Çocuğunuza Godot adını koyar mıydınız?

Doğan HIZLAN

Samuel Beckett'in ünlü oyunu Godot'yu Beklerken'i Türkiye'de seyretmiş olanlar hatırlayacaklardır. Oyunda; Godot diye biri beklenir; gelmemiş ve gelmeyecek olan bir kahraman. Dünyada ve bizde Godot üzerine yorumlar yapılmış, hatta Küçük Sahne'deki temsilleri bir süre yasaklanmıştı.

Dün Hürriyet'in sanat sayfasındaki haberi okumuşsunuzdur.

Alman bir anne oğluna Godot ismini vermek istemiş, mahkeme, çeşitli gerekçelerle bunu engellemiş ve sonunda anne davayı kazanarak çocuğuna Godot adını koymuş.

Bu haberde ne var diyeceksiniz, alt tarafı bir isim davası ...

İsimlerin siyasal tarihimizde, tartışma gündemindeki yerini düşünürseniz, karar bizim için yerel bir önem de taşıyor.

Mahkemenin tutumu, annenin bireysel seçimini savunmada gösterdiği ısrar, olayı çok boyutluluğa götürüyor.

Mahkeme, ismin konulmasını red gerekçesinde, bir ismin çocuğa gelecekte yükleyeceği sorunları hatırlatıyor:

‘‘Godot'yu Beklerken oyunu nedeniyle, ölüm, suçluluk, kurtuluş veya Tanrı ile özdeşleştirdiklerini ve çocuğa bu isim verilirse büyürken aşağılanacağı kanatindeyiz.''

Edebiyatın önemli kahramanlarından biri, ad koyarken yararlanılan bir esin kaynağıdır. Biz onun psiklojik çağrışımlarını düşünmeyiz.

Kahramanı, başka kişilerin değişik yorumlarla sevdiğini ya da nefret ettiğini aklımızdan geçirmeyiz.

Tarihteki ünlülerden ad beğenmek de benimseyebileceğim yöntemlerden değil.

O kahramanın adı, çocuğu ezebilir, o ağırlığı taşıyamayabilir.

Hele Godot gibi tartışmalı ve çok yorumlu bir isim, çocuğu psikolojik karmaşaya sürükleyebilir.

Bizde ismiyle müsemma diye bir deyim vardır, özellikle Zeki'ler için kullanılır.

Değişik geleneklerin, inançların doğrultusunda konulan adlar benim için özel bir anlam ihtiva etmez, kendisi ve ailesi için bir çağrışımdan öteye geçebilir mi?

Satılmış, Yaşar, Yeter gibi adlar bu kategoriye giriyor.

***

ERTUĞRUL Özkök, bu haberle ilgili yorumunu aktarırken, yazıya alacak kadar ilgi duyduğum bir anısından söz etti:

Bir gün Moskova Parkı'nda arkadaşıyla gezerken, banklardan birinin üzerinde bir buket ve yanında bir karton dikkatlerini çekmiş.

Kartonun üzerinde, Usta ile Margarita romanının kahramanının adına hitaben bir doğum günü kutlaması yazılıymış.

Çiçeği getirip banka bırakan, anlaşıldığına göre, Mikhail Bulgakov'un çok tanınmış romanı Usta ile Margarita'nın kahramanını çok seviyormuş. O romandaki kahramanlardan biri de bu parka gelirmiş. Sadık bir okurun bağlılığı, edebiyatın dayanılmaz gücü.

Ad koymanın sorumluğu var mıdır? Yoksa, keyfim ne isterse onu koyarım cümlesinin umursamazlığına mı sığnırsınız? Kendi zevkimizin tatminine bir ömrü kurban ederek.

Ad koymayı insanlar gerçekten önemserler. Zaman zaman dostlarım bana başvurur, ben de bu konuda yayınlanmış sözlükleri armağan ederim onlara.

Cumhuriyetin ilk yıllarında ad, özellikle soyadı konusunda nüfus memurlarıyla ana-babalar arasında abes tartışmalar oldu.

Çünkü her şeyin cumhuriyete uygun olması isteniyordu ve her şeyin de bir siyasal uzantısının vehmi yaşanıyordu.

