GeriÖmür GEDİK Doğrusu Lütfi Ömer Akad
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Doğrusu Lütfi Ömer Akad

Geçen gün kaybettiğimiz usta yönetmeni çoğumuz, basın organları da dahil olmak üzere Ömer Lütfi Akad olarak biliyor.

Ama bu isim sıralaması usta yönetmenin en kızdığı şeymiş.
Kendisine Ömer Lütfi Akad diyenleri hemen düzeltirmiş, “Bana Lütfi Ömer Akad deyin” diye. Bu gerçeği Sadi Çilingir’den öğrendim. O da Lütfi Ömer Akad hocanın öğrencilerinden Alican Sekmeç’ten duymuş.
O sırada sohbete dahil olan Hülya Koçyiğit de doğrulamış bu gözden kaçan detayı.
Onu aynı istediği şekilde uğurlayalım... Lütfi Ömer Akad nur içinde yatsın.

Herkeste anısı var

Her yönetmenin kendine özgü üslubu vardır.
Ama hepsi de genetik kodlarında, hafızalarında ustaların izlerini taşır.
Kendi binasını bu temel üzerinde kurar.
Türk sineması, işte üzerine pek çok bina inşa edilen o temellerin en sağlamlarından birini, Lütfi Ömer Akad’ı kaybetti.
95 yaşında aramızdan ayrılan Akad’ın “Kanun Namına”, “Vesikalı Yarim”, “Hudutların Kanunu”, göç meselesini ele alan “Gelin”, “Düğün”, “Diyet” üçlemesi ve “Vurun Kahpeye” filmleri Türk sineması için önemli yapı taşları.
Akad’ın ilk yönetmenliğinin ürünü “Vurun Kahpeye” filmi Başak Groupama ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı işbirliğiyle yenilenmiş ve yıllar önce İstanbul Film Festivali’nde gösterilmişti. 1950 öncesindeki En İyi Kurtuluş Savaşı filmi kabul edilen “Vurun Kahpeye”yi, Emek Sineması’nda çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu salonda izlemiştik. Yobazlığın karşısında dik duran Türk kadınını ne de güzel tasvir ediyordu Lütfi Ömer Akad.
Sinemamızın en güzel aşk filmlerinden “Vesikalı Yarim” hem Türkan Şoray hem de izleyiciler için bir milattı. Türkan Şoray “kalıplaşmış melodram oyunculuğundan sonra kendimi geliştirmemi sağladı, bu film benim için bir dönüm noktasıdır” diye boşuna demiyor.
Günümüz yönetmenleri arasında, Lütfi Ömer Akad’a duyduğu sevgi, saygının hakkını en güzel teslim eden isim ise kuşkusuz Çağan Irmak oldu.
Türk sinemasının en önemli filmlerinden birini, hem gişe hem festival ödüllü “Babam ve Oğlum”u ona ithaf etti.
“Lütfi Akad’la çalışmasam, onun çırağı olmasam bile, onu ustam gibi hissediyorum” diyordu Çağan Irmak. “Onun ‘Gelin’, ‘Düğün’, ‘Diyet’ filmlerini çok küçükken izlemiştim. O çocuk yaşımda bu filmlerin diğerlerinden farklı olduğunu hissettim. Ben Lütfi Akad’ın bir dâhi olduğunu düşünüyorum. Bugün bile ‘Vesikalı Yarim’i izlediğimde şaşırıyorum nasıl o dönemde böyle bir çağdaş film çekebilmiş diye. Bunun için ben de filmimde ona teşekkür etmek istedim.”
Lütfi Ömer Akad’a Türk sinemasına kattıkları, kazandırdıkları için biz de teşekkür ediyoruz.

Yarını not edin

Vakti uyan, sinemadan ve müzikten hoşlanan herkesi yarın akşam 22.00’de Beyoğlu Hayal Bistro’ya bekliyorum.
Müzik ağırlıklı, sinema soslu güzel bir program hazırladık. Veda Busesi’nden, Ain’t No Sunshine’a, Sabır’dan Eye of the Tiger’a repertuvarımızdaki farklı şarkıları birleştiren en önemli şey hepsinin de film müziği olması. Bu şarkılar öyle etkileyici sahnelerle geldiler ki beyazperdeye. Hepsini yarın birlikte söyleyecek, konuşacağız.

