GeriOsman MÜFTÜOĞLU Dizlerinize iyi bakın
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Dizlerinize iyi bakın

60’lı yaşlara ulaşmasına rağmen kendini son derece dinç hisseden hastamın ne hipertansiyonu, ne şekeri, ne de kolesterol problemi vardı.

Kendine çok iyi bakmıştı. İyi bir genetik mirasa sahipti. Kilosunu dikkatle izliyor, düzenli olarak egzersiz yapıyordu. Gençliğinde tenis oynamış, yüzmüş, kayak yapmıştı. Kayak yaparken birkaç kez düşmüş, bir defasında diz ekleminin iç ve dış bağlarında ciddi zararlar oluşmuştu. Ama son iki aydır gittikçe artan diz ağrıları fena halde canını sıkıyordu. Ağrılar, son günlerde gece uykularını bile bölüyordu.

ÇOK YAYGIN BİR SORUN

Diz ağrısı yaş 50’yi geçti mi şu veya bu şekilde herkesin kapısını mutlaka çalar! Ağrılar, bazen bu hastamızda olduğu gibi kiriş kopması, menüsküs zedelenmesi veya kıkırdak yırtılması, bazen de iltihaplanmalar, mikrobik enfeksiyonlar, gut ve şeker hastalığı gibi metabolik sorunlardan kaynaklanır. En sık görülen nedeni, eklem yüzlerinde meydana gelen aşınmalardır.

Diz eklemi iki kemiğin bir araya geldiği, büyük bir ağırlığın, vücut ağırlığının çok zorladığı menteşe yapısında bir eklemdir. Bir kapı menteşesi gibi çalışır. Eklemin ileri geri hareketini sağlayan bir sisteme bağlı olarak görev yapar, ama bu yapı az da olsa dönmeye, sağa sola eğilmeye, bükülmeye de mecburdur. Vücut ağırlığı gibi ciddi bir ağırlığı taşımak zorunda kalması, özellikle dönme, burkulma, bükülme gibi durumlarda bu çok güçlü eklemi zor durumda ve savunmasız bırakır.

HANGİ TRAVMALAR TEHLİKELİ

Diz ekleminde meydana gelen yaralanmalar, ister sportif çalışmalar esnasında isterse dışarıdan gelen vurmalar ve yaralanmalarla oluşsun, diz eklemini oluşturan dengeleri bozarak ağrıya, hareket kısıtlanmasına ve etraftaki kasların zayıflamasına yol açar. Kiriş yırtılmaları, bilhassa kayak ve tenis gibi aniden durmayı veya dönmeyi gerektiren aktivitelerde ortaya çıkar. Bağ yaralanmaları ve buna bağlı şişmeler (tendinit) bisiklete binenlerde, kayak yapanlarda ve koşanlarda daha sık görülen problemlerdir.

Menüsküs yırtılmaları ise yine kayak ve tenis sporu yapanlarda, özellikle sert ve ani durmalar ve dönüşler sonrasında ortaya çıkar. Çok nadiren diz kapağına gelen travmalar veya zorlamalar da patella ismi verilen kemiğin zarar görmesine ve diz ağrılarına neden olur. Kısacası, diz eklemine doğal yaşlanma dışında zarar verebilen birçok neden vardır.

KORUNMAK VE ERKEN TEDAVİ ÇOK ÖNEMLİ

Yaşlanınca size en çok lazım olacak şeyler listesinin ilk sıralarına sağlıklı dizleri de yazın. Eğer sağlıklı dizlere sahip değilseniz, vücudunuzun sizi taşımakta zorlanacağını, hatta bu işi tamamen bırakacağını, başkalarına muhtaç, kendi işini kendi göremeyen biri yapacağını unutmayın.

Diz ekleminizde meydana gelen kıkırdak hasarlarını onarmak için Glukozamin, Kondroidin, MSM, Omega-3 gibi desteklerden, kollajen hidrozilatlarından yararlanabilirsiniz, ama doğal destekleri de doktorunuza sormadan kullanmayın. Bu destekler bazen faydalı olmayabiliyor, paranız boşa gidebiliyor. Bazen yüksek dozlarda kullanmak gerekebiliyor. Dizlerine kalbiniz, gözleriniz gibi iyi bakın, iyi yaşlanmanın öncelikli şartlarından birinin sağlam ve güçlü dizler olduğunu lütfen unutmayın.

Yemeye başlarken iyi düşünün

Eğer yiyecek miktarınızı kontrol etmekte kararlıysanız, size kolay ve etkili bir önerimiz var! Yemeğin öncesinde ve sonrasında kendinizi nasıl hissettiğinize dikkat edin. Dikkatinizi yemek öncesi ve sonrasında yorgun, enerjik, şişkin, hafif, aç veya tok, uykulu veya aktif olup olmadığınıza odaklayın.

Bedeninizin sizin kendinizi iyi hissetmeniz için daha az yemeye ihtiyaç duyduğunu ancak böyle fark edersiniz. Ancak bu şekilde enerjik ve sağlıklı kalkabilirsiniz. Doymanın ilk belirtisini hisseder hissetmez yemeği bırakmayı deneyin.

Çalışanın sağlığı stresle bağlantılı

1- Aşırı stres yükü, verimi azaltmakta, üretim kalitesini bozmakta, çalışanın mutluluğuna engel olmaktadır.

