ve güneşten korunmalarını hatırlatıyor.

Güneş ışınlarının dik geldiği 10.00 ile 16.00 saatleri arasında dışarı çıkan hipertansiyon ve kalp hastalığı olanların mutlaka koruyucu bir şapka ve güneş gözlüğüyle güneş kremi kullanmasını öneren Dr. Saper, aşağıdaki uyarılarda bulunuyor:

Açık renkli, pamuklu kumaştan üretilmiş kıyafetler giyin.

Hekim tarafından tam tersi öneri olmadığı sürece, bol su tüketin. Bu hem vücut ısısının normal aralıkta tutulması hem de yüksek sıcaklıkta meydana gelebilecek güneş çarpması gibi rahatsızlıkları önlemede faydalı olacaktır.

70-80 kilogram ağırlığında bir insanın günlük ortalama su ihtiyacı 2.5-3 litre. Dolayısıyla daha kilolu olanların su ihtiyacı daha fazla olabileceğinden öncelikle bir hekime danışarak daha fazla su tüketmesi uygun. Çay, kahve, alkol vücut ısısını artırarak terlemeye ve su kaybına neden olabileceği için yerine su, ayran, meyve suyu gibi içecekleri için.

Yazının Devamını Oku

Uzun yolculuklarda varis çorabı giyin

Varisiniz varsa, yaz aylarında daha da dikkatli olmanızda fayda var. Çünkü güneş, sıcak hava ve su varisinize iyi gelmiyor. Şikâyetleri artırıyor.

Özellikle uzun yolculuklarda, saatlerce hareketsiz kalmak toplardamarlarda göllenmeyi, dolayısıyla hastaların şikâyetlerini artırabiliyor. Kalp ve damar hastalıkları cerrahisi uzmanı Dr. Macit Bitargil, uzun sürecek yolculuklarda varis çorabı giyilmesini öneriyor. Dr. Bitargil ayrıca, uzun araba yolculuklarında kısa aralar verip kısa yürüyüşler, uçakta bulunduğunuz yerde ayak egzersizleri yapmanın da şikâyetleri azaltabileceğini söylüyor. Gebelerin ayrıca dikkat olması gerekiyor. Çünkü gebelerde rahim büyüdükçe, toplardamarlara baskı artacağından yine bu dönemlerde şikâyetler de artabilir.

Her yaşta çıkabilir
Varis genellikle bacak üzerinde gözle görülen kılcal damarlanmalarda artışla başlıyor. Çap olarak daha büyük olan yüzeysel damarların, genişleyerek görünür hale gelmesiyle devam edebilen bu hastalığın ileri evrelerinde bacakta ödem, cilt renginde kararmalar ve yara oluşumları gelişebiliyor. Dr. Bitargil’in verdiği bilgiye göre, gün içerisinde bacaklarda dolgunluk hissi, şişlik ve çap artışları, sabah giyilen ayakkabının ilerleyen saatlerde ayağı sıkmaya başlaması, gece uyurken uykudan uyandıran gece krampları, merdiven inip çıkarken, çömelip kalkarken bacak ağrıları olması bu hastalığın önemli belirtileri.



Yazının Devamını Oku

Yaz aylarında kulak sorunları artıyor

Deniz ve havuz keyfi kulak hastalıklarına yol açabiliyor. Kulak kanalının ıslak kalması, temiz olmayan havuz ve deniz suyu, iltilap, mantar, dış kulak enfeksiyonuna zemin hazırlıyor.

 Bilhassa kirli havuz ve deniz kulakla ilgili sorunları artırıyor. Dış kulak yolu iltihabı, yaz aylarında artış gösteriyor. Çünkü yüzen ve suyla teması artanların dış kulak kanalındaki koruyucu salgı tabakasının ortadan kalkması nedeniyle enfeksiyonlara daha yatkın hale geliyor. Dış kulak yolu iltihabında kulak kanalı ağrılı, şiş, kızarık ve nemli oluyor. Kulak kepçesi hareket ettirildiğinde ve kulak önündeki kıkırdak çıkıntıya bastırıldığında ise şiddetli ağrılar oluşabilir.

