Güncelleme Tarihi:

İran’da son dönemde en çok konuşulan isimlerden biri, uzun süredir kamuoyu önüne çıkmayan Mücteba Hamaney… Resmî açıklamalarla uluslararası iddialar arasındaki çelişkiler, peş peşe ortaya atılan senaryolar ve cevapsız kalan sorular, ülke yönetimine ilişkin tartışmaları daha da büyüttü. Peki, İran’da perde arkasında neler yaşanıyor ve günlerdir herkesin yanıtını aradığı o kritik soru ne?
SALDIRI SONRASI YARALANDIĞI İDDİA EDİLDİ
İddialara göre Ali Hamaney’e yönelik saldırıda ailesinden bazı isimler de hayatını kaybetti. Saldırıda yaralanan kişiler arasında ise Hamaney’in en büyük oğlu Mücteba Hamaney’in bulunduğu öne sürüldü. Bazı uluslararası haber kaynaklarında yer alan iddialarda, Mücteba Hamaney’in yüzünde kalıcı iz bırakabilecek ağır yaralanmalar yaşadığı ve bacaklarından birinde veya her ikisinde ciddi hasar meydana geldiği ifade edildi.
Ancak bu bilgilerin tamamı doğrulanmış değil. Mücteba Hamaney’in yaralanmasının ardından kamuoyunun karşısına çıkmaması, İran yönetiminin iletişim stratejisi konusunda soru işaretlerine yol açtı.
CENAZE VE NEVRUZ MESAJI TARTIŞMALARI BÜYÜTTÜ
Mücteba Hamaney’in babasının cenaze törenine katılmaması, özellikle İran’ın dini ve siyasi kültürü açısından dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendirildi. İran yönetimi bu durumu güvenlik gerekçeleriyle açıkladı. Ancak bazı uzmanlar, böylesine önemli bir dönemde veliaht olarak görülen bir ismin cenaze töreninde yer almamasının siyasi açıdan farklı yorumlanabileceğini belirtti.
Benzer şekilde, İran’da her yıl büyük önem taşıyan Nevruz döneminde geleneksel olarak yapılan liderlik konuşmasının Mücteba Hamaney tarafından gerçekleştirilmemesi de tartışmaları artırdı.
Bu tür yöntemler geçmişte farklı örgütler ve devlet aktörleri tarafından da kullanılmıştı. Ancak Mücteba Hamaney’in gerçekten bu yöntemlerle korunup korunmadığı veya böyle bir iletişim ağı kullanıp kullanmadığı konusunda bağımsız bir doğrulama bulunmuyor.İstihbarat çevrelerinde tartışılan temel soru ise şu: Eğer İran’ın yeni lideri gerçekten gizleniyorsa, bu durum yalnızca bir güvenlik tedbiri mi, yoksa ülke yönetimindeki gerçek güç dengesine ilişkin daha büyük bir belirsizliğin göstergesi mi?
Bu nedenle Mücteba Hamaney’in akıbeti tartışılırken, sadece nerede olduğu değil, İran devlet mekanizmasının hangi aktörler tarafından fiilen yönetildiği sorusu da gündemin merkezinde kalmaya devam ediyor.
‘KARTONDAN LİDER’ TARTIŞMASI
Mücteba Hamaney’in uzun süre görüntü vermemesi, sosyal medyada çeşitli mizahi içeriklerin yayılmasına neden oldu. Bazı İranlı kullanıcılar tarafından ‘kartondan lider’ şeklinde alaycı ifadeler kullanılırken, Mücteba Hamaney’in yerine karton maketinin kullanıldığına ilişkin iddialar sosyal medyada yayıldı.
İran yönetiminin bu iddialara karşılık olarak yayınladığı bazı görüntüler ise muhalif çevreler tarafından sorgulandı. Yapay zeka ile oluşturulan sahte içeriklerin artması, İran yönetiminin iletişim krizini daha da derinleştirdi.
Uzmanlara göre Devrim Muhafızları; enerji, inşaat, finans, telekomünikasyon ve bölgesel askeri yapılanmalar üzerinde önemli bir etkiye sahip. Bazı eski istihbarat yetkilileri, Ali Hamaney sonrası dönemde İran’daki karar alma mekanizmasının dini liderlikten daha fazla askerî güvenlik yapılarının etkisine girebileceğini savunuyor.
Peki, İran’da gerçek karar alma gücünün dini liderlik makamından Devrim Muhafızları gibi güvenlik kurumlarına kaydığı yönündeki değerlendirmeler ne kadar gerçekçi? İran’ın yeni güç dengesi hangi aktörler etrafında şekilleniyor?
“Bu değerlendirmeler gerçekçi, sahadaki tablo da bunu doğruluyor” diyen Oral Toğa, “28 Şubat’tan bu yana Tahran'da karar alma süreci giderek merkezsizleşti, Devrim Muhafızları belirleyici güç haline geldi ve reformistler ile ılımlılar siyasetin kenarına itildi. Bugünkü denge birkaç isim etrafında şekilleniyor. Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf stratejik meseleleri yürütüyor, Devrim Muhafızları Ordusu Başkomutanı Ahmed Vahidi savaşın taktik idaresini üstlenmiş durumda, Mesud Pezeşkiyan ise günlük devlet işleriyle sınırlı kalıyor” dedi.
