"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Dedektif Tekin beceriksiz ama iyi kalpli Tolga Çevik hem becerikli hem iyi kalpli

Yine BKM Selma…<br><br>Bu hınzırlık onun başının altından çıktı.

“Tolga Çevik’in yeni film vizyona giriyor, röportaj yapmak ister misin?” dedi.

Şöyle bir durdum.

AYŞE ARMAN VE TOLGA ÇEVİK - FOTO GALERİ

O, benim sevgilimi paylaştığım adam./images/100/0x0/55eaeab1f018fbb8f89eef4e

'Komedi Dükkanı'na dair ne varsa, bütün eski bölümleri iPad’ine indirdi, her fırsatta, seyahatte, evde, bahçede, canı sıkıldığında, vakti olduğunda, keyifli olduğunda izliyor.

Her defasında kahkahalar atarak.

Bensiz bir şeyden bu kadar keyif alması da ne yalan söyleyeyim beni sinir ediyor.

DUDULLU'DA SÜRPRİZ

Dudulu tarafında bir yer tarif ettiler.

Fotomuhabir Emre Yunusoğlu’yla gittik.

Bir sürü konteyner’ın olduğu doğal bir set.

Beni bir sürpriz bekliyordu.

Karşımda bu cuma vizyona girecek, 'Sen Kimsin?' filminin kahramanı Tekin duruyordu.

Beceriksiz ama iyi kalpli dedektif.

Ne yapsa yanlış yapan dedektif.

Bana da kötü adamların eline düşmüş kız rolü verdiler, Tekin de beni kurtarmaya kalktı…

Tabii o zaman ortaya da bu fotoğraflar çıktı…

Nasıl yaşıyorsun?

- Mahalle hayatı, sakin, mis gibi bir hayat. Gayet mütevazı…

Hala karşıda…

- Tabii tabii. O değişmez. Anadolu yakasını seviyoruz biz. Alışamayız bu tarafa. Annemlerle üç sokak var aramızda. Bayramımız, seyranımız bizim için önemli. Birbirimize bağlıyız. Hep öyle yaşadık. Mesela bizde şu da var: “Aman üst kata rahatsızlık vermeyelim! Aman arabamızı öyle bir koyalım ki, kimseyi zorda bırakmayalım…”

Ne güzel! Çocuklarınla ilişkin…

- Çok iyi. Pazar kahvaltılarına bayılıyorum, birlikte sofraya oturmaya, konuşmaya... Akşam yemeğinde bile, “Hemen kalkmayın da biraz sohbet edelim” muhabbeti yapıyorum, “Aman babaaa” der gibi suratıma bakıyorlar. Ailem benim için çok önemli.

Karın Özge bu resmin neresinde duruyor?

- Tam ortasında. Gerçekten her şeye yetişiyor, asla hakkını ödeyemem. Hiçbir şeyi unutmaz, insani yanı benden çok daha kuvvetli. İki dünya güzeli çocuk doğurdu, şahane bir aile düzeni kurdu, bir taraftan beni de toparlıyor ve hala 30’unda bile değil. Ben en cafcaflı işleri yaparken o 'Komedi Dükkanı' zamanları, 'Avrupa Yakası' zamanları, eve dönerdim, bir de ne göreyim: Koltuğa uzanmış, bir ayağında Tan’ı uyutuyor, kolunda Tuna’yı sallıyor, bir taraftan da televizyon izliyor. Oysa bakıcı falan da tutabilirdik, hiç istemedi öyle şeyler. Mütevazılıktan kastım bu. “Ben yaptım, ben bakacağım” dedi. Ki arkadaşları o esnada Cadde’de geziyorlardı. Herkes dilediğini yapmakta serbest ama Özge hep çocuklarımızla olmayı tercih etti, bu da ona daha çok hayranlık duymama sebep oldu.