2- Stres kavramının öğrenilmesi, işyerinde sağlıklı kalınması açısından birinci adımdır.

3- Stres azaltıcı, stresten koruyucu stratejileri geliştirirken, her iş yerine uygun özel planlamalar gerekir.

5- Zaman yönetimi bozukluğu, uyku sorunları, bilinçsiz yaklaşımlar, statü endişesi, yanlış beslenme alışkanlıkları ve pek çok şey stres tetikleyicisi olabilir.

Erkekte meme büyümesi sorunu

Erkeklerde meme büyümesi (jinekomasi) can sıkıcı bir durumdur. Özellikle büyüme çağındaki çocuklarda ortaya çıktığında, ciddi ruhsal sorunlara yol açabilir. Sebebi genellikle kadınlık hormonu östrojenin fazlalığı ya da erkeklik hormonu testosteronun azlığıdır. Ayrıca bazı erkek çocuklarında, özellikle ergenlik döneminde, meme bölgesinde normalden fazla yağ toplanması sonucu da memeler büyümüş gibi görülebilir. Bu durum herhangi bir soruna işaret etmez ve önemsizdir.

Erkeklerde östrojen hormonu artışı bazı tümörlerde, ağır karaciğer yetmezliği durumunda (örneğin sirozda), tiroid bezinin aşırı çalıştığı bazı hastalıklarda ortaya çıkabilmektedir. Testosteron alınımı azlığının, bu hormonu üreten yumurtalık hastalıklarından ya da bazı tümörlerden ileri gelmesi mümkündür. Daha seyrek olarak ülser, sara, kalp yetmezliği tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar ve kortizon içeren ürünler de memelerde büyümeye yol açabilmektedir.

Meme büyümesi sorununun teşhis ve tedavisi için bir iç hastalıkları veya endokrinoloji uzmanından yardım istemek gerekiyor.

Kolesterolün çoğu zarar ama azı da karar mı

Yüksek kolesterol düzeylerinin, koroner kalp hastalıkları riskini artırarak ciddi bir sağlık tehdidi oluşturduğunu biliyoruz. Ancak, düşük kolesterol düzeyleri de yaşamsal önem taşıyan sorunların habercisi olabilir.

Bazı araştırmalar, düşük kolesterol düzeylerinin kanser olgularında ölüm riskini artırdığını göstermiştir.

Bununla birlikte, düşük düzeydeki kolesterolün kansere yol açtığına dair kanıt yoktur.

Düşük kolesterolün anksiyete (kaygı) ve depresyona yol açabileceği görüşü, bilimadamları arasında yaygındır.

Bu durum, azalan kolesterol miktarının beyindeki serotonin düzeyinin de düşmesine yol açmasıyla açıklanmaktadır. "Mutluluk hormonu" olarak da bilinen serotonin, birçok beyin fonksiyonu kadar uyanıklık ve canlılık açısından da önemlidir.

"Düşük düzey" kişiye göre değişen bir yorumdur. Yenidoğan bebekte LDL (kötü huylu kolesterol) miktarı 30 mg/dl civarıdır. Yağdan, kolesterolden yoksul besinler tüketen kişilerde LDL 40-50 mg/dl arasında olabilir.

Genel olarak, total kolesterol düzeylerinin 200 mg/dl’nin altında, LDL’nin 100 mg/dl’den düşük olması beklenir.

Koroner damar hastalıkları açısından ciddi risk altında olanlarda LDL’nin 70 mg/dl civarında olması önerilir.

Ertesi gün hapları

Doğum kontrol haplarında bulunan Levonorgestrel isimli sentetik hormon, ertesi gün haplarındaki ana maddedir. Şu farkla ki, ertesi gün haplarında bu hormon yüksek dozdadır.

Korunmasız ilişkide veya korunurken bir aksilik olursa, 72 saat içinde, genellikle 12 saat ara ile 2 tane alınarak uygulanır. Etkisini yumurtlamayı durdurmak ve döllenmeyi engellemek yoluyla gösterir. Ne kadar erken kullanılırsa, o kadar etkili olur. Yüzde 90 civarında etkilidir. Hapı kullandıktan sonraki günlerde ara kanama olabilir veya adetin günü değişebilir. Beklenen adet gerçekleşmezse doktora gidilmelidir.

Bu haplar doğum kontrolü amaçlı kullanılmamalıdır, sadece acil korunma için kullanılabilir. Doğum kontrol haplarına benzer yan etkileri olabilir. Bunlar; bulantı, göğüs gerginliği, karın ağrısı, baş ağrısı, halsizlik gibi geçici belirtilerdir.

Elma sirkesi kullanmanın riskleri var mı

Elma sirkesi kullanımının belirli zamanlarda az miktarda (sağlık koşullarınıza göre doktor kontrolünde) kürler şeklinde devam ettiği taktirde risk oluşturmayacağı söylenebilir. Ancak uzun dönemde, porsiyon miktarı fazla tüketimlerin risk oluşturabileceği unutulmamalıdır.

- Elma sirkesi yüksek asit içerir. İçerdiği asit temelde asetik asittir. Elma sirkesi tablet şeklinde değil de direk kullanılacaksa mutlaka su ile veya meyve suyu ile karıştırılmalıdır. Bilinçsiz kullanımları sindirim sistemi rahatsızlıklarına (yemek borusu hasarları gibi) neden olabilir.