Çarşı her şeye karşı, Van’a yakın

Beşiktaş’ı sadece kazandığı zaman alkışlamak için tutmuyor taraftarı.
Taraftarıyla birlikte gelişen farklılıklarını, değişkenliğini, ince zekasının ürünlerini alkışlamak için de tutuyor.
Bunun son örneği, pazar günkü Beşiktaş-Galatasaray derbisiydi.
Van’ın plakası 65.
Çarşı, 65. dakikada Van için soyundu... Acıyı, soğuğu paylaştıklarını, unutmadıklarını, unutturmayacaklarını anlatmak için.
Beşiktaş-Galatasaray derbisine öyle şahane bir futbol yoktu, sahaya atılan gereksiz maddeler de vardı. Ve 65. dakikada olanlar maçın en iyi şeyiydi.
Çarşı yaptığı duyuruda, “Galatasaray maçının 65. dakikası, Van’da naylon çadırda -15 derecede kalan insanların çektiği acılara ortak olduğumuzu ve onlarla beraber bizim de üşüdüğümüzü göstermek için üstlerimizi çıkarıyoruz. Ve aynı anda kapalıda açacağımız güneş pankartını bir süre sonra sağ tarafa doğru elden ele uzatarak yeni açığa yolluyoruz. Ve bu şekilde pankart bütün stadı dolaşacak” demişti.
Belki de ilk kez bir derbiden sonra futboldan daha çok bir taraftar grubunun örnek davranışı konuşuldu. Çarşı’ya helal olsun...

X

Hıncal’a yanıtımdır

Hıncal Uluç köşesinden alenen “Tarkan haklı diyen Ömür, sen de müzisyensin güya... Ama senin şeyin denk nasıl olsa... Size çalanlar, evlerine üç kuruş götürenler ne yapıyor hiç düşündün mü” yazdı.

“Kılını kıpırdatmadın” iddiasını bu dille yazınca neye uğradığımı şaşırdım.

Böyle cinsiyetçi, böyle yakışıksız argolara karşı cevap veresim bile gelmiyor.

Ama bugüne dek birlikte çaldığım, çalmadığım, tanıdığım, tanımadığım, hepsine sonsuz saygı duyduğum tüm müzisyen arkadaşlarım için onca şey yapmışken, bu haksız eleştiri karşısında açıklama yapmam da şart oldu.

POPSAV Yönetim Kurulu üyesiyim ve pandemi en yoğun çalıştığımız dönemdi.

80’den fazla solist ve grubun katıldığı bir online festival düzenleyerek müzisyen arkadaşlarımıza 300 bin TL yardım topladık. 

Ve bunu koronanın en yaygın olduğu dönemde, otoimmün hastalığıma rağmen riski göze alarak yüz yüze geldiğimiz toplantılar ve festivalle yaptık. 

Sonrasında, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, meslek birlikleri, vakıflar ve derneklerle birlikte müzisyenlere destek için yaptığı tüm toplantılarda birebir bulundum. 

Ki şu anda bu toplantıların sonucunda müzisyenlere yapılan yardım 156 milyon TL’yi buldu.

Yazının Devamını Oku

Çocukların içindeki kötülük

Kediyi bayıltana kadar döven çocuklar” başlıklı videoyu bu tarz pek çok video gibi sonuna kadar izleyemedim.


Benim ve benim gibi pek çok insanın izlemeye bile dayanamadığı zulme maruz kalan kedicik.
Ve bu işkenceyi hiç çekinmeden, acımadan büyük bir keyifle yapan çocuklar.
Çocuk demeye dilim varmıyor aslında.
Biz çocukken elimizde yiyecekle kedi, köpek, kuş besler, severdik.
Çocuk olmak masumiyet, çocuk olmak sevmek, çocuk olmak iyi olmak demekti.
Yetişkinler gibi çocukların da iyisi, kötüsü var.

