GeriAyça AKIN Burada insanlardan bahsediyorum herkes üstüne alınmasın.
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Burada insanlardan bahsediyorum herkes üstüne alınmasın.

Bu aralar şu küfür etme olayına takmış durumdayım kafayı.

Sinirlenirler ; küfür ederler.

Sevinirler ; küfür ederler.

Şaşırırlar ; yine küfür ederler.

Fikri ayrılığı olur; küfür ederler.

Ne oluyorsun arkadaş!

Tamam, yeri geldiğinde deşarj olmak için hepimiz küfür sallıyoruz ama bu durum küfürler boyutuna varmışsa, günlük konuşma dili halini almış otomatikleşmiş bir eylem haline geldiyse sıkıntı büyük, çok büyük.

Küfür etmenin bile inceliği vardır bana göre. O bile zeka ister. Hakaret ile karıştırılmaması gerekir. Mesela arkadaşlar arasında sarfedilen bazı küfürler sizi kahkahalara boğabilir ama bunun bile dozu kaçtığında rahatsız edici olabilir, iş basitleşir. İşte küfürde incelik bu dengeyi koruyabilmektir, zeka katabilmektir.

Günlük konuşma dili olmuş, aq’ların her cümlenin sonuna yerleştirildiği küfretmekten bahsediyorum.

Erkekler arasında yaygın bir durumdur bu küfür etme olayı. Ne de olsa bir çoğuna göre erkekliğin raconundandır.

Kadın küfür ederse harbi kadın olduğunu, marjinalleştiğini sanır, erkekler tarafından harbi kadın diye alkışlanır ama bir şey gözden kaçırılır; bu durum tam bir körler, sağırlar birbirini ağırlar durumudur.

Geçtiğimiz günlerde sosyal medya üzerinden bu durum ile ilgili bir kaç tweet attım.Karşılıklar gecikmeden geldi;

“İstanbul trafiğinde küfür etmemek mümkün mü?”

“Sen asgari ücrete çalışta görürüm seni, küfürbaz Haydo'yu geçersin”

vs.vs.

Küfür dışında insan tepkisini gösteremezmiş gibi kendi dil hakimiyetlerinin sorumluluğunu almak yerine hep bir dış etken küfür etmenin gerekliliği olarak gösteriliyor, bu çok daha üzücü.

Bazıları evet, küfür dışında tepkilerini gösteremiyor. Çünkü kelime dağarcıkları yeterli seviyede değil.

Genelde zeka seviyesi yetersiz olanlar verecek cevap bulamayınca bu ucuz yönteme (küfretmek) başvururlar.

İnsana yakışmayan bir eylemdir.

- Burada insanlardan bahsediyorum herkes üstüne alınmasın –


Çünkü kontrolsüz güç, insanlık dışı bir harekettir.


Çoğu insan aslında bilir küfür etmenin doğru ve güzel bir şey olmadığını. Ama derler ya, böyle gelmiş böyle gider.

Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.instagram.com/aycakn
www.twiter.com/aycakn

X

Kandırmayın kendinizi.

Karakteriniz her duruma göre rol kestiği için hayattan aldığınız zevk hep yarım kalıyor.

Yalnızlıktan öleceksiniz.

Etrafınız kalabalıkmış, yoğunmuş gibi yapmaktan zevk alamaz oldunuz.


Kendinizi önemli hissetme ve hissettirme çabanız kişiliğinizi yüz parçaya bölüyor.


Karakteriniz her duruma göre rol kestiği için hayattan aldığınız zevk hep yarım kalıyor, arayışınız bitmiyor, sevmediğiniz insanlara benziyorsunuz ama bu durumdan kurtulmak için sohbetlerinizde ben, şöyle şöyle insanlar sevmem deyip kendinizi aklamaya çalışıyorsunuz.


Yazının Devamını Oku

Yeni bir aşk için kapılar hep açık. Yeter ki biz onu nasıl davet edeceğimizi bilelim.

Yeni yılda hayatımızda yeniliklere kapı açma arayışında olduğumuzu söyleyebiliriz. Ve bazılarımız için bu durum aşkta da geçerli.

