Güncelleme Tarihi:

1993 yılının dondurucu soğuk günlerinden birinde, eski ABD Dışişleri görevlisi Andrew Weber, Kazakistan’ın kırsal bir bölgesinde, neredeyse terk edilmiş bir avcılık dükkânının önünde aldığı küçük bir notun dünya tarihini değiştirebilecek nitelikte olduğunu henüz bilmiyordu.
Üzerine alelacele karalanmış sayılar, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bağımsızlığını yeni kazanan Kazakistan’ın elinde, yaklaşık 20 nükleer bomba üretmeye yetecek kadar yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum bulunduğunu doğruluyordu. Bu tespit, Soğuk Savaş sonrası dönemin en kritik ve en az bilinen gizli operasyonlarından birinin başlangıcı oldu: Safir Projesi (Project Sapphire).
ABD yönetimi, dönemin Başkanı Bill Clinton liderliğinde, Kazakistan ile işbirliği yaparak yaklaşık 600 kilogram yüzde 90 oranında zenginleştirilmiş uranyumu ülke dışına çıkarmak üzere son derece gizli bir operasyon planladı. Bu malzeme, teorik olarak doğrudan nükleer silah üretiminde kullanılabilecek saflıkta bir çekirdek maddeydi.
Operasyonun detayları son derece dikkat çekiciydi. Yüksek güvenlik önlemleri altında söz konusu uranyum, özel olarak yalıtılmış kamyonlara yüklendi. Ardından tüm malzeme, hava yoluyla Amerika Birleşik Devletleri’ne taşındı. Nihai varış noktası Tennessee oldu. Burada uranyum, nükleer silah üretiminde kullanılmayacak şekilde düşük oranda zenginleştirilmiş uranyuma dönüştürüldü.
SOĞUK SAVAŞ SONRASI EN KRİTİK OPERASYONLARDAN BİRİ
Andrew Weber, yıllar sonra The Telegraph’a verdiği demeçte, Safir Projesi’nin yalnızca tarihsel bir başarı değil, aynı zamanda gelecekteki nükleer krizler için de bir ‘operasyonel yol haritası’ niteliği taşıyabileceğini ifade etti. Özellikle ABD Başkanı Donald Trump döneminde İran’ın nükleer programına yönelik tartışmalar bağlamında, bu deneyimin yeniden gündeme gelmesi dikkat çekti.
Weber, böyle bir operasyonun teoride mümkün olsa da pratikte son derece karmaşık, uzun süreli ve riskli olduğunu vurguladı. Ona göre, ABD ile İran arasında kapsamlı bir diplomatik anlaşma olmaksızın yapılacak herhangi bir benzer operasyonun, binlerce insanın hayatına mal olabilecek ciddi sonuçlar doğurması ihtimal dahilinde bulunuyor.
Weber, bugün hâlâ ABD Savunma Bakanlığı’nın İran’a yönelik olası askeri senaryolar konusunda kendisiyle temas halinde olduğunu iddia ediyor. Bu durum, onun hem geçmiş deneyimi hem de mevcut krizlere ilişkin değerlendirmelerinin Washington açısından önemini ortaya koyuyor.
1990’lı yıllarda Kazakistan, Sovyetler Birliği’nden miras kalan nükleer altyapıdan hızla kurtulmak istiyordu. Uzun yıllar boyunca yapılan nükleer testler ülkeyi ciddi çevresel ve güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya bırakmıştı. Bağımsızlık sonrası dönemde ülkenin ilk lideri Nursultan Nazarbayev, Semipalatinsk nükleer test sahasının kapatılması yönünde tarihi bir karar aldı. Bu adım, Kazakistan’ın nükleer silahlardan arınma sürecinin başlangıcı oldu.
İRAN’DAKİ YÜKSEK ORANDA ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ URANYUM TARTIŞMASI
Uluslararası denetçilerin Nisan 2026 itibarıyla paylaştığı raporlara göre İran’ın yaklaşık 440 kilogram yüzde 60 saflıkta zenginleştirilmiş uranyuma sahip olduğu belirtiliyor. Andrew Weber’e göre bu miktar, teorik olarak 10 nükleer silah üretmeye yetecek bir potansiyele işaret ediyor.
Silah Kontrolü ve Yayılmayı Önleme Merkezi verilerine göre ise yüzde 20’nin üzerindeki zenginleştirme seviyeleri ‘yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum’ kategorisine giriyor. Nükleer silah üretiminde ise genellikle yüzde 90 ve üzeri saflık seviyeleri kritik eşik olarak kabul ediliyor.
İran’ın, ABD’nin tek taraflı bir uranyum çıkarma operasyonuna izin vermesinin oldukça düşük bir ihtimal olduğu değerlendiriliyor. Bu nedenle Weber, çözümün ancak üçüncü taraf ülkeler aracılığıyla sağlanabileceğini öne sürüyor. Kazakistan veya Pakistan gibi ülkeler bu süreçte potansiyel arabulucular olarak değerlendiriliyor.
Weber’e göre uluslararası bir ekip tarafından yürütülecek operasyonlar hem teknik hem de diplomatik açıdan daha kabul edilebilir olabilir. Bu tür bir operasyonun iki ila altı ay sürebileceği tahmin ediliyor.
“Eğer Amerikan askerleri sahaya sürülürse bu son derece yanlış bir karar olur” diyen Weber, yüksek kayıpların Trump yönetimi için siyasi bir kırılma yaratabileceğini savunuyor. Bu değerlendirmeler gösteriyor, nükleer silahlanma tartışmalarının yalnızca teknik değil, aynı zamanda derin siyasi ve insani sonuçlar doğuran çok katmanlı bir kriz alanı olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.
The Telegraph “I extracted uranium from top-secret labs. Here’s what Trump should know” başlıklı haberinden derlenmiştir.