- Uzun dönem kullanımları kemik yoğunluğunda ve potasyum seviyelerinde azalmalara neden olabilir. Osteoporoz riskiniz varsa kullanmadan önce mutlaka doktorunuzla konuşmalısınız.

- Şeker hastalarının elma sirkesi kullanımları -içerdiği krom minerali nedeni ile- insülin düzeylerini etkileyebileceği için doktor kontrolünde olmalıdır.

Tüm besin desteklerinde olduğu gibi elma sirkesi tabletlerinin kullanımında da bir uzman görüşü almayı unutmayın.

Elma yiyerek zayıflar mıyım

Diyetimde ara öğünde yeşil elma yazıyor. Özellikle yeşil elma yemem gerekiyor mu? Elmanın kalorisi daha mı düşük? Metabolizmayı hızlandırır mı?

100 gr. yani 1 küçük boy elma, porsiyon meyve yerine geçer ve 48 kaloridir. 1 küçük elma, 1 orta boy şeftaliye, 15 iri taneli üzüme, 1 tane incire, 1 orta boy armuda eşittir. Yani elmanın kalorisi diğer meyvelere göre çok düşük değil.

Elma metabolizmayı hızlandırarak daha hızlı zayıflamayı sağlamaz. Ama kabuklu elma sindirimi kolaylaştırır, bağırsaklarınıza iyi gelir, posa değeri yüksek ve glisemik indeksi düşük olduğu için daha uzun süre tok kalmanızı sağlar, antioksidan yönünden zengindir, kolesterolü düşürür.

Elmanın faydası çok ama ille de elma yiyeceksiniz diye bir şart yok. Her meyveden yararlanmanızı tavsiye ederim. Muzun, üzümün, kayısının da diğer meyveler gibi antioksidan değeri yüksektir. Semizotu yararlı diye her gün semizotu yemek yerine her gün farklı bir sebze yerseniz daha sağlıklı ve dengeli beslenmiş olursunuz.
X

Daha çok kapanalım

“Tam kapatma”nın imkânsız olduğunu anlayıp yeni bir aşamaya, “kademeli kapanma” dönemine girdik.

Ama kontrolü giderek zorlaşan vaka sayılarını gören her uzmanın aklında hep şu soru var: Acaba daha mı çok kapanmalıyız? Evet, son birkaç gündür önümüze konan vaka sayıları ve hastanelerimizdeki durum gösteriyor ki daha da çok kapanmak zorundayız. Nedenine gelince...




BANA GÖRE
ÖNLEMLER DAHA DA SIKILAŞTIRILMALI

GÖRÜNEN

Yazının Devamını Oku

Aşı olmak vatandaşlık ve insanlık görevi

Salgında geldiğimiz nokta çok önemli.

Bir yol ayrımında, mühim bir kavşakta olduğumuz kesin. Bundan sonraki başarının en önemli belirleyicisinin ise “AŞILANMA” ve “AŞI KARARSIZLIĞI” sorunu olduğu tartışma götürmez. Mevcut veriler 65 yaş üstü nüfusumuzun neredeyse 4’te birinin aşılanma konusunda “kayıtsız” ve “kararsız” davrandığını gösteriyor. Bu rakamların geçtiğimiz günlerde daha da büyüdüğü, yüzde 40’lara yaklaştığı belirtiliyor. Bu nedenle salgınla mücadelenin bundan sonraki döneminde etkili ve ikna edici bir “aşı bilinci kampanyası”na ihtiyaç var. Bilelim ki elimizdeki aşılardan herhangi birini yaptırmak ülkemiz için bir “VATANDAŞLIK GÖREVİ”, dünyamız için ise bir “İNSANLIK GÖREVİ”dir.




İYİ BİLGİ
MADDE MADDE SAĞLIK

Yazının Devamını Oku

Doğru yaptık!

Son alınan kararlar ve konulan kısıtlamaların pandemiyle mücadelede yeni bir adım olduğu kesindir. Yanlış olanı mart başında çıkılan ve hatalı olduğu baştan zaten belli olan yoldur.

Özellikle bulaşıcılığı dillere destan olmuş yeni bir virüsün, “İngiliz mutantı”nın ülkemize henüz yeni girdiği ama müthiş bir hızla yayılma eğiliminde olduğu net ve açık olarak ortadayken, o kararlar kesinlikle alınmamalıydı. Bu düşüncemi kararların hemen ertesi günü yazdığım “Doğru mu yaptık?” başlıklı yazımda da açıklamıştım. O başlığı bugün “Doğru yaptık!” şeklinde değiştirmekten son derece memnun ve mutluyum. Nedeni şudur: Bu savaşı mutlaka ama mutlaka kazanmak zorundayız.

İYİ YAPTIK!Çok ciddi bir yanlıştan biraz gecikerek de olsa nihayet vazgeçtik... Şimdi yeniden tıpkı 2020 Mart ayında olduğu gibi ulusal bir bilince, bize yakışan bir katılıma, muazzam bir işbirliğine ihtiyacımız var... Yeni ve yeniden “MOTİVASYON AŞI”larımızı yaptırmış olarak mücadeleye DEVAM... COVID değil BİZ kazanacağız...

