Trump'ın tehditlerine İran Devrim Muhafızları'ndan sert yanıt! Hürmüz'de ölümcül girdap
Güncelleme Tarihi:
13/04/2026 tarihi için yeni canlı bloğumuzu buradan takip edebilirsiniz.
HABER İÇİN TIKLAYIN

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD ile Pakistan’ın başkenti İslamabad’da gerçekleştirilen müzakerelere ilişkin açıklamada bulundu. Arakçi sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Son 47 yılın en üst düzeyde yürütülen yoğun görüşmelerinde İran, savaşı sona erdirmek amacıyla ABD ile iyi niyet çerçevesinde temas kurdu. Ancak İslamabad Mutabakat Zaptı’na sadece birkaç adım kala maksimalist talepler, sürekli değişen şartlar ve abluka ile karşılaştık. Hiçbir ders alınmamış. İyi niyet, iyi niyet doğurur. Düşmanlık ise düşmanlık doğurur" ifadelerini kullandı.

CENTCOM'un ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yapılan açıklamada, İran limanlarına yönelik deniz ablukasının bugün başlayacağı belirtildi.
"CENTCOM güçleri, Başkan’ın (Donald Trump) talimatına uygun olarak, 13 Nisan saat 10.00’da (ABD Doğu Saati) İran limanlarına giren ve çıkan tüm deniz trafiğine yönelik abluka uygulamaya başlayacaktır." ifadesine yer verilen açıklamada, söz konusu deniz ablukasının, Basra Körfezi ve Umman Körfezi’ndekiler dahil tüm İran limanlarına ve kıyı bölgelerine giren veya buradan ayrılan bütün ülkelerin gemilerine karşı "tarafsız şekilde" uygulanacağı vurgulandı.
Açıklamada ayrıca, CENTCOM güçlerinin, Hürmüz Boğazı'ndan geçerek İran dışındaki limanlara giden veya bu limanlardan gelen gemilerin seferlerinin ise engellenmeyeceği kaydedildi.

İran basınına göre, Telayi Nik, Hürmüz Boğazı'na ilişkin açıklamalarda bulundu.
Sözcü Telayi Nik, açıklamasında, "Hürmüz Boğazı'nın kontrolü sonsuza kadar İran'ın ve bölgenin elinde kalacak." dedi.
ABD ve İsrail'in, İran'daki sistemi devirmek için ortaya koyduğu çabanın başarısızlığa uğradığını ve bunun İran'ı daha güçlü ve sağlam hale getirdiğini savunan Telayi Nik, "Bu savaş sırasında düşmanın en gelişmiş uçakları zarar gördü ve yok oldu." ifadesini kullandı.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD ile İran arasında Pakistan’ın başkenti İslamabad’da yürütülen müzakereler hakkında sosyal medya hesabından açıklamada bulundu. ABD tarafının "aşırı" taleplerine dikkat çeken Pezeşkiyan, "Eğer ABD yönetimi dayatmacı tutumundan vazgeçer ve İran halkının haklarına saygı gösterirse, anlaşmaya ulaşmak için mutlaka yollar bulunacaktır" ifadelerini kullandı. İran müzakere heyetine de teşekkür eden Pezeşkiyan, "Müzakere heyeti üyelerine, özellikle de kardeşim Galibaf’a kolaylıklar diliyorum" dedi.

Başbakanlık Ofisi'nden yapılan açıklamada, Tümgeneral Roman Goffman'ın Mossad Direktörü olarak atanmasının onaylandığı bildirildi.
Açıklamada, eski İsrail Yüksek Mahkemesi Başkanı Asher Grunis başkanlığındaki komitenin onayının ardından Başbakan Netanyahu'nun Goffman'ın atanmasına ilişkin mektubu imzaladığı kaydedildi.
David Barnea'dan 2 Haziran'da görevi devralacak Goffman'ın 5 yıl Mossad'ın başında kalacağı belirtildi.
Netanyahu'nun, askeri sekreteri Roman Goffman'ı, Mossad'ın yeni direktörü olarak atama kararı almasının emniyet teşkilatı içinde itirazların yükselmesine sebep olduğu basına yansımıştı.
İsrail devlet televizyonu KAN, eski üst düzey Mossad yetkililerinin, Goffman'ın atanmasını, istihbarat geçmişi veya Mossad'ın temel faaliyetleri hakkında bilgisi olmadığı için eleştirdiğini aktarmıştı.