Güzel haberse, yeni yılın heyecanı ile yenilenmiş bizlere yeni aşkın kapılarının açık olduğu. Yeter ki biz onu nasıl davet edeceğimizi bilelim.

Bunun için atılabilecek birkaç adım var. Gelin yeni yılda doğru kişiyle başlayacak yeni bir aşk için atmamız gereken adımlara bir göz atalım:

Geçmişe sünger çekin

Hala eski sevgiliniz hayatınızda ve düşüncelerinizdeyse yeni birine pek yer kalmamış oluyor. Şans varken olmamış bir ilişki yüzünden yenisini yaşayamayacak mısınız? Hemen kendiniz toparlayın ve güle güle demeye bakın. Sizi hala eski ilişkinizde tutan şeyin ne olduğunu bulmaya çalışın ve ondan vazgeçin. Bunun için bir terapiye gitmeyi düşünebilir veya kendi başınıza bir arınma meditasyonu yapabilirsiniz. Bu meditasyona eski sevgiliyi hatırlatan eşyalar da dahil. Eğer sevimli bir anıdan çok üzüntü kaynağı oluyorlarsa onlardan da kurtulun.

Yazının Devamını Oku

İşin neresini konuşsam?

Ben artık söyleyecek söz bulmakta zorlanıyorum.

"Kan kusturacağız", "intikam", "dişe diş" vb sözler dillerde sakız oldu. Maskeli ya da maskesiz eline alet alan istediği yeri basıp istediği kişiyi darp edebiliyor. Sanat galerisindeki eserden rahatsız oldu diye bir grup toplanıp tekbir getirerek galeriyi basıyor, eserin sahibini tehdit edebiliyor ve dün biri elinde satırla yine tekbir getirerek Fazıl Say konserini basıyor.


Düşünceler artık kelimelerle değil şiddetle, aletlerle, darpla, kırıp dökerek hatta kan akıtılarak ifade ediliyor.


İşin neresini konuşsam?


Gözü dönmüşlüğümü, öfke kontrolsüzlüğünü mü, sanattan - kültürden anlamadığımızı mı, saygı dediğimiz olgudan eser kalmadığını mı, insan olmaktan hızla çıktığımızı mı, neresini konuşayım?

Yazının Devamını Oku

DEV - Dünya Engelliler Vakfı bilimsel bir projeye imza atıyor.

Hep derim, engelli bireylerin hayatlarında fark yaratmak için klişeleşmiş çalışmalar

ve aktiviteler dışında daha gerçekçi, daha kalıcı ve daha fark yaratıcı projelerin hayata geçirilmesi gerekiyor.

Akıllı cep telefonlarını engellilere özgü tasarlanmış yazılımlar ve yardımcı parçalar ile iletişimin yanı sıra, engelli bireylerin hayatını kolaylaştıran araçlar haline getirmek amacıyla DEV - Dünya Engelliler Vakfı bilimsel alt yapıya dayanan bir projeye imza atıyor.

WDU Dijital Erişebilirlik; Dünya Engelliler Vakfı DEV & Dünya Engelliler Birliği WDU öncülüğünde İstanbul Gelişim Üniversitesi koordinatörlüğünde, Hacettepe Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi kurumsal işbirliği ile WDU E-MOBILITY yazılım projesini hayata geçirmeye hazırlanıyor.

Yazının Devamını Oku

Keşke sen de Pollyanna olabilsen...

Pollyana, Eleanor H. Porter tarafından yazılmış çocuk edebiyatının klasiklerindendir.

Romanın kahramanı, ne olursa olsun bir olaydan mutlu bir sonuç çıkarabiliyor ve bu iyimser yaklaşımıyla ''Pollyannacılık'' sözcüğünü dünya dillerine kazandırıyor.

Evet, Pollyanna günümüzde edebi değerinden ziyade iyimser kişilere takılan bir ad olarak dilimizde varlığını sürdürüyor. Ayrıca bu isim, günümüzde gerçekleri benimseyemeyen – benimsemeyen kişiler için aşağılamak veya dalga geçmek maksatlı da kullanılıyor.