Güneydoğu'da yaşayanlar, bu ad tartışması yüzünden çok çektiler, adın getirdiği siyasal sıkıntı yüzünden dertlendiler, istedikleri adı koyamadılar çocuklarına.

Bir çok arkadaşım, yaşadığı siyasal mücadeleyi, mahpusluk günlerini ebediyen hatırlatırcasına, oğullarına Devrim, kızlarına Barş adını verdiler. Cumhuriyet kuşağının tercihli adı, Mustafa Kemal'di. Belki de Atatürk'ü aile içinde yaşatma çabasından kaynaklanıyordu.

***

BEN, Alman anneden yanayım, sevdiği bir kahramanın adını çocuğuna vermesi beni duygulandırdı.

Daha önemlisi, bir ad uğruna bir yıldan fazla bir hukuk mücadelesini sürdürmesi beni etkiledi.

X

Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun

Kutlama olayının tarihini incelediğimizde, bu kutlamanın emekçi kadınlar sayesinde ilan edildiğini görürüz.

Belli günler, belli kutlamalar iz bıraktığı oranda bir anlam taşır.

Birçok kadının öldürüldüğü, birçok kadına şiddet uygulandığı bir dünyada kadın derneklerinden, kadın haklarına gönül vermiş herkesten eyleme dönük planlar bekliyorum.

Pozitif ayrımcılık sadece bir terim değil bir hareketin başlatıcısı olursa etkili olur.

Şimdi televizyonlar ve basın, kadın çalışanları, üretenleri, emek verenleri gündeme getiriyor. Böyle günlerde kitabevleri kadın yazarların kitaplarından bir armağan paketi yapmalılar.

Bir ülkede hatta alanı büyütelim dünyada, kadının durumunu edebiyattan öğrenebilirsiniz. Dünya klasikleri kadın kahramanların zihinlerde yer ettiği örneklerle doludur.

Kadınların tarih içinde siyasetteki belirleyici ve öncü kimliklerini öğrenmeliyiz, dünden bugüne bakış açısı ancak böyle oluşur.

Edebiyat dışında sanat dünyasındaki kadınların da küçük boyutta biyografileri hazırlanmalıdır.

Artık az sayfada çok şey öğreten kitapların modası geçerli.

Yazının Devamını Oku

‘Git, derdini Marko Paşa’ya anlat’

Siyasal çalkantıların yaşandığı dönemde sarayla tıbbiye öğrencileri arasındaki ilişkileri düzenleyen Marko Paşa’yı daha yakından tanımak isteyenlere, Sefa Saygılı ve Cihan Okuyucu’nun ‘Arşiv Belgeleri Işığında Marko Paşa, Hayatı - Çevresi - Şahsiyeti’ kitabını tavsiye ederim.

Bir zamanlar çok kullanılan bu söz, bizim siyasal hayatımıza ‘Markopaşa’ dergisiyle (25 Temmuz 1946 - 19 Mayıs 1947) girdi. Tek parti yönetimini keskin bir üslupla eleştiren dergiyi; Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz ve karikatürist Mustafa Mim Uykusuz çıkardılar. Markopaşa dergisinin mizah ve siyasal tarihimiz içindeki yerini öğrenmek istiyorsanız, Levent Cantek’in ‘Markopaşa- Bir Mizah ve Muhalefet Efsanesi’ kitabını okumalısınız.

Bu dergiye Markopaşa adının verilmesinin isabetli bir karar olduğunu, tanıttığımız kitabı okuduktan sonra kabul edeceksiniz. Adını kullandığımız Marko Paşa kimdi? Sefa Saygılı - Cihan Okuyucu’nun kitabı bu sorunuzun cevabını veriyor: ‘Arşiv Belgeleri Işığında Marko Paşa, Hayatı - Çevresi - Şahsiyeti’. Kitabın kapağındaki ithafı özellikle vurgulamalıyız: “Yaşadığımız zor zamanların kahramanları olan sağlık çalışanlarımıza şükranla ithaf...” İnceleme üç ana bölümden oluşuyor:

Birinci bölüm: Marko Paşa: Ailesi ve İlk Tahsil Yılları

İkinci bölüm: Marko Paşa’nın Aile Çevresi ve Çocukları

Üçüncü bölüm: Şahsiyeti ve Yöneticiliği

Yaşamının özet sunumu şöyle yapılabilir: Önce talebe, sonra tabip ve 18 yıl da görev yaptığı Mekteb-i Tıbbiye yılları. Bu süreç içinde kimlerle çalışmış: Abdülmecit, Abdülaziz, İkinci Abdülhamit...