BANA GÖRE
MOTİVASYON AŞISINA DA İHTİYACIMIZ VAR

MART başında o kararlar alınırken doğru olanı, bulaşıcılığı neredeyse 3-4 katına çıkmış bu yeni mutant virüsle etkili bir mücadele için “aşırı açılma”(!) yerine, tedbirleri “biraz daha esnetme” yani hiç olmazsa “kademeli esnetme” yöntemini devreye sokmak olmalıydı. Neyse... Olan oldu. Gelin şimdi yine 9. Cumhurbaşkanımız rahmetli Süleyman Demirel’in o ünlü cümlesini, “Arkanıza bakarak önünüzü göremezsiniz” tavsiyesini hatırlayalım ve yeniden önümüze bakalım. Ayrıca, “Hata kimde idi?” tartışmalarını bir kenara bırakıp halkımıza Sinovac ve BioNTech aşıları yanında bir de “motivasyon aşısı” yapmaya başlayalım. Kısacası şimdi ihtiyacımız olan en önemli şey, “yeni bir heves ve yeni bir nefes” ile tıpkı 2020 Mart ayında olduğu gibi topyekûn bir pandemi mücadelesini yeniden başlatmaktır.

OKUR SORUSU

Yazının Devamını Oku

Kapanalım mı kapatalım mı

Şunu iyi bilelim: 4 haftalık tam bir kapanmanın mevcut yangını kontrol altına almada tam bir “itfaiye etkisi” sağlayacağı kesindir.

Ne var ki 4 hafta süreyle uygulanması zorunlu olan böyle bir tam kapanmanın da bize yetmeyeceğini bilmeli. O dört haftalık tam kapanmadan sonra da en az 3-4 hafta sürecek bir “kademeli açılma” sürecinin de bizi bekleyebileceğini bir kenara not etmeliyiz. Ayrıca içinde bulunduğumuz şartlar ne “ekonomik” ne de “sosyal” olarak zaten tam bir kapanmaya imkân vermiyor. Bu nedenle de “olmayacak duaya amin demeyi” bir kenara bırakıp “uygulanabilecek çözümler”e bakmamızda fayda var. İşte tam da bu noktada “Mademki tam ‘kapanma’ olmuyor, bari ‘kapatma’ sürecini devreye sokalım” alternatifini tartışmamızda fayda var. NETİCE ŞUDUR: Kanaatime göre Ramazan ayı ve onu takip eden bayram süresince etkili ve akılcı bir “kapatma” organizasyonu şu anda bize en uygun çözüm gibi görünüyor.




BİR UYARI
İSTANBUL’DA KIRMIZI ALARM

İSTANBUL

Yazının Devamını Oku

Ayakta kal hayatta kal

Başlıktaki önerim sık tekrarladığım bir cümledir ve “Durma, düşme, üşütme!” üçlüsünün ilk kelimesi gibidir.

Hiç hareket etmeseniz bile oturmayı ya da yan gelip yatmayı, yani tembellikte ısrarı bırakıp ayağa kalkmamız ve ayakta durmamız bile sağlığımızı olumlu yönde etkiliyor. Bu bilgi bilimsel olarak da defalarca doğrulanmış. Örneğin Amerikan Kanser Derneği’nin yaptığı bir araştırmada, zamanlarını günde 6 saat ya da daha fazla süreyi oturarak geçiren erkeklerin ölüm oranları, 3 saatten daha az oturan erkeklerden yüzde 20 daha fazla çıkmış. Aynı araştırmada günde 6 saatten daha büyük bir zaman dilimini oturarak geçiren kadınların ölüm oranının ise yüzde 40 daha yüksek olduğu saptanmış. “Oturmakta ısrar etme”nin fiziksel aktiviteden bağımsız olarak da ömrü kısaltabileceği anlaşılmış. Günde 6 ya da daha fazla saati oturarak geçirmenin haftanın 7 günü, günde 1 saat koşan ya da yüzen insanlarda bile ölüm oranlarını arttırabileceği net ve açık olarak gösterilmiş. NETİCE ŞUDUR: Hayatta kalmak ve sağlıklı olmak istiyorsak, oturarak geçirdiğimiz zaman dilimlerini kısaltacağız. “Dinlenmek paslanmaktır” ve “Oturmak bedene ihanettir” cümlelerini hayat felsefemiz yapacağız. “Ayakta kal, hayatta kal” tavsiyesini ise asla unutmayacağız.




BİZE GÖRE
SUÇLU DEĞİL ÇÖZÜM ARAYALIM

Yazının Devamını Oku

Salgın kontrolden çıktı mı

Birkaç gündür turkuvaz tablolarda hızla artan vaka sayılarını gören herkesin aklında aynı soru, aynı endişe var: SALGIN KONTROLDEN ÇIKTI MI?

Salgının kontrolden çıktığını söylemek en azından şimdilik mümkün değil. Değil ama sürecin “kontrolü çok güç bir nokta”ya geldiği de kesin. Vaka sayılarında her gün neredeyse yüzde 10’ları zorlayan hatta bazen geçen artışlar yaşanıyor. Bu rakamlar bazı günler yüzde 15-20’leri bulabiliyor. “Test pozitiflik oranları”nda da endişe verici yükselmeler izliyoruz. Rakamlar burada da yüzde 20’leri zorluyor. Kısacası endişelenmekte kesinlikle haklıyız. Peki, neden böyle oldu? Vaka sayısı patlamalarındaki başlıca faktörler neler? Yanıtım 1 numaralı kutuda...



