GeriSeyahat Çarkı döndürdüm, dualarım rüzgarla evrene karıştı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Çarkı döndürdüm, dualarım rüzgarla evrene karıştı

Çarkı döndürdüm, dualarım rüzgarla evrene karıştı

Göz hastalıkları uzmanı Opr. Dr. Sibel Aymak (42) mecburi hizmetini tamamlar tamamlamaz gezginliğe adım attı. Rusya, Mısır, İtalya, Fransa, İngiltere gibi pek çok ülkede dolaştı. En çok etkilendiği gezi, iki yıl önceki iki aylık Hindistan, Tayland, Kamboçya turu oldu. Bu gezide üç hafta, sürgündeki Tibet hükümetinin merkezi, Hindistan’ın Dharamsala kentinde bir hastanede gönüllü olarak çalıştı. “Dharamsala, Hint ve Tibet kültürünün iç içe geçtiği bir terapi merkezi” diyor.

Gezilerim, doktor olup kendi paramı kazanınca başladı. Rusya, Mısır, İtalya, Fransa, İngiltere’ye turla gittim. Ancak turlar, şehirle aranızda bir kalkan gibi. Bence asıl tatil, çantamı sırtıma alıp hiç kimseye bağlı kalmadıklarımdı. İki yıl önce Dalay Lama’nın hamisi olduğu bir hastanede gönüllü olarak çalışmak için Dharamsala’ya gittim. Üç hafta hem çalışıp, hem de gezdim. Bir kültürü daha iyi tanımak için tıpkı o halk gibi yaşayıp çalışmak gerektiğini anladım. Bundan sonra tatil anlayışım değişti.
40. doğumgünümü Hindistan ya da Tibet’te farklı enerjilerle kutlamak istedim. Tibet’le ilgili tüm organizasyonları taradım. Çoğu kısa süreli gönüllü kabul etmiyordu. Hindistan mı, Tibet mi olsun derken ikisi birden oldu: Hindistan’ın kuzeyinde Tibet kolonisinin yaşadığı Dharamsala’daki Delek Hastanesi’nden davet aldım. Aralık 2006’da iki kültürün iç içe yaşadığı bu şehre gittim.

LÜTFEN KORNA ÇALIN

Önce, İstanbul’dan Hindistan’ın başkenti Delhi’ye 5,5 saat uçmak gerekiyor. İkinci uçuşum, sadece altı kişi bilet aldığından iptal edilmişti. Zorunlu olarak Delhi’de konakladım. Havaalanından çıkınca inanılmaz bir sıcaklık ve gürültüyle yüzleştim. Tüm araçlar sürekli korna çalıyordu. Otomobillerin yan aynaları yok, varsa bile şoförler kullanmıyor. Bu yüzden tüm araçların arkasında “Lütfen korna çalın” yazılı. Kabus gibi! Zamanla melodiye dönüşüyor.

/images/100/0x0/55ea2495f018fbb8f86dd182

O gece Delhi’deki otele 94 dolar ödedim. Dönüşte dört dolara kalmanın yolunu keşfetmiştim. Bir taksiyle 110 dolara anlaştım, sekiz saatlik ssDharamsala yolculuğum başladı. Yol, genelde düzlük. Sadece Dharamsala’ya yaklaşınca dikleşiyor. Taksiler pek konforlu değil, çoğunun kapıları tam kapanmıyor. Yolda koltuklar toz içinde kalıyor, isminizi bile yazabilirsiniz. Dharamsala’ya doğru yükselen kıvrımlı yol çok güzeldi. Köylerin, kasabaların içinden geçerken yeşilin tonları yukarıya ilerledikçe değişiyor. Aynı şekilde farklı mimariden Tibetliler’in bölgesine yaklaştığınızı anlıyorsunuz. Japon mimarisindeki gibi üç ya da dört katlı, çatı uçları havaya bakan, pencere çevreleri renkli, beyaz binalar görülüyor. Evlerin en önemli özelliklerinden biri de bayrakları. Seçim kampanyasındaki bayraklara benziyorlar. Her biri farklı renkte, üzerinde dualar var. Bunları evlerinin kapısından çatısına, yandaki ağaçtan pencereye doğru asıp, kirlenince yıkıyorlar. Duaların rüzgarla evrene karıştığını, daha kolay kabul edildiğini düşünüyorlar. Görüntüleri çok güzel: Çatıdan yere inen yüzlerce bayraklı ipten evler neredeyse görünmüyor. En eğlencelisi de bu iplerde oynayan maymunları izlemek.