Belki bir çoğunuza göre bu yazacaklarım da Pollyanna’cılık gibi gelebilir, ama belki de mutsuzluklarımızın en büyük nedeni de budur; Pollyanna olamamak.

Yazının Devamını Oku

Duşlardan zehirli gazın mı yoksa suyun mu geleceğini bilmediğiniz toplama kampından sağ kurtulmak.

Hayatın anlamını düşündünüz mü hiç?

Her gün uyanıyorsunuz, işe gidiyorsunuz, belki sizi mutlu etmeyen bir ilişkiniz var ama henüz bu ilişkiyi bitiremiyorsunuz, belki kazandığınızdan daha fazla para harcıyorsunuz, belki çok fazla alkol tüketiyorsunuz veya çok fazla yemek yiyorsunuz ve bu sayede sorunlarınızdan uzaklaşacağınızı sanıyorsunuz. Aslında mutsuz olduğunuzu biliyorsunuz ama bu konuda ne yapmak istediğinizi bilmiyorsunuz.

Birçoğumuz başkalarının veya başka şeylerin bizi mutlu etmesini, hayallerimizi gerçekleştirmesini umut ederek bekliyoruz. Oysa bunu kendi başımıza yapabileceğimizi hiçbir zaman bilmiyoruz. Aslında şundan emin olabilirsiniz, eğer kendi kendinizi mutlu ederseniz bundan çok daha fazla mutlu olacak ve tatmin duyacaksınız. İlişkileriniz çok daha sağlıklı bir hal alacak.

Bunu yapabilmenin en zorlu kısmı şu: şansınızı denemek. Başarısız da olabilirsiniz, başarıya da ulaşabilirsiniz. Ama denemezseniz bunu hiçbir zaman bilemezsiniz. Ve dahası, hiçbir zaman büyüyemezsiniz.

Yazının Devamını Oku

"Her insan bir engelli adayıdır" sosyal mesajını vermeyi reddediyorum.

"Her insan bir engelli adayıdır" klişesini geçelim.

Bu cümle, çevresinde engelli olmayan biri için pek bir şey ifade etmiyor. Ta ki deneyimleyene kadar.

Gelin, bu 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nde “her insan bir engelli adayıdır” klişesini beyinlere kazımaya çalışmak yerine konuşulmayanları konuşalım.

Mesela, çeşitli nedenlerden dolayı doğuştan veya sonradan engelli olan kişilerin her fırsatta engelli olduklarının yüzlerine vurulmasından bahsedelim.

Yazının Devamını Oku

Diğer insanların yorumları kendi kişisel değerlerini yansıtır.

Size yapılan haksızlığa takılı kalmak başkalarının onayına bağımlı olduğunuz anlamına gelebilir.

Çocukluğumuzda öğrendiğimiz en önemli şeylerden biri adalet duygusudur.

Çocukluğumuzdan bize miras kalan en önemli değerlerden biri adalettir. Çocukken, eşitliği öğreniriz ve sorumluluk duygumuzu geliştirmek için kısasa kısas davranışını benimseriz. Oyun oynarken eşit şartlar oluşturmak için nöbetleşe oynamayı öğreniriz. Paylaşmanın önemiyle birlikte birinin adil hisseden fazlasını almasının ve başkalarını oyuncaklarımızla oynatmamanın doğru olmadığını da öğreniriz. Rol modelinizden, birinin oyunun adil oynanması için oyunu regüle etmesi gerektiğini, bu sayede kuralları çiğneyenin cezalandırılması gerektiğini öğreniriz.

Yetişkinliğe ulaştığımızda ise, bazı insanlar, bir kesimin tüm avantajlara ve ayrıcalıklara sahip olduklarına inanmaya başlarlar. Karşımıza iki grup çıkar; sahip olanlar ve olmayanlar. Eşitsizlik ve adaletsizlik bizi sinirlendirir ve tepki göstermemize neden olur.