En son röportajı sen askere gitmeden yapmıştık. 15 ay askerlik yaptın. Sonra da bedelli çıktı. Kahroldun mu?

- Yok ya. Ben kadere inanırım. Gitmem gerekiyormuş. İlk başta, “15 ay geçmez” dedim. Geçiyor. Ve insan, çok şey öğreniyor. Hem eğitim alarak hem de mesleğimi icra ederek tamamladım askerliğimi, Türkiye’nin her yerine gittim, 300 oyun filan oynamışımdır. Süper anılarım var. Çok ilginç insanlarla tanıştım, yanımda yatan arkadaşımla yaptığım sohbetler bile ileride film konusu olabilir. Ailem de sağ olsun beni hiç yalnız bırakmadı.

Hayatının nasıl bir dönemindesin? Erkekler genelde 40’larda tuhaflaşıyor…

- Başkalarını bilemem, ben giderek daha tatlı bir insan olma yolunda ilerliyorum. Duruluyorum. Daha az sinir bozan, etrafını daha az yoran… Karımın da etkisi vardır muhakkak. “20 yaşın mı, 40 yaşın mı?” desen, kesin “40” derim. “Allah’ım ben bu dünyada nerede duracağım?” sıkıntısı yaşamıyorum artık. Nerede durduğumu, neleri sevip neleri sevmediğimi biliyorum, daha seçici, daha bilinçliyim.

ERKEK ADAM SENİ SEVİYORUM DER

Bir sürü adam, para ve şöhreti bulunca bir afallıyor, kafası karışıyor. Sana niye olmadı? Sen nasıl böyle mütevazı kaldın, kalabildin…

- Ailemi ve birlikte oluşturduğumuz bu düzeni seviyorum. Riske atacak bir şey yapmayı istemem, değmeyeceğini bilirim.

Orada burada bir kadınla fotoğrafın çıkmaz yani…

- Yok. Ben 17-18 yaşından beri, “Evleneyim, çoluğum çocuğum yuvam olsun, evime gideyim, her akşam evimde olayım” diyen bir adamım. Kimilerine sıkıcı gelebilir ama ben buyum. Çünkü ev duygusunu çok seviyorum. “Hadi tatile gidelim” diyoruz Özge’yle, çoluk çocuk toparlanıp gidiyoruz, üçüncü gün birbirimizin gözünün içine bakmaya başlıyoruz, evimizi özledik diye. Ev olayı, bizde çok önemli. Başka bir yerlere kaymak için, evde huzurunuzun olmaması lazım. Bizim var. Evde seni tatmin eden her şey varsa, niye sokaklara, gecelere akasın ki? Bir de şunu öğrendim: Kaçırılmaması gereken şeyler var hayatta, onları kaçırmamak gerekiyor…

Neler onlar…

- Mesela çocuklar, o kadar çabuk büyüyorlar ki... Askerlikte bana en çok koyan bu olmuştu, 15 ay sonra geldiğimde büyümüşlerdi…

Evde mutluluk kareniz…

- Biz basit zevkleri olan, küçük şeylerle mutlu olan bir aileyiz. Güldüğümüzde mutluyuz. Kıza gülüyoruz, oğlana gülüyoruz, onlar bana gülüyor. Birbirimizle sürekli dalga geçiyoruz. Özge de ben de, “Seni seviyorum evladım” değil de, “Hadi bakalım, hayırlısı olsun hakkınızda” denilen bir geçmişten, gelenekten geliyoruz. Şimdi çocuklarımızla ilişkimizde, “Seni seviyorum” demeye özen gösteriyoruz, bunu çocuklarlarımıza da öğretiyoruz. Oğluma, “Erkek adam seni seviyorum der”i öğretiyorum. Onlarla birlikte ben de çok şey öğreniyorum…

Çocuklarla yatak keyfi…

- Üzerine tanımam! “Bu hafta beraber yatalım mı baba?” “Yatalım anasını satayım!” Dört kişi birlikte uyumanın keyfini başka ne verebilir ki?

