Doğan Hızlan: Ruh hastalığını karikatürle teşhis edin






Doğan HIZLAN

BAŞLIĞI görür görmez, gene bildiğimiz cinsten bir kitap diye ön yargınızı harekete geçirmeyin. Selçuk Demirel'in 'desen mi, Demesem mi?'deki gerçekten olağanüstü, bol çağrışımlı, sevimli desenlerine bakarak insanoğlunun ruhunu grafiğe dökersiniz.

Ya da çizgiye.

'Desen mi, Demesem mi?'ye Cem Mumcu ile Yıldırım B.Doğan desenler kadar hoş bir metin yazmışlar, yazıdaki metinleri onların yorumlarından aktardım.

Tıp kitabından çıkıp gelselerdi bu köşede soğuk kalırlardı, sanatın içinden Selçuk Demirel'e koşmuşlar. İki kafadar başbaşa verip bu desenlerden bir kitap yapmayı kafalarına koymuşlar. Cümle garip oldu, acaba kitaptan mı etkilendim.

Ve kitabı bitirdiğinizde şu sonuca da varabilirsiniz: Ben hasta değilim, bazı kitaplar beni öyle göstermek istiyorlar. Ya da canım bu kadarı herkeste var.

İki uzman, Selçuk Demirel'in yüzlerce desenini taramışlar, insanın ruh hallerinin her türlüsünü yansıtan çizgilere birer açıklama yazmışlar.

Hem bilimsel hem eğlenceli, bilimi de psikiyatriyi de ince alayın bıçaklarından geçirmişler.

Hasılı, yazı ile desen birleşerek, modern bir ruh hastalıkları kitabı oluşturmuş.

İki uzmanımız da bilimin, her dürlü disiplinin çağımızda kendi álemine çekildiğinden yakınıyorlar.

Selçuk Demirel'le Paris'ten konuştum, kitap yeni eline geçmiş. Yazıları çok beğenmiş, bakın neler söyledi:

'Farklı tarihlerde yapılmış desenleri başka türlü okudular. Disiplinlerarası bir buluşmayı gerçekleştirdik. Anti-akademik bir çalışma beni çok çekti doğrusu. Çünkü akademisyenler çoğu zaman kendi işlerine yabancılaşıyorlar. Mimarlık öğreten biraz sonra kendi binasına yabancılaşıyor.'

* * *

KARİKATÜRLERE bakarak, bir doktora başvurmadan, eğlenerek, dalga geçerek, zaman zaman da kendinizi dinleyerek, kendi durumunuzu teşhis edebilirsiniz.

Tedavi için acele etmeyin.

Uzman, Önsöz'de ne diyor:

'İnsana dair en temel meseleleri barındıran psikoloji ve psikiyatri bile kendi tanımladığı ve indirgediği gerçekliğe o denli gömüldü ki, anlattığı şeyin insanın kendisi olduğunu unutmaya başladı.'

Böyle kitaplar tam anlatılamaz örnekler vermek en iyisi:

Kent,Zaman,İş;bireysel Hiçlik:

Kent,Zaman, İş...

Bu üç sözcüğün tamamladığı bir cümle kuracak olsak, akla ilk gelen: Kentte zamanı iş belirler. İş tanımı, yaşamak için hayatınızı belirleyen bir kuruma ve/veya patrona sahip olmakla sınırlanmıyor. Rüyasız bir uykudan uyanıp sokağa çıktığınızda içinizdeki huzursuz kıpırtı yönünüzü belirliyorsa, birkaç saat içinde mozaik bir resim haline geldiğinizi hissediyorsanız ,sizin işiniz var demektir.'

Psikanaliz:

Bilinçaltı özel bir kılıktır.İnsanlığın çeyiz sandığında saklı, kutsanmış bir kumaştan üretilmiş bir kılıktır. Psikoanaliz, düşük beden ısılı insanlar için hibernatif (kış uykusu yaratan) etkili bir kuramdır.

İşte Selçuk Demirel'in divanları, oraya yatıp da itiraflarda bulunduğumuz mekanlar.

Renk renk, çeşit çeşit divanlar.

Sigmund Freud koltuğunda oturuyor.

Divan-Psikoterapi:

Divan...İki kişi arasında maskeli balo şeklinde başlayan ilişkinin, maskesiz gerçekliğe dönüşmesi.