KULAKLIK DA KULAĞI HASTA EDİYOR
Central Hospital kulak burun boğaz hastalıkları uzmanı Dr. Irmak Uçak’ın verdiği bilgiye göre, kulak kanalı cildinin dış bölümündeki salgı bezleri, dış kulak yolu cildini tabaka gibi kaplayan bir salgı oluşturuyor. Salgı zamanla katılaşıyor ve kulağın dışına doğru atılıyor. Kulak sağlığını koruyan bu salgının yokluğunda kulakta kuruma, kaşıntı ve enfeksiyona yatkınlık oluyor. Öte yandan salgının fazla ve koyu kıvamlı, kanalın dar oluşu, kulaklık veya işitme cihazı kullanımı ve pamuklu çubuklarla yapılan kulak temizliği gibi sebepler salgının kulak kanalında birikmesine neden olabiliyor. Bu birikme ise zamanla tıkanıklığa yol açabiliyor. Pamuklu çubuk, sivri uçlu cisimler, havlu kenarı, peçete gibi malzemelerle kulak kanalının iç kısmını temizlemeye çalışmak, katılaşmış salgıyı kulak zarına doğru itebiliyor. Bu durum kulağın kendini temizleme fonksiyonunu bozarken, kulak cildine ve kulak zarına da zarar verebiliyor. Yaz aylarında denize ve havuza girdikten sonra bu tıkaçlar suyun etkisiyle yumuşayarak şişebilir ve kulakta tıkanıklık, dolgunluk hissi, işitme azlığı gibi şikayetlere yol açabiliyor.




Yazının Devamını Oku

Kenenin üzerinde izmarit basmayın

Kamp, yürüyüş, piknik, bisiklete binme, tırmanma, balık tutma gibi açık hava etkinliklerinden kene ile dönebilirsiniz. Bütün keneler KKKA (Kırım Kongo Kanamalı Ateşi) bulaştırmıyor. Ama bilhassa hastalığın göründüğü bölgelerde yaşıyor, şu veya bu nedenle bulunuyorsanız dikkatli olmanızda yarar var.

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağrı Büke, keneye karşı alınabilecek önlemleri şöyle sıralıyor:

* Vücudun göz ve dudaklar dışındaki, tüm deri yüzeylerine elle kene kovucuları sürün.
* Elbiselere permetrin içeren kene kovucular giyilmeden önce sıkın. Bu tür kene kovucular asla vücuda sürülmemeli. Özellikle pantolon alt kısımlarına ve çoraplara dış yüzeylerine uygulanmalı. Elbiseler uygulandıktan 2 saat sonra giyilmeli.
* Açık renkte ve uzun kollu giysiler giyin. Pantolon paçalarını, çorap, botlarınızın içerisine sokun.
* Gün bitiminde kıyafetlerinizi çıkarın, dışarıda güneş ışığına maruz bırakın ya da yıkayın.
* Yere oturulacak ya da uzanacaksanız yer örtüsü kullanın.

Yazının Devamını Oku

Güneşe kendinizi yaktırmayın

Güneşe korumasız maruz kalmak pek çok soruna zemin hazırlıyor. Yanıklara yol açmakla kalmıyor. Kahverengi lekelere, foto yaşlanma denen erken kırışıklıklara da neden oluyor. Fazla maruziyetin neden olabileceği en büyük sorunsa cilt kanseri.

Cilt hastalıkları uzmanlarının güneşin zararlı etkilerinden sakınmak için önerileri şöyle:

* Güneş ışınlarının direkt geldiği öğle saatlerine dikkat! Bilhassa 12.00-15.00 saatleri arası. En ideali, 11.00-16.00 arasında mümkün olduğu kadar gölgelere sığınmak.

* Son yılların sloganı: Sağlıklı bronzlaşma yoktur. Bu doğru. Güneşin zararlı etkilerinin cilde geçmesini engelleyen, yüksek koruma faktörlü koruyucular kullanın. Terleme, deniz veya havuza girme gibi nedenlerle koruyucunun etkisi azalacaktır. Sık aralıklarla sürün. Şapkasız dolaşıyorsanız ve bilhassa saçınız yoksa başınıza da sürün.

* Güneş gözlüğü de gözleri ve göz çevresini koruyan önemli bir bariyer. Güneş cildi yaşlandırdığı gibi gözleri de harap ederek, başta katarakt olmak üzere hastalıklara uygun ortam yaratıyor. Göz çevresini de koruyacak, ultraviyole ışınlarından koruyacak, sağlığınız için ayrıca tehdit oluşturmayacak ürünleri tercih edin.

Yazının Devamını Oku

Astımsanız tüple dalmayın, yamaç paraşütüyle atlamayın!

Aslında astım tedaviyle kontrol altına alınabilen bir hastalık. Egzersize de engel değil. Ancak bazı sporlardan kaçınmak gerekiyor. Bunlar arasında yaz tatillerinde yapılanlar da var.

Türk Toraks Derneği Astım Çalışma Grubu’na göre, astım akciğer içi hava yollarında daralmaya neden olan ve alevlenmelerle seyreden müzmin bir akciğer hastalığı. Hava yollarındaki daralmanın nedeni mikrobik olmayan bir tür iltihap nedeniyle hava yolu duvarının şişmesi. Hastalık tekrarlayan nefes darlığı, nefes alıp verirken ortaya çıkan hırıltı, hışıltı, ıslık sesi, göğüste baskı hissi ve öksürük gibi belirtilerle kendini gösteriyor.