Arşiv Belgeleri Işığında Marko Paşa, Hayatı- Çevresi - Şahsiyeti

Yazının Devamını Oku

Ferdi Özbeğen’in hayatı

Biyografi türünü severim. Çünkü bir kişiyi görünenin ötesinde tanıtır bize.

Ferdi Özbeğen’in long play’inin (uzunçalar) kısa sürede çok sattığını, o yılların yeniden yaşandığını gazetelerde okudunuz.

Peki Ferdi Özbeğen kimdir? Ali Rıza Türker’in hazırladığı ‘Şöhret Dediğin–Ferdi Özbeğen’* kitabında bu sorunun ayrıntılı yanıtını bulacaksınız.

Ben de yeni uzunçalarını yazmıştım.

Bir okur mektubunu da bu vesileyle yayınlıyorum.

Bu alandaki birçok kişiden önce ilk piyanist şantör Şefik Uyguner’i hatırlattı. Onu da rahmetle anıyoruz.

Kitabı yazış nedenini Önsöz’de açıklıyor: “Akıllara, ‘Yazmak için neden Ferdi Özbeğen’in hayatı seçildi?’ diye bir soru gelebilir.

Hemen belirteyim. 30 yıllık dostluğumuzda, özellikle faal gazetecilik yıllarımda Ferdi Özbeğen’le çok geniş sohbetlerimiz oldu.

Müzisyenlikteki becerisi bir yana; üslubu, çevresindeki kişilerle ilgili yaptığı karakter çözümlemeleri, siyasi yorumları ve günlük olaylar karşısındaki mizahi yaklaşımlar Ferdi Özbeğen’in ilginç özellikleriydi.

Yazının Devamını Oku

TRT 2 Filarmoni Orkestrası kurdu

Hem TRT 2’nin hem de kurumsal olarak TRT’nin müzik alanındaki çalışmaları bağlamında, TRT 2 Filarmoni Orkestrası’nın Şubat 2021’de, İstanbul ve Ankara’da kuruluş hazırlıkları tamamlandı.

Orkestra Türkiye’nin birçok kentinde konserler verecek.

Türkiye’de CSO, İDSO gibi büyük orkestraların yoğun çalışmalarının ihtiyaca cevap vermekte yetersiz olduğu kaale alınırsa, bu orkestranın kurulmasının gerekçesi ortaya çıkar.

TRT FO’nun yapısı farklı olacak. Orkestra değişik türdeki müzikleri seslendirecek.

Senfoniler, konçertolar, operalar, film müzikleri, pop parçalarını seslendirecek.

Klasik Batı müziğinin önemli bestecilerinin yanı sıra önemli Türk bestecilerini de seslendirecek.

TRT’nin tarihinde bu tür çalışmalar yapılmıştır.

Yeni bir orkestra yeni bir seyirci kitlesini çekecektir.

Geçmişten bazı örnekler verelim.

Yazının Devamını Oku

Alev Ebüzziya’nın seramikleri

Seramik sanatının önde gelen isimlerinden Alev Ebüzziya Siesbye’nin ‘Tekerrür’ adını verdiği sergisi Arter’de devam ediyor.

‘Tekerrür’, Ebüzziya’nın 2019’da bu sergi için ürettiği yüksek pişirimli seramik çanaklardan oluşuyor.

İsmini Sören Kierkegaard’ın ‘Tekerrür’ başlıklı kitabından alan sergi, Alev Ebüzziya’nın gündelik ve kadim bir nesneyi tek bir malzemeye, yönteme ve biçime odaklanarak, kendi özgün yorumuyla sunan yapıtlarını bir araya getiriyor. Sanatçının tekrar eden formlar arasındaki nüansların keşfini izleyiciye bıraktığı sergiyi görmek için 5 Mart Cuma gününe kadar zamanınız var.