Yazının Devamını Oku

Bana vuramayacağı için masaya yumruk indirerek...

Zamanında bir zat tartışma sırasında suratı sinirden pancara dönmüş şekilde, bana vuramayacağı için de masaya yumruk indirirerek şöyle demişti;

"Hiçbir kadın bana karşı gelmez, sen resmen bana kafa tutuyorsun"

Sadece iki cümle toplum gerçeğini net şekilde ortaya koyabilir miydi?

Evet, koydu işte!

Yazının Devamını Oku

O beklediğiniz doğru zaman neden şimdi olmasın?

Negatif duygu ve düşünceler mutluluğa giden yolu tıkayarak davranışlarımızı şekillendirirler.

Her ne kadar bunun farkında olsanız da, onları görmezden gelip gerçek mutluluğa ulaşmak herkesin kolayca başarabildiği bir şey değil.

İşte mutluluğumuza engel olan bazı alışkanlıklar:

Gereksiz kıyaslama ve kıskançlık

Yazının Devamını Oku

Ben "bir defa" ya alışmayacağım, onlar adam gibi davranmayı öğrenecek!

Sabah uyandığımda işimin başına geçmeden önce sosyal hesaplarımı kontrol ederim.

Direct mesajları, mentionları vb. Tahmin edersiniz ki kadın olunca, eh birazda adınız biliniyorsa genelde gelen mesajlar erkeklerden oluyor. Zamanla tabii ki bir çok saçmalığı es geçmeyi öğreniyor insan ama bazıları var ki kırmızı çizginizi fazlasıyla aşıyor.

İki gün önce sabah uyandığımda dm mesajlarından biri resmen kanı beynime sıçrattı.

Beni takip edenler bilir, tanıyanlar STK’cı tarafım kabardığında haksızlığın, saçmalığın son bulması için gidebildiğim yere kadar giderim.

Yazının Devamını Oku

Hakim olamadığınız nefsinizin, cahillikten kararmış algılarınızın bedelini edebiyata ve sanata ödetemezsiniz.

Bu hafta edebiyat ve sanat adına oturup sorgulamamız gereken iki olay yaşadık.

90’lı yıllarda açılan ve Beşiktaş’ın en büyük kitabevi ve kırtasiyelerden biri haline gelen Kabalcı Kitabevi 30 Ekim Pazar günü tahliye edildi, kapatıldı.

Ressam Ali Elmacı’nın Osmanlı padişahı 2. Abdülhamid’in yüzünü kadın bedeni formundaki bir heykele resmetmesine tepki gösteren bir grup, İstanbul Lütfü Kırdar'da açılan çağdaş sanat fuarı “Contemporary Istanbul 2016” etkinliğini bastı.

Kabalcı Kitabevi sahiplerinin son yıllarda iflas ettiği, yayın evinin işletmesinin Final Yayıncılık şirketine geçtiği ve kitabevinin günden güne küçüldüğü biliniyordu. Son zamanlarda sıklıkla yeni kitap gelmemesinden şikayet eden kitapseverler de vardı.

Yazının Devamını Oku

Atalarımız da tek eşli miydi?

Romeo ve Juliet, Tarzan ve Jane; hatta Adem ile Havva…

Tüm bu efsanevi çiftlerin ortak noktası, aşk dolu, sadakat ve tutkuyla bağlı tek eşlilik ilkesine göre kurulan ilişkiler yaşamalarıdır. Ancak hem modern hayatın dinamikleri hem de bilim, insan doğasının aslında tek eşliğe çok da yatkın olmadığını söylüyor. Nasıl mı?

Tek eşlilik fizyolojimize uygun mu?

