GeriAhmet HAKAN Devlet eliyle tiyatro
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Devlet eliyle tiyatro

DEVLET eliyle tiyatro yapılmazmış.<br><br>Böyle diyorlar.

* * *

Devlet eliyle...
-  Yeni nesiller yetiştirmeye kalkışıyorlar.
-  Din işlerini düzenliyorlar.
-  Gazete alıyor, televizyon satıyorlar.
-  Sanal âlemi düzenlemeye kalkışıyorlar.
-  Alevilere nasıl inanmaları gerektiğini öğretiyorlar.
-  Kömür, buzdolabı dağıtıyorlar.
-  Her türden ihale ayarlamaları yapıyorlar.
-  Zerre yadırgamadan televizyon yayıncılığı yapıyorlar.
-  Bin türlü korkuyu toplumun her kesimine itinayla salıyorlar.
-  Şikeyi meşrulaştırıyorlar.
-  Dizi komiserliği yapıyorlar.
-  Yeni zenginler yaratıyorlar.
Ama iş tiyatroya gelince...
“Devlet eliyle tiyatro mu olurmuş” diyorlar.

* * *

İyi, tamam, devlet eliyle tiyatro yapılmasın.
Ama bir şartla!
Devlet elini tiyatrodan çektikten sonra...
Hiçbir tiyatroya para vermesin.
Ya da...
Her tiyatroya adil bir şekilde yardım etsin.
Var mısınız?
* * *
Bu teklife ne diyecekleri baştan belli...
Ne diyordu Başbakan Erdoğan dünkü konuşmasında?
Şöyle diyordu:
“Tiyatroları özelleştiririz, istediğimiz oyunlara sponsor oluruz”.
Bu ne demektir?
Şu demektir:
“Devlet bazı tiyatrolara para verir, bazılarına zırnık koklatmaz” demektir.
Yani?
Devlet eliyle tiyatro olmayacak ama devletin cömert eli, sadece devleti yönetenlerin kafalarına uyan tiyatrolara değecek.
Bu yaklaşımın, “devletin tiyatrosu mu olurmuş” tarzı liberal yaklaşımla bir akrabalığı yok. Bu yaklaşım, liberal tezi kullanarak ve basamak yaparak devlet eliyle bir “yandaş tiyatro” olgusu yaratma girişiminden başka bir şey değil.

* * *

Sonuç?
“Devlet eliyle tiyatro olmaz” diyorlar ama kendi kendilerini tekzip ediyorlar:
Şu yaptıklarına devlet eliyle tiyatro çevirmek denmez de ne denir?

Hiçbiri benim suçum değil

-  İktidarı sanki dün İsmet Paşa’dan devralmış gibi davrandılar, hiç sempati duymadığım İsmet Paşa’ya bile acımaya başladım.
-  Menderes’e evliya muamelesi yaptılar, asılma öyküsünü gözyaşlarıyla okuduğum Menderes’in günahlarını dile getirmeye başladım.
-  Her konuyu “Tek parti dönemi günahları” konusuna getirmeye çalıştılar, “o kadar da değil” demek durumunda kaldım.
-  Tiyatrocuyu düşman ilan ettiler, “tiyatro ölü bir sanattır” tezimi yeniden gözden geçirmek zorunda kaldım.
-  Sadece kendi yaşam tarzları üzerinde titizlendikçe titizlendiler, ben de başkalarının yaşam tarzı üzerine titizlenmeye başladım.
-  Her muhalif çıkış yapana “vay darbeci vay” diye mukabele ettiler, neredeyse “peki ya sivil darbe” deme noktasına geldim.

Bugün Taksim’deyim

GEÇEN yıl 1 Mayıs’ta grupsuz, bağlantısız, örgütsüz serazat dolaşmıştım Taksim Meydanı’nı...
Her grubun içine girip çıkmış, en sonunda kendimi meydana bakan bir otobüsün üstünde bulmuştum.
Bu sefer böyle olmayacak.
Bu sefer Fatih’ten Taksim’e doğru yürüyüşe geçen Emek ve Adalet Platformu’nun kortejinin içinde olacağım.
İlk kez Taksim’e çıkacak olan “Devrimci İslamcılar”ın arasında...
Sloganlarına dikkat kesileceğim, heyecanlarına ortak olacağım, başlattıkları vicdan hareketine küçük de olsa katkıda bulunacağım.
Hadi bakalım, hayırlısı...

Bizde neden seri katil yok

BİR: Planlamadan ziyade spontaneye yatkın olduğumuz için...

