Çıplak gerçek

Mümtaz SOYSAL
Haberin Devamı

Avrupa Komisyonu'nca yayınlanan ‘‘Gündem 2000'' adlı rapor, Avrupa Birliği konusunda Türkiye'nin önündeki perspektifi olanca açıklığıyla göstermektedir.

Bu açık ve acı gerçeğin süslenip püslenmeden Türk halkına duyurulması ve yıllardır süren bir aldanışın sona erdirilmesi gerekir.

Önceki gün Avrupa Parlamentosu'na sunulup ilk görüşmeleri yapılan rapor, üyelik için başvurmuş ülkeler bakımından bilinçli bir sıralamaya dayanıyor.

Birinci sırada, tam üyeliğin ekonomik gereklerini yerine getirmiş tek ülke olarak Kıbrıs vardır. ‘‘Bir artı beş'' formülüyle öbür beş adaydan ayrı tutulması, toplumlararası görüşmelerde Kıbrıslılara baskı yapabilmek için başvurulmuş bir yol: Rumlara, ‘‘Çözüme varmazsanız, tam üyelik gecikir'' denecek, Türklere de, ‘‘Çözümü geciktirirseniz, Rumları tek başına üyeliğe alırız'' denerek gözdağı verilecek. Ama, ne olursa olsun, tam üyelik görüşmeleri altı ay sonra başlayacaktır.

İkinci kategori, koşulları henüz tamamlanmış olmasa da, tam üyelik görüşmelerine yine yılbaşında başlanacak olan beş ülkedir: Estonya, Polonya, Macaristan, Çekya ve Slovenya. Estonya ile şimdi üye olan Kuzey Avrupa ülkeleri tatmin ediliyor, Polonya, Macaristan ve Çekya ile Almanya'nın, Slovenya ile de Avusturya ve İtalya'nın beklentisi karşılanıyor. Bu kategori için tam üyeliğin 2002 ile 2004 yılları arasında gerçekleşmesi beklenmekte.

Üçüncü kategoride beş ülke var: Letonya, Litvanya, Slovakya, Romanya ve Bulgaristan. Onlarla ‘‘katılma partönerliği'' yahut ‘‘tam üyelik eşliği'' denen özel anlaşmalar yapılacak ve görüşmelerin başlayabilmesi için koşulların yerine getirilmesinde kendilerine yardım edilecek.

Türkiye, on ikinci sıradadır. Öbürleri için ‘‘aday ülke'' sıfatı kullanıldığı halde, Türkiye'yle ilgili olarak, ‘‘eligible'', yani ‘‘aday olabilir'' sözü kullanılıyor. ‘‘Aday'' sıfatının kullanılmaması için ısrarlı bir özel dikkat gösterilmiş.

Başka bir deyişle, insan hakları, demokrasi, Kürt sorunu ve Kıbrıs gibi konularda ileri sürülen koşullar yerine getirilse ve Ege'de uluslararası mahkemelere gitme yolu kabul edilse bile, Türkiye'nin tam üyeliği, ne zaman giderileceği belli olmayan büyük bir soru işareti olarak kalmaktadır.

Avrupa açısından bakınca, Türkiye konusundaki ürküntünün nedenlerini anlamak kolaydır: Zaten kendi içinde yaklaşık 18 milyon işsizi olan Avrupa 65 milyonluk, hatta ileride 80-90 milyonluk bir Türkiye'den gelecek işsizler ordusundan korkmakta. Ayrıca, makro-ekonomik istikrarsızlığın yapısal nedenleri için hesaplanan fon yardımları da büyük rakamlara varıyor.

Ama, aynı şeyler tam üyelik görüşmeleri hemen başlayacak olan ilk altı ülke için de söz konusu değil mi? Toplam 150 milyonluk nüfus, hep birlikte şimdiki üyelerdeki ortalama gelir düzeyinin üçte birine ancak varan bir ekonomi düzeyi, özellikle Polonya'dan akacak olan yeni işgücü.

Yoksa, Türklerle ilgili peşin verilmiş, ama açıklanmayan bir karar mı var?

Artık, Ankara için, düşünülebilir bir tarihte tam üyeliğin gündemde olmadığını, yahut en azından yirmi-yirmi beş yıllık çok uzun bir bekletişin söz konusu olduğunu görme zamanıdır.

Bu açıdan, kısa zamanda üyelik hayaliyle apar topar imzalanmış ve şimdiden yılda 10 milyar dolarlık dış ticaret açığı yaratmış bir Gümrük Birliği'ne değişik gözle bakıp o inanılmaz saflığı onarma zamanı da gelmiştir.

Yazarın Tüm Yazıları