Şizofreni:

O takip ediliyordu, hem de korkunç düşmanlarca ve de her zaman her yerde çok korkutucuydu. Jules Verne, H.G. Wells, Lewis Carroll (Aya Seyahat, Zaman Makinesi, Alice Harikalar Diyarında) aklı yardıklarında, onca eğlenip öğrendik. Adı şizofreni olduğunda dönüp kaldık.

Depresyon:

Ah o melankoli! Ah kara safra! Ah depresyon olmasaydı... Ah tanrılar, armağanların yanında acıları da vermeselerdi... Depresyon, ölümü hayatla bağdaşık olarak kabulleneceğimiz tek alan...

Obsesif-Kompulsif Bozukluk:

Tüpün kapalı olup olmadığının kontrolü için otomatik kontrol ediciler yapılabilir ve sonra o kontrol edicileri kontrol edecek kontrol ediciler...

Panik -Agorafobi-Sosyal Fobi:

Ben bu yazıyı bitirdikten sonra, ormana, Pan ve onu korkutarak kaçırdığı panik halindeki yaratıkları görmeye ve flüt dinlemeye gideceğim.

Cinsellik'i söze dökmeye gerek yok, Selçuk Demirel çizmiş.

* * *

DESEN Mİ, DEMESEM Mİ? bir test kitabı gibi. Hem kendinizi öğreneceksiniz hem de çevrenizdekileri.

Tıp sanatla buluşunca bir başka oluyor.

(Hastalıkları tanımlayan metinler Cem Mumcu ile Yıldırım B.Doğan'ın.

Kitap Okuyanus Yayınları arasında yayınlandı.)

X

Cahit Kayra’nın ardından

Tanıştığım, konuşmasından da kitapları kadar tat aldığım biriydi Cahit Kayra.

Bürokrat olarak çeşitli görevlerde bulundu, politikaya girdi, bakanlık yaptı.

Cumhuriyet kuşağının çalışkan, üretken bir neferiydi ve 104 yaşında veda etti dünyaya.

Siyaset içinde ve dışında bulunduğu, tanıklık yaptığı dönemleri de dizilerinde, kitaplarında yansıttı.

Cahit Kayra ile ilk buluşmamız Moda’da İdil Biret–Şefik Büyükyüksel’in evindeydi.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde sevgili Hilmi Yavuz’un fahri doktor unvanı töreninde konuşmuştuk.

Kadıköy Belediyesi Kütüphanesi’nde Behçet Necatigil Toplantısı’nda Ayşe Sarısayın, Hilmi Yavuz ve beni dinlemeye gelmişti.

Bazı kitaplar sizde iz bırakır, belleğinizden bir türlü çıkmaz.

Yazının Devamını Oku

Ustaca yazılmış portreler

İsmail Kara, iki ciltlik portreler kitabında tanıdıklarını sadece birer izlenim notuyla iletmiyor; onların kitaplarını, düşünce, edebiyat hayatımızdaki yerlerini de inceliyor. Ben çok beğendim.

Portre kitaplarına merakımı okurlarım bilir. İki açıdan yararlanırım. Tanıdıklarımın başka yönlerini öğrenirim, tanımadıklarım hakkında da bilgi edinerek eksiklerimi tamamlarım.

İsmail Kara’nın iki ciltten oluşan portrelerini beğendim, birçok yeni şey öğrendim.

Portre yazılarının birkaç özelliği içermesi gerekir. Onların çalışmalarını nesnel açıdan okura sunmak, kişisel tespitlerini, yorumlarını da öznel bir anlayışla yansıtmak...

İlk cilt için ‘Sözü Dilde Hayali Gözde’ adı kullanılmış. Bu, Şair Arşî’nin şair Hayalî Bey’in vefatına düştüğü tarih. İkinci cilt, ‘Dağ Ne Kadar Yüce Olsa’ ise Yunus Emre’nin iki dizesinden alınma...

“Dağ ne kadar yüce olsaYol onun üstünden aşar”

Kitabın başında da alıntının tamamı yer alıyor.

Birinci cildin başında, ‘Birkaç Söz’de tür üzerine düşüncelerini iletiyor: “Bu kitapta tesadüf edeceğiniz zevat hakkında hatıra-deneme metinleri kaleme almamın benim için vazife diyebileceğim bir tarafı var.”