İran Meclis Başkanı Galibaf: Savaşı seçerseniz, savaşırız. Mantıkla gelirseniz, mantıkla yanıt veririz. Tehdide boyun eğmeyeceğiz. İrademizi test ederseniz daha büyük ders veririz.

İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları 2 Mart’tan bu yana sürüyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail işgali altındaki Lübnan topraklarına gitti. Netanyahu, Lübnan topraklarına yönelik saldırıların devam edeceğini ifade ederek, "Hala yapılacak çok iş var ve biz de bunu yapıyoruz. Bu güvenlik bölgesi sayesinde Lübnan’dan gelecek bir işgal tehdidini bertaraf ettik. Tanksavar ateşi tehlikesini geri püskürtüyor, roketlerle de mücadele ediyoruz, ancak hala yapılması gereken çok iş var" dedi.
Netanyahu’ya Savunma Bakanı Israel Katz ve Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir eşlik etti.

The Times of Israel gazetesinin Maliye Bakanlığının savaşın mali yüküne ilişkin ön değerlendirmesine dayandırdığı haberinde, İran’a saldırıların Gayrisafi Yurt İçi Hasıla'da düşüş ve devlet harcamalarındaki artış dahil olmak üzere yüksek ekonomik maliyetler doğurduğu aktarıldı.
Haberde, ön değerlendirmelere göre savaşın Tel Aviv yönetimine maliyetinin 35 milyar İsrail şekelini (11,5 milyar dolar) bulduğu belirtildi.
İran'a saldırıların mali yükünün yaklaşık 22 milyar İsrail şekeli (7,25 milyar dolar) tutarındaki kısmını, İsrail ordusu, Savunma Bakanlığı, Ulusal Güvenlik Bakanlığı ve diğer güvenlik kurumlarının yaptığı savunma ve askeri harcamaların oluşturduğu kaydedildi.
Söz konusu tutarın 2026 yılı bütçesi kapsamında önceden Savunma Bakanlığı bütçesine eklendiği de belirtildi.
İran misillemelerinin yol açtığı hasar, kapalı kalan işletmelerin zararı ve ücretsiz izne ayrılan çalışanlara ödemeler için tazminat paketi oluşturulduğu aktarılan haberde, söz konusu tazminat paketinin toplamda 12 milyar İsrail şekeline (4 milyar dolar) mal olmasının beklendiği aktarıldı.
Haberde, Sosyal İşler Bakanlığı ve hastanelere yapılan ödemeleri de kapsayan sivil harcamalar için 1 milyar İsrail şekeli (329 milyon dolar) kullanıldığı ifade edildi.
ABD ve İsrail'in İran'a 28 Şubat'ta başlattığı saldırıların ardından İran'ın misillemeleri ile bazı bölge ülkelerine düzenlediği saldırılarla savaşa dönüşen süreçte, 8 Nisan'da geçici ateşkese varılmıştı.

Suudi Arabistan, ülkeye ve Körfez ülkelerine yönelik insansız hava araçlarıyla (İHA) düzenlenen saldırılar ve tehditler nedeniyle Irak'ın Riyad Büyükelçisi'ni Dışişleri Bakanlığına çağırdı.
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığının ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından konuya ilişkin yazılı açıklama yapıldı.
Açıklamada, Irak topraklarından fırlatılan İHA'larla Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerini hedef alan "açık saldırı ve tehditlerin" devam etmesi üzerine Irak'ın Riyad Büyükelçisi'nin bakanlığa çağrıldığını ifade edildi.

Pakistan’ın ev sahipliğinde dün İran ve ABD arasında başlayan müzakerelerin ilk turu sona erdi. Sonuç çıkmayan ve 21 saat süren müzakerenin ardından İran heyeti, Pakistan’dan ayrıldı. ABD ve İran arasında ikinci turun yapılıp yapılmayacağı henüz bilinmiyor.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, müzakereye ilişkin yaptığı açıklamada, "Müzakereler öncesinde, iyi niyet ve gerekli iradeye sahip olduğumuzu vurguladım ancak önceki iki savaşın tecrübeleri nedeniyle karşı tarafa güvenimiz yok. İran heyetindeki çalışma arkadaşlarım, ilerlemeye yönelik 168 girişim önerdi ancak karşı taraf bu müzakere turunda İran heyetinin güvenini kazanamadı. ABD, bizim mantığımızı ve ilkelerimizi anladı. Artık karar verme zamanı. Güvenimizi kazanabilecek mi, kazanamayacak mı?" dedi.