Onlara en çok ne öğretmek istersin?

- İyi insan olmayı. Sadece bu. Benim tanıdığım kimse, ne ailem, ne arkadaşlarım, açlıktan ölmedi, onlar da bir şekilde yaşarlar, ölmezler. Çok iyi eğitimin var, paran da var ama kötü kalplisin neye yarar? Kalp kırmamayı öğretmeye çalışıyorum, mütevazı olmayı, insanlara değer vermeyi, vicdanlı olmayı, adaletli olmayı. Kısacası iyi insan olmayı. Bunu söylemekten artık sıkıldım ama gerçekten de, her şey camide belli oluyor. Avluda kaç kişi topladıysan, o kadar adamsın. Budur. İyi insan olsunlar. Haklarında bir şey konuşulduğunda kulakları çınlamasın, rahat uyusunlar, huzurlu olsunlar. İyi oldukları sürece, sırtları yere gelmez.

ÖZGE'YE GÖRE BENİM İÇİM EMEKLİ

Düşünceli bir adam mısın? Doğum günlerini, özel günleri hatırlar mısın, hazırlık yapar mısın?

- Romantik olduğumu söylemek zor. Eğlence yönü çok olan adamların gerçekten romantik olabileceklerine pek inanmam. Aynı kapta çok fazla yan yana duramayacak iki olgu. “Romantik olayım” dediğimin üçüncü dakikasında gülmeye başlarım çünkü. Allahtan Özge de benim gibi, Allah gönlüme göre verdi. Zaten bizim birbirimize sevgimizi hissettirmemiz için Özge’yle konuşmamız gerekmiyor. 300 kişi arasında göz göze gelmemiz kafi. Hakikaten, tencere kapak gibi birbirimizi bulmuşuz. Ruh ikizi filan da demiyorum, o laflar da saçma geliyor ama gerçek anlamında 'eşim' o benim.

Tanıştığınızda kaç yaşındaydı?

- 19. Ben de 27’ydim. Erken evlenmenin bir risk olduğunu söylerler. Ama ben hep evlenmek istiyordum. Özge benimle “Emekli” diye dalga geçiyor. Hakikaten de, geçtiğimiz kasımda emekli oldum. Ama tabii, o başka bir şey kastediyor, “Senin için emekli” diyor. Belki de öyle. Ama bundan şikayetçi değilim. İşim yoksa, camın önünde oturup, “O arabayı niye oraya park ettiler? Bu eve kim giriyor? Oradan kim çıkıyor?” diye bakarım. Kısacası ben aradığım mutluluğu evimde ve karımda buldum. Huzurluyum. Camdan dünyanın geri kalanını izleyecek kadar huzurunun olması bile bir lüks…

Üçüncü çocuk…

- Ben çok isterim. Ama kararı verecek olan Özge. Yükü kadınlar çekiyor çünkü. Ben iyi babayım desem kaç yazar?

Seninle ilgili en çok hangi konuda şikayet eder?

- Çok titizim. “O battaniye de, orada öyle dursun n’olacak” diyemiyorum, elimde değil, takıntılarım var, katlı duracak. Terlikler de atılı olmayacak. Oğlum da benim gibi düzen hastası, pazar sabahı 07.00’de kalkıyor, robdöşambırını giyiyor, birlikte kahvaltı hazırlıyoruz. Kimse, koyduğumuz bir şeyin yerini değiştirmesin, mümkünse dokunmasın!

SENDEN OYUNCAK İSTEMİYORUM BABA N ’OLUR ÇALIŞMA EVDE DUR

Şu anda çocuklarıma, “Yavrum, bunları sizin için yapıyoruz”u anlatamıyorum. Anlamıyorlar. “Bize ne!” diyorlar, “Gitme. Evde kal.” Kızım kaç kere söyledi. “Ben senden oyuncak istemiyorum baba. N’olur çalışma, evde dur!” Çok koydu bu bana. O yüzden artık onlarla daha fazla vakit geçirmeye özen gösteriyorum

İSTEDİĞİMİZ İKİ ŞEY VAR SAĞLIK VE HUZUR ÜÇÜNCÜSÜ YOK ...