Sanatçının tasarladığı, Kopenhag merkezli tasarım firması Raawii tarafından farklı renklerde sırlanarak üretilen seramik serisinin zarif ve çok yönlü örneklerini Arter Kitabevi’nde bulabilirsiniz.

Sanatçı için epey yazdım, Paris’te de beraber resim atölyelerini gezdim.

Arter’in hazırladığı Alev Ebüzziya Siesby–‘Tekerrür’ kataloğundaki bazı yazılardan bilgiler aktaracağım.

Eda Berkmen: “Alev’in çanağını, görünmeyecek kadar küçük ayağından, tek renkte sırlanmış oluşundan, ince ağzının hafifçe kıvrılarak bir öncülün varlığını ima eder. Bir önce ile bir sonra olduğunu varsayar. Yüksek pişirimli bu çanakların genelde birkaç ince yatay çizgi hariç süslemesi yoktur.”

Nermin Kura: “1960’lardan beri stüdyo seramik sanatçısı olan Alev Ebüzziya Siesbye 20. yüzyılın başlıca seramik çanak ustalarından biri olarak anılır.”

Ali Kayaalp

Yazının Devamını Oku

Arif Sağ’ı yeniden dinleyin

Eski kayıtların hemen hemen hepsi yeniden LP formatında yayınlanıyor.

Geçen hafta dinlediklerimden biri ‘Arif Sağ-70’ler’ uzunçaları.

Plağın içinde Türkçe–İngilizce olarak hayatının, sanatının yer aldığı bir yazı yer almaktadır.

Oradan alacağım birkaç cümle, hayatı üzerine bir hatırlatma özelliği taşıyor.

Sanatçının dönemlerini, o çalışmalardaki ürünlerini buradan okuyabilirsiniz.

Köln’de, Hollanda’da birçok konserler verdi.


Yazının Devamını Oku

Orhan Veli’yi kardeşi anlatıyor

Telif süresi bittiği için hemen hemen her yayınevi Orhan Veli kitabı yayımlıyor. Seray Şahinler’in kitabı Orhan Veli’nin kız kardeşi Füruzan Yolyapan’la yapılmış söyleşileri içeriyor.

Orhan Veli öldüğünde kız kardeşi 26 yaşındaydı. ‘Ağabeyim Orhan Veli’ kitabında bakın onun için ne diyor Füruzan Yolyapan: “Annemi, babamı, Adnan Ağabeyimi, eşimi, arkadaşlarımı kaybettim. Ağabeyimin ölümü kadar şu kalbimi acıtmadı.”

İki kardeşin birbirine yakınlığı, Yolyapan’ın her şeyini abisine danışması bu kitabın en ilgi çekici yanlarından biri.

Edebiyatçıların eserleri dışında yaşamlarının ayrıntısını, seyrini ortaya koyan kitaplar onların  yazdıklarını da başka açıdan yorumlamayı sağlıyor.

Ağabeyim Orhan Veli
Seray Şahinler
Doğan Kitap

Bilinmeyen merakları

Yazının Devamını Oku

‘İsveç kanalında yüzen bir şapka’

Eczacıbaşı Fotoğraf Sanatçıları Dizisi’nde ‘Lütfi Özkök Albümü’ yayımlandı.

Özkök, sanat-edebiyat dünyasından birçok kişinin fotoğrafını çekti.

Onun arşivinde bulunan, hem dünyadan hem de Türkiye’den çektikleri birkaç kez kitaplaştı.

Feridun Andaç’ın yönettiği Dünya Yayınları’ndan çıkan kitabın adı ‘Portreler–Türk Edebiyatına Dönemsel Bakış’tı. Fotoğrafların yanında biyografi de yer alıyordu.

Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldığı yıl İsveç’e gittiğimde editörü Feridun Andaç’la evine gitmiştim.

Duvarlarında çektiği fotoğraflar duruyordu.

Özkök, şairdi de. Şiirlerini ‘İçimizdeki Sıla’ başlığı altında yayınlamıştı.

