Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Din birleştirici unsursa Osmanlı İmparatorluğu neden battı?

Başbakan Tayyip Erdoğan günlerdir devam eden ‘alt kimlik-üst kimlik’ tartışmalarını ‘Bizdeki etnik unsurları birbirine bağlayan, din bağıdır’ sözleriyle daha değişik bir boyuta taşıdı ama, Türkiye’de geçmişte yaşananlar Başbakan’ı pek doğrulamıyor ve ‘din’ kavramının etnik unsurları birbirlerine bağlamak değil, ayırmak maksadıyla da kullanılmış olduğunu gösteriyor.

İşte, iki örnek: ‘Din kardeşlerimiz’ olan Araplar’ın 1916’da bize karşı ilán ettikleri cihad sırasında yayınladıkları bildiriler ve 1925’te patlayan Şeyh Said isyanının beyannamesi... Türkiye, her iki belgede de ‘dinden çıkmış olmakla’ itham ediliyor.

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan’ın Yeni Zelanda’da ‘Bizdeki etnik unsurları birbirine bağlayan, din bağıdır’ demesi, günlerden buyana devam eden ‘alt kimlik-üst kimlik’ tartışmalarını daha değişik bir boyuta taşıdı.

Kimlik meselesinin tarafları, Başbakan’ın sözleri üzerine ‘din konusunu bu işe karıştırmak gerekir mi, gerekmez mi?’ gibisinden bir başka tartışmanın içine girdiler ama çok önemli bir soruyu nedense pek sormadılar: ‘Din meselesi bu kadar bağlayıcı ise, biz, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecinde devletin hákim ve en kalabalık unsuru olan Müslümanlar’dan neden kazık yemiştik ve Anadolu’da cumhuriyetin ilk yıllarında çıkan ayaklanmaların bahanesi neden hep ‘din’ olmuştu?’ sorusunu...

HANGİMİZ KÁFİRDİK?

Unutmayalım: İnsanların iç dünyalarına mahsus olan ‘din’ kavramı, tarih boyunca bazı gruplar tarafından başka maksatların vasıtası olmuş, sadece bizde değil, pek çok yerde de siláh olarak kullanılmış ve taraflar birbirlerini ‘dinden çıkmakla’ suçlanmışlardır. Meselá, 1914’te dünya savaşına girmemizden hemen sonra zamanın hükümdarı Sultan Reşad ‘mukaddes cihad’ ilán etmiş, cihad fetvalarıyla dünyanın dört bir tarafındaki din kardeşlerimizi sancağımızın altında toplanmaya çağırmış ama destekle değil, ihanetle karşılaşmıştık. İngiltere’den gelen altınları Sultan-Halife’nin davetine tercih eden Mekke Şerifi Hüseyin cihad fetvamıza ‘káfir’ olduğumuzu söyleyen karşı fetvalarla ve beyannamelerle cevap verip Arap dünyasını ayaklandırınca, asırlar boyu hákimi olduğumuz Ortadoğu elimizden çıkmış ve İslám beldeleri onbinlerce Anadolu evládının kanıyla boyanmıştı.

Medine’yi ve özellikle de Hazreti Muhammed’in türbesini müdafaa uğruna yiyecek tek bir lokma ekmeği bile kalmamış olan askerlerine ‘çekirgenin nasıl pişirileceğini’ öğreten emirnameler yayınlayan, birliklerine örnek olmak için ilk çekirgeyi bizzat yiyen ve Medine’yi gözyaşlarıyla terke mecbur kalan Fahreddin Paşa’yı bu duruma düşürenler Hristiyanlar yahut başka bir dine bağlı olan askerler değil, bizimle aynı dine mensup olanlardı.

MARMARA’DAN IRAK’A

Üstelik, İstiklál Savaşı yıllarında Anadolu’da yaşanan ayrılıkçı hareketlerin, meselá Marmara’nın güneyinde yahut Irak sınırında girişilen maceraların kahramanları da hep aynı dinin mensubuydular, yani Müslüman idiler. Cumhuriyetin ilánından sonra yaşanan ve Musul üzerindeki haklarımıza ebediyyen veda etmemizle neticelenen ayaklanmanın mimarı olan Şeyh Said bir Nakşibendi şeyhiydi, üstelik ‘din uğruna’ isyan ettiğini söylemişti.