Gece hayatı… Alayım karımı İstanbul gecelerinde boy göstereyim...

- İstanbul geceleriyle bir sıkıntımız yok ama ev manyağıyız. “Bazen hadi çıkalım” diyoruz, çocukları anneme ya da Özge’nin annesine bırakıyoruz, güya felekten bir gece çalacağız ama bakıyoruz ki, onlardan uzakken bile gece boyu onlardan söz ediyoruz, resmen özlüyoruz. “E madem öyle, bari dönüp onları da alıp evimize gidelim” diyoruz.

Peki, “Bizim gibi insanlar çoğalmalı” diyor musun?

- Evet ya, güzel insanlarız biz. Biz çoğalmayacağız da kim çoğalacak? Ama dediğim gibi son söz Özge’nin…

Eşini ne kadar da yüceltiyorsun…

- Çünkü o olmasa, bu meslekte seneye patlarım ben!

Öyle mi? Neden?

- Bir şey yaptın mı, ürettin mi, bunu anlayan biriyle, seni seven biriyle paylaşmam lazım. Öyle biri yoksa hayat zor…

Çok yakın erkek arkadaşların var mı?

- Var. Ama Özge’dan daha yakın bir arkadaşım yok. Biz bulduk birbirimizi. İstediğimiz iki şey var sağlık ve huzur. Üçüncüsü yok…

BU FİLM BENİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ SAKLAYACAK HALİM YOK

Kendini nasıl hissediyorsun?

- Heyecanlı. Çarşamba gala var, cuma da film vizyona giriyor. Nefesimi tutmuş bekliyorum…

Ne izleyeceğiz tam olarak…

- 'Sen kimsin?' eğlenceli bir film. Benim komedi anlayışımı gösteren bir film.

Senaryo kime ait?

- Hikaye benim ama senaryoyu Levent Pala ve Ozan Açıktan’la üçümüz birlikte yazdık.

Canlandırdığın 'Dedektif Tekin' nasıl bir tip?

- İyi kalpli ama yanlış! Bulunduğu yer, zaman, şekil her şey yanlış. Bir tek, kendi içi doğru. Ben, 'loser wins' (kaybederken kazanan) dediğimiz tipleri seviyorum. Bu arkadaş da öyle biri. Müthiş bir dedektif olduğuna inanıyor, oysa alakası yok. Kimsenin onu taktığı yok. Kadınları çok seviyor ama kadınlar da onu umursamıyor. Hiçbir şeyi doğru zamanda yapamadığı için de, ortaya bir durum komedisi çıkıyor. Yani şakası yok filmin. Sadece sahneler ve durumlar komik.

Mr. Bean gibi bir karakterden mi söz ediyoruz?

- Bana sorarsan, alakası yok. Ama ben objektif de olamayabilirim.

Dedektif Tekin’le kendini özdeşleştirdiğin şeyler var mı?

- Konu bambaşkayken, bazen hayatın içinde alakasız bir yere takılıp, kendine bir yol çizerim. Vardır öyle hallerim. Bir de Tekin, sağda birine aşık oluyor, o kalkınca, soldakine oluyor. O, aşkı seviyor. Kimi sevdiğiyle ilgili pek bir şeyden emin olduğunu zannetmiyorum.

DAHA DÖKÜLECEK SAÇIM VAR

Bu konuda benzerliğin var mı?

- Valla Özge’ye kadar, “Allah’ım ne kadar güzel seviyorum!” diyordum ama kimi sevdiğimle ilgili çok da fazla düşünmüyordum. Yaşadığım aşklar seviş tarzımla ilgiliydi…

Tekin ismini kim buldu?