Türkiye’de 12-13 erişkin, 7-8 çocuktan biri astım hastası. Çoğu hasta egzersize bağlı nefes darlığı nedeniyle günlük hayatında fiziksel aktivite yapmaktan kaçınıyor. Çalışma grubu uzmanları, “Uygun tedaviyle solunum fonksiyonları normale gelen astımlılar, özellikle de çocuk ve gençlerin egzersiz yapmamaları için hiçbir neden yok” diyor.



Yeni klorlanmış havuzlardan kaçının

Yazının Devamını Oku

Baharda doğal doping

Bahar herkese aynı heyecanı, hareketi getirmiyor. Sabahları yataktan yorgun kalkıyor, uykunuzu almadığınızı ve gün içinde bitkin olduğunu hissediyorsanız belki de bahar sizi yoruyor. Baharla tezgâhlara gelen meyve ve sebzelerle enerjinizi artırabilirsiniz.

Fark etsek de etmesek de vücudumuz coğrafi koşullardan, iklim, mevsimlerden etkileniyor. Baharla birlikte nem oranı artıyor. Hormonlar üzerindeki değişimlerle metabolizma hızı, iştah ve kilo etkileniyor. Kışın yavaşlayan metabolizma bahara geçişe hemen uyum sağlayamayabiliyor. Ayrıca boşalan vitamin ve mineral depoları yaşamı zorlaştırıyor. Vücut direncini her daim yüksek tutmak için ideali her mevsim sağlıklı ve dengeli beslenmek, uykudan fedakarlık etmemek ve hareketten kaçınmamak. Ayrıca bazı besinlerin yararlı etkilerinden destek almak da bu konuda yardımcı olabilir. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Şeyda Sıla Bilgili’nin önerdiği mevsime uygun meyve, sebze ve kuruyemişler şunlar...

Kivi, içerdiği C vitaminiyle dikkat çeken bir meyve. Sabahları veya gün içinde tüketilen bir adet kivi enerji vererek metabolizmayı canlandırıyor. Kışın yavaşlamış metabolizma hızlanarak bahar yorgunluğuyla daha kolay baş etmenizi sağlıyor. İçerdiği C vitamini sayesinde demir içeriği yüksek besinlerle birlikte yenildiğinde vücudun demir emilimini de artırıyor. Örneğin; sabah kahvaltıda yumurtayla birlikte kivi tüketebilirsiniz.

Çilek su ve lif oranı yüksek olduğu için hem tok tutuyor, hem de kan şekerini hızlı yükseltmiyor. Aynı zamanda bahar yorgunluğunun önlenmesinde de etkili olan potasyumdan ve vücut direncinin artırılmasını sağlayan antioksidanlardan da zengin bir meyve. Düşük kalorisi ve enerji verici etkisiyle beslenme listenizde sıklıkla yer alabilir. Günlük 1 porsiyon meyve olarak 12 adet küçük çilek tüketebilirsiniz.

Ananas hem yorgunluğa yol açan ödemin atılmasında fayda sağlıyor hem de diyet yapanlar için iyi bir meyve. Kalorisi az, su içeriği yüksek. Lifli yapısından dolayı bağırsakları çalıştırıyor ve tok tutuyor. C vitamini ve lif oranı oldukça yüksek olan ananası günde 2 halkayı geçmeyecek şekilde tüketerek, gün içinde gerekli olan enerjiyi depolayabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Sağlıklı mangalın püf noktaları

Mangalı yapmanın da yemenin de keyfini tartışacak değiliz. Zira mangalda pişen her şey pek leziz oluyor. Ancak mangalda hem mikrobiyal hem de kimyasal tehlikeler bulunduğunu bilmek ve sık yapmaktan kaçınmakta yarar var.

 

Mangalı belli kurallara uyarak yapmak, istenmeyen etkileri azaltabilir. İstanbul Aydın Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Kamil Bostan, “Kırmızı et balık ya da tavuk hepsinde de bir takım bakteriler var, bu aslında doğal ama problem etin mangala atılmasına kadarki süreçte ortaya çıkıyor” dedi. Etleri mangal zamanına kadar güneşin altında tutmayın. Sıcak ette bakterilerin çoğalmasına yol açar. Pişirildiğinde bile yok olmayan bakteriler zehirleyebilir. Pişirilme anına kadar soğuk bir ortamda saklayın. Soğutucu etkisi olan bir kap iş görür.