İKİ: Organizasyon yeteneğimiz pek gelişmediği için...

ÜÇ:
Kopya etmeye değecek türde bir “tasarlanmış cinayetler tarihi”ne sahip olmadığımız için...

DÖRT:
Ancak ani parlamalar ve bir anlık öfke nöbetleriyle harekete geçebildiğimiz için...

BEŞ:
Sabırsız olduğumuz için...

ALTI:
Hiçbir şeyi içimize atmadığımız, dışavurumcu bir toplumda yaşadığımız için...

YEDİ:
Romandan ziyade şiire yatkın olduğumuz için...

Türk futbol dünyasının kafasındaki deli sorular

FUTBOLA uzaktan bakan biri olarak Futbol Federasyonu Başkanı Yıldırım Demirören’in açıklamalarından benim anladığım şunlar:
-  Futbolumuz temizdir.
-  Sahaya yansımış şike yok.
-  Şikenin teşebbüsüne bile rastlanmamıştır.
-  Bahse ilişkin hiçbir unsur yok.

* * *

Bu açıklamaların ardından “deli sorular”ımız var:
-  Madem sonuçta buraya gelecektiniz neden bizi şunca zamandır yordunuz?
-  Madem sonuçta bunlar söylenecekti, Mehmet Ali Aydınlar’ın suçu neydi de hayatı kendisine zindan ettik?
-  Sahaya yansımamış şike suç olmuyorsa, yapılmamış darbe nasıl suç oluyor?
-  Sahaya yansımamış şikeden hiçbir takımın burnu bile kanamayacaksa, aylarca tutuklu bulunan Aziz Yıldırım’a yapılanlara ne denilecek?
-  Madem sahaya yansımış bir şey yok neden Fenerbahçe’sinden Galatasaray’ına 16 takım disipline sevk ediliyor?

Bir yazarlık raconu

DİYELİM ki köşe yazarısınız.
Ve diyelim ki eşinizden ayrıldınız.
Eğer oturup da bir tam köşe yazınızı... “Bir kere bile saçım okşanmadı benim... Evliliğimden anlamadım bir şey... Babam da sevmemişti beni...” gibi arabesk tınısı yüksek cümlelere ayırıyorsanız, en azından okurlarınıza “vah yavrum vah” deme hakkı tanımış olursunuz.
Yarın öbür gün...
“Ne karışıyorsunuz bana... Bu benim hayatım... Kesin sesinizi... Sizin hiç işiniz mi yok?” türü çıkışmalarda bulunamazsınız.
“Bir kere bile saçım okşanmadı benim” diye kamu önünde ağlaşan köşe yazarı, kamunun bütün unsurlarıyla hayatına karışmasına zımni olarak icazet vermiş sayılır.
Üzgünüm Ayşe...

İçkiyi savunmak

NE zaman içki yasaklarından yakınılsa muhafazakâr kesimde inceden bir aba altından sopa gösterme hareketi başlıyor.
“Ne yani? Yoksa sen içkiyi mi savunuyorsun?” türü çıkışmalar.
Oysa mesele içki meselesi değil.

* * *

Toplumsal sözleşme şudur:
Ne içki içen içmeyene, ne de içki içmeyen içene müdahale eder.
Bu sözleşme bir “içki sözleşmesi” falan değildir.
Bu bir özgürlük sözleşmesidir.
Bu sözleşmeye imza atmak için ille de içki içmek gerekmez.
Bu sözleşmeye imza atmak demek, içki içme propagandası yapmak da değildir.
Tıpkı başörtüsü özgürlüğünü savunmak için ille de başörtüsü takılmasına gerek olmadığı gibi...
Tıpkı ibadet özgürlüğünü savunmak için ille de bir dine inanılmasının gerekmediği gibi...

X

Puslu havanın çakalı

Bugünlerde ortada bir parça puslu hava ve çokça da karambol var ya...

İftira atmaya, kara çalmaya süper müsait bir ortam söz konusu ya...

*

İşte bu pustan, bu karambolden ve bu ortamdan yararlanmak isteyen çakalın teki, YouTube denilen mecrada geçmiş kameranın karşısına, elindeki pisliği bana bulaştırmaya çabalıyor.

Elinde bir avuç pislik, üstüme sıçratmak için debeleniyor.