Osman İkiz’

Yazının Devamını Oku

Gaziantep Arkeoloji Enstitüsü: Çalışmalar ve yayımlanacak kitaplar 

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ortaklığında, Avrupa Komisyonu desteğiyle Türkiye Cumhuriyeti ve Avrupa Birliği’nin birlikte finanse ettiği Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsü ülkemizde bir ‘ilk’ olarak gerçekleştirilecek bir çalışma.

Bu zamana kadar sekiz yabancı enstitünün faaliyet gösterdiği Anadolu’da ‘kendi’ enstitümüzü kurmamız sağlanacak.

Yüz yıldan uzun süre sonra, arkeoloji bilimini yükseltmek, Türk arkeoloji ekolünü oluşturmak amacıyla kuruluyor bu enstitü.

Enstitü için çalışmalar, arkeoloji alanında ihtisaslaşmış Türkiye ve Avrupa’dan 430 kültür, sanat ve bilim insanının katkılarıyla devam ediyor. Bu çalışmalardan biri de yayıncılık üzerine...

Bilimsel çalışmaların, herkesin erişebileceği kitapların yayımlanması ana hedeflerden biri.

Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsü, bu hususta hem tarih ve arkeoloji alanındaki hem de toplumun her kesiminden meraklı okura, nitelikli yayınlar aracılığıyla ulaşmak için çalışıyor.

Türk arkeolojisi ve arkeoloji bilimi için önemli yapıtlar yayınlamayı amaçlayan enstitü, çocuklar gibi özel gruplara yönelik kitaplar basmayı da planlıyor.

Çalışmalarında sona gelinen yayınlar, 15 yeni kitap ve 10 yeniden basım ile başlayacak...

Yeni yayımlanacak kitaplar:

Yazının Devamını Oku

Pazar plakları

Bildiğiniz parçaların yeni icralarını dinlemenin ayrı bir tadı vardır.

Ayrıca sözünü edeceğim uzunçalarların bazıları da yeni.

Sevdiğiniz türlerin müziğin önemli adlarının çalışmalarını yazacağım bugün.

Leman Sam’ın ‘Livaneli Şarkıları’ bunlardan biri. Livaneli’nin iyi Türk şairlerinin metinlerini bestelediği, yıllardır dinlediğimiz, sevdiğimiz parçalar.

* Nâzım Hikmet’ten Orhan Veli’ye, Sabahattin Ali’den Ülkü Tamer’e, Bedri Rahmi’ye kadar şairler. İyi şiirler, iyi bestelerle buluşmuş.

* Bir diğer LP (uzunçalar), Gürol Ağırbaş’ın ‘Bas Şarkıları’.

Sanatçının LP’nin iç kapağındaki yazısından bir bölüm çalışmanın ortaya çıkışını öğrenmemizi sağlıyor:

“Albüm, benim için çok özel bir kavuşmaya vesile oldu. Belki de o yüzden beklemişim onca yıl... (1934–1989) Babam Salim Ağırbaş’ın kayıtları 1972’de yapmış olduğu 45’liğin kayıtları İlayda’nın hediyesidir bize. Albümdeki Koşan Çocuk şarkısı –baba ve iki oğulun buluşması– bu sayede oldu...

Salim, Birol ve Gürol Ağırbaş... Canım oğlum Uzay, babası, amcası ve hiç göremediği dedesini bu albümün o şarkısında tanıyıp büyüyecek...”

Yazının Devamını Oku

Bir Osmanlı-Cumhuriyet entelektüeli

A. Emel Kefeli’nin hazırladığı Halide Edib Adıvar kitabı, yazarların, eleştirmenlerin, akademisyenlerin yazılarından oluşuyor. Önsöz, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un.

