Güncelleme Tarihi:

ABD’de aşırı sağın en tartışmalı internet figürlerinden biri olan Nick Fuentes, uzun süredir YouTube gibi ana akım platformlardan uzaklaştırılmış durumda. Ancak bu yasaklar, onun çevrim içi etkisini tamamen bitirmedi. Fuentes, daha küçük ama çok daha sadık bir izleyici kitlesiyle kendi ekonomik düzenini kurdu.
Bu düzenin merkezinde “superchat” adı verilen ücretli mesaj sistemi var. İzleyiciler canlı yayın sırasında para ödeyerek mesajlarının ekranda görünmesini sağlıyor. Yayıncı bu mesajları okuyor, yanıtlıyor ya da üzerinden yorum yapıyor. Böylece bağışçı yalnızca para göndermiş olmuyor; yayın sırasında görünür hale geliyor, topluluğun parçası olduğunu hissediyor ve yayıncıyla doğrudan temas kurduğunu düşünüyor.
Fuentes’in bağış gelirinin 900 bin dolara yaklaşması, onu ana akım reklam gelirlerinden mahrum kalan sıradan bir yayıncı olmaktan çıkarıyor. Çünkü bu para yalnızca canlı yayın bağışlarından geliyor. Fuentes’in ayrıca ücretli sohbet odaları, aylık üyelik sistemi ve ürün satışlarından da gelir elde ettiği belirtiliyor.
SUPERCHAT SİSTEMİ NEDİR?
Superchat, canlı yayınlarda izleyicinin para ödeyerek mesajını öne çıkarmasını sağlayan bir sistem. Oyun yayınlarından sohbet yayınlarına kadar pek çok alanda kullanılıyor. İzleyici küçük bir ödeme yapıyor, mesajı ekranda beliriyor ve yayıncı tarafından okunma ihtimali artıyor.
Bu sistem normalde içerik üreticisine destek olmak için kullanılan dijital bir bahşiş yöntemi gibi görülebilir. Ancak Fuentes örneğinde bu mekanizma farklı bir anlam kazanıyor. Bağışlar yalnızca bir yayıncıyı desteklemek için değil, ırkçı, antisemitik, kadın düşmanı ve göçmen karşıtı söylemler etrafında kurulan bir topluluğa bağlılık göstermek için de yapılıyor.
Bu örnekte öne çıkan şey, izleyici ile yayıncı arasında kurulan tek taraflı ama çok güçlü bağ. Yayıncı izleyiciyi kişisel olarak tanımasa bile izleyici onu aileden biri gibi görebiliyor. Her gece aynı kişiyi izlemek, onun özel hayatından parçalar duymak ve mesaj gönderdiğinde karşılık alma ihtimali, izleyicide gerçek bir yakınlık hissi yaratabiliyor.
Fuentes’in yayınlarında sadık bağışçılara doğrudan seslenmesi, onların mesajlarını okuması ve takipçilerini zaman zaman “aile” gibi tanımlaması bu bağı daha da güçlendiriyor. Bu yüzden bazı izleyiciler için bağış yapmak yalnızca para vermek değil; görülmek, kabul edilmek ve bir gruba ait olmak anlamına geliyor.
NEFRET NASIL PAKETLENİYOR?
Nick Fuentes’in söylemleri ABD’de uzun süredir tepki çekiyor. Hitler’i öven, siyahlar, Yahudiler, kadınlar ve göçmenler hakkında ağır ifadeler kullanan açıklamaları nedeniyle birçok platformdan uzaklaştırıldı. Buna rağmen çevrim içi dünyada tamamen kaybolmadı.
Bunun en önemli nedeni, nefret söyleminin artık yalnızca uzun konuşmalarla yayılmaması. Saatler süren yayınlardan alınan kısa klipler, sosyal medyada mizah, ironi ya da kışkırtıcı internet diliyle yeniden dolaşıma sokuluyor. Böylece çok sert ifadeler, özellikle genç kullanıcıların hızla tükettiği kısa videolara dönüşüyor.