Devrim Muhafızları Ordusu Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundan, Hürmüz Boğazı'na ilişkin görüntüler paylaştı.
Paylaşılan görüntülerde bir insansız hava aracının (İHA) Hürmüz Boğazı üzerinde gözlem yaptığı görüldü.
Görüntülerle birlikte yayımlanan açıklamada ise "Tüm trafik, silahlı kuvvetlerin kontrolü altında. Yapılacak her hangi bir yanlış hamle, düşmanı Hürmüz Boğazı'nda ölümcül bir girdaba hapsedecek." ifadeleri kullanıldı.
ABD Başkanı Donald Trump, İran ile müzakerelerin ardından yaptığı açıklamada, İran'ın nükleer hedeflerinden vazgeçmediğini ve "ABD donanmasının, Hürmüz Boğazı'na girmeye veya boğazdan çıkmaya çalışan tüm gemileri ablukaya alma sürecini başlatacağını" belirtmişti.

Fox News'e açıklamalarda bulunan ABD Başkanı Donald Trump, "Netenyahu’un dediği gibi biz abiyiz onlar da küçük kardeş. Çok etkili bir ekibiz." açıklamasını yaptı.
Hürmüz Boğazı'na abluka uygulanacağını yineleyen Trump, "İran görüşmelere sanki bütün kartlar onların elindeymiş gibi geldi ama değil. Tüm ülkeyi yok ettik" dedi.
KÖRFEZ ÜLKELERİ ABD'YE YARDIM EDECEK
Trump, Körfez ülkelerinin abluka konusunda ABD'ye yardımcı olacağını belirterek, "Tam bir abluka devreye sokuyoruz. İran'ın, sevdiği insanlara petrol satarak para kazanmasına ve sevmedikleri kişilere satmamasına ya da her neyse buna izin vermeyeceğiz. Ya hep ya hiç olacak. İstesem İran'ı bir günde yok ederim" diye konuştu.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Sanayi ve İleri Teknoloji Bakanı Sultan bin Ahmed el-Cabir, Hürmüz Boğazı’nda seyrüseferin kısıtlanmasına yönelik girişimlerin ciddi riskler barındırdığı uyarısında bulundu. X hesabından açıklama yapan Cabir, "Hürmüz Boğazı hiçbir zaman İran'a ait olmadı ki kapatılabilsin ya da seyrüseferi kısıtlayabilsin." ifadelerini kullandı.
Söz konusu girişimlerin yalnızca bölgesel bir mesele olmadığını vurgulayan Cabir, bunun küresel ekonomik sistemin ana damarlarından birini sekteye uğratacağını ve enerji, gıda ile sağlık güvenliği açısından tüm ülkeler için doğrudan tehdit oluşturacağını kaydetti. Sahadaki gelişmelere de değinen Cabir, 28 Şubat’tan bu yana en az 22 geminin hedef alındığını, saldırılarda 10 mürettebatın hayatını kaybettiğini belirtti.

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile müzakerelerin sonuçsuz kalmasının ardından sosyal medya hesabından yeni bir paylaşım yaparak, Hürmüz Boğazı'nı kullanan gemilere yönelik abluka uygulayacağını bildirdi.
Trump, Truth Social hesabından yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullandı:
"Bize ya da barışçıl gemilere ateş açan her İranlı cehenneme gönderilecektir! İran, nükleer hırsları yüzünden ülkelerini zaten harap eden bu durumu nasıl bitireceğini herkesten iyi biliyor. Donanmaları gitti, Hava Kuvvetleri gitti, uçaksavar ve radarları işe yaramaz halde, Humeyni ve "liderlerinin" çoğu öldü.
'HÜRMÜZ ABLUKAYA ALINACAK'
ABD, Hürmüz'e giren gemileri ablukaya alacak. Abluka kısa süre içinde başlayacak. Diğer ülkeler de bu ablukaya dahil olacaklar. İran'ın bu yasadışı şantaj eyleminden kâr etmesine izin verilmeyecek. Para istiyorlar ve daha da önemlisi nükleer istiyorlar. Tamamen tetikte ve hazırız. Ordumuz İran'dan geriye kalan o az bir kısmı da bitirecek."