Ayşe Emel Kefeli, ‘Halide Edib Adıvar’ın Sunuş’unda bu tür kitapların önemine değiniyor, hayatından yola çıkarak eğitimini, onun üzerine yazılanların özelliğini vurguluyor: “Nesiller arasında kültür köprüleri olarak görev yapan eserlerin tanıtılması, farklı zaman dilimlerinde yeniden okunması geçmişle bağlarımızı güçlendirmek kadar bugünü anlamak ve geleceği şekillendirmek bakımından da önemlidir. Doğum ve ölüm yıldönümleri okurlara yazarları, biliminsanlarını anma ve eserlerini farklı bir zaman diliminde yeniden değerlendirme olanağı verir.” Kefeli’nin bu saptamasını yazılarımda sık sık yineliyorum. Bu açıdan da Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bu dizisini güçlendirmesini öneriyorum. Kitaplığımda bu diziden birçok yapıt bulunuyor. Ben de bu dizi için Cemal Süreya’yı hazırlamıştım. Çeşitli yazarların yorumları, değerlendirmeleri araştırma yapacaklar için tam bir başvuru niteliği taşıyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları

Kitabın bölüm başlıkları şöyle:

- İzlenimler, Değerlendirmeler

- Ölünün Ardından Yazılanlar

- İncelemeler

- Halide Edib’in Kaleminden

Yazının Devamını Oku

‘Her Yerde Kar Var’

Televizyondaki haberlerden öğrendiğime göre 1980’lerin müziği bu kapalı günlerde bizi stresten uzaklaştırıyormuş.

O yılların en meşhur şarkısı Adamo’nun söylediği “Her Yerde Kar Var”dı, aslı Fransızcaydı ama Adamo Türkçesini de söylemişti.

Kırık bir Türkçeydi.

Beni şaşırtan şey, bazı Türk sanatçıların da o şarkıyı kırık bir Türkçe ile okumalarıydı. Hadi Adamo  –yanılmıyorsam– Belçikalı, ya Türkler.

İstanbul’a kar lapa lapa yağardı, Ayazpaşa’da oturduğumda, otomobille ya yokuş aşağı inmek ya da yokuş yukarı çıkmak gerekirdi. Ertuğrul Özkök’ün arabası ağır olduğundan hepimiz benim arabaya dolup gazeteye öyle giderdik.

Benim de oturduğum Sarayarkası Sokağı’nda kimler komşuydu: Ertuğrul Özkök, Nurcan Akad, Neyyire Özkan.

Nurcan’la balkonumuz yan yana olduğundan o geç saatlere kadar çalışır, kedisi Yavruş da bizim evde yaşardı.

Nurcan Akad’ın bir sözü ile kendimi statta buldum.

Şifo Mehmet

Yazının Devamını Oku

‘EVDEYİMOKUYORUM’

Okutay Platformu’nun hazırladığı okuma kültürü üzerine kitabında, okuma ve kitap konusunda rakamlar ve tespitlerle bilgi veriliyor.

Kitap üç bölümden oluşuyor:

Birinci Bölüm’de platformun faaliyetleri, 24 ayda milyonlarca kişiye ulaşan projenin hedefleri yer alıyor.

İkinci Bölüm’de toplantılarda belirlenen sorunları, çözüm önerilerini, dünyadan örnekler ve makaleler eşliğinde okuyabilirsiniz.

Üçüncü Bölüm ise proje geliştirmek isteyenlere kapsamlı bir kılavuz sunuluyor.

Platformun kurucular listesinden sonra anket formu geliyor.

Anket içerikleri şöyle sıralanıyor:

Demografi

Pratikler

Yazının Devamını Oku

1950 kuşağından bir yıldız daha söndü

Kuşakdaşlarımızdan birinin aramızdan ayrılması onulmaz bir acı izi bırakıyor. Sevgili Demir Özlü de böyle biriydi.

Ferit Edgü ve Murat Katoğlu verdiler bana acı haberi.

Türk yazarlarının bedel listesi yüklüdür, sadece edebiyat tarihine bedel ödemezler, darbelerin de kara faturası onlara çıkar.

Demir Özlü hem 12 Mart’ta hem de 12 Eylül’de ağır bedeller ödedi.

Yalnız dostum, arkadaşım, kuşakdaşım değildi.

İki kız kardeşi de edebiyat ve çeviri dünyasındandı.

Tezer Özlü yazardı, Sezer Duru da hem yazar hem çevirmen. Gençliğimizde nice edebiyat toplantısını onların Fatih’teki evlerinde yaptık.

İsveç’te yaşayan

Yazının Devamını Oku

‘Melek Anneme Ağıt’

Dünyaca ünlü flüt sanatçımız Şefika Kutluer, yeni CD’sini annesine adadı:

‘Canım Melek Annem Ayşe Arıyak’a Ağıt’.