BANA GÖRE
VAKA ARTIŞININ 3 NEDENİ

VAKA sayılarındaki muazzam artışın bana göre 3 önemli nedeni var:

BİRİNCİSİ: Ev içi bulaşlarındaki artış korkunç boyutlara varmış durumda. Dikkatsizlik, özensizlik, biraz da bilgisizlik ve lakaytlık ile birleştiğinde çoğu evde neredeyse bir çeşit “ev içi salgın” durumu yaşanıyor.

İKİNCİSİ:

Yazının Devamını Oku

Sinovac mı BioNTech mi

Geçtiğimiz hafta en çok karşılaştığımız soru şuydu: Hangi aşıyı tercih edelim, Sinovac’ı mı, BioNTech’i mi?

Bana göre durum şudur: Bir orman yangını var ve biz o yangının içerisinde “bîçare(!)” bekliyoruz. Ufukta yangının kısa zamanda sonlanacağına dair bir işaret de görünmüyor. Tek çare bulduğumuz ilk “aşı treni”ne binip yangın yerinden uzaklaşmak. O trenin Sinovac ya da BioNTech treni olup olmadığının ise hiç önemi yoktur. Tekrarlayalım: Meselemiz bir an önce güvenli bir alana ulaşmak olmalıdır. O alana varmanın çaresi de süratle aşılanmaktır. Netice şudur: Yaşadığımız dönemde “Hangi aşı daha etkili? Hangisi daha güvenli? Hangi aşıyı tercih etmeli?” sorular anlamsızdır. Merak edenlere kısa bir bilgi: Ben Sinovac aşısı oldum. Güvenli ve etkili olduğundan ise hiç şüphe etmedim.





ÖNEMLİ

Yazının Devamını Oku

Gündemi biraz değiştirelim

“Bu millet neleri gördü?” esprisi sonunda gerçek oldu, hem de acı bir biçimde: Günlük vaka sayılarında Avrupa şampiyonuyuz. Yetmedi dünyada ilk dörde de girmeyi başardık.

Şaka bir yana durumumuz hiç de iç açıcı değil. Vaka sayıları iyice arttı, artmaya da devam edecek gibi görünüyor. Kısacası “pandemi kâbusu” olanca ağırlığıyla üzerimize çöktü. Daha bir ay önce önümüze konulan “hafta sonu izni tepsisi” de doğal olarak devreden çıktı. Bu cumartesi pazar hepimiz evdeyiz. Önümüzde yine bir belirsizlik, yine bir endişe ve kaygı dönemi var. İşte bu nedenle, gelin bu hafta sonunu pandemi konusunun dışında başka konulara ayıralım. Mesela zerdeçal, mesela tarçın, mesela erkeklerin tekrarlamaktan bıkıp usanmadıkları hatalardan bahsedelim. Bunun için de yine bu köşede daha önce yayımlanmış bazı notlardan istifade edelim. Buyurun...



ÖNEMLİ
HANGİ TAKVİYE

Yazının Devamını Oku

Hepimiz pandemi mağduruyuz

Pandemide süre uzadıkça uzadı. Neticede de hepimizde pandemiye has bazı arızalar başladı.

Bana sorarsanız bu arızaların her biri çok önemli. O arızalar kimimizde uykusuzluk, kimimizde yorgunluk, kimimizde de kaygı bozukluğu ve mutsuzlukla kendisini ifade ediyor. Yarattıkları sonuçlar ise hem çok önemli hem de giderek büyüyor. İşte tam da bu noktada “pandemi mağdurluğu” meselesi ve bu meseleye çözüm üretebilecek çareler devreye giriyor. Peki, nedir o çareler? Pandemi mağduriyetini önlemenin yolları neler? Bugünün çözümleri bir ruh sağlığı uzmanından geliyor. İşte detaylar...

BANA GÖRE
RUH SAĞLIĞIMIZ TEHLİKEDE
KÜRESEL ve ülkesel boyutlarıyla tam bir felakete dönüşen bu salgının uzun vadede en önemli sonucu ve travmasının ruhsal ve duygusal alanda yaşanacağı kesindir. Bu kesinlik ise sağlık alanında çalışan herkesin bir numaralı endişesidir. Peki, çare ne? Çözüm ya da çözümler var mı? Ne yapmalıyız? “Belirsizlik” sözcüğünün bir numaralı gündem maddesi, “yalnızlaşma” meselesinin başlıca sorun olduğu bu özel ve önemli dönemi en az hasarla nasıl atlatabiliriz? Bu ve benzeri sorular eğer sizin de kafanızı karıştırıyorsa buyurun...

BELİRSİZLİKLE BARIŞIN

“BELİRSİZLİK” ve yarattığı “endişe hali”nin, ruhumuzu sürekli törpülediği bu sıkıntılı günlerde, ruhuma iyi gelecek çözümler ararken faydalandığım, yol arkadaşım yaptığım bir kitabım var: BELİRSİZLİKLE BARIŞMAK. Kitabın yazarı, ruh sağlığı alanının önemli isimlerinden biri, sevgili dostum Prof. Dr. Mehmet Sungur. Mehmet Hoca belirsizlikle barışmak için bakın bize neler öneriyor...