Portrelerin bir bölümü:

Yazının Devamını Oku

Bozacı, Orhan Pamuk’un roman kahramanıydı

‘Yemek ve Kültür’* dergisinin yeni sayısının başında Tadımlık’tan bir bölümü okuyalım:

“Belki de bir Tanrısı var acının, hüznün, ayrılığın

Ki durup dururken öyle ansızın yürüdükleri...”

Cansever’in dizeleri uğurluyor ansızın gidenleri.

Gökhan Akçura’nın ‘Lokantacıların şahı  diye anılırdı: Pandeli’ yazısında en ilgimi çeken Şirket-i Hayriye vapurlarındaki “Sazlı tenezzüh seferleri”.

Artun Ünsal’ın ‘Kış keyfi: Nostalji ve hüzün dolu içeceğimiz boza’ yazısı. Eski İstanbul gecelerinin önemli duraklarından biriydi. Mermer kabından yoğun boza bardaklara doldurulur, üzerine de sarı leblebi konulurdu.

Birçok kişi gece Vefa’daki yere gelir boza içerdi.

Şimdi geceleri o ilgi sürüyor mu sanmıyorum, marketlerde plastik şişelerde satılıyor. İkram listesinde ne kadar yer alıyor, bilemiyorum.

Şamran Hanım’

Yazının Devamını Oku

Dergilerde ne var

Virüs dergisinin bu ayki ressamı Kayıhan Keskinok.

Birinci sayfada: Fırçasından - Natürmort

Derginin ilk yazısı; “Merhaba” başlığını taşıyor. Yazıda, toplumsal panorama çiziliyor.

“İlk sayısı 2019’un ekim ayında yayımlanan, dolu dolu 5 sayıyı geride bırakıp yeni yılı yeni bir sayıyla karşılıyor.”

Nâzım Hikmet’in elyazısıyla ‘Köylü’ şiiri ve onu izleyen şiir metni ile başlıyor. Diğer şiir de ‘Yanmamış Cigara’.

Derginin ilk şiiri Hilmi Yavuz’un ‘talan ve ifrit’i.

A.Ömer Türkeş’in ‘İhmal Edilen Bir Tema: Cinsellik’ yazısında romanların dökümünü bu eksende değerlendiriyor:

“Türk romanında 21. yüzyılda nicelik anlamında büyük bir patlama kaydedildi. Yayımlanan yeni roman sayısındaki artışla birlikte yazarlar, yayınevleri, türler ve temalar da çeşitlendi. Ancak bu büyük artışın cinselliğe hemen hemen hiçbir konuda yansımadığını söyleyebilirim. İhmalden ziyade mevcut koşulların -toplumsal muhafazakârlaşmanın- zorunlu bir sonucu olduğunu düşünüyorum; bir tür otosansür.”

Semiramis Yağcıoğlu’

Yazının Devamını Oku

‘Burçak Tarlası’nda kişisel ve siyasal tarihi aramak

Müzik belleğinin inkâr edilemez kalıcılığı.

Her müziğin arkasında bir anı birikimi vardır.

Tülay German’ın “62-87” Burçak Tarlası’nın LP’sini dinlerken bir yandan not alıyorum.

Kulüpçülüğüm yoktur ama onun şarkı söylediği gece kulübüne, arkadaşlarımla giderdik. Birçok dostumuzla orada buluşurduk.

Tülay German’la konuşmalarımızı, Zülfü Livaneli ile rahmetli şair Nevzat Üstün’ün evinde tanışmamızı...

Notaların her biri yazıya dönüşüyor.

Gençliğimizin siyasal çalkalanmaları, toplumsal evrimleri, onların bestelerinde kulaklara ulaştı, sonra da yüreklere.

Her şarkısını dinlerken, gözümün önünde siyah kıyafeti ile canlanıyor.

Türkülerin toplumsal bir işlevi olduğunu ondan da öğrendik.

Yazının Devamını Oku

Dorsay’dan son beş yılın sineması

Atillâ Dorsay’ın kaleminden, son beş yılda sinema sanatının sunduğu en seçkin eserleri bir arada bulabilirsiniz. Seçimlerinizi değerlendirmek, kendi içinizde de bir yolculuğa çıkmanızı sağlıyor.

Zaman zaman düşündüğünüz oldu mu? Bir film, bir kitap benim hayatımı değiştirdi diyebilir misiniz? Sanırım bu yanıt yıllar içinde değişim gösterir.