Evrim biyologlarına ve antropologlara göre insanlar da tıpkı diğer memeliler gibi çok eşliliğe programlı bir yapıyla dünyaya geldiler. Bugün yaşayan memeli türlerinin %98’i gibi, uygarlık öncesi çağlarda çok eşlilik insanlar için de son derece normal bir davranış biçimi olarak görülmekte idi. Ancak toplumsal kaosa neden olabilecek politik çatışmalar veya eşya hukukundan kaynaklanan olası itilaflar nedeniyle uygarlık, insanı monogami yani tek eşliliğe doğru itmiştir. Burada kast ettiğimiz tek eşlilik, bütün yaşamı tek bir eşle geçirmek şeklinde olabileceği gibi; uzunca bir süre bir eşle monogam bir ilişki yaşamak, sonra eş değiştirip bu sefer bu yeni eşle uzun süreli bir monogam ilişkiyi sürdürmek, derken gene monogami içinde yaşanacak 3. bir ilişkiye girmek şeklinde de olabilmektedir. İnsanlarda da, monogam hayvanlarda da, erkek ya da dişinin arada kaçamaklar yapabildiği bilinen bir gerçektir.


Yazının Devamını Oku

Kusurları seni rahatsız etmediğinde onun doğru kişi olduğunu anlayacaksın.

Women's Health dergisi, 8 kadına babalarından aldıkları en iyi ilişki tavsiyesini sormuş.

İşte o değerli tavsiyeler:

“Lisedeyken erkek arkadaşım çok hırslı olduğumu ve ileride kariyerime odaklanırken taş kalpli birine dönüşeceğimi düşündüğü için benden ayrılmıştı. Babama durumdan bahsettiğimde bana beni gerçekten seven birinin başarılarımdan korkmayacağını, aksine o güzel anları benimle birlikte kutlamak için can atacağını söyledi.” Lindsay T.

“Başarısızlıkla sonuçlanan iki evliliğinin ardından babam bana ilişkiler hakkında tavsiyeler vermeye başlamıştı. Bunlardan biri de eşim olarak seçeceğim kişinin aynı zamanda en iyi arkadaşım olduğundan emin olmam gerektiğiydi. Babam ne annemle ne de ikinci eşiyle asla arkadaş olamamıştı. Paylaştıkları bir ilgi alanı ya da hobi yoktu.” Paige A.

“Babam 14 yıl önce, hayatımın aşkıyla hiç tanışamadan vefat etti. Fakat bana verdiği tavsiye eşimi bulmamı sağlamıştı: ‘Kusurları seni rahatsız etmediğinde onun doğru kişi olduğunu anlayacaksın.’ Gerçekten de eşimle tanışana kadar flört ettiğim tüm erkeklerde mutlaka bir kusur bulurdum. Eşimde ise hiçbir kusur fark etmedim, ilişkimizin dokuzuncu yılındayız ve durum hala değişmedi.” Katrina D.

Üniversiteye başladığımda serseri tiplerle çıkıyordum. Babam beni kenara çekti ve karşı cinste 20’lerimin başında aradığım özelliklerin ileride bir eş olmasını istediğim kişiyle uyuşmayacağını söyledi.” Deidre W.

“Yakın zamanda kötü giden ilişkimi bitirdim. Ayrılık aşamasında ilişkide kalıp kalmama konusunda kararsızken babamla konuşup eşimin bana söylediklerinden bazılarını anlattım. Eşim canımı acıtan şeyler söyledikten sonra ya onu affetmemi istiyor ya da bunu aşmamı ve kin tutmamam gerektiğini söylüyordu. Fakat söyledikleri yine de acıtıyordu. Babam ağızdan çıkan bazı sözlerin geri alınamayacağını söyledi. Bu bana sınırlarımı çizmem gerektiğini hatırlattı. Onun tavsiyesi sayesinde eşimden ayrılabildim.”

Yazının Devamını Oku

Bu toplum insanının savunduklarıyla yaptıkları birbirini tutmuyor.

Babam hep der ki, "eskiden mahallede hırsız yakalandığında başı önünde giderdi karakola"

Peki, ya şimdi? Katiller, tecavüzcüler günlerce ekranlarda boy gösteriyor. Halka günlerce açık vermemek için ekran önünde yalan söylüyor, palavra sıkıyor üstelik yüzlerinde gram kızarma dahi olmadan.

Bu toplum insanının savunduklarıyla yaptıkları birbirini tutmuyor.