Yediot Ahronot gazetesinin haberine göre, İsrail Savunma Kuvvetleri Komutanı Eyal Zamir, İran'la yeniden askeri bir çatışma olasılığına karşı ordunun derhal hazırlanması emrini verdi. İsrailli askeri kaynaklar, İsrail ordusunun daha önce İran topraklarında gerçekleştirilen operasyonlar öncesinde görülen hazırlık sürecine benzer bir aşamaya girdiğini belirtti. Bu kapsamda tüm planlama ve operasyonel süreçlerin hızlandırıldığı ve birliklere yüksek hazırlık seviyesini koruma talimatı verildiği kaydedildi.
Orduyu yüksek alarma geçiren Zamir'in, birliklere tüm branşlarda yüksek hazırlık seviyesini koruma, müdahale sürelerini kısaltma ve operasyonel açıkları kapatma talimatı verdiği ifade edildi. Aynı zamanda Askeri İstihbarat Müdürlüğünün, İran'da füze sistemleri, fırlatma rampaları ve destekleyici altyapı da dahil olmak üzere askeri hedeflere odaklanarak geniş bir hedef havuzu oluşturduğu belirtildi.

Hizbullah, işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Taybeh kasabasında İsrailli komutanları taşıyan bir askeri aracı insansız hava aracıyla (İHA) vurduğunu duyurdu. Örgüt ayrıca İsrail'in kuzeyindeki Kiryat Shmona kışlasını da çok sayıda İHA ile hedef aldığını açıkladı.

İran Adli Tıp Kurumu, ABD ve İsrail'in İran'a 28 Şubat'ta başlattığı saldırılarda hayatını kaybeden 3 bin 375 kişinin kimlik tespitinin yapıldığını bildirdi. Arani, 28 Şubat'tan bu yana saldırılarda hayatını kaybeden 3 bin 375 kişinin kimlik tespitinin yapıldığını belirtti.
Bu kişilerden 2 bin 875'inin erkek, 496'sının kadın olduğunu kaydeden Arani, 4 kişiye ilişkin ise bilgi vermedi. Arani, hayatını kaybedenler arasında Türkiye, Suriye, Afganistan, Pakistan, Çin, Irak ve Lübnan vatandaşlarının da bulunduğunu ifade etti.


İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed Rıza Aref, Pakistan'ın başkenti İslamabad'da ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ardından yaptığı değerlendirmede, Tahran yönetiminin Hürmüz Boğazı'ndan tazminat talebine kadar tüm haklarını savunma konusunda kararlı olduğunu açıkladı.
Aref, toplum içinde artan uyuma dikkat çekerek ulusal birliğin önemini vurguladı. İran hükümetinin bu birliği ülkenin çıkarlarını ilerletmenin temeli olarak gördüğünü belirten yetkili, "Hürmüz Boğazı'ndaki gücümüzden tazminat talebine kadar, halkın hakları konusunda kararlıyız; bu, güçlü bir İran için taahhüdümüzdür" ifadelerini kullandı. İran'ın hem diplomatik hem de ulusal cephelerdeki çabalarını sürdürürken haklarını korumaya kararlı olduğunu da sözlerine ekledi.

İran lideri Mücteba Hamaney'in Başdanışmanı ve ülkenin önde gelen siyasetçilerinden Ali Ekber Velayeti ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından, Hürmüz Boğazı'na ilişkin açıklamada bulundu.
İran diplomasisinin tarih boyunca amacının ve temel ilkesinin İran'ı korumak olduğunu belirten Velayeti, "Hürmüz Boğazı'nın anahtarı bizim güçlü ellerimizdedir." ifadesini kullandı.

İran basınına göre, Petrol Bakan Yardımcısı ve İran Petrol Ürünleri Dağıtım Şirketi İcra Direktörü Muhammed Sadık Azimifer, saldırılarda hasar gören Lavan Adası'ndaki petrol rafinerisi hakkında açıklamalarda bulundu. Lavan Petrol Rafinerisi'nin 2 ay içerisinde savaştan önceki kapasitesinin yüzde 70-80'ine ulaşacağını belirten Azimifer, gelecek 10 gün içinde de tesisin yeniden faaliyete geçeceğini söyledi.
Lavan Adası'nda bulunan Lavan Petrol Rafinerisi tesisi, İran ile ABD arasında varılan ateşkese rağmen 8 Nisan'da saldırıya uğramış ve rafineride patlama meydana gelmişti.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, X hesabından açıklamalarda bulunarak, Pakistan'da gerçekleştirilen İran-ABD müzakerelerine ilişkin, "ABD bizim mantığımızı ve ilkelerimizi anladı. Güvenimizi kazanıp kazanamayacaklarına karar verme zamanıdır." dedi.
Müzakereler öncesinde iyi niyetlerini ve gerekli iradeye sahip olduklarını vurguladıklarını aktaran Kalibaf, "Daha önceki iki savaş nedeniyle karşı tarafa güvenimiz yok. Karşı taraf bu müzakere turunda İranlı heyetin güvenini kazanamadı." ifadesini kullandı.
'DİPLOMASİ, ASKERİ MÜCADELENİN YANINDA BİR YÖNTEM'
Kalibaf ayrıca, İran halkının çıkarlarını hem askeri hem de diplomatik yollarla korumaya devam edeceklerini belirterek, diplomasiyi askeri mücadelenin yanında bir yöntem olarak gördüklerini ifade etti. İran Meclis Başkanı, müzakerelere ev sahipliği yapan Pakistan'a ve İranlı heyete çabalarından ötürü teşekkürlerini sundu.

Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı, ABD-İsrail ile İran arasında yaşanan çatışmalar sırasında Tahran yönetiminin misillemeleri sonucu zarar gören petrol boru hattının yeniden tam kapasiteyle faaliyete geçtiğini duyurdu. Bakanlıktan yapılan açıklamada, Basra Körfezi ile Kızıldeniz arasındaki enerji koridoru işlevi gören Doğu-Batı Boru Hattı'nda yürütülen teknik ve operasyonel çalışmaların başarıyla tamamlandığı, bu kapsamda günlük yaklaşık 7 milyon varillik petrol akışının kısa sürede yeniden sağlandığı belirtildi.

İran basını, yurtdışındaki muhalif medya kuruluşları ile iletişim kurarak, güvenlik ve askeri merkezlere ait bilgi ve konumları gönderdikleri belirlenen 50 kişinin gözaltına alındığını bildirdi. Gözaltı operasyonları sırasında çok sayıda elektronik malzeme ve Starlink uydu terminalinin ele geçirildiği belirtildi.

İran'ın Fars Haber Ajansı, müzakere heyetine yakın bir kaynağa dayandırdığı haberinde, Tahran yönetiminin ABD ile yeni bir görüşme turu düzenlemeyi planlamadığını bildirdi.
'ABD HEYETİ MASADAN AYRILMAK İÇİN BAHANE ARIYORDU'
Haberde görüşlerine yer verilen kaynak, ABD heyetinin müzakere masasından ayrılmak için bir bahane aradığını belirterek, bunun Washington yönetiminin beklentilerini düşürmeye istekli olmadığını gösterdiğini ifade etti. Kaynak ayrıca, ABD'nin müzakereler sırasında savaş sürecinde askeri yollarla elde edemediği kazanımları talep ettiğini öne sürdü.

Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar, İslamabad'da Tahran ile Washington arasında yürütülen görüşmelerde ortak bir çerçeveye ve anlaşmaya ulaşılamamasının ardından, tarafların ateşkes taahhütlerini sürdürmelerinin hayati önem taşıdığını vurguladı.
Kalıcı barış ve refahın yalnızca bölge için değil, küresel düzeyde de kritik olduğuna işaret eden Dar, "Tarafların ateşkes taahhütlerini sürdürmeleri hayati önem taşımaktadır." değerlendirmesinde bulundu.
Muhammed İshak Dar, Pakistan'ın ateşkesin sağlanması yönündeki çabalarına ve arabuluculuk rolüne verdikleri destek nedeniyle her iki tarafa da teşekkür etti.


