Devrimci Pınar şeker reklamında

HAZİRAN ayının ortalarında Mehmetoğlu Şirketler Grubu Genel Müdürü Abbas Yaşar, Pınar Altuğ’un da bulunduğu bir basın toplantısı yapmıştı.

Toplantıda Pınar Altuğ’un Mehmetoğlu Şirketler Grubu’nun Helin markasının reklamlarında oynayacağı duyurulmuştu.
Daha sonra hepimizin yakinen izlediği aldatan kadınların lideri "Devrimci Pınar" olayı patlak verdi. Mehmetoğlu Grubu ne yapacak diye bir süre bekledim. Umursamadılar.

Hatta öğrendiğime göre Pınar Altuğ’lu Helin Küp Şeker filmi çekilmiş, post prodüksiyon işlemleri devam ediyormuş. 1 Eylül’den itibaren televizyonlarda dönmeye başlayacakmış.

Bakalım reklamlar başlayıp Pınar’ın Helin Küp Şeker’i mutfak raflarına girmeye başlayınca evin erkeği ve kadını arasında şu tür konuşmalar yaşanacak mı:

- Ne o hanımefendi sen de mi "devrimci" oldun çıktın başımıza..

- Nasıl anlarsan!

- Anlarsam fena olur ama..

- Ben anladım da ne oldu?

- Ahh, ahh azıttınız siz. İnternette o devrimci bana rastlayacaktı ki. Bak bir daha konuşabiliyor muydu!

- Keşke rastlasaydı keşke! Bilmem nerenin payını verirdi..

- Tövbe, tövbe. İyice Che Guevara muamelesi yapmaya başladınız kadına be. Pınariche Guevara’ymış, hah! Şekeriniz batsın. Ömür boyu diyete, giriyorum şu andan itibaren, sakarin varsa getir yoksa şekersiz içecem çayı.


Milliyet reklamı güzel ve doğru

MEDYA ve siyasette reklamcılığın işleme biçimi biraz farklıdır. İnsanlar partilerine ve gazetelerine "din" gibi muamele yaptıkları için bu alanlarda "değişim" o kadar kolay değildir.

Hiçbir Müslüman bir reklam izlemekle bir gecede Hıristiyan, hiçbir AKP’li de reklam izlemekle bir gecede CHP’li olmaz.Ya da da tam tersi. Bu alandaki değişimler için başka sosyolojik aracı değişkenler gerekir.

Bu nedenle medya reklamları "lansman" kampanyaları dışında daha çok varolan hedef kitle merkeze alınarak, o hedef kitlenin kararının pekişmesi ve "merkezdekilere" benzeyenlerin de o medyaya yönelmesi için yapılır. Siyasi reklamlarda ise hedef hep kararsızlardır..

Milliyet Türkiye’nin kategorisinde çok başarılı "kült" gazetelerinden biri. Kemikleşmiş, markasına bağlı bir okuru var. Duruşu ve köşe yazarları ile çevresine duyarlı, "pro-laik", ağır popülerliğe geçit vermeyen "Aydın gazetesi" imajı var.

Bu "kemikleşme ve bağlılık" kuşku yok ki Milliyet iletişimcilerinin en büyük gücü, aynı zamanda da engeli..

Yanlış bir pozisyon kaymasında varolan hedef kitle dağılabilir. Bu nedenle Milliyet son kampanyasında çok doğru bir iş yapıp Can Dündar, Taha Akyol, Meral Tamer, Ece Temelkuran gibi köşe yazarlarının ağzına yakışan öykülerle, farklılığını güçlendirmiş.

"Yalnız değilsin duyarlı gerçek aydınlar!" deyip, müzik ve tonlamayla da "genç aydınların da çekim merkezi" olmayı hedeflemiş. Bu hedefe de başarılı bir uygulamayla ulaşmış.

Milliyet’in yapması gerek ilk aşamada bu. Gençliğin kendi hedef kitlesine uygun olanını gazete markası seçim aşamasında ele geçirmek. Yeni taleplere uygun küçük değişimler de ürünü geleceğe taşımak. Kutluyorum.

Ah şu eczacılar

Colgate’in Misvaklı diş macunu için ürün performansına yönelik itiraza bir şey diyemem. Orada bilimsel kanıt yoksa ilgili kurul tabii ki ceza uygulayacaktır. Ancak "dini istismar" ediyor iddiası saçmalığın son perdesi. Eğer böyle "istismar" penceresinden bakarsak önce dinle farklılaşan medyadan başlayarak, din temelli hipermarketleri, din temellii giyim mağazalarını, haremlik-selamlık otelleri, sonra da din temelli partileri kapatmak gerekir. Misvak masum bir pazarlama harikası..Gerçekten saçmalamayın.

Mesut Yılmaz çok değerli bir siyasetçi olabilir, çok eğitimli olabilir, çok bilgili olabilir, çok iyi bir lider olabilir. Ama bunların toplumda karşılığı yok. Mesut Yılmaz medyanın gündemi, biraz eski ANAP’lıların gündemi ama asla halkın gündemi değil. Mesut Yılmaz’ın halkın gündemi olabilmesi için hem görünülürlüğünü hem güvenilirliğini arttırması hem de hiç ama hiç hata yapmaması şart. Bu mümkün mü? Mümkün ama inanılmaz zor. Göreceğiz..

Eczacılar kolesterol düşürücü ürünlere karşı çıkıyorlar. "Bakın ilaç reklamları da başlarsa fena olur" diyorlar. "Niye?" yanıtını bir türlü veremiyorlar. Eczacılara önerim başkalarına engel olacaklara yerde kendi işlerini iyi yapmaları. Türkiye’de yıllardır içinde "reçetesiz satılmaz" derken yasalar uymayıp niye reçetesiz ilaç sattılar? Madem halkın sağlığını düşünüyorlardı, niye doktor reçetesi aramadılar. Eğer her eczacı doktorsa, tıp fakültelerini kapatmak gerekmez mi?

Çekirgelik

Eğer her meseleye ölüm kalım meselesi muamelesi yaparsanız, birçok kez ölürsünüz

(Dean Smith)
Yazarın Tüm Yazıları