Çok beğendiğimiz bir film üzerimizdeki etkisini ömür boyu sürdürebilir mi? Ben sanmıyorum, estetik saplantıların kalıcılık oranıyla geçicilik oranı bende dalgalı. Sinematek’in ilk kurulduğu yıllarda İtalyan sinemasının yeni gerçekçiliği bizi etkilemişti örneğin.

Atillâ Dorsay’ın ‘Hayatımızı Değiştiren Filmler (2015-2020)’ kitabı hem bize sinema tarihinin seçkin örnekleri hakkında bilgi veriyor hem de kendi seçimimiz ekseninde sinema zevkimiz konusunda bir kanaate varıyoruz.

Kitabın başındaki Sunuş 1’de kitap hakkında bilgi veriyor: “Bu sunuş yazımda döneme panoramik bir bakış atmak ve sinema sanatı açısından en önemli saptamaları yapıp sizlere sunmak istiyorum. Öncelikle türler zengindi. Savaş filminden western’e, korku filminden psikolojik gerilime, aşk filmlerinden biyografilere, bilimkurgudan güldürülere, klasik tiyatro ve roman uyarlamalarından deneysel çabalara... Benim naçizane gözde türüm olan ‘film noir-kara film’de hayli başyapıt üretildi.”

Hayatımızı Değiştiren Filmler (2015-2020)
Atillâ Dorsay
Remzi Kitabevi

Sınıflamaların altına kısa açıklamalar koymuş yazar:

Yazının Devamını Oku

‘Dünya diye bir yer’

İstanbul Modern’de, uluslararası üne sahip Selma Gürbüz’ün eserleri sergileniyor.

Oya Eczacıbaşı, sanatçının kataloğuna yazdığı Önsöz’de Gürbüz’ün sanat dünyasındaki yerine değiniyor:

“İstanbul Modern’in Türkiye sanat ortamındaki kadın sanatçıları görünür kıldığı sergilerine Selma Gürbüz ile devam ediyoruz.

Otuz beş yıllık sanat pratiğinde hem Doğu hem de Batı kültürüne ait öğeleri bir arada kullanarak, kendine özgü bir imge dağarcığı oluşturan Selma Gürbüz’ü Türkiye’de ilk defa bir müze çatısı altında gerçekleşen kişisel sergisiyle sanatseverlerle buluşturuyoruz.

‘Selma Gürbüz: Dünya Diye Bir Yer’ adlı sergide, İstanbul Modern ve British Museum başta olmak üzere çok sayıda müze ve özel koleksiyonda çalışmaları bulunan sanatçının 100’ün üzerinde yapıtı yer alıyor.”

Sergi ziyaretçileri bence önce katalogdaki Biyografi bölümünü okumalı.

Öykü Özsoy, ‘Zamansız İmgelerle Yeni Bir Dünya Kurmak’ yazısında, sanatçının ilham kaynağını saptar:

“Gürbüz’ün ilham aldığı Anadolu söylencelerinde, Doğu ve Batı mitolojilerinde, Şamanizm anlatılarında, İran, Hint, Türk minyatürlerinde gördüğümüz hayvan başlı, insan vücutlu varlıklar ucubeler değil, aslında doğayla bir ve bütün olmayı simgeleyen yaratımlardır.”

Füsun Yalçınkaya’

Yazının Devamını Oku

Muammer Sun’un ardından

Aramızdan ayrılışından kısa bir süre önce, TRT Ankara Radyosu Çoksesli Korosu’nun kurucusu, değerli sanatçı Muammer Sun, TRT’de yapılan 50’nci yıl kutlama töreni ve konserine katılmıştı.

O törende CSO’yu (Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası) ünlü şefler yönetti.

TRT Genel Müdürü İbrahim Eren, açılış konuşması yaptı.

Törende Muammer Sun ve koronun ilk yan pedagogu Müfide Özgüç de törende bulundular.

Muammer Sun, koronun kuruluşunu anlattı:

“İzmir, Adana, Diyarbakır, Trabzon, İstanbul, Ankara’da 950 kişi dinledik. Bunlardan 128 kişiyi seçtik. Ankara Devlet Konservatuvarı’nda kurs yaptık. Kurs sonunda kazananlardan 56 kişiyi TRT Ankara Radyosu Çoksesli Korosu’na sanatçı olarak dahil ettik. Eğitim öncesinde ve sonrasında devam etti.

