Güncelleme Tarihi:

Orta Doğu, İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik başlattığı saldırılarla yeni ve tehlikeli bir sürece girdi. İran’ın dini lideri Ali Hamaney ile çok sayıda üst düzey askeri yetkilinin hayatını kaybettiği saldırıların ardından Tahran yönetimi, bölgedeki ABD üslerini ve Tel Aviv’i hedef aldı. Karşılıklı hamleler, zaten kırılgan olan bölgesel dengeleri daha da sarstı.
Özellikle Hamaney’in ölümü sonrası uluslararası kamuoyunda tek bir soru öne çıktı: İran’da rejim değişir mi? Uzmanlar doğrudan “rejim değişir” değerlendirmesi yapmaktan kaçınsa da, sürecin yalnızca İran’ın iç siyasetiyle sınırlı kalmayacağına dikkat çekerek asıl büyük riskin altını çiziyor.
Peki o risk ne?
‘ABD’NİN SALDIRI İHTİMALLERİYLE İRAN’A BASKI UYGULAYACAĞINI DÜŞÜNÜYORDUK’
İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Dış Politika Uzmanı Yeliz Albayrak, “Savaş başlamadan önce gerçekleşen tüm bu senaryoları konuşurken, rejimin doğrudan hedef alınmadığını, ABD’nin İran’ı masaya getirmek için bu yığınağı ve saldırı ihtimallerini bir baskı mekanizması olarak kullanacağını düşünüyorduk” ifadelerini kullandı.
“Hatta Hamaney’in doğrudan hedef alınmayacağı yönünde değerlendirmeler de vardı” diyen Albayrak, “Ancak şimdi işler değişti. Artık doğrudan Hamaney ve bütün yanındaki üst düzey liderlerin hepsinin aynı toplantıda olduğu istihbaratını bile almış bir ABD ve İsrail’den bahsediyoruz. Sonuç olarak Hamaney de öldü” dedi.
Hurriyet.com.tr’den Sıdal Utkucu’ya konuşan Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Köni, “Dört gün bombalamayla bu rejimin değişebileceğini zannetmiyorum. Çünkü İran 45 senedir böyle bir saldırıya karşı hazırlanıyor. 1979’da Tahran’da Amerikan Büyükelçiliği’ni bastılar, diplomatları rehin aldılar. Bunun karşılığında da ABD İran’ın üzerine Irak'ı saldırttı. İran’daki yapı içinde 46 senedir kendisini destekleyen bir kamuoyu var. Yani İslami bir yapı oluştu. Bu yapının çökmesi için karada savaşılması lazım” dedi ve ekledi:
“O biraz daha uzun sürebilir. Herhalde orada da YPG, PKK gibi güçleri kullanacaklar veyahut HTŞ gibi Sünni İslami güçleri kullanacaklar. Yani bu bombalama ile yapının çökeceğini tahmin etmiyoruz. Hamaney öldü ama Hamaney vazgeçilmez, çok büyük bir devlet kurucusu değil. Oradaki ileri gelen mollalardan biri. Onun yerine bir molla hemen getirilir. Yani molla bütün idari ve ekonomik sistemi, teknolojiyi vesaire bilen bir insan değil.”
‘ABD, İRAN’IN VENEZUELA OLMADIĞININ FARKINDA’
Yeliz Albayrak, “İran, rejim değişikliği olmadan yeni seçilen biriyle masaya oturmak isterse, ABD burada tekrar görüşmeye devam edebilir. Çünkü ABD biliyor ki İran bir Venezuela değil” dedi ve ekledi:
“İran’da sistemin kendisi sağlam ve birbirini kolaylıkla ileri taşıyabilecek şekilde ilerliyor. Venezuela’daki olaylar gibi aynı rahatlıkla süreç kesin gitmeyecek. Hedef kadroyu ortadan kaldırıp yardımcılarının da korkmasıyla masaya gelip ABD ile çalışması ihtimali İran’da pek mümkün görünmüyor. Hamaney yerine gelen müzakereye dönmek isterse ABD burada rejimle devam etmek isteyebilir. Tamamen rejim değişikliği hedeflendiyse bu süreç aylarca uzayabilir.”
Albayrak ayrıca, “İran içerisinde de Irak’ta da ve çevredeki Şii nüfusta şu anda Hamaney’in ölümünden sonra sesler ve tepkiler yükselmeye başladı” ifadeleriyle bölgedeki olası etkilerin altını çizdi.
İSRAİL İLE ABD, REJİM KONUSUNDA TERS DÜŞEBİLİR Mİ?
Bu soruma “Ters düşebilirler. Çünkü Trump pragmatik düşünüyor; ekonomik ve güç dengeleri açısından burada baş aktörün kendisi olması gerektiği düşüncesinde” cevabını veren Yeliz Albayrak, şöyle devam etti:
-- Trump, Çin ve Rusya’nın İran’dan uzaklaştırılması gerektiğini savunuyor. Enerji, altın rezervleri, petrol ve doğalgaz rezervlerinin kendi belirlediği şartlar üzerinden kurgulanması gerektiğine dair bir bakış açısına sahip.
Yeliz Albayrak, İran’daki mevcut tabloya ilişkin değerlendirmesinde, ülkenin zayıflaması ve parçalanma ihtimalinin bölge açısından ciddi riskler barındırdığını ifade etti.
Albayrak, İran içinde faaliyet gösteren paramiliter yapılanmaların ve ülke sınırında bekleyen çeşitli terör örgütlerinin süreci daha da kırılgan hale getirebileceğini belirtti. Bu gruplar arasında İsrail tarafından desteklendiği öne sürülen unsurların da bulunduğunu dile getiren Albayrak, Şii milis gruplar başta olmak üzere çok sayıda silahlı yapının ortak paydasının İran’ı bölmek olduğunu savundu.
Söz konusu senaryonun yalnızca İran’la sınırlı kalmayabileceğine dikkat çeken Albayrak, özellikle Irak ve Suriye hattında benzer bir yayılma riskine işaret etti. Yeni yapılanma sürecindeki Suriye’de ayrılıkçı eğilimlerin dış müdahalelerle beslenebileceğini öne süren Albayrak, Irak’ta da benzer işaretlerin görülme ihtimali üzerinde durdu.
Bölgedeki çok sayıda silahlı aktörün kontrolsüz biçimde hareket etmesinin Orta Doğu’da istikrarlı bir düzen kurulmasını zorlaştırdığını vurgulayan Albayrak, vekil unsurların, terör örgütlerinin ve silahlı grupların devlet yapılarını zayıflatabileceği bir sürecin en tehlikeli senaryo olduğunu kaydetti.
Albayrak, bu tablonun yalnızca bölge ülkeleri için değil, Türkiye açısından da doğrudan güvenlik riski oluşturabileceğini belirterek, böyle bir durumda söz konusu tehdidin Türkiye sınırlarına kadar dayanma ihtimaline de dikkat çekti.


Amerika, İran’a tuzak kurdu