Dostum sen bana ne yaptın

Üniversite giriş sınavında en yakın arkadaşı tarafından kayıt bilgileri değiştirilen Sedat Toygar ile konuştum. Onun da bu olaydan çıkardığı bir ders var...

Haberin Devamı

Geçen haftanın en çok konuşulan haberlerinden biri üniversite sınavına girmek için Kastamonu’dan Hakkari’ye giden Sedat Toygar’ın yediği dost kazığıydı.
İlkokuldan beri ayrılmaz ikili olan Sedat Toygar ve İsmail Kaya, sınav için başvuru harçlarını da bankaya birlikte yatırmıştı. Bu sırada arkadaşının TC kimlik numarasını öğrenen Kaya, birlikte okudukları Tosya Ticaret Lisesi’ne gitmiş, arkadaşı için yeni bir şifre istemiş, o şifreyle de arkadaşının kişisel bilgilerini değiştirmişti.
Sonuç: Sedat Toygar sınava girmek için Kastamonu’dan Hakkari’ye gitmek zorunda kaldı ve en yakın arkadaşıyla ilgili de savcılığa suç duyurusunda bulundu.
Gelelim olayın diğer cephesine. Kaya bunu neden yaptı?
Önce, “Arkadaşım üniversiteyi kazanırsa ayrılacaktık, kazansın istemedim” dedi, sonra da “1 Nisan şakası yaptım, o da bana kızgın değil hatta onu Hakkari’ye ben yolcu ettim...”
Sedat Toygar’ı aradım. Hala burnundan soluyor. “Yok” dedi, “Affeder miyim, affetmem onu. Evet, yola çıkacağım gün evimize geldi, benden özür diledi ama affetmedim. Hakkında dava açılmasını bekliyorum. Hakkari’den dönüş yolunda söylediler ‘Şaka yaptım’ dediğini ve arayıp, ‘Sen ne biçim adamsın’ diye hesap sordum.”

Haberin Devamı

AİLELER DE ŞAŞKIN

Siz bu kadar yakın arkadaşsanız, aileler de tanışıyordur. Onlar bir şey dedi mi?
- Onlar da şaşkın tabii. Çok iyi insanlar. Onlarla görüşmeye devam ediyorum.
Arkadaşınız sizce bunu niye yaptı?
- Benim insan ilişkilerim iyidir. Herkesle anlaşırım ama İsmail öyle değil. Benden başka doğru düzgün arkadaşı yoktu. Belki onun içindir... İç dünyasında ne yaşadı bilemem, bilsem bunca sene onunla arkadaşlık etmezdim. Zaten bundan sonra kimsenin edeceğini de sanmam.
Peki bu olaydan ne öğrendiniz?
- En yakınım bile olsa, kişisel hiçbir bilgimi paylaşmamam gerektiğini ve kimseye güvenmemeyi...
İsmail’e ne öğretmiş olabilir?
- Bilmem, belki, pişmanlığın nasıl bir duygu olduğunu öğrenmiştir, pişman çünkü.
Sınav iyi geçmiş. Nereyi kazanmak istiyorsunuz?
- Yok, aslında pek de iyi geçmedi. Zaten o moral bozukluğuyla dönüp cevap anahtarı kontrolünü de yapmadım. Ama işitme engelliler öğretmenliği bölümünü kazanmak istiyorum. Bir de özel bir üniversitede burslu okumanın hayalini kuruyorum.
Neden özellikle bu bölümü istiyorsunuz?
- Çünkü ataması kolay. Atama beklemem. Bir yandan da birilerine yardımcı olmayı seviyorum.

Haberin Devamı

Mizaca göre tenis hocası buluyor

Birkaç yıl ara vermiştim tenise. Keyfi bir ara değil, öyle gerekti...
Geçen haftalarda bir arkadaş ortamında Behzat Gerçeker ile karşılaştım. “Tenis oynamayı çok özledim. Hangi kulübe gitsem” diye sordum. Efendim, bilmeyenler için bir not: ENBE’nin orkestra şefi Behzat Gerçeker ödüllü bir tenisçi. 30 yaşından sonra başladığı bu sporda o kadar yol aldı ki Veteran Türk Milli Takımı’nda oynuyor. Bireysel olarak da çeşitli dereceleri ve ödülleri var.
İstanbul’un belli başlı tenis kulüplerini gezdik birlikte. (Buralarda Gerçeker’in kapıda karşılandığına ve şeref listesinde isminin olduğuna şahidim.)
Gerçeker üç yıl önce, oğlu Alptekin’i de (13) tenise başlatmış. “Bu yaştaki çocuk aileden uzaklaşır arkadaşlarıyla konuşacak çok daha fazla şey bulur. Bir ortak noktamız olsun istedim” dedi.
Sadece oğlunu değil, çevresindeki herkesi tenise başlatmakla ilgili bir misyon üstlenmiş. Orkestrasını yönetir gibi son derece planlı... Onlarla kulübe gidiyor, başlarında duruyor, en genç, en yetenekli ve mesleğini en çok seven hocaları tanıyor. Herkesin karakterine göre hoca tavsiye ediyor. Misal, benimle tanıştırdığı Cem Hoca öyle sakin ki, gerçekten benim o panik halimi bir tek o dengeleyebilirmiş... Ferhat Göçer ile tanıştırdığı hoca da pek çalışkan. Göçer’i yakından tanıyanlar mesleği konusunda (doktorluk değil şarkıcılık kısmında) ne kadar hırslı olduğunu bilir. Göçer’in bu hırsı teniste de geçerli. Yenilmeye tahammülü yok. Gittiği kulüpte anlattılar: Göçer gibi çalışma hırsıyla dolu bir hocası varmış. Hatta sabahın çok erken saatlerinde buluşup kimseye görünmeden uzun uzun antrenman yapıyorlarmış.
Gerçeker’in tek derdi, çevresindekileri ne yapıp edip sporla haşır neşir etmek. “Çünkü spor yapmayan adam düzenli yaşamıyor ve hatta çoğu zaman yanlış yollara sapıyor” diyor.
Doğru söylüyor...

Yazarın Tüm Yazıları