Şefika Kutluer’in birçok CD’sini dinledim. Flüt virtüözünün ulusal ve uluslararası birçok ödülü vardır.

Türkiye Cumhurbaşkanlığı Büyük Ödülü, Avusturya Cumhurbaşkanı’ndan aldığı Avusturya Liyakat Ödülü vardır.

‘Şefika Kutluer Festivali’ de bu alanda önemli bir etkinliktir.

Sanatçının ‘Mevlânâ Rûmi’ CD’si benim için önemli bir çalışmasıdır.

Yunus Emre Yılı için çalışmaların yapıldığı bugünlerde buradaki besteler daha da öne çıkmaktadır.

Neler icra edilmişti:

Yazının Devamını Oku

Yazılanları bizzat yaşadım

‘100. Yılında Cumhuriyet’in Popüler Kültür Haritası’ serisinin yayımlanan ilk kitabında anlatılanları bizzat yaşadım. Bu yıllar içinde olanları yorumlarken II. Dünya Savaşı’nın günlük yaşam üzerine etkilerini unutmayın.

Derya Bengi - Erdir Zat’ın hazırladığı kitabı okurken ‘gündelik yaşamımın günlüğü’ duygusu uyandı bende.

Kitabın adını, kapsadığı tarihi dönemi yazmam gerekir önce: ‘100. Yılında Cumhuriyet’in Popüler Kültür Haritası 1’ (1923 – 1950) / “Her savaştan bir yara”’. (Sadettin Kaynak’ın Yanık Ömer’inden alıntı.)

- Daktilo aranıyor ilanını görünce sekreterlik müessesesinin başlangıcını anımsadım. Kısa zaman önceye kadar sadece kurumlarda değil, mahkemelerde de zabıt kâtibi olarak çalışırlardı. Kantosu bile vardı.

- Müzik tarihini merak ederseniz zamanın popüler solistlerinin hayatını bulabilirsiniz, CD’lerini de dinleyebilirsiniz. Bu listenin başında ‘Deniz Kızı Eftalya’ gelir.

- Çocukluğumun bir bölümünde, II. Dünya Savaşı sırasında akşamları evimizde siyah istorları kapatırdık. Hedef olmayalım diye.

Ekmek karnesinin bizim kuşağın nüfus kâğıdında damgası vardır. Şimdi çeşit çeşit ekmeği görünce o günlerin bıraktığı iz kendini belli ediyor. Kahvenin bile bulunamayışından söz edilir, hatta nohudun kavrularak içildiği söylenirdi. Yaşadığımız, yaşadığım o günleri Rıfat Ilgaz’ın ‘Karartma Geceleri’nde okuyabilir, filmini de görebilirsiniz.

- Buzdolabı frijder olarak bilinirdi. Frigidaire bir buzdolabı markasıydı. İlk o geldiği için buzdolabı sözünü o zaman hiç duymadım. Ayrıca kapı açacağında kilit vardı. Herhalde çocuklar düşünülerek yapılmıştı.

- Devlet büyükleri, başta Atatürk, oraya gittiği için Florya gözde bir yazlık yeriydi. Ailemle bazı pazar günleri Florya’daki plaj gazinosuna gider, ‘komple 5 çayı’ içerdik. Çay, bisküvi, kurabiyeler...

Yazının Devamını Oku

Hangisi İstanbul

Her yıl bu aylarda yıllıkların önemine, işlevine değinirim. Bunu internetin karşıladığına inanmıyorum. Uygulama bana bu gerçeği gösterdi.

İstanbul üzerine yapılan her inceleme benim dikkatimi çeker ve İstanbul’a, İstanbulluya katkısı vardır.

İstanbul’un semtlerini canlandıranları da sık sık anımsarım ve anımsatırım.

Çelik Gülersoy, Yeşil Ev’i açtıktan sonra Sultanahmet canlandı. Birçok otel yapıldı.

İstanbul üzerine kitap yazacakların Gülersoy’un kurduğu ‘İstanbul Kitaplığı’ndan yararlandığını biliyorum.

İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün çıkardığı ‘Yıllık’ bu gereksinimi karşılayan yayınlardan biri.

Yazılardan önce okuduklarım, şehrin kültürüne, edebiyatına dair çalışmalar.

İncelemelerin yanı sıra, İstanbul’u anlatan romancıları, şairleri, öykü yazarlarını da okuyun, böylece bu bilgileri edebiyatla süslersiniz.

*

Yazının Devamını Oku

Vapur sefası yaptınız mı?

Vapura binmemiş bir İstanbullunun olduğunu sanmıyorum.

Eskiden Anadolu’dan gelenler Haydarpaşa İstasyonu’na inerler, oradan Kadıköy’e, Sirkeci’ye giderlerdi. Onları İstanbul’da ilk karşılayan vapurlar olurdu.

Adalar’da yazlığa gidenlerin de tek ulaşım aracı vapurlardı.

Vapur muhabbetleri meşhurdur, çoğu zaman Anadolu tarafında oturanlar belli bir vapurda buluşurlardı.

Köprülerin olmadığı zamanlarda, Anadolu yakası ile İstanbul’u birleştiren arabalı vapurlardı.

Gece karşıdan İstanbul’a geçebilmek için saatlerce beklerdik. Ben işim geç biterse orada bir otelde kalmayı tercih ederdim.

Hiç kuşkusuz Boğaz’ın Anadolu yakasında oturanların da vapur sefaları söz konusuydu.

Bütün Adalar’ı dolaşanlara dilenci vapurları denirdi.

Burgazada’da oturan

Yazının Devamını Oku

‘Şen ol Bayburt...’

Hüsamettin Koçan’ın kurduğu Baksı Müzesi’ni görmeseydim, ondan bu kadar etkilenmeseydim, belki de ‘Bayburt Türküleri’ni bu kadar can kulağıyla dinlemezdim.

Aziz okurlarım bilirler, bir coğrafyanın müziğini dinlemeden orayı tam benimseyemiyorum. Çünkü oranın müziğini dinlemeden, orada yaşayanların zevkini, alışkanlıklarını, aşklarını, hasretini fark edemezsiniz.

Açılışında bulunduğum Baksı Müzesi’nin yükseliş çizgisini sevgiyle izledim, izlemekteyim.

Hiç kuşkusuz türküleri dinledim, daha sonra da Melih Duygulu’nun ‘Bayburt Halk Müziği’ kitabını okudum.

Melih Duygulu, müzik kitaplarıyla bu alanın önemli bir adı.

CD’yi ayrı bir duyarlılıkla dinledim.

Kapakta şu yazı vardı:

“İlk Kayıtlarıyla Bayburt Türküleri”.

Bildiğiniz türkülerin özgün bir icra ile sunulması ayrı bir tat veriyor. Kapak resmi de, o dönemin müzisyenleri, çalanlar, söyleyenler.

Yazının Devamını Oku

Mimarimizin ‘üç Doğan’ı

‘Mimar Doğan'lar... Üç Doğan’, mimarimizin üç önemli ismi, Doğan Kuban, Doğan Tekeli, Doğan Hasol’un sohbetinden mürekkep... Üç ünlü mimarın sorulara verdiği yanıtlar bizi aydınlatıyor.

Üç tanınmış mimar, mimarlık, Türkiye’deki mimarlığın sorunları, özellikle İstanbul üzerine derin bir sohbete daldılar.

Ceren Çıplak Drillat da bunları kaydetti ve ortaya bu kitap çıktı: 'Mimar Doğan'lar: Doğan Kuban, Doğan Tekeli, Doğan Hasol...'

Üçünü de yakından tanıdım, mimarlık üzerine düşüncelerini epeyce dinledim.

Kitabı hazırlayan Ceren Çıplak Drillat, Sunuş bölümünde adının nereden geldiğini belirtiyor: “'Üç Doğan’ın tek ortak tarafı isimleri ve meslekleri değil. Onlar aynı hocaların öğrencileri, aynı şehrin sakinleri, yine ayrı şehrin, İstanbul'un mimarları...


Mimar Doğan'lar... Üç Doğan
Ceren Çıplak Drillat

Yazının Devamını Oku