DALAY LAMA’YLA YOLDA SELAMLAŞTIK

Dharamsala’ya girişte, hergün kurulan pazarla karşılaştım. Dik yoldan tırmanıp hastaneye vardım. Çalışanlara ayrılan binaya yerleştim. Bahçesinde herkes badminton oynuyordu. İngiliz sömürgecilerden kalmıştı bu alışkanlık. Altı aylığına gönüllü çalışmaya gelmiş bir İngiliz doktor bana çevreyi öğretti. Turistik bölgeye gitmek için bir kilometre yürümek gerekiyordu. Burada Dalay Lama’nın evi, tapınağı vardı. Ertesi gün buraya doğru ilerlerken yanımızdan flamalı bir otomobil geçti. Arkadaşım hemen durdu, yola dönüp iki elini çenesinin altında birleştirip selamlama pozisyonuna geçti. Meğer Dalai Lama evine gidiyormuş. Arkadaşım onun doktoruydu. Otomobili yavaşladı, selam vererek geçtiler. Dalai Lama’yı yakından görmek muhteşemdi. Dar yollardan yukarı çıktığımızda yüksek oteller, terapi ve yoga merkezleriyle karşılaştık. Dharamsala’da Hint ve Tibet kültürünün tüm ögelerini birlikte görmek mümkün. Şehrin ortasında kocaman bir Tibet tapınağı var. Bu tür tapınakların etrafını dua çarkları çevreliyor. Üzerlerinde tüm dualar yazılı. Kimi zaman tahta üzerine kabartma yapılmış oluyor, kimi zaman da metalden. Bütün tapınağın etrafını ön kapısından başlayarak saat yönünde dönerken elinizi kaldırdığınızda denk gelecek mesafededir bu silindirler. Saat yönüne çevrildiğinde duanın rüzgarla evrene karışıp, kabul olunduğuna inanıyorlar.

TURİSTLER YEREL KIYAFET GİYİYOR

Dharamsala yürüyerek gezecek kadar küçük bir yerleşim. Merkezdeki sokaklar alışveriş mekanı. İpek sabahlık gibi lüks mallar üretenler de var, 2-3 dolara Hint eteği satanlar da. Tibet çanları, dua silindiri, rengarenk yerel kıyafetler çok ucuza alınabilir. Acıkanlar şehirde her zevke uygun mönü bulabilir: İtalyan, Çin, Japon mutfakları. Hatta fast-food’lar. Ben, her gün gitmekten kendimi alıkoyamadığım White Lion’ı tavsiye ederim. Dışarıdan bakıldığında esnaf lokantalarını andıran bir restoran. Tüm yemekler çok lezzetli. Mönü vejetaryen ağırlıklı. Balık, et de bulunuyor. Sirkeli, zencefilli domates çorbasını mutlaka tadın. Pek çok malzemeyi siparişe göre bahçeden topluyorlar, yemeğin hazırlanması 30 dakikayı bulabiliyor.
Şehirde pantolon ve bluzla gezen az. Yerel kıyafetler o kadar cazip ki turistler de yerel giysileri giyiyor. Kadınların uzun bir eteği ve önünde belinden aşağıya sanki mutfak önlüğü gibi sarkan ayrı bir parçası var. Etek genelde tek renk, öndeki parça Tibet desenlerinden oluşan bir el işi. Bölge manastır ve tapınaklarla çevrili olduğu için bordo kıyafetli rahip ve rahibeler sokaktakilerin üçte birini oluşturuyor.

TERAPİNİN HER TÜRÜ

Şehirde pek çok terapi, yoga, masaj merkezi var. Bazıları malzeme satıyor, ders veriliyor. Örneğin “healing stick” bunlardan biri. Kalem gibi sivri uçlu çubuklardan her birinin ucuna farklı renk taş yerleştirilmiş. Her biri farklı çakra için. Healing stick’lerle beden üzerinde çalışma eğitimi aldım. Uygulanan masajların hepsini Türkiye’de görmüştüm. Bazılarının teknikleri farklıydı.

Örneğin birisi sizi yatırıp elinizi göbek deliğinize yerleştiriyor. Hiç bastırmadan parmak ucunuzu kafanıza, ayağınıza döndürüyor. Bastırmamasına rağmen korkunç bir ağrı hissediyorsunuz. Sonra fark ediyorsunuz ki acıyan yer, parmağınızı yönlendirdiği yer. Yani kafanıza giden yoldaki herhangi bir organınızda sorun varsa orası ağrıyor. Bu ağır bir terapi ama birer gün arayla üç kere tavsiye ediyorlar.

False