Dil çevrecilerinden fetvalar

Doğan HIZLAN
Haberin Devamı

Türk dili tartışmalarının uslubu, acımasızlığı, Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin fetvalarını mumla aratır oldu.

Kuralların demir elbisesi, Haçlı Seferleri'ne giden şövalyelerin zırhından daha sıkı. Yazana, konuşana hareket alanı bırakmıyor.

Doğru, güzel Türkçe'nin konuşulmasını, yazılmasını kim istemez?

Ancak bu, dile tayt giydirilerek başarılamaz. Cumhuriyet'ten bu yana böyle yöntemler denendi, ters tepti. Dile bol elbise yakışır.

Dille uğraşanların, bir dil bilinci oluşturmalarını desteklesem de, tartışmanın yükseliş grafiği, esasın unutulup, usul ve yöntem üzerinde konuşulduğunu gösteriyor.

Türk Dil Kurumu'nun ilk çalışmalarındaki emredici hava, bugün sivillere geçmişe benziyor.

Sivil toplum kuruluşları modasına uyup, onlar da Dil Çevrecileri olarak bir dernek kuracaklar sanırım.

Nilgün Toptaş'ın Radikal İki'deki soruşturmasının başlığı şu:

'Vaauv, ole ! Türkçe'yi kurtarmaya kararlılar.'

Türkiye'nin kaderi böyledir, sonra da bizler bu kurtarıcılardan kurtulmak için çabalarız.

Dilin engebeli, kendine özgü yaşamının kurallarla yönetileceğine, yönlendirileceğine inanmıyorum.

Tükçeleşme serüveni bugün yaşıyor mu? Şiir, roman ve diğer edebiyat türleri bu kısıtlamayı delip geçtiler.

Ayrıca dil tartışmalarının yüzeysel kaldığı görüşündeyim. Sadece düzeltmeler, kalıcı nitelik taşımıyor.

Hele Sözlük ve İmla (Yazım) Kılavuzu yeter tavsiyesi, her hastalığa aspirin yazan, baştan savmacı doktoru hatırlatıyor.

***

EKİN birinci sayfasındaki zarafet sınırlarını aşan, suçlama alanına giren spotu yazıma almıyorum.

Bir gazeteci arkadaşın, insanları cehaletle suçlama kolaylığına düşmemesini dilerdim, ne yapalım olmuş bir kere. Yeter ki tekerrür etmesin.

Ben artık, ne yazık ki ikinci spotun doğru olduğuna inanıyorum:

Evet! Türkçe'nin gündeme gelmesi bir modadır.

Evet, her moda gibi, bir ihtiyaçtan kaynaklanır.

Her gün bir Molla Kasım edasıyla yapılan dil tartışmalarının, düzeltmelerinin ihmal ettiği bir büyük gerçek, kişisel uslubun, uslup oyunlarının, edebi deformasyonların görmezden gelinmesine yol açmasıdır.

Eğer, sadece düzgün, doğru bir dil anlayışının dervişleri olursak, yazılarımız, ortaokul öğrencilerinin, düzgün ama ruhsuz, birbirinden farksız kompozisyon ödevlerine benzeyecektir.

Nilgün Toptaş'ın soruşturmasına cevap verenler, dili bir yerde durdurup, önüne baraj koyup, düzelttikten sonra, yazılmasına ve konuşulmasına müsaade edeceklerdir.

Dilin galat-ı meşhur kelimelerine ne yapacaksınız? Genç kuşağın kendi sözlüğüne nasıl müdahale edeceksiniz?

Bu tür soruşturmalara dilcilerin, uzmanların da katılmasını isterim. Böylece tartışmalar bir zemine oturur .

Feyza Hepçilingirler'in Hürriyet Gösteri'de yayınlanan bir konuşmasında, dilin temel meseleleri üzerine düşünmek gerektiği önerisine katılıyorum.

Hakkı Devrim, dile siyasetin müdahalesinden yakınıyor, ya şimdiki özel müdahaleler, biraz fazla değil mi?

Orhan Pamuk, dilin kurallarına uysaydı, o güzel, ruhu, uslubu olan romanlarını yazabilir miydi? Soruşturmaya verdiği cevapların kendi romanlarını bağladığını sanmıyorum.

Gazete dilini, ortaokul Türkçesi düzeyine indirmeye çalışanlar Şiar Yalçın'ın bu görüşünü okumalılar:

'Gazetecinin edebi kabiliyeti varsa, onu kullanırsa iyi olur, ama her gazeteci edip olmaz, şair olmaz, iyi yazar olmaz.'

***

BİR de ben fetva vereyim.

Kurallar arasında kaybolup gitmeyin. Türkçe'nin usta yazarlarını, şairlerini okuyun, arkadaşlarım da bu tartışmalarda okurlarına onların adını versinler, kitaplarının adını sütunlarına koysunlar.













Yazarın Tüm Yazıları