The New York Times (NYT) gazetesine göre ABD istihbarat kurumları, Çin'in ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşta rolünü artırmış olabileceğini değerlendiriyor. İsmini vermek istemeyen ABD'li yetkililer, istihbarat değerlendirmelerinin, Çin'in bazı şirketler aracılığıyla İran'a askeri üretimde kullanılabilecek kimyasal, yakıt ve bileşen sevkiyatına göz yumarak savaşta örtülü rol üstlendiğine işaret ettiğini ileri sürdü.
Çin'in uzun süredir İran'a doğrudan askeri teçhizat göndermekte temkinli davrandığını belirten yetkililer, ancak hükümet içinde bazı isimlerin İran güvenlik güçlerine doğrudan destek verilmesini savunduğunu aktardı. Yetkililer, Washington yönetiminin, Çin'in son dönemde İran'a omuzdan atılan ve "MANPADS" olarak bilinen füzeler göndermiş olabileceğine dair istihbarat edindiğini iddia etti. Ancak yetkililer, bu bilginin kesin olmadığını ve söz konusu silahların sahada kullanıldığına dair herhangi kanıt bulunmadığını aktardı.
RUSYA'DAN UYDU DESTEĞİ
Öte yandan yetkililer ABD istihbaratının, Rusya'nın da İran ordusuna uydu istihbaratı sağlayarak İran Devrim Muhafızları Ordusunun ABD gemileri ile Orta Doğu'daki askeri ve diplomatik hedefleri belirlemesine yardımcı olduğuna dair bulgular elde ettiğini savundu. ABD'li yetkililer, Rusya'nın ayrıca İran'a gıda yardımı, öldürücü olmayan askeri malzeme ve uydu görüntüleri sağladığını ancak ABD'yi provoke etmemek adına doğrudan silah tedarikinden kaçındığını öne sürdü.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, yayımladığı video mesajında İran ve Lübnan'a karşı saldırılara ilişkin açıklamalarda bulunarak, “İran'a yönelik saldırılarımız henüz sona ermedi. Yapacak daha çok işimiz var” ifadelerini kullandı. Geçen yıl ve 28 Şubat’ta düzenledikleri iki saldırı olmasaydı İran’ın ‘çoktan nükleer silaha sahip olacağını’ öne süren Netanyahu, sağlanan geçici ateşkes için talebin Tahran yönetiminden geldiğini iddia etti.
Netanyahu, Lübnan'la başlatılacağı duyurulan doğrudan müzakerelerle ilgili ise “Gösterdiğimiz güç sayesinde Lübnan, geçen ay doğrudan barış görüşmelerine başlamak için birkaç kez girişimde bulundu. Doğrudan müzakereleri iki şartla onayladım. Bunlar, Hizbullah'ın silahsızlandırılması ve nesiller boyu sürecek gerçek bir barış anlaşması” diye konuştu.

İran basını, Devrim Muhafızları Ordusu Deniz Kuvvetleri tarafından yapılan açıklamayı yayımladı. Açıklamada, Hürmüz Boğazı’ndan askeri gemilerin geçişine yönelik her türlü girişime sert bir şekilde karşılık verileceği bildirildi. Geçiş izninin yalnızca belirli kurallar çerçevesinde sivil gemilere verildiği kaydedilen açıklamada, ABD savaş gemilerinin boğazdan geçtiğine dair haberler yalanlandı. Hürmüz Boğazı'nın kontrolünün Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri'nin elinde olduğu belirtildi.

İran devlet televizyonuna konuşan Bekayi, İslamabad'da gerçekleştirilen ABD-İran dolaylı görüşmelerini değerlendirdi.
Bekayi, "Bu görüşmeler, ABD ve İsrail'in 9 ay içerisinde ikinci kez giriştikleri ve 40 gün süren bir savaşın ardından, sadece güvensizlik değil, kuşku ve şüphenin hakim olduğu bir atmosferde yapıldı. Bu nedenle tek bir toplantıda anlaşmaya varılmaması doğaldır. Zaten kimsenin böyle bir beklentisi de yoktu." dedi.
İranlı sözcü, anlaşmaya varılamamasındaki diğer bir sebebin, kendine özgü zorlukları bulunan Hürmüz Boğazı ve bölge konularının bu müzakerelere ilave edilmesiyle görüşmelerin daha karmaşık hale gelmesi olduğunu kaydetti.
Bekayi, görüşmelerin devam edip etmeyeceğine ilişkin açıklama yapmadı.

ABD Başakanı Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance’in Pakistan’dan ayrılmasının hemen ardından İran’la yapılan görüşmelerin başarısızlığı hakkında doğrudan yorum yapmadı; ancak sosyal medya platformunda, müzakerelerin çökmesi halinde deniz ablukası uygulayabileceğini belirten bir makale paylaştı.
Gazeteci John Solomon tarafından yazılan ve Trump’ın paylaştığı makalede şöyle deniyor:
“Eğer İran, Amerika Birleşik Devletleri’nin Cumartesi günü sunduğu nihai anlaşmayı kabul etmeyi reddederse, Trump söz verdiği gibi Tahran’ı ‘Taş Devri’ne geri bombalayabilir. Ya da halihazırda sallantıda olan İran ekonomisini boğmak için başarılı abluka stratejisini yeniden uygulayabilir ve Çin ile Hindistan’ı önemli petrol kaynaklarından birinden mahrum bırakarak üzerlerindeki diplomatik baskıyı artırabilir.”