Yazının Devamını Oku

Otele kapanma!

3 hafta kal, 1 öde.

İşte yeni model tatil kampanyası.
Pandemi nedeniyle kapandığımız bugünlerde tatil fırsatı ya da tatil teklifi böyle yapılıyor.
17 günlük kapanma boyunca tatil bahanesi ve otel rezervasyonu ile seyahat etmek yasak.
“Filanca otelde rezervasyonum var” deyip yola çıkamıyorsunuz yani.
Ancak bugünden otele girenler, yasak sonuna kadar oradan ayrılmamak şartıyla kalabiliyor.
Durum böyle olunca oteller, tatil köyleri “Kapanma öncesi gelin, kapanmayı burada geçirin, yasak kalkınca evinize gidersiniz” dediler.
Anlayacağınız bu 18 günü ya evde ya da bir otelde oldukları yerden kıpırdamadan geçirecek insanlar.

Yazının Devamını Oku

Canlı ama sönük bir Oscar gecesi

“Film sinemada izlenir” derdik.

Sinema mı kaldı ki izleyelim...
Çoğumuzun, hatta belki Oscar törenine katılanların bile tamamını izlememiş olduğu filmler arasında geçti bu yılki Oscar töreni. 
Büyük bir boşluk hissi!
İzlediklerimizden, adaylardan ve törenden anladığımız; konu ve senaryo çeşitliliği açısından zengin bir yıl olsa da tarihin ünlüler geçidi ve filmler anlamında en zayıf Oscar töreni olduğuydu.
Tren istasyonunda gerçekleşen töreni bir film gibi yönettiğini söyleyen Steven Soderbergh’in açıları, prodüksiyonu, kurgusu baş döndürücü de olsa içeride heyecan olmayınca neye yarar ki?
“En iyi film” ödülünü sona saklamayıp, oyuncu ödüllerinden önce vermek bile fark yaratmaz.
Daha ne diyeyim bilemedim.

Yazının Devamını Oku

Motorları maviliklere süreceğiz

“En iyi tekne arkadaşının teknesidir” cümlesinin hakkını vermeyi sabırsızlıkla bekliyorum.

Nasıl mı?
Geçen salı Hayatta Beşiktaş Radyo’daki “Kartal Pençesi” programıma Serhan Onat konuk oldu.
Serhan koyu Beşiktaşlı.
Aynı zamanda yelken sporuyla da ilgileniyor.
İkisinin ne alakası var demeyin.
Beşiktaş her şampiyon olduğunda taraftar motorları maviliklere sürer ve Boğaz’ı siyah beyaza boyar.
İşte bu yıl da inşallah şampiyon olunca teknelerle Boğaz’a açılıp kutlayacağız şampiyonluğumuzu.

Yazının Devamını Oku

Konserler ne zaman nasıl başlar?

Sürekli olarak Zoom’da toplantı yapmak, ses tellerini ve ses sağlığını nasıl etkiler?

Yaklaşık 2 yıldır sahneye çıkamayan şarkıcıların gerek psikolojik gerekse de ses sağlıkları için ne yapılabilir?

Konserlerde korona bulaşır mı?

Koronanın en fazla bulaştığı yer futbol maçları mıdır?

Sahnelere dönüş ne zaman ve ne şartlarda olacak?

İşte bunların hepsini konuştuk Dünya Ses Günü’nün kutlandığı 16 Nisan’da.

Zoom’da düzenlenen etkinliğin ev sahipleri, Ses Konuşma ve Yutma Bozuklukları Derneği (SKYBD), Profesyonel Ses Derneği (PSD) ile Dil ve Konuşma Terapistleri Derneği’ydi (DKTD).

Biz de POPSAV yönetim kurulundan Zeliha Sunal ile birlikte katıldık ve soruları müzisyenler tarafından ele aldık. 