*

Şunun farkındayım:

*

Puslu havalar, tam çakalların havasıdır. Bu havalarda

Yazının Devamını Oku

Artık hiç kimsede ‘Atıyoruz bari usturuplu atalım’ kaygısı yok

İki koca gazete manşet atmış:

“Çankırı’da oğluna Recep Tayyip ismini veren adam, bu ismi değiştirmek istedi. Nüfus müdürlüğüne başvurdu. Nüfus müdürlüğündeki görevli, ‘Bunu yapamam, beni sürerler’ dedi.”

*

Nedir bu haberin kaynağı?

Şudur:

CHP’nin hazırladığı bir rapor.

*

Güya CHP heyeti, Çankırı’ya gitmiş. Orada bir adamla karşılaşmış. Adam da onlara böyle bir şey demiş. Onlar da rapora yazmışlar.

*

Yazının Devamını Oku

Manşet müdafaası

Konya’nın bozkırına milyonlarca dolarlık yatırımı yapmışlar mı?

Yapmışlar.

*

Kiri, pası, kimyasalı, dumanı, atığı olmayan bir enerjiye yönelmişler mi?

Yönelmişler.

*

Güneşin insanlığa sunduğu nimetten elektrik üretecekler mi?

Yazının Devamını Oku

Kahrolası bir geyik: Doğulular şöyle batılılar böyle

Geçen akşam elimde kumanda, televizyon kanalları arasında minik bir gezintiye çıkmıştım.

Karşıma aniden büyük Türk düşünürlerinden Erol Mütercimler çıktı.



Şöyle bir şey diyordu:

*

“Doğu’da kuklacılık vardır... Batı’da ortaoyunu...”

Yazının Devamını Oku

Bizim millet proje sever

Kanal İstanbul’a karşı çıkmak, muhalefetin bileceği bir iştir.

Gerekçelerini sunarlar ve itiraz ederler.

Zaten yapıyorlar da bunu. Hem de gayet gür bir sesle yapıyorlar.

Buraya kadar sorun yok.

*

Sorun şuradadır:

Bizim millet, maalesef projeleri çok sever. Bayılır projelere.

*

Yani demem o ki...

Yazının Devamını Oku

Selamı sabahı sakın kesmeyin

Geçenlerde bir Kemal Kılıçdaroğlu videosu izliyordum.

Ülkenin içinde bulunduğu durumu kendi bakış açısıyla anlatıyor, hükümeti sert bir üslupla eleştiriyor ve en sonunda da şöyle diyordu:

*

“Bunlarla selamı sabahı kesin.”

Bunu duyunca “Eyvah” dedim.

Hem memleket için...

Hem de CHP için...

*

Yazının Devamını Oku

19 yıllık siyaset pratiğinin öğrettiği beş şey

Doğal olmayan yolların denenmesine meyletmek...

BİR: Olmuyor olamıyor

Doğal olmayan yolların denenmesine meyletmek...

Mevcut iktidarın gerilemesine yol açmıyor, aksine tutunmasına yol açıyor.

*

İKİ: Hızlandırmıyor

Organik olmayan çıkışlara yaslanmak ve bel bağlamak...

İktidarın gidişini hızlandırmıyor.

*

Yazının Devamını Oku

Akşener’in stratejisi: Biz tek adayla girelim HDP ayrı aday çıkarsın

İYİ Parti Lideri Meral Akşener, elini açık etti.

Cumhurbaşkanlığı seçimi için şu iki şeyi teklif ediyor:

*

- BİR: Biz tek aday olarak girelim seçime.

*

- İKİ: HDP, kendi adayıyla girsin.

*

Peki bu teklifin...

Yazının Devamını Oku

Üniversiteler milletin kızlarını emanet ettiği yerler midir?

Sosyal medyada dolaşırken bir habere rastladım.

Haber aynen şöyleydi:

*

“YÖK Başkanı Yekta Saraç ‘Üniversiteler milletin kızlarını emanet ettiği yerlerdir’ dedi”.

*

Okuduğumda önce “Allah! Allah! Nereden çıktı bu” dedim.


Yazının Devamını Oku

Erdoğan karşısında kimi görmek ister

Kılıçdaroğlu’nu kesin ister.

- KEMAL KILIÇDAROĞLU: Kılıçdaroğlu’nu kesin ister. Hatta istemekle kalmaz, bayağı bir memnun da olur. Muharrem İnce’nin “çıkmışsın yenmiş, çıkmışsın yenmiş” tiradını bile anımsar.

*

- MANSUR YAVAŞ: Kulislerdeki fısıltılara göre istiyormuş Mansur Yavaş’ı... Hatta “Mansur aleyhinde konuşmayın” da demiş. Dişine göre buluyor herhalde... Ama Yavaş’ın pek arzusu yok gibi.