Yazının Devamını Oku

Yıkılmadık ayaktayız

Belçika’da bir üniversite 42 ülkede korona salgını sürecinde ailelerin “tükenmişlik sendromu” durumunu araştırmış.

Araştırmaya göre, en tükenen ülke Belçika olmuş. Belçika’yı ABD (Amerika) izlemiş. Bize gelince... Biz en son sıradayız. Prof. Dr. Nuran Yıldız’dan, daha doğrusu Nuran Hoca’nın Instagram sayfasından aldığım bir bilgi bu. Önemli bulduğum için sizinle de paylaşmak istedim. Aslında sonuç bana göre hiç de şaşırtıcı değil. Çünkü biz Mahsun Kırmızıgül’ün “Yıkılmadım” şarkısında da ifade ettiği gibi “Yıkılmadım, ayaktayım” diye özetlenebilecek derin bir kültüre sahibiz. Bu kültürün orta direğini ise en değerlimiz “AİLE”miz oluşturuyor. Benim “ÇIPA”ya benzettiğim bu muazzam değer için Nuran Hoca bakın neler yazmış...




İYİ BİLGİ
AİLE BİZİM ‘HAVA YASTIĞI’MIZDIR

Yazının Devamını Oku

Sağlıkta değişim rüzgârı

İsterseniz gelin hiç olmazsa bu hafta sonunu şu bunaltıcı pandemi gündeminin dışında geçirelim ve biraz da iyi hayatın, sağlığın, keyfin, huzurun, daha da önemlisi pandemi sonrasında nasıl daha etkili, güçlü ve kalıcı bir sağlık durumu elde edebileceğimizin üstüne kafa patlatalım.

Çünkü şu “hüküm” çok açık ve net verildi: Pandemi sonrasında pek çok şey değişecek, değişimden payını alanların başında da YENİ SAĞLIK ANLAYIŞI gelecek. Nedeni de çok basit: Salgın bize sağlığımızın ne kadar önemli bir hazine olduğunu bir kez daha hatırlattı.



BANA GÖRE
NEDİR O DEĞİŞİMLER

Yazının Devamını Oku

Hafta sonu kapanalım mı?

Kararı pandemiyi yönetenler verecektir ama başlıktaki soruya benim cevabım net ve açık olarak şudur: KAPANALIM!

Kapanalım çünkü rakamlar bizi buna zorluyor. Hafta sonları yeniden kapanalım çünkü bunu eğer şimdi yapmazsak sonrasında daha kötü, ağır, bunaltıcı, can yakıcı kısıtlamalarla karşılaşmamız vazgeçilmez olabilir. Olabilir çünkü...

NEDEN ENDİŞELİYİM?

Çok değil, bundan 3 hafta önce “yerinde karar dönemi” diye tanımlanan son uygulamaya geçildiğinde bu köşede “DOĞRU MU YAPTIK?” başlığı altında, “40 yıllık bir hekimlik tecrübesiyle baktığımda bu yeni uygulamaya katıldığımı, ‘Evet, doğru yapıldı’ diyebileceğimi söylemem güç. Günlük vaka sayılarındaki artış, pandemi matematiğine aşina herkes için korkutucu. Üstelik, benim gibi düşünen uzmanların sayısı da oldukça fazla. Kısacası bu yeni uygulama güven vermiyor” şeklinde özetlenebilecek bir yazım yayımlandı. İtiraf edeyim ki o yazıda kimsenin hevesini kırmak, keyfini kaçırmak, moralini bozmak gibi bir niyetim falan da yoktu ama durum ortadaydı. Geldiğimiz noktada ise vaka sayıları yeniden 30 binleri zorluyor. Anlayan anlamayan herkes için “pandemide gidiş” hiç de iyi görünmüyor. İşte bu nedenle “hafta sonu kapanma seçeneğini” yeniden düşünmemiz gerekiyor.

NE YAPMALI?BİZE ŞİMDİ DAHA SERT ÖNLEMLER LAZIM

“Ben dememiş miydim?” diyenlerden hiç hazzetmem. Döner değirmene su taşıyanları, ocaktaki aleve odun atanları da hiç sevmem. Bu nedenle salgının başından bu yana hep rahmetli Süleyman Demirel’in bana öğrettiği bir yaklaşımı benimsedim: “Sıkıntılı dönemlerde eleştiride kıskanç, övgüde cömert olacaksın. Bir önerin varsa eğer onu da zamanında ve nezaketle yapacaksın.” Bu nedenle girişteki yazımın bir eleştiri değil, bir tespit olarak kabul edilmesini beklerim. TAVSİYEME GELİNCE...

Yazının Devamını Oku

'Simit' COVID-19'a çare mi

Peşinen belirteyim, başlığın sizin şaşırtacağını, “Korona belasını simit yiyerek mi halledeceğiz hocam?” diye soracağınızı hatta içinizden bazılarının “Osman Hoca’ya bir şeyler oldu galiba!” diye düşünebileceğinizi tahmin edebiliyorum.

Müsaade ederseniz açıklayayım: Niyetim, başlığı “SİMİT” ile süsleyerek sizi konunun içine daha kolay çekmekten ibarettir. Yoksa dünya lezzet tarihine en büyük hediyelerimizden biri olan simit ile COVID-19’un tedavi edilemeyeceğini düşünecek kadar aklım çok şükür sağlam. Özetle derdim başka. “Peki, o dert neyin nesidir hocam?” derseniz şudur...