ABD'li yayın kuruluşu Axios'a göre, ABD ve İran heyetleri, birden fazla formatta birkaç tur boyunca bir araya geldi. Görüşmeler Cumartesi günü başladı ve yerel saatle Pazar’ın erken saatlerinde sona erdi.
Vance, ABD müzakere ekibinin gün boyunca Başkan Trump ile 5-6 kez görüştüğünü söyledi. Ayrıca Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth, Hazine Bakanı Scott Bessent ve CENTCOM Komutanı Orgeneral Brad Cooper ile de temas kurdular.
ABD tarafı görüşmelerde nihai bir anlaşma beklenmiyordu, ancak müzakereleri sürdürmeye yetecek ivmenin oluşmasını umuyordu. Vance’in kısa açıklamaları bu yönde pek iyimserlik yansıtmadı, ancak ABD’nin masadan kalktığını da söylemedi.
GÖRÜŞMELER HÜRMÜZ VE NÜKLEER PROGRAMDA TIKANDI
İran'ın devlet televizyonu Press TV, görüşmelerin Hürmüz Boğazı kontrolü ve Tahran'ın barışçıl bir nükleer enerji programına sahip olma hakkı konularında tıkandığını bildirdi.

İran lideri Mücteba Hamaney'in Uluslararası İlişkiler Danışmanı Ali Ekber Velayeti, Lübnan'da Hizbullah'ın rolünü görmezden gelmenin, bu ülkeyi güvenlik riskleriyle karşı karşıya bırakacağını belirtti.
ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından, Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'a hitaben açıklamada bulunan Velayeti, Hizbullah'ın Lübnan'daki rolünü değerlendirdi.
Velayeti, "(Lübnan Başbakanı) Nevvaf Selam bilmelidir ki, direnişin ve Hizbullah'ın benzersiz rolünü görmezden gelmek, Lübnan'ı telafisi mümkün olmayan güvenlik riskleriyle karşı karşıya bırakacaktır. Lübnan'ın istikrarı yalnızca devlet ile direnişin sinerjisine bağlıdır." ifadelerini kullandı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından, İslamabad'daki görüşmelere ilişkin açıklamada bulundu.
Pakistan'da İran heyeti için yoğun ve uzun bir günün geçtiğini ifade eden Bekayi, müzakerelerin ana başlıkları arasında Hürmüz Boğazı, nükleer mesele, savaş tazminatı, yaptırımların kaldırılması, İran ve bölgeye yönelik savaşın tamamen sona erdirilmesi gibi konuların ele alındığını bildirdi.
Bekayi, "Bu diplomatik sürecin başarısı, karşı tarafın ciddiyetine ve iyi niyetine, aşırı taleplerden ve yasa dışı isteklerden kaçınmasına ve İran’ın meşru hak ve çıkarlarını kabul etmesine bağlıdır." ifadelerini kullandı.
İranlı Sözcü, ABD’nin sözünde durmama ve kötü niyetli davranışlarını unutmadıklarını, ABD ve İsrail'in işlediği ağır suçları da affetmeyeceklerini vurguladı.
"Müzakerelerde 'şiddetli gerginlik' iddiaları gerçeği yansıtmıyor"
Öte yandan, Fars Haber Ajansı, İslamabad'daki müzakerelere ilişkin haberinde, Batılı medyada İran ve ABD heyetleri arasındaki görüşmelerde "şiddetli gerginlik" meydana geldiği iddialarının gerçeği yansıtmadığı belirtildi.
Müzakere protokolüne göre, İslamabad'daki görüşmelerin yapıldığı otelde hiçbir medya kuruluşunun bulunmadığı, yalnızca ABD-İran müzakere heyetleri ve Pakistanlı yetkililerin yer aldığı, bu nedenle hiçbir basın mensubunun görüşme sürecini içeriden gözlemleme erişiminin bulunmadığı belirtildi.
Bu yüzden "şiddetli gerginlik", "üyelerin el sıkışması" veya "Tahran’dan yeni bir ismin katılması" gibi yayılan haberlerin doğruyu yansıtmadığı kaydedildi.

ABD ile İran’ın Pakistan’ın başkenti İslamabad’da yürüttüğü müzakereler resmen sona erdi. ABD basınında yer alan haberlere göre; ABD Başkan Yardımcısı James David Vance, ABD Başkanı Donald Trump’ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Trump’ın damadı ile eski başdanışmanı Jared Kushner, yerel saatle 07:08 sıralarında "Air Force 2" uçağına binerek Pakistan’dan ayrıldı.