- Özge. Şanslı bir adamım, her konuda bana fikir veren bir karım var. Sezgileri çok kuvvetlidir. Toprak Sergen konusunda da o ısrar etti. Hakikaten role cuk oturdu. Toprak döktürdü, Pelin de bence o da hayatının rolünü oynadı. İçimize sinen bir iş oldu, bakalım…

Yönetmen Ozan Açıktan çok genç biri…

- Evet, filmi başka bir boyuta taşıdı. Bu hikayeden iki buçuk milyon tane çekilmiştir. Hani, biri vardır kaçırılır, öbürü onu arar filan. Bizim derdimiz, iki buçuk milyon kere çekilmiş bir hikayeyi, nasıl iki buçuk buçuk milyon birinci defa, “Seyredelim ya bunu!” dedirtecek hale getirmekti. 100 yönetmene verseniz, kamerayı aynı yere koyar. Ozan da farklı bir yere koyuyor. Senaryo yazımında da müdahil olduğu için konuya çok vakıftı. Filmdeki mekanlar, bugüne kadar 50 tane filmde kullanılmış yerler ama onun bakış açısından farklı görünüyor. İnsanların, “Biz burayı hiç görmedik” diyecekleri kareler çok filmde, halbuki her gün önünden geçiyorlar.

Filmden beklentin ne?

- Benim espriye bakış tarzım bu. İnsanlar beğenirse, “Ben hayatımı doğru bir şeye koymuşum” diyeceğim. Beğenmezlerse, “Yanlış yoldaymışım…”

Amma büyük stres!

- Evet, daha dökülecek saçım var! Ama kaçınılmaz olarak böyle hissediyor insan. Belki de ben çok duygusal davranıyorum. Bu film benim için çok önemli, saklayacak halim yok…

KOMEDİ DÜKKANI  KESİNLİKLE BİTTİ

'Komedi Dükkanı' gerçekten bitti mi? Artık hayatımızda olmayacak mı?

- Olmayacak.

Herkesin ayılıp bayıldığı bir şeyin neden bitmesi gerekiyor?

- Çünkü her şeyin miadı var, insanlar bile ölüyor. “Ben çok spor yaptım, daha fazla yaşayayım!” yok... Ölmen lazım ki yenisi gelsin!

Ne oldu? Yoksa kabusun mu oldu 'Komedi Dükkanı'?

- Yok, öyle değil. Çok inandığım bir projeydi, yaptım, ne mutlu ki insanlar da beğendi. Ama benim daha iyisini de yapabilmem ve çıtayı bundan daha yükseğe taşıyabilmem gerekiyor. Devam etseydi, tekrara düşmek kaçınılmaz olacaktı. Ben ilerlemek istedim, o yüzden de zirvedeyken bitirdim.

Çok para kazandın mı 'Komedi Dükkanı’ndan.?

- Allah Allah… Herkes bunu soruyor. Bir cümle bilmeden üç saat oyna, e zor iş... Kazandım tabii...

Spor Mercedes’ini eleştiren gazetecilere, “Siz uyurken ben çalışıyordum” demişsin…

- Magazinle sıkıntım yok aslında, gördükleri şeyleri yazıyorlarsa, dediklerimin de aynısını yazsınlar. Şöyle bir durum var: “Ooo araba almış gene!” Ya kardeşim senin hesabından mı çektim parayı? Eşek yüküyle vergi ödüyorum. Bir tane de araba zevkim var. Gerçi ondan da vazgeçtim, sıtkım sıyrıldı çünkü. Mesele şuydu, haftanın altı günü oyun oynuyordum, yedinci gün de "Arabayla yarım saat bir gezeyim bari" dediğimde bu tür haberler çıkıyordu, canım sıkıldı…

Araba duruyor mu?

- Yok canım sattım, oğluma kalsın bir durumu yoktu zaten.

X