İYİ HABER
YAPAY ZEKÂ COVID-19’U DA YENEBİLİR 

BUGÜN

Yazının Devamını Oku

3. dalga başladı mı

Son 2 haftanın vaka sayıları ve son 2 günün 20 bini geçen günlük rakamları, “pandemi matematiği”ni bilen her uzmanı korkutuyor.

Halk sağlığı uzmanları, “Eğer rakamlar bu şekilde seyreder ve bu hızla artmaya devam ederse bizde de tıpkı İtalya, Fransa ve Almanya’da olduğu gibi bir 3. dalga başlayabilir” korkusu içindeler. Daha da kötüsü, aynı uzmanlar, bu gidişle kasım başında yaşadığımız “tsunami benzeri” bir tatsızlığın da gelişebileceğinin altını çiziyorlar. NETİCE ŞUDUR: Eğer süreci sadece devletin aldığı, alacağı bilindik önlemlere bırakırsak ve biz katılımcı, yardımcı hatta hepimiz birer pandemi gönüllüsü olmayı unutursak, kasım başında karşılaştığımızdan daha yüksek vaka sayılarına ulaşabilir ve önümüze konabilecek daha ciddi önlem paketlerine, kısıtlamalara razı olmak durumunda olabiliriz.




BİR UYARI
‘UZAYAN COVID’ SORUNU BÜYÜYOR

Yazının Devamını Oku

Pandeminin dibi derinde

Gelin bugün o meşhur fıkrada olduğu gibi farklı bir giriş yapalım. “Size bir iyi, bir de kötü haberim var” deyip konuya önce “iyi”den sonra “kötü”den girelim.

İyi haber kısa ve net: Görünen o ki aşı bağışıklığı mükemmel neticeler veriyor. Bizde de başka ülkelerde de aşıyı yaptıranlar paçayı -önemli ölçüde- kurtarabiliyor. Zira aşılandıktan sonra virüsü kapanlarda bile hastalık ya belirtisiz ya da çok hafif sorunlarla geçip gidiyor. Kısacası şüpheye mahal yok. Mevcut aşıların hepsi kesinlikle işe yarıyor. Kötü habere gelince...

KÖTÜ HABER‘DERİN PANDEMİ’YE DİKKAT!

BANA sorarsanız gelin, her akşam TV ekranlarındaki o turkuvaz tabloda yer alan rakamlara takılıp kalmayın. Zira o rakamlarda sadece pandeminin “görünen yüzü” var. Olan biteni daha dikkatli izleyen ve yorumlayan deneyimli pandemi uzmanları için ise “derin pandemi”, yani pandeminin “gözden ırak neticeleri” de en az turkuvaz tablodaki rakamlar kadar önemli. “Hocam, bu derin pandemi meselesi de nereden çıktı?” diyorsanız -ki deyin- aşağıdaki kutuları lütfen daha bir dikkatle inceleyin.



DERİN PANDEMİ 1

Yazının Devamını Oku

Enseyi asla karartmayalım

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan haklı olarak “Mutasyon ve salgının inişli çıkışlı rakam ve görüntüleri bizi karar almada zorluyor ama yine de bütün şartları zorlayarak aldığımız son kararların arkasında durmaya gayret edeceğiz” şeklinde özetleyebileceğimiz bir açıklama yaptı.

Cumhurbaşkanı haklı. Sadece bizde değil, hemen her ülkede özellikle de yakın ilişki içinde olduğumuz Avrupa coğrafyasında “KORONAVİRÜS DALGALARI” bir gidip, bir geliyor! Mesela Almanya ve İtalya’da durum tam da böyle ve neredeyse ciddi bir felaket halinde. Nedeni şu...




İKİ ÖRNEK
ALMANYA VE İTALYA’DA 3. DALGA BAŞLADI

Yazının Devamını Oku

Mutasyon cenneti mi olduk

Önce şu önemli bilgiyi paylaşalım:

Günlük vaka sayıları Almanya’da olduğu gibi bizde de bir “3. dalga”nın yaklaşmakta olduğuna işaret ediyor. 3 ay önce 5 binlerin altına inme eğilimi gösteren günlük yeni vaka sayıları, daha kademeli normalleşmenin etkileri bile ortaya çıkmadan son günlerde 15 binleri zorluyor. Diğer taraftan ciddi bir “mutasyon meselemizin” olduğu da kesin. Karadeniz’deki “kıpkırmızı bölge”nin İngiliz mutasyonunun hâkimiyetine girdiği biliniyordu ama Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın yaptığı açıklamaya göre “Güney Afrika, Brezilya ve California mutasyonları da aramızda kol geziyor. Tek cümleyle özetlemek gerekirse: “Mutasyon cenneti mi olduk?” sorusunu sormanın zamanı gelmiştir.