İran basını, ABD ile İran’ın Pakistan’ın başkenti İslamabad’ta yürüttüğü müzakerelerden sonuç alınamadığını doğruladı. İran’ın yarı resmi Tasnim haber ajansı, müzakerelerin bir anlaşmaya varılamadan sona erdiğini bildirdi. ABD tarafının "aşırı taleplerinin" ortak bir çerçeve oluşturulmasını engellediği aktarıldı. İran yönetimine bağlı Press TV ise, üzerinde anlaşma sağlanamayan noktalar arasında Hürmüz Boğazı’ndan geçiş hakları ve Tahran’ın nükleer hakları gibi çeşitli konuların yer aldığını duyurdu.

ABD Başkan Yardımcısı James David Vance, İran’la Pakistan’ın başkenti İslamabad’ta yürütülen müzakerelerle ilgili açıklamalarda bulundu. Müzakerelere ev sahipliği yapan Pakistan hükümetine teşekkür eden Vance, "Müzakerelerdeki eksiklikler Pakistanlıların suçu değildi. Onlar harika bir iş çıkardılar ve aradaki görüş ayrılıklarını aşıp bir anlaşmaya varmamıza yardımcı olmaya çalıştılar. 21 saattir bu konu üzerinde çalışıyoruz" dedi. İran heyeti ile kapsamlı görüşmeler gerçekleştirdiklerinin altını çizen Vance, "Bu iyi haber. Kötü haber ise, bir anlaşmaya varamadık. Bence bu, ABD ile kıyaslandığında, İran için çok daha kötü bir haber. Sonuç olarak, bir anlaşmaya varamadan ABD’ye geri dönüyoruz" ifadelerini kullandı.
"Şartlarımızı kabul etmemeyi tercih ettiler"
ABD’nin görüşmelerde kırmızı çizgilerini açıkça ortaya koyduğunu kaydeden Vance, "Hangi konularda taviz verebileceğimizi ve hangi konularda taviz veremeyeceğimizi çok net bir şekilde ortaya koyduk. Bunu olabildiğince açık bir şekilde ifade ettik, ancak onlar şartlarımızı kabul etmemeyi tercih ettiler" diye konuştu. Sorulan bir soru üzerine görüşmelerin içeriğine ilişkin detayları kamuoyu ile paylaşmak istemediğini belirten Vance, "İran’ın nükleer silah peşinde koşmayacağına ve nükleer silaha hızla ulaşmalarını sağlayacak araçları aramayacağına dair kesin bir taahhüt görmemiz gerekiyor. Bu, ABD Başkanı’nın temel hedefi ve bu müzakereler yoluyla ulaşmaya çalıştığımız şey de budur" şeklinde konuştu. İran’ın nükleer programının ve nükleer tesislerinin büyük oranda imha edildiğini hatırlatan Vance, "Ancak asıl soru şu: İranlıların sadece şu anda ya da iki yıl sonra değil, uzun vadede nükleer silah geliştirmeyeceklerine dair temel bir irade gösterip göstermediklerini görebiliyor muyuz? Henüz bunu görmedik. Umuyoruz ki göreceğiz" ifadelerini kullandı.
"Esnek davranmamıza rağmen ilerleme kaydedemedik"
ABD tarafının esnek davranmasına rağmen İran’ın anlaşmaya yanaşmadığını öne süren Vance, "İranlıların şartlarımızı kabul etmeye istekli olduğu bir noktaya bir türlü ulaşamadık. Bence oldukça esnek davrandık, oldukça uzlaşmacıydık. Başkan Trump bize ‘Buraya iyi niyetle gelmemizi ve bir anlaşmaya varmak için elimizden gelenin en iyisini yapmamızı’ söyledi. Biz de öyle yaptık, ancak ne yazık ki bir ilerleme kaydedemedik" değerlendirmesinde bulundu. Görüşmeler sırasında ABD Başkanı Donald Trump ve kabinesindeki isimlerle sık sık iletişim kurduklarını söyleyen Vance, "İyi niyetle müzakere ettiğimiz için ekiple sürekli iletişim halindeydik. Ve buradan çok basit bir teklifle, yani nihai ve en iyi teklifimiz olan bir uzlaşma önerisiyle ayrılıyoruz. İranlıların bunu kabul edip etmediğini göreceğiz" dedi.