*

Yazının Devamını Oku

Hasan Saltık ah!

Hasan Saltık denilince...

Benim aklıma şunlar gelir:

*

- Neşet Baba’nın tüm külliyatını derleyip toplaması gelir.

*

- Gündemime soktuğu Hisarlı Ahmet gelir.

*

- Tanburi Cemil Bey’in saz semaileri gelir.

*

Yazının Devamını Oku

Ali Babacan’ın ömrü sanki Alman Yeşiller Partisi’nde geçmiş gibi

Ali Babacan, çevrecilik açısından hükümeti eleştirmiş.

Şöyle bir baktım açıklamalarına... Şu tür şeyler söylüyor:

*

“Bunların zihniyeti böyle... Bu zihniyetten ancak böyle şeyler çıkar... Temel sorun bu zihniyettir...”

Ben hayatımda böyle komik bir açıklama görmedim!

*

O Ali Babacan ki...

AK Parti’nin yıllar süren iktidarı boyunca hep bakandı.

Yazının Devamını Oku

Özgür Özel’den Bakan Varank’a sürpriz alo

CHP’li Özgür Özel, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’ı telefonla aradı.

Şunları söyledi:

*

- Sayın Bakan!

- Siyasi rekabet bir yana Türkiye’nin aşı üretmesi bir yana.

- Yerli aşının üçüncü fazı için bakanlık olarak gönüllüler aradığınıza yönelik bir çağrı yapmışsınız. O çağrınızı ben de sosyal medya hesabımdan paylaştım.

- Ayrıca gönüllü arama afişlerinin CHP binalarına asılması için de girişimlerde bulunacağım.

- Hocaların uygun gördüğü bir aşamada yerli aşıda gönüllü olmaya da hazırım.

-

Yazının Devamını Oku

Atatürk’e dil uzatmadan olmuyor mu bu işler?

Önce bir şey soracağım:

 

Ayasofya’nın ibadete açılışını...

- Atatürk’e gönderme yapmadan...

- Atatürk’e hakaret etmeden...

- Atatürk’e dil uzatmadan...

İfade etmek mümkün değil mi?

*

Hiçbir şeyi dikkate almıyorsanız, bari...

Yazının Devamını Oku

Bir günün öne çıkanları, kahırları, öfkeleri, gururları, vurguları falan

Ayşe Begüm... Türkiye işte böyle bir gençle gurur duyar

“TÜRKİYE seninle gurur duyuyor” sloganı, çok hırpalanmış bir slogandır.

Hırpalanmasının temel nedeni şudur:

Hiç de gurur duymayacağımız kişiler için atılmıştır bu slogan.



Ama bugün bu sloganı büyük bir gönül rahatlığıyla atabiliyoruz.

Yazının Devamını Oku

Yine sorulmayan soru vakası: Eleman kimdir, nereden seçilir, nasıl belirlenir

Saygı Öztürk, eksik bıraktığı soruyu sormuş Korkut Eken’e.

Demiş ki:

*

“Atilla Peker’i Kıbrıs’a götürdüğünüzü söylemiştiniz. Neden bir devlet görevlisini değil de Peker’i götürdünüz?”

*

Korkut Eken de cevap vermiş:

*

“Orada PKK ile çatışma olursa yanımda birisi olsun istedim. Bu tür olaylarda o günkü devlet stratejisine göre ‘eleman’ kullanılıyordu.”

*

Yazının Devamını Oku

Korkut Eken’e sorulmayan sorunun yaşamsal önemi

Gazeteci Saygı Öztürk, Korkut Eken’e soruyor:

“Gazeteci Kutlu Adalı’yı öldürmekle suçlandınız...”

*

Korkut Eken, cevap veriyor:

*

“Şöyle bir olay oldu: Hasan Paşa (dönemin Barış Kuvvetleri Komutanı Hasan Kundakçı) telefon etmiş. Kundakçı, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’a ‘Kıbrıs’ta çok büyük PKK faaliyetleri var. Teröristler burada cirit atıyor’ falan demiş. Ben de o dönemde Emniyet’te özel harekât polislerini yetiştirmekle görevliyim. Mehmet Bey de beni gönderdi. Her ihtimale karşı, Sedat Peker’in kardeşi Atilla Peker’le gittim.”

Gazeteci Saygı Öztürk, soruyor:

*

Yazının Devamını Oku