Bu interdisipliner semineri SKYBD Kurucu Başkanı

Yazının Devamını Oku

Epilepsi nöbetini hisseden kedi

Hayvanların, özellikle de kedilerin hastalıkları anlayabildiği, hatta bir kısmını iyileştirdiği bilinir ve söylenir.

İşte onlardan biri...
Tee Cee adlı kedinin epilepsi nöbetlerini önceden bilmek gibi bir yeteneği vardı. 
Tee Cee ilk sahibi tarafından bir kutuya konularak ırmağa atılan
bir kedi aslında. 
Neyse ki kurtarılmış ve sahiplendirilmek üzere barınağa götürülmüş. Barınaktan onu kurtaran Michael Edmond’a hayatının hediyesini vermiş Tee Cee...
Michael şiddetli nöbetler geçiren bir epilepsi hastasıydı ve nöbetlerini önceden bilemediği için evden yalnız çıkmaya bile korkuyordu. Nöbet öncesi herhangi bir belirti göstermeyen Michael’ın nöbetlerini önceden bilen ve haber veren Tee Cee oldu.
Tee Cee nöbetin geleceğini önceden hissediyor, gözlerini Michael’a dikiyor ve sağa sola koşturarak herkese bir şeylerin yolunda gitmeyeceğini haber veriyordu.

Yazının Devamını Oku

Hâlâ inanmıyor musunuz?

“Eller yukarı, etrafınız sarıldı!”

İşte tam olarak bu haldeyiz.
Arkadaşlarımız, onların arkadaşları, eşleri, akrabalarından korona haberleri almadığımız bir günümüz bile yok.
Pandeminin başından beri ilk kez böyle oluyor.
Geçen yıl anne babasını korona yüzünden kaybedip şimdi eşi korona olan, kendisi de test sonucunu bekleyen arkadaşım var.
Sadece biz değil, dünyanın dört bir yanından gelen üzücü haberler eşlik ediyor bunlara.
Ve ne yazık ki tüm bunlara rağmen bir yanda da pandemiye inanmayan, inanmamayı tercih eden, maske, mesafe ve hijyene dikkat etmeyenler hâlâ var.
“Korona bir oyun, Covid-19 diye bir virüs yok” diyorlar.

Yazının Devamını Oku

Güle güle her şeyim

Prensesimi kaybettim. 16 yıllık en iyi dostumu, hayat arkadaşımı, kardeşimi, kızımı, annemi, bana her şey olanı, her şeyimi kaybettim.

Yüzde 99 değil, yüzde 100 bir sevgi, yüzde 100 bağ, yapmacıksız, saf, temiz.
Bu acının, yoksunluğun, onsuzluğun tarifi yok.
Sheba, Buddy’nin, Kaliko’nun yanına gitti. Benim kulağına fısıldadığım selamlarımı, özlemlerimi götürdü.
İnanıyorum ki Gökkuşağı Köprüsü’nde beni bekliyorlar, koşuyor, oynuyorlar en iyi halleriyle. Her ölüm insanı kendi ölümüne yaklaştırıyor.
Kavuşacağımız güne kadar mutlu ol prenses, bu dünyada meleğim olarak bana eşlik edeceğini, arkadaşların için verdiğim mücadelede bana güç, kuvvet olacağını çok iyi biliyorum.
Biri gittiğinde arkasından “Ne kadar çok sevdi, sevildi, bana ne kadar iyi geldi” diyebiliyor muyuz? İşte hayatın anlamı orada yatıyor.

Yazının Devamını Oku

Anket başlattım

Twitter’da şöyle bir anket başlattım “evdeki cins kedi köpeğini sevip sokaktakine kafasını çeviren, onları farklı, birini diğerinden üstün gören kişiye ne denir?”İki cevap seçeneği sundum a)Tür’cü b) Irkçı...