Bu sayfada, dinin Tayyip Bey’i yalanlarcasına Türkiye’de bölünmelere ve kopmalara álet edilmesiyle ilgili iki hadisenin belgeleri yeralıyor: ‘Din kardeşlerimiz’ olan Araplar’ın bize karşı açtıkları cihadın bildirileriyle Şeyh Said isyanının beyannamesi...

Ve bu arada, aklıma takılan bir soru: Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ‘Bizdeki etnik unsurları birbirine bağlayan, din bağıdır’ sözlerini Yeni Zelanda’nın Christchurch şehrinde söylemesi acaba tarihin bir cilvesi midir dersiniz? Zira, ‘Christchurch’, málumunuz ‘İsa’nın Kilisesi’ demektir de...

Din kardeşlerimiz, bu iki bildiriyle onbinlerce askerimizi şehid etmişlerdi

MEKKE Şerifi Hüseyin bin Ali’nin Birinci Dünya Savaşı yıllarında bize karşı ilán ettiği cihad, dinin etnik unsurları birbirine bağlayan bir bağ olmadığının ve gerektiğinde bunun tam aksine kullanılabileceğinin güzel bir kanıtıdır.

Birinci Dünya Savaşı’na girmemizden hemen sonra, zamanın hükümdarı Sultan Reşad, 1914’ün 14 Kasım’ında ‘cihad’ ilán etmiş ve İslam dünyasını yanımızda savaşmaya çağırmıştı.

O dönemde Arap yarımadasının güçlü adamı olan ve İngiltere’nin desteğiyle bağımsızlık hazırlıkları içerisinde bulunan Mekke Şerifi Hüseyin, cihad ilánımıza karşı cihadla karşılık verdi. 1916’nın 26 Haziran’ında bağımsızlık bildirisi yayınladı, Osmanlı Devleti’ni ‘dinden çıkmakla’ suçladı ve ‘Türkler, Kábe’yi bile bombaladılar’ yalanını ortaya attı. Aynı senenin 10 Eylül’ünde bir başka bildiri neşretti ve ‘İslam dünyasındaki bütün kardeşlerimi bu yıkıcı, bozguncu, aptal ve alçak kişilere -yáni, bizlere- itaat etmemeye çağırıyorum’ dedi.

İşte, Şerif Hüseyin’in bildirilerinin bazı bölümleri:

26 HAZİRAN 1916 TARİHLİ BİLDİRİ: ‘...İttihadçılar, yaptıklarıyla yetinmeyerek Allah’ın kitabını da tahrif etmeye kalkıştılar. İstanbul’da yayınlanan ‘İçtihad’ gazetesi sultanın, sadrazamın, şeyhülislámın, vezirlerin ve parlamanterlerin gözleri önünde peygamberimize hakaret etmekten çekinmedi. Kur’an’ın áyetlerini, özellikle miras hukukuyla ilgili hükümlerini bozmaya cesaret etti.

Yaptıklarını káfi görmeyen İttihadçılar, İslam’ın beş şartından biri olan oruç tutmayı da ortadan kaldırmak istediler. Mekke’de, Medine’de ve Şam’da bulunan askerlere Ramazan ayında oruç tutmamaları emredildi. Bütün Müslümanların yanısıra yabancılar da bu durumun şahididirler.

...Mekkeliler’in hayatlarına ve şereflerine karşı yapılan saldırıları protesto maksadıyla düzenledikleri bir gösteride, İttihadçı bir kumandanın emriyle halkın üzerine ve Kábe’ye top ateşi açıldı. Kutsal Hacer-i Esved’in bir ve üç metre ilerisine iki mermi düştü. Kábe’nin örtüsü, bu mermiler yüzünden alev aldı. Vaziyeti gören halk ateşi söndürmek için Kábe’nin üzerine tırmanmaya çalıştığı sırada askerler topları yeniden ateşlediler ve masum halktan birçok kişi şehid oldu. Halk günler boyu Harem-i Şerif’e giremedi ve Kábe’de namaz kılınamadı.

