Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Cephe gerisi türküleri

Yavuz GÖKMEN

Bir yanık türküye nasıl hasretmişim yıllardır.Ve bilirim ki, yanık türkü söylemek için gırtlak ister. Bu gırtlağa sahip insanın, yüzlerce yıl acı çekmiş bir soydan gelmesi gereklidir.

Acı öyle bir şeydir ki, insanın genlerine işler, kanında dolaşır. Acı, anadan babadan evlada geçer.

Bu yüzden her yörenin gırtlağı farklıdır. Güneydoğu Anadolu insanının gırtlağı alabildiğine farklıdır.

O insan türkü söylerken her zerresinde acıyı hissedersiniz türkünün. En coşkulu, en oynak türküde bile acının izleri vardır.

* * *

Sanırım çarşamba akşamıydı. Piyangodan bir yemek çıktı.

Oysa o akşam Okçular Köyü'ndeki yalçın mevzilerde kalacaktık. O zamana dek gittiğimiz mevziler içinde savaşı en çok hatırlatan mevzi Okçular'dı.

Nâzım Hikmet, ‘‘İki şey var ancak ölümle unutulur-Anamızın yüzüyle şehrimizim yüzü’’ der. Okçular'da bu sözü hatırladım.

Şehirler insanlara benziyorlar. Her yer, oraya egemen olan insanın yüzüne benziyor.

Her gittiğimiz tugay, komutanının yüzüne benziyordu. Birinci komando tugayı komutanı Tuğgeneral Fikri Gönültaş sempatik bir adamdı ve tugayı da bana şiddetle sempatik gelmişti.

Siyahkaya'daki Tugay Komutanı Nejat Müldür çağdaş ve zekiydi. Tugayına da aynı damgayı vurmuştu. Butik bile vardı ve ben alışveriş yapmıştım.

Bir blue jean, bir gömlek ve bir kadife ceket almıştım.

Erol Özkasnak Paşa'ya da söylemiştim. O da butiğe gidip, çocuklarına bir şeyler bakmıştı.

Beden bulamadığı için alamamıştı.

* * *

Arkadaşlar o gece Okçular'da kalmak istemediler. Siirt'e döndük.

Orduevinde bir yemek tertip edildi. Masalarda isimlerimizin yazılı olduğu yerlere oturduk.

Ve elektrikli org çalan bir delikanlı şarkı söylemeye başladı. Efkar bastı. Bir viski istedim, geldi, bir yudumda içtim.

Sonra canım rakı çekti. Bir başka delikanlı sahneye çıkmış, acının gırtlağıyla türkü söylemeye başlamıştı.

Adı Nevzat Turhan'dı ve bence müthişti.

Mikrofonu bana uzattı. ‘‘Makaram sarı bağlar''a ben devam ettim.

Aradaki uzunhavayı kendimce yaratıp söyledim. ‘‘Havada bulut yok’’un bir bölümünü de ben eda ettim.

Sonradan sahne alan olağanüstü yetenek M. Emin Bilici ile kendi urumeli gırtlağımın ‘‘Kırmızı gülün alı var'' türküsünü yorumladım.

Başta Özkasnak Paşa'nınkiler, coşkulu asker alkışlarını kabul ettim.

Göğüslerinden Türk bayrağı çıkaran Kürt folklorcuları izledim.

Askerlere dedim ki: ‘‘Asıl sorun terör değil, Kürt sorunudur.’’

Bunu anlamak için o dansları izlemek, türküleri dinlemek gerekir.

Onlardaki ‘‘duygu’’yu hissetmek gerekir.

Sorunu yaratan ve çözümü de yaratacak olan, işte bu ‘‘duygu’’dur.

X