PİŞİRİRKEN ACELE ETMEYİN
Malum mangalın kokusu iştah açmaya yetiyor. Ancak iştah ve acelenizin sonucu eti çiğ yemek olmasın. Prof. Dr. Bostan, “ Eti yüksek korlu ateşe atılınca dışı pişiyor ama içi çiğ kalıyor. Çiğ kalan ette ölmeyen bakteriler zehirlenmeye neden olur” dedi. Mangal közüne çok yakın olması da etin yanmasına neden oluyor. Bu da ayrı bir tehlike! İdeal olan etle köz arasında en az 10 santimlik mesafe olması ve etin kesinlikle yavaş pişmesi. Etin piştiğini anlamak için bıçakla kesiler atın. Hafif bir kahverengileşme görüyorsanız pişmiş demektir.

Pişmiş et ile çiğ karışmasın

Önemli bir besin hijyeni kuralı da pişmiş et ile çiğ eti birarada, aynı kapta tutmamak. Çünkü çiğ etin bulunduğu kapta bakteri olur. Pişmiş et bu kaba alındığında ya da çiğ ette kullanılan çatal, bıçak vs. pişmiş ette kullandığında bakteri bulaşır. Ayrıca dondurulmuş et mangala kesinlikle uygun değil. Mangalda soğukta bekletilmiş et kullanılmalı. Dondurulmuş etin pişmesi daha uzun zaman alır ve pişmiş yanılgısına düşürür oysa içi çiğ kalmıştır.

Yazının Devamını Oku

İşte bahar yorgunluğunun çareleri

Bahar ışığı, rengiyle pek çoğumuza iyi geliyor. Ancak bir geçiş mevsimi olan baharda, halsizlik ve yorgunluk hissedenler de az değil. Bu durumla baş etmek için sihirli bir değnek bulunmasa da beslenme alışkanlıklarında yapılacak bazı küçük ayarlamalar bile yetebilir.

Malum kış aylarında metabolizma yavaşlar. Baharda ise havadaki pozitif ve negatif yüklü iyonlar artar. Bu artış kişiye kendini zinde ve mutlu hissettirebilirken, negatif iyon artışı tam tersi etki gösterir. Yorgunluk yapar. Yanlış beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam bahar yorgunluğuna yol açan diğer önemli faktörler. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden diyetisyen Nur Tatlıoğlu söz konusu sorunu yaşayanlara şu önerilerde bulunuyor:

Gün içerisinde az ve sık beslenin. Güne mutlaka kahvaltıyla başlayın. Uzun süren açlık kan şekerinde düşüşe neden olacağından, yorgunluk ve halsizlik seviyesini artırır. 3-4 saat aralıklarla, günde 5-6 öğün beslenmek, kan şekerinde oluşacak dalgalanmaları azaltır ve zindelik sağlar.

Gün boyu 2-2.5 litre su tüketin. Vücuttaki su oranının azalması, yorgunluk seviyesini artırır. Yeteri miktarda su içmek toksinlerin atılması, vücut direncinin yükselmesi ve enzimlerin daha iyi çalışmasını sağlar.

Sebze ve meyvelerde bulunan vitamin, mineral ve antioksidanlar vücudun daha enerjik olmasına katkı sağlar. Özellikle A, C, E vitaminleri ile çinko ve selenyum bağışıklık sistemini güçlendirici özelliktedir. Mevsim sebze ve meyvelerinin tüketimi artırın. Günde en az 5 porsiyon beslenmeye özen gösterin.

Yazının Devamını Oku

Panik atak uçmaya engel değil

Panik atak sık görülen sorunlardan biri. Bu bozukluğu yaşayanlar için uçak yolculukları işkenceye dönüşebiliyor. İşte uzmanların hastalara önerileri…

Öncelikle bilmelisiniz ki, panik bozukluk tedavi ve kontrol edilebilir bir sorun. Yardım almak için uçak yolculuğu yapmak gibi bir zorunluluğu beklemeyin.İlaç kullanıyorsanız, takip eden doktorunuza uçuş öncesi gidip uygun görürse ilaç desteği alabilirsiniz.İlaç kullanmıyorsanız uçağa binmeden önce, gözlerinizi kapayın ve kendinizi çok rahat hissettiğiniz bir mekân ve durumu hayal edin.Uçak kalkmadan önce, kalkarken, kalktıktan sonra bu görüntüye odaklanıp, kaygınızı azaltabilirsiniz.

Panik bozukluğu hastalarının en çok faydalandıkları teknik nefes gevşeme egzersizi.Uçuş öncesi, sırasında nefes gevşeme egzersizinden faydalanabilir. Bu egzersiz doğru bir şekilde yapılırsa, rahat bir uçuş geçirilebilir.

 

Yazının Devamını Oku