GeriDünya Aileler isterse Türkçe yaşar
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Aileler isterse Türkçe yaşar

Aileler isterse Türkçe yaşar

Almanya’daki Türklerin yarım yüzyılı aşan tarihinde ilklere imza atanlardan biri de Hayati Önel... Almanya’daki ilk Türkçe yayınevini 35 yıl önce kuran Hayati Önel, anadilimizin bu ülkede yaşatılması için çaba göstermiş. Bu amaçla Türkçe sözlükler, ders kitapları, öykü kitapları basmış. Kendisini ‘idealist yayıncı’ olarak tanımlayan Önel, Almanya’da Türkçenin geleceği konusunda endişeli. ‘Ancak hala yapılabilecek bir şeylerin olduğunu söylüyor. Özellikle de öğrenci ailelerine büyük iş düştüğüne inanıyor. Duayen yayıncı Hayati Önel, Alman devletinin Türkçeye bakışındaki değişimi, Türk ailelerin ana dillerine yaklaşımı ve Türkçenin Almanya’daki geleceği hakkında Türkçe okuyup yazan, Türkçe konuşan herkesi yakından ilgilendirecek önemli açıklamalar yaptı.

Almanya’ya ne zaman geldiniz?

1971 yılında, 13 yaşındayken geldim. Babam öğretmen olarak Almanya’ya tayin edilmişti; bir yıl sonra annem ve kız kardeşim babamın yanına geldi. Tipik Türk ailesi, onlardan bir yıl sonra da ben geldim. Geldiğimde tek kelime Almanca bilmezdim. Kız kardeşim benden bir yıl önce geldiği için Almanca öğrenmişti, ilk zamanlar her yere onunla giderdim. Dil bilmemek çocuk bile olsanız sizi komplekse iter, bu yüzden kız kardeşim olmadan bir yere gitmezdim. Türkiye’de muz yemek bizim için lükstü. Almanya’ya bir geldim, her yerde muz satılıyor. Kardeşimle sık sık alışverişe gider; torba torba muz alırdık. Okul olarak ilk, realschuleye daha sonra gymnasiuma gittim. Sonra Köln Üniversitesi’nde İktisat Bölümü’nü bitirdim.
Önel Yayınevi nasıl doğdu?
Üniversitenin son sınıfındayken yayınevi kurma konusunda babamı ikna ettim; 1982 yılında Önel Yayınevi’ni kurduk. İşletme ruhsatı vs. baştan beri üzerimeydi. Ama rahmetli babamın desteği, öğretmen çevresi olmasaydı asla başarılı olamazdım. Gerçi, “İlk yıllarda başarılı mıydın?” diye sorarsan, kesinlikte başarısızdım. Çünkü yayıncılığın Y’sinden anlamıyordum. Mesela sözlükler basıyorduk fakat hata doluydu, hepsi çöpe giderdi. Babam, “Olabilir, moralini bozma. Sen de tecrübeni paranla yapıyorsun” derdi. Para benim değildi, işi babamın biriktirdiği üç-beş kuruşla çeviriyordum. Eğer o günlerde yaptığım hatalardan ötürü babam bana kızsaydı bugün Önel Yayınevi olmazdı.

Aileler isterse Türkçe yaşar

İlk yıllar nasıl geçti?
Biz yayınevini kurduğumuzda sektörde bir boşluk vardı, bu bizim için bir avantajdı. İlk yıllar amatörce geçti. Tamamıyla al gülüm ver gülüm. İlk olarak Türk çocuklarına din bilgisi kitabıyla başladık. O zamanlar yurtdışındaki çocuklar için din bilgisi kitapları yoktu. Bunlar Türkiye’den tavsiye edilen kitaplar oldu ve Almanya’da tutuldu. Onun akabinde çeşitli Türkçe kitaplar yayınladık. Eskiden bizi Türkiye’ye bağlayan iki konu vardı; dil ve din... Biz bu iki konu üzerine çok kitap yayınladık. Toplumda bir açlık vardı ve yayınlarımız büyük ilgi görüyordu. Türkiye’de yayınlanan kitaplar içerik açısından güzeldi ama buradaki çocuklar için o kitaplar ağır geliyor. Bunun nedeni buradaki çocukların çok az Türkçe dersi görmesi. Almanya’da lise seviyesindeki çocukların Türkçe hazinesi çok dar. Türkçe okumaktan haz almayan çocuklarla karşı karşıyayız ancak bu hata çocukların değil bizim.
Geçmişten günümüze, bastığınız kitapların içeriğinde bir değişiklik var mı?
Çok direndim ama en sonunda uyum sağlamak zorunda kaldım. Mesela şuradan yola çıkalım, bizim beş tane din bilgisi kitabımız vardı. Ama şu anda Türkçe din bilgisini bir tane bile satamıyoruz, yerini Almancaya bıraktı. Almanlar kendi açılarından haklı bir şekilde dediler ki, “Bu ülkede sadece Türkler değil, çeşitli ülkelerden gelen Müslümanlar yaşıyor; bunların ortak dili ise Almanca. O zaman bunlara Almanca öğretmek mecburiyetindeyiz...”
Tüm kitaplara baktığımızda, önceden sadece Türkçe kitaplar yayınlarken, son 5-6 senedir iki dilli kitaplar ağırlık kazandı. Çoğu insan iki dilli kitaplar okumaya başladı. Bilhassa ders kitaplarında, biraz da ticari açıdan düşünerek, mecburen iki dilli kitaplar yayınlamaya başladık. Bu yıl başından başlayarak ders kitaplarını Türkçe ve Almanca, yani iki dilli yayınlıyoruz. Önceden, “Anadilini iyi bilen çocuk Almancayı da iyi öğrenir” tezinden yola çıkıyorduk. Ama artık Almanlar, burada doğup büyüyen çocukların anadilini Almanca olarak görüyorlar. Bir de Almanlar eskiden misafir işçi olarak gördükleri Türklerin anadillerini korumaları gerektiğini düşünüyorlardı. Artık Almanlar Türk çocuklarının Türkçeyi ikinci dil olarak öğrenmesini istiyor.