Bugün 50. yılı kutlanıyor ve ben büyük mutluluk duyuyorum. Ekip halinde yaptık bu işi. 50 yıldır konserler, müzik yapan harika bir kuruluşumuz Ankara Radyosu Çoksesli Korosu.

Ben kendi adıma ve arkadaşlarım adına övünç doluyum. TRT’yi kutluyorum, 50. yılı kutladığı için.”

Yazının Devamını Oku

‘Sanki benim morsalkımlı bağım var’

Ruhi Su’nun (1912–1985) LP’sinden sık sık mırıldandığım bir türküden dizeyi aldım yazımın başlığı olarak.

‘Seferberlik Türküleri ve Kuva-yi Milliye Destanı’ LP olarak çıktı. Onu dinlerken, konser yeri bulamadığı günleri hatırladım. Şişli’den Kadıköy’e uzanan yolculuğumuz onu dinlemek içindi.

AKM’de yapılan özel geceye gidenler genç kuşağın ilgisini bilir. Ruhi Su bize ne öğretti?

Türkülerin, Anadolu’nun acısını, mücadelesini, mutluluğunu yansıtışını büyüteç altına aldı.



İyi bir opera sanatçısının doğru icrasıyla türkülerin bizim kulağımızdaki tınısını yeniledi.

Yazının Devamını Oku

Pandemi günlerinin başucu kitabı

Yazar İlhan Başgöz’ün ‘Yunus Emre’sini okurken, onun yüzyıllar ötesinden çağdaş dünyayı nasıl yorumladığını algılıyoruz.

İnsanın belleğinde kalan adların başında benim için Yunus Emre gelir. Çünkü o, hayatın içindedir, kafamıza takılan maddi, manevi soruların yanıtını verir. Uhreviliğin dünyaya uzanan bağlantısıdır.

Uzun yıllar yurtdışında yaşayan, şimdi Türkiye’ye dönen İlhan Başgöz’ün ‘Yunus Emre’sini okurken, onun yüzyıllar ötesinden çağdaş dünyayı nasıl yorumladığını algılarız. Yunus üzerine birçok inceleme yapılmıştır, Başgöz o incelemeleri de değerlendirerek özgün yorumlar, saptamalar yapmış. Yunus Emre üzerine bildiklerimizi bu kitaptan sonra yeniden gözden geçirme gereksinimi duyacaksınız.


Yunus Emre
Yazan: İlhan Başgöz
Pan Yayınları

Hafif güldürünün, acı kınamanın örneği

“Yunus Emre bir halk şairi değildir. Yunus Emre’nin konuştuğu dilin halk dili olduğu yolundaki kanı da yanlıştır. Yunus’un dili çağının aydın sanatçısının dilidir. Bu dil bilinçli olarak halkın anlamasına açık tutulmuştur.”

Yazının Devamını Oku

Filiz Çağman’ın ve Emin Karaca’nın ardından

İki yakın dostumuzu art arda kaybettik.

Eski Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Filiz Çağman, Edirne’de aramızdan ayrıldı ve ebedi istirahatgâhına tevdi edildi.

Önceki akşam iyi karikatürist Semih Poroy, Filiz Çağman’ı kaybettiğimizin haberini verdi. Ertesi sabah da eski Kültür Bakanı İstemihan Talay aradı.

Talay, bakanlığı döneminde Topkapı Sarayı Müzesi’ne Filiz Çağman’ı atadı, restorasyonu da başlatmasını sağladı.

Çağman, 2005 yılında emekli olmuş, görevi İlber Ortaylı’ya teslim etmişti.

Yaşamı boyunca çalışmalarıyla müzecilik dünyasına büyük hizmetlerde bulundu, kitaplarıyla da kalıcı bilgileri bize bıraktı.

Birçok ödül aldı.

Nazan Ölçer

Yazının Devamını Oku

Necati Cumalı Mardin’de anılıyor

Necati Cumalı doğumunun yüzüncü yılında Mardin Artuklu Üniversitesi’nde anılıyor. Anmanın logosu şöyle:

‘Türk Edebiyatının Yaşlanmaz Şair Çocuğu’.