Bu yöntem, radikal fikirlerin normalleşmesini kolaylaştırabiliyor. Bir söz önce “şaka” gibi sunuluyor, sonra topluluk içinde tekrar tekrar kullanılıyor, ardından siyasi bir kimliğin parçası haline geliyor. Fuentes ve çevresindeki destekçiler de bu dijital dili çok etkili biçimde kullanıyor.
Kısa video kültürü bu süreçte kritik rol oynuyor. Birkaç saniyelik kesitler, konuşmanın tamamından koparılarak daha eğlenceli, daha öfkeli ya da daha çarpıcı hale getiriliyor. Böylece aşırı ifadeler, haber gibi değil; izlenebilir, paylaşılabilir ve tartışma çıkarabilir içerikler gibi dolaşıma giriyor.
CUMHURİYETÇİLERİ DE RAHATSIZ EDİYOR
Fuentes’in yükselişi yalnızca Demokratları ya da liberal çevreleri değil, Cumhuriyetçi Parti içindeki bazı isimleri de rahatsız ediyor. Çünkü Fuentes kendisini sağ siyasetin dışında değil, sağın geleceğini şekillendirmeye çalışan biri olarak konumlandırıyor.
Trump yanlısı çevrelerden çıkmış olsa da son dönemde Trump’ı da hedef alıyor. Trump’ın İsrail politikalarını eleştiriyor, göçmenlik konusunda yeterince sert davranmadığını savunuyor ve takipçilerini Trump destekli adaylara karşı oy kullanmaya çağırıyor.
SİYASİ GÜÇ MÜ, DİJİTAL FANATİZM Mİ?
Fuentes’in gerçek siyasi gücünün ne kadar büyük olduğu tartışmalı. Bazı araştırmacılar onun etkisinin abartıldığını, asıl başarısının algoritmaları ve öfke ekonomisini iyi kullanmasından kaynaklandığını düşünüyor. Bu görüşe göre Fuentes, geniş kitleleri örgütleyen bir liderden çok, internette öfkeyi paraya çevirmeyi bilen bir yayıncı.
Ancak bu durum tehlikeyi tamamen ortadan kaldırmıyor. Çünkü Fuentes’in takipçileri arasında onu yalnızca bir yorumcu olarak değil, kendi öfkelerini dile getiren bir temsilci olarak görenler var. Bu kişiler için bağış yapmak, bir siyasi harekete katılmak, bir davaya destek vermek ya da kendi kimliğini göstermek anlamına gelebiliyor.
Kasubienski’nin hikâyesi bu açıdan çarpıcı. Kanser teşhisi aldıktan sonra bile Fuentes’e mesaj göndermeyi sürdürdü. Ölümünden kısa süre önce yazdığı mesajlarda, Fuentes ve onun takipçi topluluğu için dua ettiğini söyledi. Fuentes daha sonra yayınında ondan söz etti; ancak ailesi, onun verdiği ziyaret sözünün gerçekleşmediğini anlattı.
Bu hikâyenin rahatsız edici tarafı burada saklı: İnternette aşırılık yalnızca nefretle beslenmiyor. Yalnızlık, anlaşılma isteği, aidiyet arayışı ve görünür olma ihtiyacı da bu yapıyı güçlendirebiliyor.
Nick Fuentes örneği, dijital çağda radikal söylemlerin nasıl yeni bir ekonomik modele dönüştüğünü gösteriyor. Bir yanda öfke ve nefret var; diğer yanda bağışlar, üyelikler, ürün satışları ve sadık hayran toplulukları. Sonuçta ortaya çıkan şey, yalnızca bir yayıncı profili değil; nefretin, yalnızlığın ve internet ekonomisinin birbirine bağlandığı karanlık bir düzen.