Aileler isterse Türkçe yaşar

Bastığınız Türkçe kitap sayısında geçmişe göre düşüş var mı? On yıl sonra Almanya’da Türkçeyi nerede görüyorsunuz?

Elbette geçmişe göre ciddi bir düşüş var. Geçmişte Türk aileler ve Almanlar, Türk çocukların Türkçe öğrenmelerini destekliyorlardı. Fakat durum değişti. Türk aileler çocuklarının Türkçe dersi görmesi konusunda duyarlı davranmıyor. Türk veliler ne diyor; “Çocuklarımız Almanca öğrensinler, Türkçeyi nasıl olsa öğrenirler...”
Yok öyle bir şey. İnsan yetişkin olduktan sonra belki bir iki dil öğrenebilir ama çocuklar öyle değil. Çocuklar küçükken verdiğiniz şeyleri sünger gibi çeker. Bu yüzden sadece Türkçe değil, çocuklarınıza ne kadar fazla dil öğretebilirseniz öğretin. Veliler bu şekilde devam ederse 10 sene sonra Türkçeyi vahim yerlerde görüyorum.
Türkçe için Almanya’da ne yapılabilir?
En başta velilerin duyarlı olması lazım. Konsolosluklardan şurdan, burdan bir şeyler beklemek yanlış. Çünkü Türkçe talebi konsoloslardan geldiği zaman Alman kurumları kendilerini otomatikman bir reaksiyon içine sokuyorlar. Ama veliler bir okulda Türkçe dersi istediği takdirde Alman kurumları bu dersi vermek mecburiyetinde. Konsolosluk, eğitim ataşelikleri ki, olmayan eğitim ataşelikleri, “Türkçe dersi verilsin” dediği zaman gözardı edilebilir ama veliler isterse gözardı edilemez.

Aileler isterse Türkçe yaşar

Türkçe yayıncılık sektöründe başka sıkıntılar var mı?

Bizim açımızdan baktığınızda, Türkiye Milli Eğitim Bakanlığı veya dini kuruluşlar olsun bunlar çeşitli yayınlar devreye sokuyorlar. Ben de bir yayıncı olarak, “1982’den beri neredeydiniz?” diye soruyorum. Siz yokken ben vardım. Dolayısıyla niye köstek oluyorsun? Bu şuna benziyor; mesela DİTİB’in din bilgisi kitapları yayın hazırlığına benziyor. Almanya’da asla bir kilisenin Katolik, Protestanlık üzerine bir din bilgisi kitabı yayınladığını göremezsiniz. Bunları yayınevleri yayınlar. Kiliseler sadece kitabın içeriği konusunda söz sahibidir. Din öyle ki, tartışılmaması gerekir. Ama kutsal kitaplar hariç her kitap, her zaman tartışmaya açıktır. Yani bırakın bir dini kuruluşumuz tartışmanın odağında olmasın, yayınevi olarak biz olalım tartışmanın odağında. Onlar bizim için her zaman tartışılmaz olarak kalsınlar.