Hicaz halkı işte bu gibi sebeplerle ve İslam’ın geleceğini böyle kişilerin ellerine bırakmamak düşüncesiyle artık bağımsızlığını ilán etmeye karar vermiştir. Gücünü imanından ve kahramanlığından alan halkımız, yeni kahramanlıklarını tarihin sayfalarına altınla nakşedecektir! 26 Haziran 1916’

10 EYLÜL 1916 TARİHLİ BİLDİRİ: ‘...İktidarda bulunan İttihad ve Terakki, savaş bahanesiyle halkın üzerindeki baskılarını daha da arttırdı ve koskoca imparatorluk bu diktatörlerin şeytani emellerine álet edildi.

İttihadçılar’ın liderlerinden olan Cemal Paşa, Şam’da canının istediği kişiyi asıyor yahut vurduruyor. Orada açtığı bir gece kulübünde Şam’ın önde gelen ailelerinin kızlarını hizmetkár gibi kullandırıyor. Skandallarla dolu bu içkili umumhanede toplu seks partileri düzenleniyor ve Paşa subaylarına kendisine refakat etmelerini emrediyor. Verilen demeçlerde dini ve milli duygularımıza hakaretler ediliyor. Cemal Paşa’nın bu davranışları İslam dinine, Türk ve Arap ádetlerine saygısızlığın tam bir örneğini oluşturuyor.

İşte bu yüzden, İslam dünyasındaki bütün kardeşlerimi bu yıkıcı, bozguncu, aptal ve alçak kişilere itaat etmemeye çağırıyorum. Allah’a itaat etmeyenlere itaat edilmez! 10 Eylül 1916’

Başbakan’a 80 yıllık tekzip: Şeyh Said, isyan bayrağını dini bahanelerle açmıştı

GÜNEYDOĞU Anadolu’da 1925 ilkbaharında patlayan Şeyh Said ayaklanması sırasında yayınlanan isyan bildirileri, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ‘Bizdeki etnik unsurları birbirine bağlayan, din bağıdır’ açıklamasını 80 sene öncesinden tekzip ediyor.

Ayaklanma sırasında doğu bölgelerinde dağıtılan bildirinin bazı bölümlerini, günümüz Türkçesi ile naklediyorum:

‘Din yolunda şehid düşen, namus için can veren ve aşiretinin şerefi uğrunda kan döken şanlı dedelerimizin mukaddes ruhları göklerden size bakıyor. Emanet ve yadigár olarak terkettikleri Allah’ın kitabını, Muhammed’in şeriatını yakan Ankara mürtedlerine ve onların icra vasıtası olan hükümet memurlarına karşı ne yapacağınızı görmek istiyorlar.

...Milli namus ve dinin kutsal kabul ettikleri uğrunda tüfeğe sarılarak çarpışanları takdir; hayatını muhafaza için fişekliğini belinden açan, tüfeğini Türk’e teslim eden, karısını zorla boşamaya ...rıza gösteren ve hudud haricine çekildiği halde içerideki millettaşlarının imdadına koşmayan haysiyetsiz ve mayası kötü olanları da lánetliyorlar.

...Sağda-solda kanlı çarpışmalar devam ediyor, hükümet sizden saklıyor. Hiç beklemeyin, birbirinizle haberleşerek civarınızdaki askerleri teslim alın. Arslan gibi harbeden Kürt kardeşlerinizin imdadına yetişin. Lázistan, aylardan beri kan ve ateş içindedir. Dindar Türk neferleri din kardeşlerine kurşun atmıyor, teslim oluyorlar. Dinine bağlı Türk ahalisi, fikren ve kalben sizinle beraberdir.

...Zaptedeceğiniz Türk topları, Türk tüfenkleri, Türk mühimmatı, size káfidir. Rehberiniz Muhammed, yardımcınız Allah’tır. Kuvvetiniz, hükümet kuvvetinin kat kat üstündedir. Cesaretiniz ve yiğitliğiniz, bütün dünyada bilinmektedir. Gafletten kurtulun, elele vererek mukaddesatınızı kurtarın, ...kurtaracağınız İslámi mukaddesat ve milli haklar ile peygamberin ruhunu ve ...dedelerinizin ruhlarını şádedecek, onların soyundan gelmiş olduğunuzu isbat etmiş olacaksınız.’
X