Hangisi kazandı dersiniz, ya da sizin cevabınız hangisi olurdu?
Benim cevabım belli.
Hayvanları aşağı görenlere türcü deyip suçlarını hafifletmek istemiyorum.
“Alt tarafı hayvan, bu kadar anlam yükleme” diyen birine ise şu cümleyi kuruyorum; “ırkçılık yapıyorsun, daha net söylemem gerekirse, sen ırkçısın!”
Şöyle açıklayayım, tarihe baktığımızda insanların ihtiyaçlarının hayvanlardan farklı, üstün görülmesine türcülük ve bunu yapanlara da türcü denmiş.
Ama benzer bir şekilde kendinden olmayan insan topluluklarını umursamayan, köleleştiren, acı çekmelerinden rahatsızlık duymayan, aşağı görmeyen insanlara da ırkçı demişiz.
Temelinde ırkçılık ve türcülüğün birbirinden neredeyse hiç farklı yok.

Yazının Devamını Oku

Oscar’da kadın hakları

Geçen gün Oscar’ın en güçlü adayı “Mank”ten bahsederken, bir başka aday “Promising Young Woman”a eleştiri okları fırlatmıştım.

Spoiler uyarısı yaparak nedenini, niçinini sıralayayım...

Öncelikle sadece ele aldığı toplumsal meseleler nedeniyle “en iyi film” Oscar’ına aday gösterildiğini düşünüyorum.

Başrolünde “en iyi kadın oyuncu” dalında Oscar’ın adayları arasında olan Carey Mulligan’ın olduğu film, kadınların artık susmadığı, #metoo diyerek savaş bayraklarını açtıkları çağın ürünü olarak Oscar’da kadın haklarının temsilcisi diyebiliriz.

Dünya prömiyerini 16’ncı Sundance Film Festivali’nde yapan film, geçmişte yaşadığı bir travma nedeniyle hayatı alt üst olan Cassie’nin hikayesine odaklanıyor.

Erkek düşmanı olan Cassie’nin dram ve gizem dolu öyküsü ana metin olarak sağlam cümleler kursa da detaylarda topallıyor ve özellikle finalinde hayal kırıklığı yaratıyor.

“En iyi film” Oscar’ını alması çok zor olsa da kadına şiddet ve cinsel istismar meselesini gündeme getirmesi açısından Oscar gecesinde alkışı ve takdiri alacaktır diye düşünüyorum.

Sosyal mesajlarla dolu bu intikam filminin senaryo yazarının ve yönetmeninin de kadın olduğunu da unutmayalım.

Yazıp yönettiği ilk uzun metrajı ile Oscar’a aday olan Emerald Fennell’ın 10 parmağında 10 marifet var; kendisi oyuncu olarak “The Crown” ve “Anna Karenina”da da rol almıştı. 

Yazının Devamını Oku

Oscar’a Mank’le başlayalım

Sinema salonlarından uzak kaldık ama Oscar’sız kalacak değiliz.

Gecikmeli de olsa açıklanan ve farklı dijital platformlarda izlenebilen Oscar adayı filmleri belki izlediniz, belki de izleme sırasına aldınız. 

93’üncü Oscar Töreni öncesinde bugünden itibaren her hafta bir filmi burada değerlendirelim istiyorum.

Bu yıl Oscar adaylarına baktığımızda yelpazenin geniş olduğunu görüyoruz.

Oyuncu adayları arasında farklı etnik gruplardan olanların sayısı hayli fazla.

Ve biz kadınlar için güzel bir haber; Oscar tarihi heykelciğe ulaşma yolunda aday olan sadece 5 kadın yönetmen çıkarabilmişken, bu yılki “en iyi yönetmen” listesinde iki kadın birden var.

93 yıllık Oscar tarihinde şahane bir ilk bu.

“En iyi erkek oyuncu” dalında bir Müslüman oyuncunun (Riz Ahmad) adaylığını barındırarak başka bir ilke sahip olan “Sound of Metal”i haftaya saklıyorum.

Bugün “

Yazının Devamını Oku

Elton John’un partisine katılabilirsiniz

Siz korona yapan Covid-19’dan korkadurun, dünyanın yakasını bir türlü bırakmayan asıl tehlike AIDS’e neden olan HIV virüsü.

Öldürücülüğü yüksek ve henüz bulunmuş bir aşısı ya da kesin bir tedavisi yok.