Almanya’da Türkçe yayıncılık, Türkiye’den farklı mı?
Bizim Türkiye’de de üç tane yayınevi şirketimiz var. Orada yayıncılık hakikaten insana zevk veriyor. Burada siz o anlamda yayıncılık yapmıyorsunuz, idealistlik artı yayıncılık yapıyorsunuz. Senede 100 tane, 200 tane satan bir kitabı basmanız için yayıncılığın yanında idealist olmanız lazım. Bu kadar az sayıdaki kitaptan para kazanamazsınız. Sonuçta bu kitapların piyasaya çıkması lazım. Almanya’daki Türkçe yayınevlerine sırf ticari açıdan bakılmaması gerek. Sizin yayınevinizin 7’den 70’e herkese hitap etmesi lazım. Yurtdışında kendinizi, “Ben çocuk kitapları yayıncısıyım” veya “Okul kitapları yayıncısıyım” şeklinde sınıflandırma lüksüne sahip değilsiniz. Ama Türkiye’de bu lükse sahip olabilirsiniz. Türkiye’de 80 milyona hitap ediyorsunuz ama burada Türkçe kitap okuyanların gittikçe azaldığı bir kesime hitap ediyorsunuz. Eğer bizim burada matbaamız olmasaydı biz de çok az sayıdaki kitapları basma şansına sahip olamazdık.

Aileler isterse Türkçe yaşar

Yayıncılıktan biraz şikayetçisiniz galiba?

“Bir daha dünyaya gelsen hangi mesleği seçerdin?” diye bana sorsanız, “Yine de yayıncı olurdum” derim. O kadar atıp tutarım ama yine de yayıncılık güzel bir şey. Farklı sektördeki bir iş adamı sizden çok daha fazla para kazanabilir ama bir yayıncının itibarı her zaman daha fazladır. Çünkü eliniz kalem tutuyor ve fikir satıyorsunuz, fikri değerlendiriyorsunuz, fikri okunur hale getiriyorsunuz. Bu da size çevrenizde büyük bir itibar kazandırıyor.
Sosyal yönleriniz çok güçlü, hangi kurumlarda görevler aldınız?
Bugüne kadar çok sayıda kurumda görevler aldım. Türk Alman İşverenler Derneği-Köln TDU’nun Yönetim Kurulu Başkanlığını yaptım. Avrupa Türk İş Adamları ve Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevini yürüttüm. Türk Topluluğu Kuzey Ren Vestfalya TG-NRW Başkanlığı ile Alman Türk Cemiyeti Genel Başkanlığı görevlerinde bulundum. DİTİB’in Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısıydım. Köln Büyükşehir Belediyesi’nin Fahri Kültür Elçisi ve Fahri Ekonomi Elçisiyim. Halen TEMA Vakfı Almanya Genel Başkanıyım. Tabii tüm bu görevler ve yaptığım hizmetlerden ötürü Türkiye ve Almanya tarafından onurlandırıldım. Bana 1999 yılında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından ‘Devlet Üstün Hizmet Madalyası’ verildi. Geçen yıl da Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck tarafından ise ‘Federal Liyakat Nişanı’ ile ödüllendirildim. Köln Büyükşehir Belediyesi de beni 2005 yılında ‘Fahri Hizmetler Ödülü’ ile onurlandırmıştı.

Aileler isterse Türkçe yaşar

TEMA Vakfı Almanya olarak neler yapıyorsunuz?
TEMA Almanya olarak hem Türkiye hem de Almanya’da ağaçlandırma çalışmaları yapıyoruz. Özellikle Türkiye’de orman yangınları ve erozyon çok yoğun; ağaçlandırma ile bunu önlemeye çalışıyoruz. Antalya, İzmir ve Konya başta olmak üzere pek çok yerde ağaçlandırma çalışması yaptık. Orman Bakanlığı ile aramızda bir protokol var ve bu çerçevede bize tahsis edilen saha neresi ise orayı ağaçlandırıyoruz. Almanya’da yaşayan insanlarımızın bir kısmı çevre konusunda duyarlı; bize aidat ve bağışlarıyla katkı sunuyor. Fakat bunlar çok yetersiz. İnsanlarımız lütfen daha duyarlı olsunlar ve ülkemize sahip çıkalım.

Aileler isterse Türkçe yaşar

İş dışında uğraşlarınız var mı?
Son dönemlerde yemek yapmaya başladım. Çünkü yemek yaparken yemeğe yoğunlaşıyor ve başka bir şey düşünmüyorsunuz, dinleniyorsunuz. Özellikle çevremdeki insanlar ve ailem, yaptığım yemekleri beğenince mutlu oluyorum. Klasik Müziği ve Klasik Türk Müziği’ni dinlemeyi severim. Çok önceden akordiyon çalardım. Eşim Işın Hanım, kızım Zeynep ve oğlum Tarık Selim her üçü de piyano çalar. Onları dinlemek bana büyük keyif verir.

Kripto Para Piyasaları için Bigpara

Kripto Para Piyasaları için Bigpara

False