Pedofili suçtur diye bağırıyoruz – ya da sadece klavye kahramanlığı yapıyoruz – ama çocuklarımızın psikolojisini düşünmeden üstelik gündüz kuşaklarında katilleri, tecavüzcüleri ekrana taşıyoruz.

Yazının Devamını Oku

Mantıksal çerçeveye oturtamadığımız davranışlarımızın faturasını duygularımıza kesiyoruz.

Çevrenizde mutlaka yıllardır birlikte olup olmadıklarını anlayamadığınız, ilişkisi sürekli sallantıda olan, bir küs bir barışık gezen en az bir çift olmuştur.

Hatta belki de bu sizin de içinde bulunduğunuz bir durum olabilir. İlişkinin sonunun nereye gideceğini kestirememek ve sürekli tartışma halinde olmak, ilişkinin temellerini sarsarak zamanla iki tarafta da bıkkınlık ve yorgunluk verir. Sonu gelmeyen bir ayrılma / barışma döngüsüne girmiş olan bu tarz ilişkilerde, bu duruma karşı alışkanlık geliştirildiği için atılması gereken adımlar konusunda iki taraf da ne yapacağını bilemez durumdadır. Süreç devam ettikçe iki taraf da psikolojik anlamda geri dönülmesi mümkün olmayacak kadar ağır hasarlar alabilir.

Karşınızdaki kişinin davranışlarında ve size karşı olan tutumunda sizi rahatsız eden bir şeyler varsa, onu değiştirmek istediğinizi hissetmeye başladıysanız ve mutlu olduğunuz anların sayısında önemli bir azalma yaşanıyorsa, sağlıksız bir ilişkide olabilirsiniz.

Peki, ilişki çıkmaza girdiğinde en sağlıklı çözüm ilişkiyi bitirmek midir yoksa hala bir şeylerin düzelmesi için çok geç değil midir?

Yazının Devamını Oku

Birçok STK hala engelliler için piknik düzenlemeye, engellilere bez bebekler yaptırmaya devam etsin.

15 Ekim 2016 Cumartesi günü DEV- Dünya Engelliler Vakfı ve WDU – World Disability Union'un (Dünya Engelliler Birliği) daveti üzerine İstanbul WOW Hotels & Convention Center'da gerçekleşen Uluslararası Digital Erişilebilirlik çalıştayına panelist olarak katıldım.

Engelliler ve farkındalık yaratma konusunda medyanın rolünü anlattım.

İtiraf etmeliyim ki, ülkemizde engelliler konusunda sivil toplum kuruluşları tarafından engellileri sözde sosyalleştirmek, hayata katmak adı altında engellilere sunulan dikiş nakış kursları, piknik organizasyonları gibi engelli bireylerin hayatında zerre fark yaratmadığını düşündüğüm, sırf yapılmış olmak adına yapılmış demode olmuş faaliyetlerin çok ötesinde çalışmaların yapıldığını görmek beni son derece mutlu etti ve umutlarımı yeşertti.

BU ÜLKEDE ENGELLİLER ADINA GÜZEL ŞEYLER DE OLUYOR.

Çalıştay Aynur Ayaz moderatörlüğünde WDU & DEV’in kurucu başkan yardımcısı Necdet Öztürk’ün açılış konuşması ile başladı. Ardından Milli Eğitim Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Sağlık, Turizm, Spor Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler temsilcilerinin konuşmaları ile devam etti.

Yazının Devamını Oku

Siz de içinizde bir yerlerde bunun doğru olduğunu biliyorsunuz.

Her şey yavaş yavaş gelişir. Onu tanımadan önce böyle bir insana dönüşeceğini tahmin edemezdiniz.

Kötü bir ilişkiyi sürdürmek, kırık cam parçalarının üzerinde durmak gibidir. Siz durdukça, acı çekmeye devam edersiniz. Yürürseniz, yine acı çekersiniz ama bir süre sonra iyileşirsiniz.”

