Güncelleme Tarihi:

ABD ve İsrail’in İran’daki askeri hedeflere yönelik geniş çaplı operasyonları, Tahran’ın bölgedeki Amerikan üslerine ve enerji altyapısına saldırılarıyla karşılık buldu. Çatışmanın boyutu, kullanılan askeri güç ve hedefler nedeniyle birçok uzman bu krizi 2003 Irak savaşıyla karşılaştırıyor.
Ancak ortaya çıkan tablo, Irak işgalinin birebir tekrarı değil. Aksine bazı analistlere göre yeni savaş, daha teknolojik, daha bölgesel ve daha karmaşık bir çatışma modeli yaratıyor.
Son günlerde yayımlanan uydu görüntüleri ve askeri açıklamalar, savaşın sadece İran topraklarıyla sınırlı kalmadığını gösteriyor. İran’ın füze ve insansız hava aracı saldırıları Körfez’deki ABD askeri tesislerini hedef alırken, ABD de İran içinde çok sayıda askeri noktayı vuruyor.
KÖRFEZ’DE ABD ÜSLERİ HEDEFTE
İran’ın son saldırıları, Orta Doğu’daki en az yedi Amerikan askeri tesisinin hasar görmesine yol açtı. Uydu görüntüleri ve doğrulanmış videolar, bazı saldırıların özellikle radar ve iletişim altyapısını hedef aldığını gösteriyor.
Bahreyn’deki ABD Donanması Beşinci Filo karargâhı bunlardan biri oldu. İran’a ait kamikaze drone’ların, Amerikan ordusunun uydu iletişim sistemlerini koruyan radom adı verilen kubbe yapılarını vurduğu görüldü. Bu sistemler ABD ordusunun uzun mesafeli iletişim ağının önemli parçalarından biri.
Katar’daki El-Udeyd Hava Üssü de saldırıya uğrayan kritik tesislerden biri. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın bölgesel karargâhı olan bu üs, Orta Doğu’daki Amerikan operasyonlarının ana merkezlerinden biri olarak biliniyor.
Benzer şekilde Kuveyt’teki Camp Arifjan ve Ali Al Salem Hava Üssü çevresinde de uydu antenleri ve radar kubbelerinin bulunduğu alanların zarar gördüğü tespit edildi.
ABD’NİN ‘ŞOK VE DEHŞET’ BOMBARDIMANI
ABD ise İran içindeki askeri hedeflere karşı çok geniş çaplı bir operasyon yürütüyor. Amerikan ordusu, savaşın ilk 24 saatinde gerçekleştirilen saldırıların sayısının 2003 Irak işgalinin başlangıcındaki “shock and awe” (şok ve dehşet) bombardımanından bile daha yoğun olduğunu açıkladı.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’na göre şu ana kadar İran içinde yaklaşık 2 bin hedef vuruldu. Bu hedefler arasında balistik füze rampaları, hava savunma sistemleri, askeri üsler, drone üretim tesisleri, komuta merkezleri yer alıyor. ABD ayrıca İran donanmasının büyük bölümünü etkisiz hale getirdiğini ve en az 17 savaş gemisinin batırıldığını duyurdu. Bunun yanı sıra ABD’nin İran’ın mobil füze rampalarını ve uzun menzilli saldırı kapasitesini ortadan kaldırmayı hedeflediği belirtiliyor.
ÖNEMLİ FARKLAR DA BULUNUYORÖNEMLİ FARKLAR DA BULUNUYOR
Birincisi, İran Irak’tan çok daha büyük ve askeri açıdan daha güçlü bir ülke. İran’ın balistik füze programı, insansız hava araçları ve bölgedeki müttefik milis güçleri Washington için ciddi bir meydan okuma oluşturuyor.
İkincisi, İran’ın Orta Doğu’daki stratejik etkisi Irak’tan çok daha geniş. Tahran’ın Lübnan, Irak, Yemen ve Suriye’deki müttefikleri bölgesel çatışmayı genişletebilecek kapasiteye sahip.
Üçüncü fark ise savaşın bölgesel bir çatışmaya dönüşme riski. İran’ın saldırıları Katar, Kuveyt, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn gibi ülkelerdeki Amerikan tesislerini etkiledi. Bu durum, savaşın yalnızca iki ülke arasında değil, geniş bir coğrafyada yaşanabileceğini gösteriyor.
Irak deneyimi, rejim değişikliğinin yalnızca askeri bir operasyon olmadığını; aynı zamanda uzun ve karmaşık bir devlet inşası sürecini zorunlu kıldığını gösterdi. Bir ülkenin yönetimini devirmek nispeten kısa sürede mümkün olabilir; ancak yeni bir siyasi düzen kurmak ve güvenliği sağlamak çok daha uzun bir süreç gerektirir.
Irak’ta ortaya çıkan güç boşluğu zamanla bölgesel dengeleri de değiştirdi. Silahlı devlet dışı aktörlerin yükselişi hızlandı ve bazı radikal örgütler bu ortamdan yararlanarak güç kazandı. Bu gelişmeler yalnızca Irak’ı değil, Suriye’den Lübnan’a kadar geniş bir bölgeyi etkileyen güvenlik sorunlarına yol açtı.
Ekonomik ve insani sonuçlar da son derece ağır oldu. Savaş ve sonrasındaki şiddet dalgaları nedeniyle milyonlarca kişi yerinden edildi, yüz binlerce insan hayatını kaybetti ve ülkenin altyapısı büyük ölçüde zarar gördü. Yeniden inşa süreci ise yıllarca sürdü ve milyarlarca dolarlık maliyet ortaya çıktı.
Bugün bazı analistler, İran’da olası bir rejim zayıflaması veya çöküşünün benzer sonuçlar doğurabileceğini söylüyor. İran, Irak’a kıyasla daha büyük bir nüfusa, daha gelişmiş bir askeri altyapıya ve çok daha geniş bir bölgesel etki ağına sahip. Bu nedenle ülkede oluşabilecek bir siyasi boşluk, yalnızca İran’ı değil tüm Orta Doğu’yu etkileyebilecek bir istikrarsızlık zinciri yaratabilir.
YENİ BİR ORTA DOĞU DÖNEMİ
ABD-İran savaşı henüz erken aşamada olsa da askeri operasyonların ölçeği ve bölgesel etkileri nedeniyle şimdiden küresel siyasetin en önemli krizlerinden biri olarak görülüyor. Uzmanlara göre bu çatışma, yalnızca iki ülke arasındaki bir savaş değil; aynı zamanda Orta Doğu’nun gelecekteki güç dengelerini belirleyecek bir kırılma noktası olabilir.
Bugünkü çatışmanın Irak savaşından farklı bir yönü de teknolojik boyutu. Modern savaş artık yalnızca kara birlikleri ve büyük işgal operasyonlarından ibaret değil. Balistik füzeler, insansız hava araçları, hassas güdümlü mühimmatlar ve gelişmiş radar sistemleri savaşın doğasını önemli ölçüde değiştiriyor. İran’ın bölgedeki ABD üslerine yönelik füze ve drone saldırıları ile ABD’nin yüksek hassasiyetli bombardımanları bu yeni savaş modelinin en dikkat çekici örnekleri arasında gösteriliyor.



