GeriYavuz GÖKMEN ‘Daha önceleri neredeydiniz?’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Daha önceleri neredeydiniz?’

Yavuz GÖKMEN

DYP Başkanlık Divanı'nın ‘‘muhtıra’’ gibi bildirisini okuyunca aklıma pek sevdiğim bir şarkı geldi. ‘‘Daha önceleri neredeydiniz?’’

Ancak bu sorunun şimdi zamanı değildir ve maalesef, geçmişe mazi denmektedir. Ancak DYP ve Refah partilerinin, iktidar erkinin hiç olmazsa bir kısmı ellerinde iken yapmadıklarının hesabını vermeleri ileride elbette gerekecektir. Hiç kimse geçmişe sünger çekemeyecektir.

Ne var ki, bugün bugündür ve DYP Başkanlık Divanı, hemen hiç kimsenin cesaret edemediği bir şeyi yapmış, muhtıra gibi bir bildiri yayınlayarak sivil-asker tüm kesimlerin önüne atmıştır.

Bu bildiriyi hafife almak imkânsızdır. Bu bildiri, sivil demokrasiye inananların direnmekle kalmayıp atağa geçmekte olduklarının işaretidir.

Türkiye'ye gereken de bu ve buna benzer sivil demokrasi ataklarıdır.

* * *

Mehmet Gölhan -ki eski bir Milli Savunma Bakanı'dır-, Nahit Menteşe ve Hasan Ekinci tarafından hazırlandığı söylenen bildirinin aslında Tansu Çiller tarafından hazırlanarak onaylandığı anlaşılmaktadır. Böylece bildiri tüm DYP’yi bağlamaktadır. Tansu, muhalefete düşünceye kadar işlediği günahları sevaba çevirmek açısından ilk önemli adımı bu bildiriyle atmış olmaktadır.

Bildiride yapılan laiklik tanımı, altına herkesin imza atması gerekli bir belgedir. Tanım şudur:

‘‘Laiklik, devlet için anayasal bir prensip, fertler içinse hukuk devleti temelinde istedikleri gibi yaşama hürriyetidir. Toplumda dindarların, çeşitli inanç gruplarının ve inançsızların varlığı laik devleti ilgilendirmez. Devletin görevi bu gruplar arasında taraf olmak değil, herkes için din ve vicdan hürriyetini korumaktır.’’

Bildiri şöyle devam etmektedir:

‘‘Tarafgirlik, laikliğin devlet eliyle tahribi demektir. Bir partinin kapatılmasıyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi'nde görülen dava üzerinde yapılan spekülasyonlar, Türk halkının demokratik hukuk devletine olan inanç ve güvenini sarsacak iddialar içermektedir. Kamuoyuna yansıyan bütün bu iddialar; Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi Başkanlarının Türkiye'de yargı bağımsızlığının bulunmadığı şikâyetleriyle birleştiği zaman ortaya çıkan tablo vahimdir.’’

* * *

Bildiride en sevdiğim cümle de şudur:

‘‘İçinde bulunduğumuz olağandışı dönemin koşullarını suiistimal ederek yargıya müdahalede bulunanlar kadar, böyle bir müdahaleye fırsat tanıyanlar da tarih önünde sorumlu olmaktan kurtulamayacaklardır.’’

Buna eklenmesi gereken ama aşağılarda bulunan bir başka cümle de şudur:

‘‘Bugünün şartlarında hakkı suç olarak tarife kalkışanların aslında kendileri için suç tarifi yaptıklarını bir gün tarih kaydedecektir.’’

Açıkça orduya verilen mesaj da şu cümlelerdedir:

‘‘İktidar mücadelesinde taraf olma hakları bulunmadığı halde, milli iradenin siyaseti tanzim tarzını beğenmeyenler, hatta onu mahzurlu bulanların, kendilerine başka amaçlar için verilmiş güce dayanarak giriştikleri toplum ve siyaset tanzimleri tarihin hükmü karşısında hiçbir zaman direnememiştir.’’

Türkiye bu bildiriyle yepyeni bir aşamaya girmiştir.

X

Refah kapatılabilecek mi?

Öncelikle belirteyim ki, bir siyasal partiyi yasal olarak kapatmak, onu toplumsal gerçekliğin dışına itmek anlamına gelmez. Benim tartışmak istediğim, bu noktalardan hem birincisi hem de ikincisidir.

Yavuz GÖKMEN

 

Önce ikinci soruyu yanıtlayayım; çünkü onun yanıtı basit ve kısadır. Refah Partisi'ni kapatmak, onu toplumsal gerçekliğin dışına itmek anlamına gelmeyecektir. RP başka bir isim altında belki de daha da güçlenerek -ki bu güçlenmenin anlam olarak derinliğine tartışılması gerekir- varolacak ve Türkiye siyasal yaşamına damga vuracaktır.

Ancak, şimdi birinci sorunun yanıtına geçmeliyiz. Refah Partisi, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılabilecek midir? Bu soruya da iki türlü yanıt aramak gerekir.

1- Anayasa Mahkemesi, RP'yi hukuken kapatabilir mi?

2- Anayasa Mahkemesi, RP'yi siyasal bir kararla kapatabilir mi?

 

İşte mesele bu iki noktada odaklanmaktadır.

Yazının Devamını Oku