BİR SORU
GENLERLE DANS MÜMKÜN MÜ

Yazının Devamını Oku

Rakamlar korkutuyor

COVID-19 vaka sayılarında maalesef ısrarlı ve can sıkıcı bir artış var. Sağlık Bakanımızın “Vaka sayıları 7-8 bin aralığına sıkıştı, düşmüyor, azaltmak için ciddi bir ortak gayrete ihtiyacımız var” cümleleriyle özetlenebilecek uyarısının üzerinden daha 10 gün bile geçmedi ama rakamlar -nedense- aniden ve birdenbire(!) 13-14 bin aralığına yükseliverdi. Net ve açık olarak belirteyim: BU RAKAMLAR KORKUTUCU, BU GİDİŞ İYİ GİDİŞ DEĞİL.

Değil çünkü “yeniden normalleşme çabaları ve uygulamaları” başlayalı henüz 1 hafta bile olmadı. Ve bu korkutucu artışlarda ise adına “yeni normal” denilen uygulamaların herhangi bir etkisi de söz konusu değil. Bu son uygulamaların etkilerini önümüzdeki pazartesiden sonra net ve açık olarak göreceğiz. NETİCE ŞUDUR: 1 hafta önce paylaştığım “Doğru mu yaptık” yazısında da belirttiğim gibi biz, benim “kademeli esnetme”, pandemiyi yönetenlerin ise “yeniden normalleşme” olarak tanımladığı süreçleri maalesef iyi yönetemiyoruz. Yönetimdeki hataların sadece “yönetenler” de değil, “bizde” de olduğunu iyi bilelim ve şapkamızı önümüze koyup yeniden bir düşünelim.



HatırlatmaKARACİĞER YAĞLANMASI TEHDİT EDİYOR

BİLELİM ki karaciğer yağlanması son yılların ilk 5’ine girecek kadar önemli bir sağlık tehdididir. Beslenme hataları ve hareketsizliğe bağlı (alkol ile ilişkisiz) karaciğer yağlanması ise bu tehdidin bir numaralı nedenidir. Üzülerek belirteyim, karaciğeri yağlı her 10 kişiden en az 1-2’sinde, sorun “karaciğer büzüşmesine (fibrozis)” kadar ilerleyebiliyor. Bunların da en az yüzde 10-25’inde siroz ve ileri derecede karaciğer yetmezliği gelişebiliyor. Karaciğer yağlanmasındaki bu hızlı artışın nedenlerini 1 numaralı kutuda, belirtilerini 2 numaralı kutuda, tedavisini ise 3 numaralı kutuda özetlemeye çalıştım.

Aklınızda olsun

Yazının Devamını Oku

Beynimiz arızaya mı geçti

Pandemi sürecinde çok sık tekrarladığımız tavsiyelerden biri de şu oldu: “Duygularınızı iyileştirip olumlu bir bakış açısı geliştirin; hafızanızı güçlendirip bilişsel performansınızı olabildiğince yükseltin!”

Bu çok önemli tavsiyemiz maalesef yoğun pandemi gündeminin gölgesinde kaldı; beyinlerimiz, daha doğrusu ruhsal yaşamımız da pandemiden nasibini aldı, almaya da devam ediyor. Kısacası sözü çok fazla uzatmaya gerek yok. Pandeminin oluşturduğu insani hasarlardan biri de “ARIZALI BEYİNLER” oldu. Peki, sonuç mu?



ÖNEMLİ
YENİ BİR SORUN: ARIZALI BEYİN

Yazının Devamını Oku

Yaşlanmaya hazır mıyız

Yaşlılık yolculuğuna çıkanların -ki hepimiz zamanı gelince çıkıyoruz, çıkacağız- yapabileceği en iyi şey, “yaşlanmanın kaçınılmazlığını, önlenemezliğini, tersine çevrilemezliğini” daha yolun başında kabul edip sürece uyum sağlamak ama bu arada bazı püf noktalarını bilip onları mümkün olduğunca erken yaşlarda hayata geçirmektir.

Amerika’nın önemli iyi hayat uzmanlarından Dr. A. Weil, “Yapabileceğiniz en iyi şey her yaş için en güçlü sağlığa sahip olmayı hedeflemektir” diyor ve ekliyor: “İyi yaşlanmak bir ayrıcalıktır!”

Eğer sizde iyi yaşlanma ayrıcalığını yakalamak istiyorsanız, aşağıdaki 3 ayrıntıya da dikkat etmek zorundasınız. İşte o ayrıntılar...

AYRINTI 1
EGZERSİZİ UNUTMAYIN

ARAŞTIRMALAR, net ve açık olarak egzersizin bir numaralı iyi yaşlanma belirleyicisi olduğunu doğruluyor. Üstelik bize sadece “bedensel egzersizler” de yetmiyor, “duygusal egzersizler”in de çok ama çok önemli oldukları anlaşılıyor. Her gün mutlaka yürümeli, fırsat buldukça da aktif yaşamın her alanıyla bedenlerimizi buluşturmanın bir yolunu bulmalıyız. Ayrıca beynimizin de kaslarımız gibi çalıştıkça güçlendiğini unutmamalı, ona da sık sık “bilişsel ve duygusal antrenmanlar” yaptırmalıyız. Diğer taraftan sadece “hatıralar” biriktirmeyi bir kenara bırakıp, gelecek için “umutlar” da biriktirebilmeliyiz. Yetinmemeli, erdemin hoşgörüyle, güvenin dostluk ve bilgelikle iç içe olduğu sağlıklı bir beyin-kalp ilişkisi de geliştirmeliyiz.


Yazının Devamını Oku