Çevrimiçi düzenlenecek sempozyumun paydaşları:

Türk Dil Kurumu

Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü

Urla  Kaymakamlığı

Urla Belediyesi

Kaleme aldığı şiir, hikâye, roman, oyun ve deneme türündeki eserleriyle Türk edebiyatına ve sanatına önemli katkılar sunan ve

Yazının Devamını Oku

Piano Duo Hera’nın ilk albümü

Piano Duo Hera, ünlü Alman piyanist Prof. Klaus Schilde’nin öğrencisi olan Koreli piyanist Hyun Sook Tekin ve Japon piyanist Satoko Mimura’nın bir araya gelmesiyle kuruldu. İkili Türkiye’de ve dünyanın çeşitli kentlerine konserler veriyor.

‘Dört El Brahms – Macar Dansları’ ilk albümleri.

Albüm kitapçığının başındaki bir Çingene şarkısının sözleri yer alıyor:

“Dinle, rüzgâr nasıl da dalların arasında kederli ve yumuşak ağıt yakıyor;

Tatlı yârim, ayrılmalıyız: İyi geceler.

Ah ne mutlu ki, kollarında dinlendim,

Ama ayrılık vakti yaklaşıyor, Tanrı seni korusun.

....

Gece karanlık, iğne kadar bir yıldız ışığı bile yok.

Yazının Devamını Oku

Nâzım’ı dinleyerek okumak

Büyük şiir ustasının destansı kitabı ‘Kuvâyi Milliye’yi bir de dinleyerek okuyun... Genco Erkal’ın görüntülü yorumuyla yayımlanan kitaptan çok farklı bir lezzet alabilirsiniz.


Kuvâyi Milliye
Nâzım Hikmet
Yapı Kredi Yayınları

Nâzım Hikmet’in ‘Kuvâyi Milliye’ kitabının ciltli baskısı yayımlandı.

Şiirin büyük ustasına ben, sadece yazdıklarıyla değil, diğer edebiyatçılara katkıları nedeniyle de saygı duyarım.

Edebiyat dünyasında eleştirilerin, dostlukların çizelgesi yapılmıştır.

Belleğimde kalan, Nâzım Hikmet’in bir yazıdan sonra Maçka’da Abdülhak Hâmid’in evine giderek, ona saygılarını sunmasıdır.

Yazının Devamını Oku

T.S. Halman Çeviri Ödülü Kurtuldu’nun

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) düzenlediği Talât Sait Halman Çeviri Ödülü’nü kazanan belli oldu.

Bu yıl ödül Yan Lianke’nin 1997 tarihli romanı ‘Günler Aylar Yıllar’ın çevirmeni Erdem Kurtuldu’ya verildi. Roman, Jaguar Yayınları tarafından yayımlandı.

Erdem Kurtuldu kimdir?

1981 yılında İstanbul’da doğdu. 2006 yılında Ankara Üniversitesi DTFC’nin Sinoloji bölümünden mezun olduktan sonra, Çin hükümetinden kazandığı bursla Pekin Dil ve Kültür Üniversitesi’nde Çince eğitimine devam etti.

2012 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Mo Yan’dan ‘Kızıl Darı Tarlaları’, ‘İri Memeler ve Geniş Kalçalar’, ‘Yaşam ve Ölüm Yorgunu’, ‘Değişim’, Yan Lianke’den ‘Patlama Kayıtları’, Yu Hua’dan ‘Kanını Satan Adam’ı Türkçeye çevirdi.

Ödül seçici kurulu aşağıdaki adlardan oluşuyor:

Doğan Hızlan (Başkan)

Sevin Okyay

Ayşe Sarısayın

Yazının Devamını Oku

Hoş geldiniz hocam teşekkürler Koca

Bir gece yarısı telefonuyla haberdar olmuştum İlhan Başgöz’ün durumundan.

Hoca kendi hastalığıyla mücadele ettiği Amerika’da ülkesine dönmeye çalışırken pandemi kısıtlamaları nedeniyle çaresiz kalmıştı. Telefonda ülkesine dönme isteğini anlattılar. Hemen çare düşünmeye başladım, uyuyamadım.

Dün gece uçaktaki fotoğrafını görünce de tatlı bir rüyaya daldım.

Konuyu özetlemek isterim:

Bilim insanı İlhan Başgöz, hocalık yaptığı Indiana’da birçok hastalıktan mustaripti ve Türkiye’ye dönme arzusunu açıklamıştı.

Bir pazar günü aziz dostum Dr. Fahrettin Koca’yı telefonla aradım, durumu izah ettim.

İlgileneceğini söyledi. Bunca iş arasında, bir salgın döneminde bu olaya kendini adamasına teşekkür borçluyum.