Autumn Kohler

Her şey yavaş yavaş gelişir. Onu tanımadan önce böyle bir insana dönüşeceğini tahmin edemezdiniz. Dahası, artık aynada gördüğünüz o insandan, yani kendinizden de nefret etmeye başlarsınız.

Gerçekten de aynada gördüğünüz kim? Bir zamanlar güçlü, muktedir, yıkılmaz ve dikkatli olan o kişi nerede? Ne ara bu kadar acınası, güçsüz ve kolay bir insana dönüştünüz?

Yazının Devamını Oku

Bana küsenler olmadı mı? Onların zaten gerçek dostlarım olmadıklarını öğrendim.

Bir anne 15 yaşındaki kızına özsaygı kazandırmak adına bu mektubu kaleme almış,

o yaşlardaki bir çocuğu karşısına alıp ona ders veremeyeceğini bilerek bütün duygularını kağıda dökmeye karar vermiş ve bu satırları kızına hediye etmiştir.


Merhaba canımın içi,

Sana özsaygı hakkında bir şeyler söylemek istiyorum çünkü yaşamda yüz yüze geldiğimiz pek çok sorunun kökeninde kendimizi sevmemiz ve kendimize inanmamız yatar. Her gün özsaygımızı ya geliştirir ya da yerle bir ederiz. Kendimizi iyi hissetmemizi sağlayan şeyler yaptığımızda öz saygımız gelişir. Kendimize değer vermeye başlarız ve kendimize olan güvenimiz artar.

Kendimize olan saygımızı yitirmemize, kendimizi kötü hissetmemize neden olan şeyler yaptığımızda ise öz saygımızı yitiririz. Keşke bunları eskiden sinirlendiğim ve öfkelendiğim zamanlar bilseydim. Her sinirlendiğimde, çok kötü şeyler söyler, çok kötü şeyler yapardım. Sonra da kendimden nefret ederdim. Dilediğim özürler, patlamalarımın başkalarında ve kendi üzerimde yarattığı kötü etkileri yok etmezdi.

Bir arkadaşım beni bir yere gitmek üzere çağırdığında ya da bir partiye davet edildiğimde, içimden “hayır” demek gelse de “evet” der, sonra da kendime olan saygımı yitirirdim. Benden bir şey istediklerinde onlara öfkelenir ama hakkımı koruyamazdım. Hayır demeyi bilmediğim için, yanıtlarım hep evet olurdu ve bu giderek benim kalıpsal tepkim olmuştu. Her olay özsaygımın giderek yok olmasına neden oluyordu.

Bazen “bencil” sözcüğünü, “kendisini düşünen” sözcüğüyle karıştırdığımıza inanıyorum, Juliet. Bencil insan, kendisine o kadar odaklanmıştır ki, başkalarının gereksinimleri olabileceğini aklına getirmez bile. Oysa kendini düşünen insan, başkalarına yardım etmeden önce kendi gereksinimlerini düşünen insandır. Önce kendi gereksinimlerimi karşılamazsam sana nasıl yardımcı olabilirim? Önce kendime saygı duymazsam, sana nasıl saygı duyabilirim? Kendimi düşünmezsem, seni nasıl düşünebilirim?

Yıllar boyu hep fedakarlıklar yaptım, kendi isteklerimi başkalarının isteklerinin önüne geçrmenin bencillik olduğunu düşündüm hep. Çoğumuz böyle büyütüldük ve çocukken de böyle programlandık. Evet, sevgili çocuğum, kendimi inkar etmeyi de ben öğrenmiştim. Sonunda kendime ait hiç bir yaşamım olmayan kurbanlık bir koyundum, kendi değerlerimi yitiriyor, kim olduğumu unutuyor, kendi gereksinimlerimi bir yana itip, herkesin benden istediklerini yerine getiriyordum artık. Ben kendimi düşünmüyordum bir tanem. İşte bu, kendini düşünmek değil, bencillikti. Kendimi sevmeyerek, başkalarının isteklerini yerine getirerek, onarın beni sevmelerini, yaptıklarımı onaylamalarını istiyordum.

Yazının Devamını Oku