Eskiden sadece eşcinsellerin yakalandığı gibi yanlış bir kanısı olan AIDS aslında tam bir heteroseksüel hastalığı.

Hele ki maske çenede “bana bir şey olmaz”cıların, prezervatif kullanmadan sık sık partner değiştirerek korunmasız cinsel ilişkiye girmesiyle yayıldıkça yayılıyor.

AIDS’e karşı savaş veren ünlülerin başında Elton John da var. 

Kendisi hafta başında Instagram hesabından Dua Lipa’yı konuk aldığı bir canlı yayın yaptı ve onunla proje yapmaktan ne kadar mutlu olduğunu söyledi.

Bildiğiniz gibi her yıl Oscar gecesinde bir Elton John AIDS Vakfı ön partisi oluyor.

Bu yıl 25 Nisan’da, Elton John ile eşi David Furnish’in ev sahipliğinde gerçekleşecek Elton John AIDS Vakfı partisinin sunuculuğunu Neil Patrick Harris yapacak.

Ve sahnede Dua Lipa olacak.

Yazının Devamını Oku

Kayıpla başa çıkmak

Hani kayıp kedi, köpek ilanları görür geçersiniz ya, geçmeyin.

Size o ilanı açan insanların neler hissettiğini anlatacağım şimdi.
Birinci ağızdan, yekten, tecrübeden.
1 hafta oldu Gugu ortadan kaybolalı.
Hani şu güzel yüzlü, önce dişi sanıp sonra erkek olduğunu anladığım gri sokak kedisi var ya, fotoğrafta kucağımda gördüğünüz o işte.
Buhar oldu, yer yarıldı yerin dibine girdi sanki.
Site içinde bir evde oturuyorum.
Çok kedim var. Kışın hepsi evdeler, yazın ise gündüzleri bahçede koşup oynadıktan sonra yemek yemeye ve uyumaya eve geliyorlar.

Yazının Devamını Oku

Aşılı ve antikorlular da maske takmalı

Aşı yaptırdıktan sonra ya da korona geçirip bağışıklık kazandıktan sonra da maske takmaya ve sosyal mesafeye devam edecek miyiz?

Koronavirüs bulaştırma riskimiz sürüyor mu?

Evet, maalesef evet!

Çünkü biz hastalık belirtisi göstermesek de bulaştırmayı ve henüz antikor oluşturmamış kişileri hasta etmeyi sürdürüyoruz.

Antikorlarımız bizi koruyor ama solunum yoluyla bulaşan virüslerin burun ve ağız boşluğumuza girmesini engellemiyor.

Bizi hasta etmese de burun boşluğumuzdan giren ve orada çoğalan virüsleri maske takmazsak etrafa saçıp başkalarına bulaştırabiliyoruz.

Tek tek açıklayarak anlatmam gerekirse durum şöyle...

Koronavirüs aşısı kas altına yapılıyor.

Vücudumuzda koronavirüse karşı antikor oluşmasını sağlıyor.

Yazının Devamını Oku

Yasa tasarısı için TBMM’deydim

AK Parti’nin hayvan hakları yasa tasarısı üzerine görüş bildirmek ve taslakla ilgili bilgi almak üzere HAÇİKO Derneği Başkanı olarak TBMM’ye davet edildim.

Tek dileğim, hayvansever bir yasa taslağı ile karşılaşmaktı.

Yeni yasada sona yaklaşıldığını biliyorsunuz zaten. Onca yıllık bekleyişin finalinin hayvanların lehine, onlara zulmedenlerin aleyhine olması için son dakikaya kadar var gücümüzle mücadele etmek boynumuzun borcu, sessiz dostlarımıza olan görevimizdi.

AK Parti Grup Başkanvekili Av. Özlem Zengin, Hayvan Hakları Meclis Araştırma Komisyonu Başkanı AK Parti Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel, Tarım Komisyonu Başkanı AK Parti Kars Milletvekili Yunus Kılıç ve AK Parti İstanbul Milletvekili Av. Serap Yaşar, STK başkanlarının görüşlerini alırken yasa taslağıyla ilgili de bilgiler verdiler.