Dr. Koca’yı yakından tanırsanız, abartısız kişiliği sizi etkiler. Ben Cumhurbaşkanı seçiminin ardından Ankara’ya kutlamaya giderken uçakta tanıştım, yanımdaki koltukta oturuyordu.

Bana Sirkeci’deki I. Abdülhamid külliyesiyle ilgili yazımdan söz etti, tarihi yarımadanın önemine değindi, az kişinin ilgileneceğini düşündüğüm bir konuda konuşuyordu.

Yazının Devamını Oku

Ara Güler’in İzmir’i

İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde Ara Güler’in İzmir fotoğraflarının yer aldığı ‘Merhaba İzmir’ sergisi açıldı geçen yıl.

O serginin de bir kataloğu yapıldı.

Kataloğun başında ‘Arkas Sanat Merkezi’ binası hakkında bilgi veriliyor.

Lucien Arkas, Önsöz’de hem fotoğraf hem Ara Güler üzerine düşüncelerini yansıtıyor:

“Yaratıcı fotoğrafçılığın uluslararası alanda ün kazanmış en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilen Ara Güler genç yaşlarından itibaren, tüm hayatını fotoğraf makinesi kadrajından izlemiş, bizlere de gördüklerini tüm içtenliği ile aktarabilmiş büyük bir sanatçı.

Bugüne kadar 21 sergiye ev sahipliği yapmış olan Arkas Sanat Merkezi’nde, Ara Güler’in fotoğraflarını farklı yaş gruplarından birçok ziyaretçi ile buluşturabilmekten büyük mutluluk duyuyordum.

Ara Güler’in kendisinin de her zaman dediği gibi, ‘İnsanlar bakarak görerek, yaşayarak bir şeyler öğreniyor değil mi?

Ben de baktım, gördüm, yaşadım, öğrendim işte. Bir de çektim... Haydi merhaba!’...”

Yazının Devamını Oku

Doktor tavsiyesidir

Sevgili Osman Müftüoğlu, pandemi döneminde hangi bestecilerin derdimize deva olacağını yazmayı bana havale etti.

Doktorların her isteğinin karşılanması gereken bir dönemde bu talebi hemen yerine getirdim. Eğer bu yolla faydam olursa ben de artık kendimi doktor yardımcısı olarak göreceğim.

Bence doktor artık reçetelerine bu listeyi de eklemeli. Böylece ben de doktor onaylı liste yayınlarım.

Üç bestecinin de adını veriyor.

Beethoven, Mahler, Chopin.

Elbet bunları dinleyerek hem maddi hem de manevi sıkıntımızı gideririz.

Hiç kuşkusuz bunlara ekleyeceğim adlar da var.

Beethoven’dan başlayalım, senfoniler çok bilindik, çok icra edilen eserleri olduğu için tavsiye listesine yazmadım.

Şu anda piyano sonatları büyük rahatlıktır.

Yazının Devamını Oku

Okumayı dört gözle beklediklerim

Yeni yılda iki kitabı çıkar çıkmaz okuyacağım: Hilmi Yavuz’un şiirlerini ve Orhan Pamuk’un romanını.

MEHMET AKİF ERSOY İÇİN YENİ KİTAPLAR

Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı İstiklal Marşı’nın ulusal marş olarak kabulünün 100’üncü yılı. Yayınevleri, üniversiteler, bu marş ekseninde onun eserlerini, düşüncesini inceleyen toplantılar, sempozyumlar düzenlemeli. Hiç kuşkusuz marşın bestecisi Zeki Üngör’le orkestrasyonunu yapan Edgar Manas da unutulmamalı. Meclis’te şiiri okuyan Hamdullah Suphi Tanrıöver’in de gündeme getirilmesini öneriyorum. Okuma listenizde Beşir Ayvazoğlu’nun Mehmet Akif üzerine yazdığı ‘1924 Bir Fotoğrafın Uzun Hikâyesi’ isimli kitabı mutlaka bulunmalı.

YENİ YILDA İYİ ÇEVİRİLER

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen Talât Halman Çeviri Ödülü’nün değerlendirmelerinde dört çevirmen finale kaldı. Böylece kısa liste belirlenmiş oldu. Bu liste içinden kazanan kitap bu ay belli olacak:


Yan Lianke, ‘Günler Aylar Yıllar’, çevirmen: Erdem Kurtuldu


Yazının Devamını Oku