“Savaşın ilk döneminde yönetimi Ali Laricani ve Kalibaf birlikte götürüyordu, 17 Mart'taki suikastla Laricani'nin ölümü Kalibaf'ı fiilen öne çıkardı. Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'nin başına da eski bir Devrim Muhafızları Ordusu komutanı olan Muhammed Bakır Zülkadr getirildi" diyen Toğa, “Yapısal olarak asıl önemli gelişme ise şu: Laricani döneminde Devrim Muhafızları özerk bölgesel karargâhlar biçiminde yeniden düzenlendi, bu karargâhlar Tahran'daki sivil yönetimden bağımsız karar alabiliyor ve doğrudan dini lidere bağlı çalışıyor” şeklinde konuştu.
‘GÖZDEN KAÇAN BİR AYRINTI VAR’
"Yani hem savaşın hem de yeni yapının mantığı yetkiyi güvenlik kurumlarına doğru itiyor. Burada gözden kaçan bir ayrıntı var: Mücteba Hamaney zaten Besic ve Devrim Muhafızları Ordusu'nun istihbarat yapıları üzerinde büyük nüfuz sahibi olarak biliniyordu ve makama bu ordunun desteğiyle geldi" diyen Oral Toğa, iöyle devam etti:
"Yani Devrim Muhafızları Ordusu kendi güvendiği ismi seçti ama seçtiği isim ortada olmayınca kurum aracısız biçimde yönetir hale geldi. Yine de bir uyarı düşmek gerekiyor: Bu bir askerî darbe ya da rejimin niteliğinin değişmesi değil. Devrim Muhafızları Ordusu makamı ele geçirmiş değil, makam zayıfladığı için kurumun mevcut ağırlığı belirleyici hale geldi. Anayasal cephe olduğu gibi duruyor ve Devrim Muhafızları Ordusu da meşruiyetini bu cepheden alıyor. Orta vadeli asıl soru ise bu makam sembolik bir çatıya dönüşürse rejimin dini meşruiyet iddiasının nasıl korunacağı."
‘YÖNETİM DAHA AĞIR BİR HATA YAPTI’
İran yönetiminin sınırlı açıklama yapması ve doğrulanmamış görüntülerin dolaşıma girmesi, ülkenin siyasi iletişim stratejisi ve rejimin meşruiyeti açısından ne anlama geliyor?
Bu tablonun İran’ın siyasi iletişim stratejisinin çok net bir şekilde çöktüğünü ve bugüne kadar Mücteba Hamaney adına 12’yi aşkın yazılı mesaj yayımlandığını ama doğrulanmış tek bir görüntü ya da ses kaydının olmadığını vurgulayan Oral Toğa, “Pezeşkiyan ve komutan Ali Abdullahi kendisiyle görüştüklerini açıkladı, ancak bu görüşmelerden hiçbir fotoğraf veya video paylaşılmadı. Bu hafta Tahran Belediyesi'ne yakın bir gazete ses kaydı yayımlanmamasını, kayıtların liderin konumunu ele verme riskiyle açıkladı” dedi.
“Yönetim bu boşluğu doldurmaya çalışırken daha ağır bir hata yaptı. Devlet kanalları liderin mesajlarını aktarmak için yapay zeka ile üretilmiş videolar kullandı ve savaş odasında görüntülendiği iddia edilen kayıtların büyük ihtimalle yapay zeka ürünü olduğu değerlendirildi” diyen Oral Toğa, şu değerlendirmede bulundu:
-- Liderinin hayatta olduğunu kanıtlamak için sentetik görüntüye başvuran bir yönetim kendi doğrulama kapasitesini kendi eliyle yok etmiş olur. Bundan sonra gerçek bir görüntü yayımlansa dahi inandırıcılığı tartışılacak. Boşluğun doldurulma biçimi de bunu gösteriyor. Rusya’da ameliyat edildiği, Kum’da bilinci kapalı biçimde hastanede olduğu ve ülkeyi terk ettiği gibi birbiriyle çelişen iddialar dolaşıyor. Rusya’nın Tahran Büyükelçisi liderin İran’da olduğunu açıklamak zorunda kaldı.
-- En ağır iddia ise bazı istihbarat çevrelerinden geliyor ve liderin çoktan hayatını kaybetmiş olabileceğini, Devrim Muhafızları Ordusu’nun hayatta olduğu görüntüsünü savaşı meşrulaştırmak için sürdürdüğünü ileri sürüyor. Meşruiyet açısından mesele bir iletişim sorununun ötesinde. Şii siyasi geleneğinde gaybet, yani beklenen imamın görünmezliği kurucu bir kavramdır ve muhalefet bu benzetmeyi alaycı biçimde kullanmaya başladı bile. Yönetimin hesabı anlaşılabilir çünkü görünmeyen bir lider hem hedef olmuyor hem de savaşın faturasını doğrudan üstlenmiyor. Ancak kısa vadede koruyucu işlev gören bu tercih uzun vadede makamın kendisini aşındırıyor. Görülemeyen bir otorite zamanla otorite olmaktan çıkar.