Özlem Zengin, taslakta 6’ncı maddeye dokunulmayacağını açıkça dile getirdi. Bu iyi bir haberdi ve sokaklardan hayvan toplanmayacağının garantisi oldu bizim için.

Hayvana şiddet, öldürme ve tecavüzün ertelenmeyecek hapisle cezalandırılacağını söyledi.Tecavüz ve cinsel istismarın da aynı öldürme ve işkence gibi hapisle cezalandırılacağını ilk ağızdan duyduk.

Yasaklı ırkların testten geçirildikten sonra kısırlaştırma şartıyla sahiplerine geri verileceğini dile getiren Özlem Hanım, böylelikle çocuklarından ayrı kalan hayvanseverlere de müjdeyi vermiş oldu. Ama tabii saldırgan özelliğe sahip olanlar ağızlıkla gezdirilecek ve sorumluluk sahiplerine verilecek.

Diğer bir detay,

Yazının Devamını Oku

Ben öldükten sonra ne olacak?

Eşinin terk etmesinin ardından otizmli kızlarıyla baş başa kalan, onları tek başına büyüten ve onlara mahkeme kararıyla kendi soyadını veren bir anne.

Güçlü bir kadın.

İkizler Dila ve Serra’nın anneleri Şule Gökırmak’tan aslında hem 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde hem de 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü’nde bahsetmem gerekirdi.

Ben de bu iki günün ortasına koydum bu yazıyı.

Şule ve ikizlerinin hikayesi şöyle...

Dila ve Serra, 1 yaşına geldiklerinde, teyzeleri göz kontağı kurmadıklarını ve hemen doktora gitmeleri gerektiğini söylüyor.

Doktor muayenesi sonucu hiç akılda olmayan bir teşhisle karşı karşıya kalıyorlar; otizm...

İlk başlarda ne yapacağını şaşırıyor Şule. 

Kabullenmesi zaman alıyor. 

Yazının Devamını Oku

Aleyna ve Retrograde

İçimizden, bizden biri bir yola baş koyup iddialı bir şey yaptığında neden hemen çekemezlik duygumuz kabarıyor acaba?

Eleştirmek, illa ki beğenmemek bağımlılık mı yaptı?
Acımasız olmak, yerden yere vurmak...
Sosyal bir hastalığımız bu sanki...
Aleyna’nın dünyaya açılma projesinin ilk adımı olan “Retrograde”i eleştirenlere karşı duruyor ve alkışlıyorum ben.
Pandemi dönemine gelen klip sade görünse de gayet nokta atışı incelikler içeriyor.
Aleyna da güzel söylemiş şarkıyı.
İngilizcesiyle, sesiyle, fiziğiyle gayet de dünyaya açılacak bir yıldızımız var.

Yazının Devamını Oku

Geri verme zamanı

10 yıldır bir derneğin (HAÇİKO) başkanlığını yürüten biri olarak, birinci elden tecrübelerimi paylaşacağım bugün sizlerle.

STK’ların yani sivil toplum kuruluşlarının neler çektiğini ancak içindekiler, birebir yaşayanlar bilir.

Yardım isteyeniniz çoktur, yardım edecek kaynaklarınız sınırlıdır.

Uykular kaçar, çaresizlik kabus gibi çöker üzerinize.

Hele ki yardım bekleyen ağzı dili olmayan canlılarsa, işiniz iyice zorlaşır.

İşte öyle zamanlardan biriydi.

Tüm yurda dondurucu soğuklar hakim olmuştu.

HAÇİKO’nun Türkiye’nin dört bir yanına dağılmış olan il temsilcilerinin en çok ihtiyacı olan şey mamaydı.

Van’dan İzmir’e, İstanbul’dan Erzincan’a, Kocaeli’den Bolu’ya, Ankara’ya her yerdeki yavrucaklar açtı. Ve bilirsiniz kışın hayatta kalmaları için gereken şey kalori, yani mamadır.

Yazının Devamını Oku